4'-Eski Sevgilim

2382 Words
Sabah çocukların açık kapılarının önünde volta atıyordu Sevda. Aslı yatakları toplamak için geldiğinde tam bir hanım ağa edasıyla onu durdurup geri gönderdi. Çocukla ilgilenmek onların arkasını toplamakla olmuyordu. "Geri dön bakalım" dedi odasında çıkan Baran'ı durdurarak. "Neden?" "Yatağını toplamadın çünkü." "Ben mi toplayacağım?" Ellerini dizlerine koyarken üstüne eğildi. "Evet." "Neden?" "Çünkü sen yatağını toplayacak kadar büyüksün. Buna sorumluluk derler paşası dön, yatağını topla öyle çık. Burada bekliyorum." "Bunu sevmedim" deyip çantasını yere bırakarak odasına döndü. Küçücük elleriyle yatağının etrafında dolanarak yorganı düzeltirken çabasına insanın gülesi gelirdi. Oradan hareket ederek Özcan'ın odasının kapısına gitti. "Yatağını topla" dediğinde elinde çantasına koymak üzere olduğu kitapla kadına döndü. "Ben mi?" "Evet canım, sen. Yatağını topla." "Neden?" "Çünkü bu senin görevin" diyerek Havin'in odasının kapısına gitti. O yatağını ne hale soktuysa her yer her yerdeydi. "Yatağını topla" dedi ona da. "Daha neler, git şuradan." "Yatağını nasıl bırakırsan geldiğinde öyle bulursun." Ateş gibi gözlerini kadına çevirdi. "Hizmetçiler ne güne duruyor." "Birincisi onlar hizmetçi değil, yardımcı. İkincisi yatağını toplamak senin işin, onların değil. Bundan sonra odanı kendin temizleyeceksin." Onunla daha fazla sürtüşmemek için geri dönüp Özcan'ın odasına baktı. Jilet gibi düzeltmişti yatağını, birde kenarında bakarak tam düz olmuş mu diye kontrol ediyordu. Oradan Baran'ın odasına baktı, hâlâ mücadele ediyordu küçük adam. " Of ya, olmuyor bu." "Alışacaksın, bunun için sürekli yapman gerekiyor. Beş dakika içinde kahvaltıya." Merdivenleri inerek kahvaltı masasına gitti. Fatma Hanım hayrete düşürdü kadını, çünkü çocuklarla aynı anda kahvaltı yapacak gibiydi. Çoktan yerini almış. "Kocan kalkmadı mı daha?" "Çıktı o." "La havle." "Günaydın" diyerek peş peşe gelen çocuklar yerini aldığında, Sevda da oturdu. Bir peçete alıp Baran'nın yakasına taktı. Havin telefonuna gömülmüştü. Bir gözü ondayken Baran'ın yemesine yardım ediyordu. "Ağzımda tuhaf bir tat var" dedi Özcan. "Pazartesi sendromudur o, meyve suyu iç geçer." "Çok komiksin Sevda abla." Sevda dudaklarını ayırmadan güldü. Sessizlik içinde kahvaltı ederlerken sürekli mesaj gelen telefon sesi Sevda'ya sesli bir nefes aldırdı. "Havin vakit geçiyor." "Sana ne ya." "Telefonunu bırakır mısın?" "Bırakmam. Sen işine baksana." "Telefonu evde bırak bugün" dediğinde elini masaya sertçe vurdu. "Sen çok başladın." Sevda onun zehirli sözlerine kulak asmıyordu. Öfkesini sustaracağı günü bekliyordu. "Yade'yi bekaret muayenesine götürmüş babası babaanne." "O kız bunu hak etmiştir, sen ondan uzak dur." "Kime ne anlatıyorum." İşte bunda haklıydı ama ona bunu söyleyecek kimse yoktu maalesef. "O ne demek?" diye sordu Özcan. "Boşver" dedi Sevda. "Kahvaltını et düzgünce." Biraz sonra ayaklandılar. Baran'a montunu giydirip önünü kapattı. Çantasını takmasına yardım etti ve onlarla birlikte çıktı. Elini açarak Havin'e uzattı. "Saçmalama." "Ver" dedi tek kelime. "Ne münasebet ya, haddini bil." "Bu benim haddim Havin, ben sizden sorumluyum ve bu telefon kafanı dağıtıyorsa onu evde bırakmanı istiyorum." "Vermem." "O zaman kapat." "Bela mısın sen be?" "Bekliyorum" dedi eli hâlâ havadayken. Havin baktı ki pes etmiyor telefonu kapattı, Sevda elini geri çekmedi. "İhtiyacın olmayacak ona, Kamil okulunun önünde bekleyecek seni, olurda bir ihtiyacın falan olursa diye." Havin sinirlenerek telefonu kadının eline bıraktı canı yakacak kadar sert bir tepkiyle. "Gideceğin günü iple çekiyorum." "İyi dersler, Allah'a emanet olun." Arabaya bindirip gidene kadar arkalarında baktı. Fatma Hanım'la yalnız kalmak istemiyordu ama yine ve yine görünen oydu. Eve girip kapıyı kapattı, kendini bir hayli ağır hissediyordu bugün. "Havin odasını toplamamış, ben yapayım mı?" diye sordu Aslı. "Öyle kalsın. Ben Baran'nın odasının temizlemesine yardım ederim, Özcan kendi yapar, Havin de yapmak zorunda. Pisliğin içinde yatıp kalkamaz sonuçta." "Eve misafir gelir." "Misafirin Havin'in odasında ne işi var söyler misin Aslı?" "Doğru. Çay mı kahve mi?" "Çay" deyip masaya oturdu. Fatma Hanım dik dik bakıyordu. Onun bakışlarından kaçmaya çalışıyordu ama bu ne mümkün olabilirdi masanın başında otururken değil mi? "Ee gelin, nasıl böyle iyi mi?" "Anlamadım?" "Kocanın gözü dışarıya mı kaysın" dediğinde kaymasında hiçbir sakınca görmeyen Sevda sessiz kaldı. Zaten yatağı ayırdılar, Gökmen yerde yatmaya başladı. Tabi bütün gece uyuyamayıp dönüp durdu ve tabi beraberinde sövdüde ama o da alışırdı neticede. "Nazlı'nın kırkı çıkıyor, e resmi nikah kıyılacak. Hoş altına yatman için imam nikahı kıydık ama sen kaçıp dururken nasıl olacak bu iş? Senin üstüne de mi kuma alayım?" Sevda'nın iştahı kaçtı, tadı da keza. Bu kadının neden aklı sadece buna çalışıyordu? "Bunun için bize biraz zaman veremez misiniz?" "Tabi gelinim tabi, kocanın gözü gönlü dışarıya kaydığında, seni evine postaladığında görürüm ben seni. Dul kadınlara buralarda ne olur bilirsin." Sevda bu ayrıntıya düşünmemişti. Amcaları ve halası bekarken seçici davranıyordu ama boşanıp giderse üç gün tutmazlardı evlerinde. " Ben senin için söylüyorum "dedi kadın." Üstüne kuma almam, Nazlı'nın üstüne de almam gerektiği için aldım. Nazlı altı yıl boyunca yatalaktı, çocuklarına bakamadı, kocasına kadınlık yapamadı. Senin elin yüzün düzgün, maşallah çokta güzelsin ama sadece çocuklara bakman için almadım seni." "Anladım." "Hayır anlamadın ama ben söyledim. Evlilik edebiyat parçalamaya benzemez. Okuduğun kitaplara hiç. Hadi sana bir güzellik yapayım. Havin'in okulunda açık öğretim eğitimi veriliyor, okumak istersen kaydını yaptırırım ama" dedi ellerini birleştirip direklerini masaya koyarak. "Ne dersem yapacaksın!" Okumak isterdi, hatta üniversiteye bile gitmek, büyük şehirler görmek, neredeyse dünyayı gezmek ama kız kısmı diyerek önüne durdular. Bu kadın ona bir fırsat sunuyordu, iyi bir fırsattı ancak koşulluydu. Ne yapabilirdi, okumak için onun her istediğini yapmalı mıydı, zaten öyle yapmıyor muydu? "Bunu Gökmen'le konuşsak olmaz mı?" "Hıh zavallı, izin vermez o buna. Sonuçta sen çocuklarına bakıyorsun. Hiçbir erkek kendinden daha güçlü bir kadın görmek istemez. Erkekler ihtiyaç duyulmaktan hoşlanır, bu gururlarını okşar. Böyle adam olurlar. Sen düşün, ben buradayım." Belki hayatı boyunca karşına bir daha çıkmayacak bir fırsattı bu. " Aslı "diye seslendi. Aslı elinde bir torbayla geldiğinde Sevda'ya verdi. Sevda torbayı alıp içini açtı. Orada son model bir telefon duruyordu. " Bu! "dedi eline alıp bakarken. " Senin. Güle güle kullan. " " Ama ben bunu ne yapacağım? " " Ah sersem, hiçbir şey bilmiyorsun. Nerde tuttular seni, ahırda mı? " Kısmen. Hep o işleri yaptığı için bunlara sahip olamadı. " İhtiyacım yoktu. " " Var. Gökmen'in, Havin'in, okulların telefonu kayıtlı. Senin numaran da okullara verildi. Veli olarak seni arayacaklar. Bundan sonra tam bir hanımağa görmek istiyorum karşımda. Nazlı hiç beceremezdi ama sen benim aynam olacaksın." "Bunlara gerek var mı emin değilim." "Hı hı, hafta sonu kocanla baş başa çiftliğe gideceksin. Orada sizi kimse rahatsız etmez, çocuklara ben bakarım. Yarın kuaföre git, bakımını yapsınlar. Kendine yeni elbiseler al, çocukların ihtiyaçlarını karşıla. Artık tek başına bir şeyler yapabildiğini göster. " Tek başına! Bir yerden bir yere tek başına gidecekti. Bunun için heyecanlandı, çünkü hiç tek başına kaldığı olmadı. Tebessüm etti. " Hah, gülümse. Somurtup duran insanlardan hiç haz etmem. " Fatma Hanım güçlü bir kadını, otoriterdi ve niyeti tam anlamıyla oğlunun baba ve koca olmasıydı. Karşısında hiçbir şey bilmeyen ya da hiçbir şeye cesaret edemeyen bu kız onun yetiştirdiği olacaktı ama bilmediği Sevda'nın ona asla benzemeyeceğiydi. " Sen bu eve geleli iki ay olmak üzere, artık bulduğun yeri benimse." Benimsemek deyince içinde bir şeyler koptu. - Ben ne zaman bir yeri benimseyecek olsam ellerimin arasından etlerimi kopararak çekip aldılar. Hiç güzel bir an görmedim, güzel bir günüm olmadı ama fırtınayı iyi tanırım. Dağların güneşi gibidir gönlüm. Her zaman güneşlidir ama beni ısıttığı anlar çok az. Efkarlı dumanlar yükselir içimden, dağılır gider ama asla kaybolmaz. Bu toprakların çocuğu olmayı ben mi seçtim? * Evin içinde çocuk fırtınası koparken oturmuş onların buna bir son vermelerini bekliyorsu Sevda. Özcan ve Havin kavga ediyor, Baran da aralarında onlara vuruyordu. Havin'in işin içinde çıkmayınca şiddete başvurması hiç hoş değildi ve kardeşine vurması Sevda'yı deli ediyordu. Elini kaldırdığı anda araya girme ihtiyacı hissederek kalktı. "Yeter" dediğinde Havin eli havada Sevda'ya döndü. "Sorunları şiddetle çözemezsin. Kardeşine vuramazsın!" "Ne diyorsun be sen?" diyerek kadının üstüne yürüdü. Kollarını bağladı Sevda. "Bana da mı vuracaksın?" "Gerekirse evet." "Küçük Hanım ağır ol bakalım. Karşısında sana kendini ifade etmeye çalışan kardeşin, düşmanın değil. Bana gelince de büyüğüne saygılı ol, sürekli öfkeli olmak sana da zor gelmiyor mu?" "Sen kim oluyorsun da bana akıl veriyorsun? Sana mı kaldı." "Evet. Bana kaldı seni durdurmak. He illa birine vurmak istiyorsan aynaya bak. Şimdi git odanı topla, sakinleş. Ödevin yok mu? Kitap falan oku." "Sen çok olmaya başladın." "Ne oluyor?" diye araya girdi Gökmen. "Havin?" "Bir şey yok" deyip hızlıca çekilip gitti. Özcan ve Baran durmuş babalarına bakarken Gökmen beceriksizi onlara nasıl selam vereceğini kestiremedi. "Gökmen, hayırdır erken gelmişsin" dedi Fatma Hanım. "Sergiye gideceğim, üstümü değiştirmek için geldim." "Karını da götür" dedi. Hiçbir fırsatı kaçırmıyordu. "Ne işi var onun orada, ne anlar?" "O senin karın. Sevda git sende hazırlan." "Ama çocuklar?" "Ben varım, ne diyorsam onu yap." "İyi" deyip gitti Gökmen. Özcan ve Baran, Sevda'ya döndü. "Ben gidiyorum, siz ödevlerinizi yapın. Ne zaman gelirim bilmiyorum ama erken yatın tamam mı?" "Tamam Sevda abla, ben Baran'ın ödevlerine yardım ederim." "Çok sevinirim. Kavga etmeyin tamam mı?" "Tamam." Onları salonda bırakıp odasına çıktı. Odaya girdiği anda Gökmen'i üstü çıplak gördü, başını önüne eğdi hemen. Kendi dolabına gidip kapakları açtı. Ne giyecekti? Nasıl giymesi gerekiyordu bilmiyordu. Kapağın diğer tarafında kalan adama baktı kapağın kenarından bir gözüyle. "Ne giyeyim?" "Bana mı soruyorsun?" "Daha önce hiç sergiye gitmedim." "Açık giyinmen gerekiyor." "Ne" dedi ellerini göğsüne siper ederek. Gökmen alay ediyordu ve kadının tepkisine güldü. "Çekil bakayım" diyerek çıplak üstüyle kızın yanına geçti, Sevda onun geniş omuzlarının kapladığı büyük çoğunlukta küçücük kalarak diğer kapağa yaslandı. Kadının elbiselerine tek tek baktı. Siyah elbiseyi eline alıp kadının üstüne baktı. "Bu" deyip eline verdi. Sevda nefesini tutmuştu ve başını salladı hızlıca. Yerine döndüğünde nefesini verip elbiseye baktı. Siyah elbiseyi gri şalıyla ve gümüş rengi topuklu ayakkabılarıyla kombinleyecekti. Adamın giyinmesini beklerken aynanın karşısına oturdu. Elini yüzünü kremledi. Makyaj yapmayı Kiraz öğretmişti, zaman zaman boyanırlardı evde büyükler yokken. Yüzünde kapatacağı bir lekesi yoktu, o nedenle gözünün kenarına kalem çekti. Rimel sürerek belirginleştirdi kirpiklerini ve parlak bir ruj sürdü dudaklarına. Kendine alıcı gözüyle baktı, aşırı değildi. Tam ayarında olmuştu. Ayağa kalkıp döndüğünde adamla göz göze geldi. Siyah takım elbisenin içinde dehşet verici derecede yakışıklı görünmüştü adam, onun bu kadar güzel bir yüzü olduğunu fark etmemişti daha önce, çünkü hiç yüzüne alıcı gözüyle bakmamıştı. Beyaz gömleğinin üç düğmesi açıktı, üç. Yatağın üstünde ki mendillere baktı, kravat takmayacağı belli oluyordu. "Sende giyin ona göre mendil seçeceğim" deyince hatırladı giyinmesi gerektiğini. "Iı tamam" dedi mırıl mırıl. Yatağın üstünde ki elbiseye baktı, sonra adama. "Acaba?" deyince adam arkasını döndü. Buna memnun oldu ve hızlıca üstünü çıkarıp elbisesi giydi ama bir sorun vardı. Fermuar belinden boynuna kadar uzundu. "Fermuar" dedi çaresizce. Arkasını döndüğünde adam da dönüp fermuarını tuttu. Kadının muazzam bir ten rengi vardı, hiç mi tüy olmaz insan da, bir sinek ısırığını kanatana kadar karşıyıp izi çıkmadı mı? Nerde tuttular bu kızı? Hiç mi koşmadı, düşüp yara almadı. Yüzünde hiç mi ergenlik sivilcesi çıkmamıştı? Saçları peki, nasıl bu kadar güzel olabilir. Kokusu mesela, parfüm olmadığı o kadar belli ki. Saçlarını usulca tutup kenara çekti. Fermuarı kapatıp saçlarını bıraktığında sırtına dağıldılar ve kokusu yayıldı. "Ne kokuyorsun?" diye sordu. Sevda bu defa şalını yapmak için oturdu aynanın karşısına. "Beyaz gül" dedi, bunu bu defa söylemişti. "Parfüm değil galiba." "Hı hı, krem." "Krem mi?" "Evet, annem yapardı ben küçükken. Ondan öğrendim. Kendim yapıyorum yani." "Anladım." Saçlarını tarayıp topladı, ardından şalını bağladı düzgünce. Kalkıp ayakkabılarını çıkardı dolabın en alt gözünden. İnce topuklu gümüş rengi ayakkabılarını giydiğinde ayağa kalktı. Adam gümüş rengi mendil takıyordu. Küçük bir çanta çıkardı, içine kimliğini ve küçük bir paket ıslak mendil koydu o kadar. Başka ne konurdu ki zaten. Hazır olunca birlikte çıkıp aşağıya indiler, Fatma Hanım uyuma memnun olmuş bir yüzle bakarken Baran, "vaa" diye bir ses çıkardı. "Sevda abla çok güzel olmuşsun" dedi Özcan. "Teşekkür ederim." "Tuğran nerde?" Sevda elini yakasından içeriye atıp zincirinde tutarak çıkarıp elbisenin üstüne çıkardı. "Bileziği çıkar" dedi elini açarak. Elbisenin kol detayında yeni gelinmiş gibi değilde görgüsüzmüş gibi duruyordu doğru. Bileziği çıkarıp Fatma Hanım'ın eline koydu. "Telefonunu aldın mı?" diye sorduğunda hatırladı bir telefonu olduğunu. "Gerek yok ana, hadi geç kalacağız." "İyi iyi, hadi çıkın. Elini tut karının." "He ana he." Sevda kaşe kabanını giyerek ardından çıktı. Şoförün açtığı kapıdan binip kocasının yanına oturdu ve kısa sürede yola çıktılar. "Sergisine gittiğimiz kadın" diyerek Sevda'ya olayı anlatmaya koyuldu. "Ünlü bir ressam. Birkaç ay önce turist olarak geldi ve gitmeden sergi yapmak istemiş. Ne gerek varsa. Ben ahbaplarımla iş konuşuyor olurum sen gezersin. Anlayacağını sanmıyorum o yüzden biri sorarsa geçiştir." Başını salladı ama ben geri zekalı değilim dedi içinden. Ressam ne demek biliyordu. Epeyce bir zaman Gökmen'in telefon konuşması sürdü, yol uzundu ve Sevda yolu izleyerek geçirdi bu sessizlik içinde geçen zamanını. Onun için aranıpta bulunamayan şey çoğu zaman sessizlik olmuştu. Bir mekanın önünde durdu araba. Gökmen dışarıya bakıp sesli soludu. "Sen bekle" deyip indikten sonra magazincilerin olduğuyla tarafa başıyla selam vererek arabanın diğer tarafına geçip karısının kapısını açtı. "Elimi tut" dediğinde kadın az çok anlamıştı ve elini tutarak indi. Şehir merkezinin göbeğinde şaşalı bir mekanın önündeydiler. Araba çekilip gittiğinde ise magazincilerin birkaç fotoğraf almasına izin verip el ele mekana giriş yaptılar ve içerisi klasik müzikle beraber hafif uğultuluydu. Ressam onları karşılayıp selamladı ve çok kısa süren sohbetin ardından Sevda sergiyi gezmeye başladı. Daha önce böyle bir yerde bulunmadı ama gerçekten manzara dizilerde olduğu gibiydi. Resim tablolarının önünden geçerken baktığı yerde gördüğü şeylerden hiç hoşlanmamıştı. Ressam Hanım yaşadıkları yeri çizerken epey açık davranmıştı. Sevda böyle bir toplumda yaşıyor olduğu için utandı. Bu resimleri bu duvarlar ardına değilde sokaklara asmalıydı, belki anlayan çıkardı anlamamış olana anlatırdı. "Buyurun" dedi garson elinde tepsiyle kadının yanında durarak. "Nedir bu?" "Şampanya." "Alkol kullanmıyorum." "Meyve suyu içer misiniz?" "Olur." Garson onaylayarak giderken Sevda en köşede ki resmin önünde durdu. Orada kendini görür gibi olunca hüzünlendi. Karmakarışık bir hayatı resmetmiş, karmaşık olan kendisiydi biliyordu. "Aslında hikaye şöyle" diyen sesi duydu ardından gelen. "Korktuğu yerde bulmuş kendini. Asla istemediği hayatın içinde." Başını salladı. "Kuma gitmişsin!" dedi peşinden. "Üzüldüm" deyince bu anlamsız sohbete böyle devam etmemek için sesini duyduğu adama döndü. Karşısında hayallerini yıkan adam! "Oysa bu seni hiç ilgilendirmez." "Kocan benimle böyle konuşmana kızabilir, istersen resme dön." "Zaten kötü bir yerdesin, adında kötü kadına çıksın diyorsun yani." "Yanlış anlamasınlar." "Zihnini temizlemeni tavsiye ederim, çünkü evlisin ve karına bu gözle mi bakıyorsun? Yani o da biriyle konuşsa ahlaksız deyip tekmeyi basacak mısın? Benim arkamı dönmem değil, senin yanıma gelmemen lazımdı." "İşin aslı" deyip düşündü adam. "Seni özlemişim!" "Ah" deyip yanından geçti. Ne kadar alçakça bir cümle, ne kadar basit ve görgüsüzce. Gözleriyle buluştuğu adama doğru giderken o da ona doğru geliyordu. "Kim o?" diye sordu karşı karşıya geldiklerinde. "Eski sevgilim" dedi direkt. "Ha böyle dan diye söylüyorsun yani?" "Yalan söylememi mi isterdin?" Görkem bu soruyla afalladı. "Yanımdan ayrılma" deyip kadının elini tuttu. Sevda en başta onun bırakmaması gerektiği eliyle elini tutuyordu. O an ziyan olmuş duygularıyla yüzleşti. İnsan yanlış birini doğru duygularla sevmemeliydi... 🧚🏻‍♀️
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD