2'- Yaslı Gelin

1808 Words
İnsanın aşk için bile yapamayacağı şeyler vardı, bunlardan biridir bedenini birine açmak. Gözlerini bağlamak, kulaklarını kapatmak istiyordu. Her şey karanlıkta olup bitsin ve hiç canı yanmasın istiyordu. Midesi bulanır mıydı? Bulanırdı... Elleri terliyor, dizleri titriyordu. Bunu istemiyordu, yapamayacaktı. Ayağa kalktı ve kapı açıldı. Kocası olan adamla göz göze gelince adam başını çevirerek kapıyı kapattı. Üstü çok açıktı ve onu ilk defa biri böylesi açık görüyordu. Adam odaya girmişti, ne olacaktı şimdi? Gözleri kadının yüzüne geri geldiğinde geri gitme isteği uyandı içinde. Adam kızın ellerine baktı, ne yapacağını bilmeyen ve sürekli birbirine dolanan ellerine. Hiçbir şey söylemiyor, kızı tedirgin ediyordu. Sevda konuşmak istiyordu ama ne diyeceğini bilmiyordu. "Şey" dedi kız, adam kara gözlerini kızın gözlerine getirdi. Birinin vazgeçmesi gerekti, birinin çıkması lazımdı bu odadan ama ikisi içinde bu imkansızdı. Yüzüne bakmaktan kaçınarak mırıldandı Gökmen. "Üstüne pijamalarını giy." Sevda bunu duyunca bir an sevinç çığlığı atmak istedi. "Sağ ol" dedi sevinerek. Adam başını sallayarak yatağa gitti. Yatacağı tarafa gidip oturdu, saatini çıkarırken Sevda dolaptan pijamalarını ve iç çamaşırlarını çıkardı. Onları giymek için yatağın diğer tarafında, adamın arkasının dönüp olduğu yere geçti. Odasında banyo yoktu ve burada giyinmek zorundaydı. Bu zor olacaktı ama adam onun giyinmesini beklediğini belli ediyordu kollarını dizlerine yaslamasından. Geceliğin altından kilodu ve pijama altını giydi. Geceliğin askılarını indirip göğsünde tuttu bir eliyle. "Anneniz sorar mı?" derken sütyeni takıyordu. "Sorar, oldu dersin." "Tamam. Burada mı yatacaksınız?" "Başka çare varsa söyle." "Yok sanırım." Pijamanın üstünü de giyip geceliği çekip kurtardı üstünden. Onu alıp dolaba giderken "Yere bırak" dedi tok sesiyle. "Neden?" Adam ona kısa bir an saf mısın der gibi baktı. "Hani orada kalırsa ve annem görürse ben çıkarmışım gibi olur" dedi ve cümle sonuyla birlikte kıza dank etti ve zaten elinden düştü. Adam bunu görünce başını iki yana sallayarak kalıp örtüyü ve yorganı açarak yatağa girdi. Sevda usul usul giderek yatağın diğer yanına yattığında Gökmen arkasını döndü, buna sevinen kadın da arkasını döndü tebessüm ederek. Neyse ki hiçbir şey düşündüğü kadar korkunç olmamıştı. Anlayışı için seviniyordu, evli olduğunun bilincindeydi ve sırf annesi istiyor diye birlikte olmamıştı. "Teşekkür ederim." "Etme, çünkü her zaman böyle olmayacak" dediğinde tebessüm yüzünde silinip gitti. Gözlerini yumdu, yatağında bir yabancıyla nasıl uyuyacaktı bilmiyordu ama uyulmalıydı. * "Anne, anne" diye inleyen sesle sıçradılar. "Baran" dedi Sevda ve üstünü açarak kalktı yataktan. Gökmen önden çıktığında peşindeydi. Baran, annesinin odasının kapısında ağlıyordu. "Oğlum" diyen adam çocuğunun yanına vardığında odanın açıp kapısına baktı. "Baba, annem uyanmıyor" deyince irkilen genç kadın çocuğun yanına varıp kollarının arasına aldı. Gökmen ise odaya girip kapıyı kapattı. "Anne, anne." "Şşş, canım tamam." "Annemi istiyorum." Hakkıydı da. Baran zaten annesine hasret büyümüştü. Bu kapının eşiğinde büyüdü deseler yalan olmazdı. "Nazlı?" diyen adam usulca oturdu karısının yanına. Titreyen elini kadının yüzüne götürdü. Nazlı çokta açamadığı gözleriyle adama baktı. "Hakkını helal et Gökmen." "Etmem" dedi adam esefle. "Hakkını helal et." Adam başını iki yana salladı. "Ölüyorum, helal et... Gençliğine kıymış bu kadının ölmesine izin ver" dediğinde başını daha hızlı salladı. "Bedeli ağır olur demiştin" derken gözlerinde yaşlar süzülüyordu. "Bedeli ağır oldu. Yatağımı cehenneme çevirdim, çocuklarımın hayatını mahvettim. Bedeli evlendiğimiz yaşına denk geldi. On yedi yıl. O kadar mı zoruna gitti?" "Bu senin kendine verdiğin cezaydı." "Evet..." Başını usulca çevirdi adama doğru. "Onu da sevmeyeceksin değil mi? Beni babanın zoruyla aldın, onu ananın. Yazık oldu." "Benim kaderim bu işte, asla kendi isteğimle evlenmiyorum. Ama ona dokunamayacağım Nazlı, elimi sürmeyeceğim ki yatağımda izi kalmayacak. Ve ilk hatasında boşayacağım." "Yapma... Çocuklar! Çocuklarım... Çocuklarımız...Hakkını helal et" dedi tekrar. "Helal olsun" dediğinde derin bir nefes alan kadın verirken hayata gözlerini yumdu. Bunca zaman bunu bekliyordu, altı yıldır yatağa bağlıydı ve her gün bilfiil helallik istiyordu ama Gökmen yeteri kadar cezalandırmıştı onu, şimdi gitme zamanı. Dişlerini sıkarak kalkıp beyaz örtüyü yüzüne çekti. Yatağın yanına çöktü, on yedi yaşında ki genç adam oturup hıçkıra hıçkıra ağlıyordu şimdi. Bir ay sonra... Sevda'nın sınavı o gece başladı aslında. Bitmek tükenmek bilmeyen kavgalar, evde karışıklık, sürekli suçlamalar ve Gökmen'in her gece eve sarhoş gelmeleri. Sonra yatağa girip uyuması ve ertesi gün iş güç, yine meyhane derken zaman akıp gitmesi. Uyumakta zorlanan Baran'ın başında geçiyordu geceleri. Evden cenaze çıkalı bir ay oldu ve Havin daha asi, daha hırçındı. Özcan ise her zamankinden daha sessiz. Odasına kimseyi sokmuyor, onu okula giderken görüyor, sonra da eve girerken o kadar. Babalarına ihtiyaçları vardı ama Gökmen zıvanadan çıkmıştı. Yine paldır küldür girdi eve. Onu bekleyen Sevda şalını önünde kavuşturup karşısına geçti. "Çocuklar -" der demez lafı ağzına tıktı. "Uyuyacağım" deyip sallana sallana merdivenleri çıkmaya başladı. Merdivenlerin başında hepsinden sessiz annesi duruyordu. Bu gidişata dur demiyordu, Sevda tek başına mücadele ediyordu. Adam yukarıya çıktı, Sevda'yla kaldığı odaya girip kendini yatağa attı. Sevda erken kalkacağı için peşinden gitti, merdivenlerin başında kaynanasıyla karşı karşıya kaldı. "Ne yapacağım?" diye sordu. Artık el vermesi gerekiyordu, tek başına yapamıyordu. "Düzelt" dedi ve çekilip gitti. Demesi kolaydı, bunu nasıl yapacağını bilmiyordu ki. Odaya girmeden önce çocukları teker teker kontrol etti. Hepsi uyuyordu. Anneleri öldü, Sevda iyi bilirdi anne kaybetmek ne demek. Ama bu çocukların bir şansı vardı, babaları hayattaydı. Onun kendine gelmesi ne kadar sürecekti bilmiyordu. Odasına girdiğinde öylece yatan adamın başına varıp yine üstünü çıkarmaya başladı. Sebebini anlayamadığı bir şekilde bu adam ona dokunmuyordu, bundan güç alarak onun üstünü rahatça değiştirebiliyordu. Çıplak üstüne bakmadan pijamasını giydiriyordu. "Bırak" diye huysuz ederken Sevda üstünü düzeltti. Altını asla çıkarmadı ve yine değiştirmesi için onu çekerek kaldırdı. Gökmen pantolonunu çıkarırken arkasını döndü. Altını da giydi ve hiç zaman kaybetmeden yatağa girip kadının yatacağı tarafa arkasını döndü. Şalını, yazmasını çıkaran kadın saçlarını açıp salladı. Yatacağı tarafa gidip yatağa oturdu, terliklerini, ardından çoraplarını çıkardı. Kapı tıkladığında "gel" dedi. Havin kapıyı açıp mutsuz yüzüyle arkası dönük babasına, ardından hiç sevmediği, asla da sevmeyeceği Sevda'ya baktı. "Ne oldu?" "Özel" deyince ayağa kalkıp kıza doğru gitti. Havin "ped var mı?" diye sordu sessizce. Kadın başını sallayıp makyaj masasına gidip çekmeden bir paket aldı. Bu detay aklına gelmediği için kendine kızdı. O kadar çok şey oluyordu ki onun bir genç kız olduğunu ve ihtiyaçları olabileceğini unutmuştu. "Al. Alışverişe çıkalım ister misin?" diye sordu. "İstemem" deyip paketi elinden çekip aldı. Hırslı adımlarla odasına giderken derin bir nefes alan kadın ona ulaşamadığı her an daha da yitiriyodu umudunu. Annesini kaybetti ve artık kimsenin bir şansı yoktu onda. Kapıyı kapatıp yatağa gitti. Yorganı açıp yerine uzandığı anda adama ona doğru döndü, kafasını yastığa koymak üzereyken durdu. Bu ani olmuştu. "Öteye" diye mırıldandı ama adam derin dalmış gibiydi. Pes ederek başını yavaş yavaş yastığa koydu, yorguna göğsüne kadar çekip öylece durup tavana bakıyordu. Adam tek gözünü açmış kadına bakarken ne yapmaya çalıştığını çözemiyordu. "Işık" deyince kadın sıçrayarak kaldırdı kafasını. Uyumamış mı yahu. Ödünü kopardı. Uzanıp başucu lambasını söndürdü ve oda karanlığa büründü... Gözlerini en erken açan yine kendisi olunca yanına baktı. Adam arkası dönük uyurken yavaşça kalkıp usul usul çıktı odadan. Banyoya giderken elini yüzünü yıkadı. Odaya dönmeden yine çocukları kontrol etti. Diğerleri uyurken Baran kalkmış üstünü değiştiriyordu. "Günaydın" dediğinde asık yüzüyle kadına döndü. "Günaydın." Sevda odaya girip çıkardığı pijamaları katlayan çocuğun yatağına oturdu. "Bugün okul yok, ne yapalım istersin?" "Bilmem." "Biliyorsun bence, parka gidelim mi?" "Olabilir." "Olabilir tabi." Saçını okşayıp kalktı. Odasına dönerken Gökmen çıktı pijamalarıyla, kısaca kadına bakıp banyo gitti. Odaya girip o dönmeden üstünü değiştirmeye başladı. Sarhoşken de, ayıkken de aynıydı bu adam, sebebi acısına veriyor bu nefes alacak alanda yalnızca çocuklar için kaygılanıyordu. Tek istediği çocuklarıyla vakit geçirmesiydi ama bırak vakit geçirmeyi günaydın bile demiyordu. Elbisesini giyip saçlarını topladı. Başına gül kurusu renginden oyalı bir yazma taktı. Odanın kapısını açtığında yine karşılaştılar. Adam girdi kadın çıktı. Fatma Hanım merdivenlerin başında bekliyordu. Kollarını bağlamış, gayet mutsuz, gayet diktatördü. "Altınlarını tak" dediğinde Sevda yine çekindi. Sandığı ona verdiği günden beri açıp içini bakmamıştı bile. "Kadının kırkı çıksaydı" diye mırıldandı. "İtiraz etme gelin, tak dediysem tak." "Peki" dedi uzatmamak için. Görenler için çok hoş karşılanmayacağını biliyordu, bunun için laf edilmesinden de korkuyordu ki son bir aydır evin mutfağında ki dedikoduları duyup sesinin çıkarmamıştı. Şimdi altınları takıp takıştıracak, bir de bunun konuşacaklardı. Odaya geri dönüp kapıyı tıkladı. Ses gelmeyince başı önünde odaya girdi ama adamın geri yattığını görmüştü. Sırt üstü yatarak yatağı kaplamıştı. Makyaj masasına giderek önüne oturdu. Sandığı önüne çekip açtı ve yüzüğü, bileziği, tuğrayı sırayla taktı. Çok utanıyordu ama öyle aşağıya inip kahvaltı masasına oturduğunda Havin'in nefret dolu bakışlarına maruz kaldı. Zaten sevmiyordu ve niyeti yoktu, artık bunun olacağı küçücük ihtimal bakışların arasında boğuldu. Kahvaltıdan sonra çocukları odalarına çekildi. Hiçbir şey yapmadan günde bitmek bilmiyordu. Baran çocuk aklıyla yasını tutarken sessizce yanında oturmayı seçti. Hiçbir şey söylemeden ama yalnız olmadığını anlatır gibi bir şefkatle. Özcan kendine yapacak bir şeyler buluyordu ama Havin, onun yalnızlığı kendininkine çok benzediği için en çok onun yanında olmak istiyordu ancak Havin izin vermiyordu. Fatma Hanım yardımcıları evin işiyle meşgul ederken kendi kafasını da böyle oyalıyordu. Gökmen canının istediği saatte kalkıp çıkıp gittiğinde Havin'in ağlama sesleri yankılanıyordu koridorda oysa. Umursamadı. Zaman bir öncekinden daha zor geçiyor, her gün bu evde yaşam biraz daha soluyordu. Bir akşam çocuklar uyuduktan sonra yine Gökmen'i beklerken Fatma Hanım dikildi karşısına. Niyeti belli, istediği belliydi ve bu defa tamamen Gökmen'in sarhoş hali karara verecekti. "Hazırlan." "Kadının kırkı çıksaydı" dedi yine. Bu kadında vicdan, merhamet yoktu da, ölene saygı da mı kalmamıştı? Hem ne geçecekti eline onlar birlikte olunca, neydi bu acele? "Lafımı ikiletme. Git hazırlan, kocanı odada bekle." Çaresiz kabul etti. Artık kuma değildi ama hâlâ insandı ve bu evden bir cenaze çıkmıştı. Zulüm gibi gelen bu istek yeniden gün yüzüne çıkana kadar böyle bir sorumluluğun farkında değildi. Usul usul odaya çıktı. Çocukların sessiz gözyaşları o anda daha ağır gelmişti ona. Çünkü o çocuklar ilgi, teselli bekliyordu ama babaları sarhoş, babaanneleri vurdumduymazdı. Beyaz bir gecelik çıkarırken dişlerini sıkıyordu, gözleri dolu dolu geceliğe bakarken bu gece nasıl bir mucize olabileceğini düşünmeden edemiyordu. Üstünü değiştirip üzerine giydiği gecelik tek örtündüğüydü. Bir yandan da düşünüyordu, kadının kırkı çıksın ya da çıkmasın bu mutlaka yaşanacaktı. İlelebet böyle aynı yatakta birbirlerine hiç dokunmadan yatıp duramazlardı. Evliliğin gereklilikleri yerine gelene kadar tam anlamıyla gelin gibi hissetmeyecekti bile. Saçlarını açıp açık sırtını örttüğünde oturup beklemeye başladı. Bir yanı Havin için, bir yanı Özcan ve Baran için buruktu. İnsan yakın akrabasını kaybedince bile üzülüyor, anneyi kaybetmek dünyayı kaybetmek, yaşamı kaybetmek gibi hissettiriyordu ve bu acıya alışana kadar onlarla birlikte yas içinde olmak istiyordu. Öte yandan Gökmen'in de acısı vardı, bunu nasıl yapacaktı? Bir hayli zaman sonra eve giriş sesini duydu. Panikle ayağa kalkıp dikilmeye başladı gözleri kapıda. Kalbi küt küt atarken yaklaşan adımlarını duydu, artık nefes alacak zamanı kalmamış gibi hissediyordu. Bir engeli yoktu öyle değil mi? Bir karısı vardı artık ve ona dokunacak kadar özgürdü. Kapıyı açtığında odaya bir hızla giren adam kapıyı kapattığı anda göz göze geldi onunla. Yine zil zurna sarhoş ve bu defa o da yapacak belli. Adam yaklaşırken kadının elleri çözülüp eteğini tuttu. İnce ince titriyordu, sıcak mı yoksa soğuk mu hissettiği karar veremiyordu. Hiç konuşmadan kadının karşısına geçip elini çenesine koyarak başını kaldırdı. Alkol kokusu buruna dolarken yüzünü buruşturmak istedi lakin adamın diğer eli omuzuna değip incecik askıyı omuzundan düşürünce anladı ki o an bu andı ve kaçmanın, çekinmenin hiçbir anlamı kalmamıştı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD