5'- Gülümse'me

1963 Words
Gökmen'in gece boyu süren itici bakışları eve kadar sürmüştü. Sevda bir kabahati olduğunu düşünmediği için bunu çok yersiz bulsa da huzursuz olmayı hiç istemediği için yüz göz olmamayı tercih etti. Baran'ın odasının kapısını açıp içeriye baktı, Baran uyumuştu. Odaya girip üstünü örttü. Elimde tuttuğu arabasını alıp masaya bıraktı. Oradan çıkıp Özcan'ın odasının kapısını açtı ama o uyumamıştı. "Ne yapıyorsun sen?" diye fısıldadı yanına giderken. "Baran'ın dersine yardım ederken kendi ödevimi yapamadım. Delirtti beni ya. Yok uykum geldi, yok susadım, yok elim ağrıdı. Valla sende iyi sabır varmış, boğacaktı kendimi ya." Gülerek saçını karıştırdı. "Teşekkür ederim sana. Çok mu ödevin?" "Yok bitti sayılır." "Tamam o zaman ben üstümü değiştireyim, sana rahat uyu diye ballı süt yapayım olur mu?" "Olur. Teşekkür ederim Sevda abla." "Ne demek canım. Hemen geliyorum." Kalkıp onun da odasından çıktı ve derin bir nefes alarak Havin'in odasının kapısına geldi. O genç bir kız olduğu için kapıyı usulca tıkladı, ses gelmeyince kapıyı aralayıp kafasını uzattı. Uyumuştu, yanına doğru gidip bacağının arasına sıkıştırdığı yorganı bacağının arasından çıkarıp üstünü örttü. Saçları yüzüne serilmişti. Parmak uçlarıyla yüzünü açtı. Odasından çıkıp kendi odasına girdi. Gökmen üstünü değiştirmiş yatağın üstünde oturuyordu. Sinirli görünüyordu ama Sevda inatla ona bulaşmak istemiyordu. Dolaptan pijamalarını alıp yatağın diğer tarafına geçti. Pijamanın altını elbisenin altını giyip şalını çıkardı, saçlarını açarak salladı. "Fermuarı açar mısın?" diye mırıldandı. Gökmen arkasından hareket edip kadına döndü. Dizlerinin üstünde yatağa çıkıp kadının arkasına oturdu. Sevda saçlarını tek omuzunun üstüne aldığında adam fermuarı açtı usulca. Sonra yatağa uzanıp arkasını dönerek yattı. Sevda elbisenin omuzlarını indirdikten sonra pijamanın üstünü giyip ayağa kalkarak elbiseyi belinden aşağıya çekerek çıkardı. Üstünü düzeltip elbiseyi kaldırıp kirli sepetine attı. Eline bir ıslak mendil alarak yüzünü silmeye başladı. "Orada mı yatacaksın?" "Sakıncası mı var?" diye kızdı. "Ne sakıncası olacak, sordum sadece. Yorganın altına gir bari." Yüzünü sildikten sonra ıslak mendili çöpe atıp odadan çıktı. Hızlıca aşağı inip mutfağa girdi. Sütü ısıttı önce, sonra bir kaşık bal karıştırdı. Geri çıkıp Özcan'ın odasına girdi, kitaplarını topluyordu. " Bitti mi? " " Evet. Öğretmenim biraz gıcık, ödevi yapmayınca kızıyorum. Ben hep yapıyorum ama yapmayanlar oluyor, onlara çok kızıyor." "Öğretmene gıcık denmez, al bakalım." Özcan sütü tek dikişte içip bitirdikten sonra yatağa girdi. Sevda üstünü örttü." İyi geceler." " Sevda abla. " " Efendim. " " Masal anlatır mısın? " " Tabi ki. " " Hiç masal anlatan olmadı bana, hissini merak ediyorum. " Yanına oturdu. " İnsan bilmediği şeyin duygusunu merak ediyor değil mi?" " Masal okumakla, birinin anlatması arasında fark var bence. Tıpkı birini sevmekle, onun için çektiğin acının arasında ki fark gibi "deyince kadının yüzü asıldı. Nasıl güzel anlatıyordu çocuk duygularını, nasıl dinlememişler anlayamıyordu. Gökmen odadan çıkmış sesleri duyunca durup kalmıştı. " Dilimi bağladın şu an. " " Haklıyım ama. Babam bizi seviyor mu, yoksa nefret mi ediyor bunu anlamakta güçlük çekiyorum. İnsan çocuğunu neden sevmez?" "Sevmiyor demek değil bu, gösteremiyor olabilir." "Bazen babamın zengin olduğu kadar sevgi dolu olmasını isterdim, çünkü zenginlik gönülden gelir öyle değil mi?" "Öyle." "Paranın çözemediği bu, para gerçek sevgiyi satın alamazmış. Bence saygıyı da satın alamaz. Gerçek dostluğu, arkadaşlığı, sohbeti, sağlığı. Gerçek olan hiçbir şey parayla alınmaz. Bu kadar sevgisiz bir evde doğmak istemezdim. Senin baban nasıl bir insandı? " " Benim babam "derken duvara baktı, sanki orada babasının son hali varmış gibi." Katı, sürekli kızgın bir adamdı. Hiçbir şeyden memnun olmayan, sürekli şikayet eden, her gün kavga çıkaran ve annemi döven bir adam. Çocukken en korktuğum şey babamın eve geliş saatleriydi. Çünkü bilirdim ki yine evde kıyamet koparacak. Çarpılan kapıdan, yüksek sesten, birinin bağırışından, gök gürültüsünden, şimşek çakışından korkarak büyüdüm. " " Peki annen? " Gökmen olduğu yere çöküp oturarak sırtını duvara yasladı. " Annem ise babama deli olan, asla ona karşı koyamayan, her dediğini yapan ama yine de dayak yiyen bir kadındı. Saçımı okşadığını bilmem, yüzüme güldüğünü de. Babama olan şuursuz sevgisi öldürdü onu da. Çünkü o gün babamın peşine takılmasaydı bugün yanımda olurdu belki." "Yine de üzülüyorsun değil mi? Çünkü kötü de olsa onlar ailendi, yanında dursalar yeterdi. Benim annem de babamdan başka hiçbir şey düşünmezdi, bizi bile. O zaman neden doğduk?" "Bunun bir sürü nedeni olabilir ama senin bilmen gereken; annen ve baban onlar ve bu aileye doğdun, yine de her zaman, hayatın boyunca kendinden sorumlu olacaksın. Nasıl bir insan olmak istediğine kendin karar vereceksin. Büyüdüğünde ne olmak istiyorsun bunu sor kendine? " " Biliyorum ki, pilot olacağım. Yeryüzü sevgisiz, gökyüzü öyle değildir umuyorum. " " Sadece bunun için mi? " " Hayır, uçmak harika bir şey. Bir kere İstanbul'a gittik uçakla, o zaman anladım. " " O zaman masalımız pilot olmak isteyen bir çocuk olsun. Hazır mısın? " " Hazırım. " " Bir varmış bir yokmuş, çok uzak bir ülkede, neredeyse dağların yamacında küçük bir köy varmış. Bu köyde yaşayan bir de küçük bir oğlan çocuğu varmış. Her sabah uyanır uyanmaz dağın yamacına koşar, oradan gökyüzüne bakarmış bir uçak görme umuduyla. Bir sabah yine yatağından kalmış, elini yüzünü yıkamış, kahvaltısını yapmış ve kağıttan yaptığı pilot şapkasını takarak dağın yamacına koşmuş. Bir taşın üstüne oturup beklemeye başlamış. Köyün diğer çocukları onun deli olduğunu düşünüyormuş, çünkü o köyün üstünden uçak geçmezmiş. Onları dinlemiyormuş, çünkü biliyormuş ki gökyüzü sonsuz ve bir gün bir uçak o köyün üstünden geçecek. " Özkan esneyince masalı yarıda bıraktı. " Şimdi uyu, yarın gece devam edelim olur mu? " " Hayır, merak ediyorum. " " Biraz uzun gelebilir, o yüzden zamana dağıtalım. Her akşam bir masal, anlaştık mı? " " Evet. Bunu yazalım ama tamam mı? "diye öteye döndü ve uyuyup kaldı. Sevda üstünü düzeltip saçında hafifçe öperek kapıya yöneldi. Işığı kapatıp çıktığında Gökmen'i gördü. " Gerçek dünyanın masallarla uzaktan yakından alakası yoktur. Çocuğun aklına yalan yanlış şeyler sokma "diyerek ayağa kalktı. " Masal okuyan, dinleyen çocukların hayal dünyasında genişler. " " Bir de akıl mı veriyorsun? " " Haşa "dedi odasına yürürken." Senin akla ihtiyacın mı var "deyip odaya girdi. Sesi imalıydı. " Ne ima ediyorsun sen? Aptal olduğumu mu? "diyerek peşinden girerek kapıyı kapattı. " Özkan'ın pilot olmak istediğini biliyor muydun? "deyince Görkem duraksadı." Bilmiyordun. Çocuklarını bana emanet ediyorsan yöntemlerime karışmamalısın. Ben çocuk bakmayı biliyorum, hemde on yaşımdan beri. Kuzenlerim benim masallarımla büyüdü ve ne olmak istediklerine kendileri karar verdi. Bu yüzden okuyorlar, benim aksime." "Sende okusaydın o zaman." "Benim annem babam yok, o yüzden kimse okumak istiyor musun diye sormadı. Yük olmayayım diye bana yatırım yapmadılar ama bulduğum her şeyi okurum. Belki okula gidemedim ama aklın yaşta değil başta olduğunu kendi kendime öğrendim. Kimse böyle olduğunu söylemedi. Sırf karışmış olmak için karışma, eğer yanlış yapıyorsam doğrusunu sen göster onlara. Sonuçta ben onların sadece ablası olabilirim ama sen babalarısın. " " Ben-" " Uykum geldi "diyerek kesti adamın sözünü. Oysa insanı çıldırtacak kadar sakin ve alçak ses tonuyla konuşuyordu. Yanında geçip yatağın yanına gitti. Gökmen de kendi tarafına geçti ve aynı anda girdiler yorganın altına. " Havin'in okulunda açıköğretim eğitimi veriliyor, istersen kaydını yaptır" dedi Gökmen. Bunu duyunca sırtını ayırarak birden oturdu ve Gökmen'e döndü. "Ne!" Şaşkındı, ona sormadan böyle söylemesi mutlu etmişti. "Okumak istemiyor musun?" "İstiyorum" dedi dizlerinin üstüne çıkıp adama dönerek. Gökmen küçük bir kız çocuğu gibi gözleri parlayan kadına bakarken içi bir hoş olmuştu. "Ama annen senin izin vermeyeceğini söyledi!" "Hiç şaşırmadım. Okumak için birinin iznine ihtiyacın yok, bu senin hakkın. Eğitiminin önünde duracak hakka sahip değilim bunu unutma. Neyse uykum geldi" deyip öteye döndü, kadına arkasını dönünce tebessüm etti. Sevda ona teşekkür etmek istedi ama arkasını dönmüştü. Sevincini içinde tutarak geri yattı, şimdiden içi içine sığmaz olmuştu. Kafasını çevirip bunu onunla konuşmak istedi ama adam oralı değildi. Yönünü adamın sırtına doğru döndü. Elini uzatıp ona dokunmak istedi ama çekindi. Keşke birine sevindiğini gösterecek kadar çekingen olmasaydı. Diğer tarafa dönerek ışığı kapattığında beline dolandı adamın kolu, bunu tamamen kadının çekingenliğine meydan okumak için yapmıştı. Gülümseyerek geri gitti ve sırtını adamın göğsüne yasladı. Böylece cümlelere gerek kalmadı. Bazen susmak her şeyi anlatırdı... * Zaman akıp gidiyordu. Nazlı'nın kırkı çıkmış, evde her şey normal seyrinde ilerliyordu. Hafta sonu gelip çatmıştı ancak Sevda'yı bir korku sarmıştı. O hafta salı günü tek başına çıkmış ama eski sevgilisi onu takip ederek gününü zehir etmişti. Zavallı kadın hiçbir şey yapamadan eve geri dönmek zorunda kalmış ve ondan sonra dışarıya tek başına çıkmaya cesaret edememişti. O haftanın perşembe günü Nazlı'nın kırk mevlidi yapılmıştı ve günlerden cumaydı. Çocuklar okuldan eve geldiğinde Sevda yine bir hayli durgunlaşmıştı. Çocukların karnını doyurduktan sonra Baran'ın ödevini yapmışlardı ve geri kalan zamanı bahçede geçiren çocuklara eşlik edememiş, bir köşede oturmuş kalmıştı. Bu sırada Özcan son günlerde bir hayli yorgun hissettiğinden masala devam edememişlerdi. Ödevlerini yapacak gücü uyumadan önce ki son gücü oluyordu. Havin ise bir hayli sessizdi, bunun kabulleniş olduğunu düşünmek iyi bir seçenekti. Gerekmedikçe kimseyle konuşmuyor, erkenden odasına kapanıyordu. Açıköğretim için kayıt yaptırmak yalan olmuştu, bunun için tek başına olması gerekiyordu ama korkuyordu. Çünkü normale benzeyen her şeyi mahvedecek gibiydi. Gökmen çalışmaya devam ediyor tabi, hatta şu sıralar büyük bir atılım peşinde kendisi. Gece gündüz çalışıyor ve hesapların biri gidiyor biri geliyordu. Hesap yaptığı paralar öyle küçük meblağlardan oluşmuyordu. Doları baz alan 7 - 8 basamaklı sayılar. Sevda geceleri uykusu bölündüğü zamanlarda onu kucağında bilgisayar ve bir yığın kağıtla buluyordu. Bu hafta sonu çiftliğe gitmeyeceklerdi, satışa çıkardığı için tadilattaydı. Bu nasıl bir atlımsa epeyce köklü olacağa benziyordu. "Ne somurtup duruyorsun yine?" diye kızdı Fatma Hanım. "Hiç, öyle yorgun hissediyorum." "Hı daha çok hissedersin. Kocandan haberin var mı?" "Çalışıyor." "Öyle mi. Aslı'yı al yanına, pazar yapın. Kalk şu yüzünü düzelt, bir hava al." Kadın Sevda'nın sıkıntı içinde olduğunu anlıyordu ancak çare olacak kadar sevdiği söylenemezdi. "Peki." "Bende gelebilir miyim?" diye sordu Havin. Sevda belki de o an bir ferahlık hissetmişti. "Tabi Havin." "Aslı'ya gerek yok babaanne, biz baş başa yaparız pazarı." Sevda buna oldukça sevinmiş, günler sonra ilk defa gülümsemişti. Bu adım atmaktı, Havin için zor bir adım. Biraz sonra hazırlanıp çıktılar evden. Pazara kadar arabayla gidip pazar yerinde indiler. " Sen burada bekle "dedi Havin inerken şoföre. Sevda'nın koluna girdiğinde mutluluktan aklını kaçıracaktı kadın. Salına salına girdiler pazara. Havin bülbül gibi dili çözülmüş zamanı keyifli hale getirmişti. Okulda olan bitenden bahsediyor Sevda'yı güldürüyordu. " Bende ona dedim ki; bu ne cüret!" "Çok fenasın Havin, çocuk hoşlandığını söylemiş ne var bunda?" "Ay ona mı kaldım be." Her tezgahı gezerek bir şey alırlarken Sevda'nın korkusu buhar olup uçup gitmişti. "Bir de bir görsen tipini ıy." "İnsanların dış görünüşüyle dalga geçilmez." "Kime ne anlatıyorum ya." Sevda kahkaha atıyordu, aynı şekilde Havin de. "İnsanın tipini beğeneceksin önce." "Çok pardon Havin, yüzü güzel olup yüreği çirkinse onu ne yapacağız?" "Aa böyle deyince bir değişik oldu." "Öyle mi oldu sahiden. Deli seni." Kol kola dakikalarca gezdiler. Bu sırada Havin'in bazı ihtiyaçlarını almak için mağazalara gitmeye karar verdiler ve bir çocukla arabaya gönderdiler poşetleri. Havin mesaj atarken Sevda mağaza vitrinlerinde göz gezdiriyordu. " Önce kırtasiye malzemelerimi alalım, ilerde vardı" deyip kadını hiç bilmediği bir sokağa götürmeye başladı. Görenler onların haline şaşakalırken onlar gülümseyerek sohbet etmeye devam ediyordu. O kadar kaptırmışlardı ki Sevda çıkmaz sokakta olduklarını çok geç fark etti. " Burada kırtasiye olduğuna emin misin?" derken biraz daha ilerledi. Havin kadının kolunu bıraktı ve geri geri gitmeye başladı. "Hadi dönelim" deyip döndüğü anda eski sevgilisiyle karşı karşıya geldi. Ani bir irkilmeyle geri gitti. Havin arkasını dönmüş hızlı hızlı giderken bunun bir tuzak olduğunu anlaması hayal kırıklığı yaşamasına neden oldu. Sadece bir an samimiyetini gerçek sandığı için kendine kızmaya hakkı yoktu ama o da oldu saniyeler içinde. "Çekil önümden." "Konuşalım Sevda." "Seninle konuşacak bir şeyim yok, çekil." Gözleri bir umut bir insan görmeyi bekliyordu ama ıssız bir sokakta, insanlardan epeyce uzaktaydı. "Ufuk, çekil." "Konuşacağız." Sevda geçip gitmek için hızlı bir hamle yaptı ancak Ufuk onu belinden yakaladı. Hal böyle olunca Sevda çığlık çığlığa bağırmaya başladı. Kadının ağzını kapayıp sürüklerken gözleri dolu dolu Havin'in ardında kalmıştı. Havin arabaya bindi nefes nefese. "Gidelim." "Sevda Hanım?" "Babamla buluştular, birlikte gelecekler hadi" diyerek bir yalan söyledi ve zerre vicdan azabı hissetmeden eve doğru gidiyordu. Yüzünde on altı yaşında ki kıza çok fazla olan şeytani bir gülümseme. Sonunda ondan kurtuluyordu... 🧚🏻‍♀️
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD