3 '- Göğüs Köprüsü

1760 Words
Gece karanlığa bürünce, bir de herkes uykuya dalınca ses çıkarmak olmazdı. Adam kadının dudaklarına eğilirken gözlerini yuman kadının yüzüne iki damla yaş süzüldü. İnsanları tanımıyordu, neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayacak kadar insan tanımadı, insan içine bile çıkmadı. Kendi evinden başka bir eve geçince işler değişti. Adamın dudakları dudaklarına değince yangınların orta yerinde kalmış gibi hissetti. Öpmedi, sadece değdi dudakları ama bu asırlık bir sancıyla eşdeğer bir histi. "Ne kokuyorsun?" diye sordu dudaklarının üstünde. Beyaz gül diyemedi. Kollarını tuttu, ellerinin arasında ürkek bir ceylan gibi soluyan kadını çevirip yatağa yürütürken dudakları kadının yanağına, oradan boynuna değerek yol alırken karnı ağrıyor. Biriyle birleşmek bu kadar zor olamazdı. Kadının oturmasını sağlandıktan sonra bir çırpıda çıkardı üstünü ve üstüne eğildi. Bu eğimle geriye doğru eğilen kadının dudaklarına bu defa öper gibi bastırdı dudaklarını. Elleri hâlâ eteğini tutarken adamın öpmesine izin veriyordu. Onun eli bacağına değince irkildi, eteğinin biraz yukarısı gizli mabediydi ve duvar aşılmak üzereydi. Diliyle dudaklarını aralamasını sağlayınca üst dudağını dudaklarının arasında hapsetti. Karşılık vermesi gerekiyordu, bu ağrıya karşılık verdiğinde bitecekti biliyordu. Aynı şekilde alt dudağını dudaklarının arasına sıkıştırdığında adamın eli bacaklarının arasına doğru yol aldı. Artık eteği tutmamalıydı. Yavaş yavaş gevşetti ellerini teslim olmak için hazırdı. Kapının vurulma sesiyle aynı anda durdular. Adam kendine gelmişti, dudaklarını ayırıp ellerini çekerek kalktı üstünden. "Efendim" dedi Sevda bulduğu o boşlukta. "Uyanık mısın?" dedi Baran. Sevda apar topar kalkıp koltuğun üzerine bıraktığı sabahlığı alarak üzerine geçirdi. Alelacele önünü birleştirip bağlarken Gökmen kadına bakmaktan kaçınarak dolaba gitti. "Geliyorum" dedikten sonra terliklerini giydi ve hızlıca kapıyı açtı. Baran yüzü asık bir şekilde orada duruyordu. "Ne oldu?" derken kapıyı çekti. "Uyuyamıyorum, benimle yatar mısın?" "Tabi ki." Çocuğun elini tutarak onun odasına giderken biraz önce ki gerilim geldiği gibi hızla terk etti bedenini. Baran'ın odasına girip kapıyı kapatınca yatağına yatan küçük adamın yanına girdi. Baran korkulu rüyalarından kaçmak ister gibi kadına sarıldı. Kollarını küçücük bedenine sardığında yalnızlık çeken çocuğun bu hislerini ondan almak isterdi. Bütün geceyi onun yanında geçirdi, bunu kaynanası öğrenince ne diyecekti bilmiyordu ama küçücük çocuğu da korkularıyla bir başına bırakamazdı. Hem çocuklara baksın diye almışlardı onu, fazlası sadece geçimi sürdürmek için olabilirdi. Pazar sabahı diğer sabahlara göre dokuzda kahvaltıya oturmak demekti ve o sabah herkes kahvaltı masasında olmak zorundaydı. Sevda uyuyan kocasına hiç ilişmeden üstünü değiştirip çıktı. Aşağıya indiğinde kaynanası masaya oturmuştu. "Kocanı kaldır" dedi Fatma Hanım. Sessizlik içinde başını sallayıp geri çıktı. Odaya girip nasıl uyandıracağını bilmediği adamın başına gidip üstüne eğildi. Koluna dokunup dürttü. "Kalkın" dedi. Adam uyandı ama açmadı gözlerini. Kalkın diye çağrılmak ona saçma geliyor, bunu daha ne kadar sürdüreceğini merak ediyordu. "Uyanın" dediğinde adam koluna ki elini tuttu, kadın bu tepkiyle durup kaldı. "Beni rahat bırak." "Ama ama anneniz!" "Şu saçma sapan resmiyeti bırak, sonra da beni bırak. Uyuyacağım." "Ama kalkman lazım" dedi hemen iz ekinden kurtularak. "Uyuyacağım" deyip kızın elini itti. Sevda geri sendeledi. "Ne zaman?" dedi dolaba yaslanırken. "Ne zaman normal bir insan gibi davranmaya başlayacaksın" dediğinde adam gözlerini açtı, sonra bir hışımla ayağa kalkıp kızın karşısına dikildi. "Beğenemedin mi?" "Hayır" dedi sesi titrerken. İyice sokularak kızın korkusunun üstüne yürüdü. "Bana ne yapacağımı söylemek senin haddin değil!" Kafasını diğer tarafa çevirip öfkesine maruz kalmamak için çabalasa da artık çok geçti. "Çocukların annelerini kaybetti, sana ihtiyaçları var." Hem korkuyor, hemde söylemek istediğini söylüyordu. Dayak yemekten korkmazdı, vurmak istiyorsa yapabilir ama aklını kullanırsa haklı olduğunu görecekti. Kadının pürüzsüz yüzü tam karşısındaydı, elini yüzüne değirdirmek istedi. Dün gece öptüğü dudakların balımsı tadını hatırlayınca midesine kramp girdi. Kokusu fersah fersah burnuna dolarken ne dediğini unuttu bile. "Çık dışarı" dedi. Kadın bal rengi gözlerini kafasını çevirerek adamın gözüne dikti. "Ne?" "Çık dışarı!" "Bunu mu söylüyorsun?" "Daha ne dememi bekliyorsun?" "Çocuklar diyorum ağa, çocuklar" diye birden bağırdı ve kendi de fark edince yutkundu. "Bağırdın mı sen?" dedi sanki duymamış gibi. "Özür dilerim" deyip tatsızlığa izin vermedi. "Aferin. Ayrıca artık yanımda yatma!" "Ne?" "Aynı yatakta yatmayacağız. Sen yerde yatarsın" deyince Sevda dudağını ısırdı söyleyeceği şeyin iyi mi kötü mü anlamak için zaman kazanırken. Adam dudağına bakınca ısırmayı bıraktı. "Burası benim odam" deyince adam hayret etti. "Efendim?!" "Burası benim odam, yani sen yerleşmeden önce tek başıma yatıyordum. Birimizin başka odada yatma şansı olmadığına göre -" "Tamam" diye sesini yükseltti kadını korkutarak. "Ben yerde yatarım" dedikten sonra hırslı adımlarla yürüyüp çıktı odadan. "Bir uyutmadın" diye söylendi aynı zamanda. Onun iç çeken havasından kurtulan kadın odadan çıktığında Özcan'ı babasının karşısında gördü. İkisi de durmuş birbirine bakarken Özcan dokunsalar ağlayacak gibiydi. Sevda bir şey yapmak istedi ama yapmaması gerektiğini biliyordu. Lavabonun önünde duran çocuk çekilmiyor, babası da bir adım atamıyordu. Aralarında soluksuz bir bakışma sürüp giderken Özcan'ın yüzü bozulmaya başladı. "Oğlum -" dedi babası ama Özcan o an koşarak uzaklaştı. Odasına girip kapıyı çarptığında ev sallanır gibi oldu. İşte bu acılı bir çocuğum sessiz haykırışıydı. Bir çocuğun ne hissettiğini anlamak için çocukluğunu aklıma getirmeli insan. İnsan karşısında ağlamaktan utanan bir erkek çocuğunun kendini kaçırarak saklaması korkudandı; dışlanma, örselenme, ayıplanma korkusundan. Gökmen oğlunun yanına gitmek istedi ama kapıda kaldı, içeriye giriş izni verilmedi. Elini kapıya dayayıp bir yol bulma ümidiyle oğluna seslendi. "Özcan, konuşalım mı?" "İstemiyorum." Sesi ağlamaklıydı ama o öyle katı bir çocuktu ki bunu bile gizlemeye çalışıyordu. "Seni de istemiyorum, bu evi de istemiyorum, annemi istiyorum, annemi." Sevda anne diye ağladığı zamanı hatırlayınca duramadı orada ve seri bir şekilde kapıya gitti. "Özcan, girebilir miyim?" diye sorduğunda ses gelmedi. "Konuşmayacağım bak, sadece yanında oturacağım. Hiçbir şey sormayacağım, hiçbir şey söylemeyeceğim söz veriyorum." "Annem öldü benim" diye bağırırken gözyaşları hızlandı. "Biliyorum... Bende annemi kaybettim, hemde on yaşımda. Üstelik ben babamla birlikte kaybettim. Seni anlıyorum, acını paylaşmak istiyorum." Bir süre ses gelmedi, Gökmen işe yaramadığını düşünüp odaya dalacakken kapı açıldı. Özcan gözyaşlarını gizlemiyor, direkt Sevda'nın yaşlı gözlerine bakıyordu. " Peki geçer mi? "diye sorunca başını iki yana salladım. " Geçmez, hiçbir zaman onun yeri dolmaz ama alışırız. Biraz zaman sonra bu kadar acıtmayacak. Bu onu unutmak demek değil, her zaman düşlerinde yaşayacak. " " Her zaman özleyecek miyim? " " Evet. " " Ama hiç gelmeyecek değil mi?" "Çok üzgünüm canım. Bana sarılabilirsin. " Başını önüne eğip omuzlarını düşürdü. İki adım atıp kadının beline sardı kollarını. Sevda ona sımsıkı sarıldığında Özcan hıçkıra hıçkıra ağlıyordu artık. Göğüs köprüsü varmış, insanın kaburgalarında hissettiği baskı göğüs köprüsünün açıldığı haberini verirmiş. Özcan ona çok zor gelen o köprüyü kurmuştu. Belki hemen iyileşmeyecekti yüreği ama her korktuğunda sarılabileceği biri vardı. Babasına güvenmiyordu ama bu kadın onu sardı. Böylece üşümek azaldı. Bir süre ağladı, içinde tuttuğu zaman kadar değildi belki ama şiddetli bir şekilde hızlıca çıkardı içinden büyüyüp duran yumruyu. En azından kapılarını açtı. Oysa annesini hiç görmediği günler de olmuştu, yüzüne gülümsediğini hatırlamıyordu bile. Sevgisizdi, sevgisizlerdir. Çocuk değilmiş gibi davranan bu insanlardan nefret ettiği için zor bir çocuktu. Annesine sarıldığı anlar çok kısaydı, babasına sarıldığı olmadı bile. Şimdi ona böyle sıkı sıkı sarılan bu kadını bırakmak istemiyordu. İnsan insanı acı günde bilirmiş, Özcan on iki yaşında bunu anladı. Kahvaltı masası yine sessiz, yine sedasızdı. Baran ara sıra Sevda'ya bir şeyler soruyordu o kadar. Fatma Hanım'ın memnuniyetsiz bakışları gelinin üzerindeydi. Gece neler olduğunu gözleriyle gördü ve bu beceriksiz, gelin diye aldığı kadından bir cacık olacağa benzemiyordu onun için. Yer yer burnundan nefesler alıyordu ve Sevda her nefesinde o nefesi ensesinde hisseder gibi tedirgin oluyordu. Havin ise sevmediği bu kadının babasının koynuna girdiğini biliyor, artık tahammülünün sınırında olduğunu hissediyordu. "Sevda abla" dedi Baran. "Efendim." "Çok kadın hiç kadın ne demek?" diye sorduğunda bu soru karşısında bakışlar çocuğu buldu. "Neden sordun?" "Ne salak bir soru?" diye çıkıştı Havin. "Nerden çıktı?" dedi Gökmen. "Ablamın telefonunda öyle yazıyor" deyince bu defa babasının bakışları kızına döndü. "Havin?" "Yok baba ya, şarkı o." "Nasıl şarkı?" "Şarkı işte." Sevda gerilmeyi durdurmak için Baran'ı yanıtladı. "Değişme özelliği olmayan eşitlik demek Baran. Yani çok kadın da, hiç kadın da aynı anlamı taşıyor." "Anlamadım." "Çok normal, çünkü bunu ilerleyen yaşlarında anlayacaksın." "Seninle hayvan bulmaca oynayalım mı? Okulda öğrendim." "Oynarız, önce tabağını bitir. Sütünü de." "Ama süt sevmiyorum." "Hıh" diye bir ses çıkardı Fatma Hanım. "Ama bu senin kemik gelişimin için çok önemli. Süt içersen güçlü kemiklerin olur, eh boyun da uzar. Sağlıklı olursun." "Daha iyi anlatılmazdı" dedi Özcan. "Keşke bize iç iç yerine neden içtiğimizi deselerdi. Sağ ol Sevda abla, bende içerim artık." Sevda tebessüm ederek, "Bende içerim" dediğinde Özcan belli belirsiz güldü. "Sürekli çocuk gibi mi davranacaksın?" diye bir memnuniyetsiz ses de Havin'den çıktı. "Ben zaten çocuğum Havin, herkes biraz çocuktur." "Seni gören kuma değil de profesör sanacak. Kardeşlerime ben cevap veririm" dediğinde çatalı bırakan Sevda kollarını masaya koydu. "Tamam, Baran merak ettiğin bir şey varsa ablana sorabilirsin." "Bilmez ki" deyip güldü Baran. "Baran!" "Ne ya, bilmiyorsun işte kitap okumuyorsun, ödev yapmıyorsun. Yalan mı?" Çocuktan al haberi diye buna denirdi. "Sahi" dedi Gökmen. "Derslerin nasıl Havin?" "Nasıl olacak, ben sana okumaz dedim" diyerek yine fesat ekti Fatma Hanım. "Ana bir dur. Dinliyorum kızım, derslerin nasıl?" "İyi." "Ne kadar iyi mesela? Okula gelmemi gerektirmeyecek kadar iyi mi? Yoksa gelip kendim mi sorayım?" "Çocuk muyum ben baba? Biraz bozuldu ama düzeltirim." "İyi olur, çünkü dönem bitmeden düzeltmeni umuyorum. Eğer düzelmezse lise üçü görmezsin, üniversite hayal olur. " " Düzeltir "dedi Sevda." Aklının dağılması normal, biraz zaman tanı kızına. "Gökmen gözleri kızındayken Sevda'ya başını sallayarak cevap verdi. Havin korumaya ihtiyacı olmadığını bağırmak istedi, ona kalmamıştı bunu söylemek. Babası bunu akıl edebilirdi tabi içmekten zaman bulabilirse. " Bir kahve yap "dedi Fatma Hanım. Sevda başını sallayıp kalktı masadan. Mutfağa gidip Fatma Hanım için kahve yapmaya koyulduğunda yardımcı kızlar iğneleyici gözlerle bakıyordu ona ama Sevda işine bakıyordu. Aslı - " Şuna bak şuna hiç sormuyor da. " Hilal - " Şit duyacak. " Aslı - " Duyarsa duysun." Hilal - "Sus." "Bir sorun mu var?" diye sordu Sevda işini yaparken. "Yok hanımım" dedi Hilal. "Aramızda." "Anladım." Kahveyi fincana alıp tepsiye koydu, sonra da usul usul çıktı. Kahveyi kaynanasının önüne koyup geri dördüğünde Aslı aldı tepsiyi. Yerine oturduğunda Baran esir aldı yine. "Sevda abla en sevdiğin şarkı ne?" "Hım, çok var ama en sevdiğim aldırma gönül." "Ama şiir o. Sabahattin Ali, Sinop cezaevindeyken yazmış onu biliyor muydun?" diye sordu Özcan. "Genel kültürünü yerim, biliyorum tabi. Dayım şiir kitapları alırdı bana, biyografilerini okumuştum." Özcan "Şiir kitaplarını neden getirmedin?" diye sorduğunda Sevda yüzünü düşürdü. "Şey, amcam yaktı kitaplarımı" derken gözleri yandı. "Neden?" diye sordu Havin birden. Sonra ne yaptığını fark edip önüne döndü. "Kız kısmı öyle çok okumazmış" deyince bir hıh sesi daha Fatma Hanım. "Doğru" dedi peşinden. "Yanlış" dedi Sevda Gökmen'in varlığında güç alarak. "Atatürk'ün bir sözü var. Kadınlarımız ilim ve fen sahibi olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğretim basamakların­dan geçeceklerdir. Kadınlar toplum yaşamında erkek­lerle birlikte yürüyerek birbirinin yardımcısı ve destekçisi olacaklardır; diye, çok severim. " Gökmen yüzünü elinin ardına saklamak zorunda kaldı gülüşü görünmesin diye. Kimsesiz, cahil diye seçtiği gelini tarafından örselenen annesi için keyiflendi. Daha da üstüne gitmez herhalde... 🧚🏻‍♀️
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD