6'-Sevda'nın Korkusu

1807 Words
Kitabı beğenmeyi, yorum katmayı unutmayınız.... İnsanın kendi duvarları vardı. İyi ve kötü duvarların ardındadır ve her zaman gösterdiğimiz kadar kötü, gösterdiğimiz kadar iyiyizdir. Sevda yapayalnızdı. Belki çığırından çıkmış bu adamın elinde birazdan bütün hayatı sönüp gidecekti. Çöktüğü duvarın dibinde uğradığı ihanete ağlıyordu. Her zaman sorar kendine; kime ne kötülük ettim bunu hak edecek? Zaafları olan insanların yolu yokuştur, sevgi içimizde ki kötülüğü alt eder ama kötüleri edemez. İç çekmekten helak olmuştu ve bu bir zamanlar sevdiği, uğruna gözünü kararttığı adam ona dokunmasın diye bacaklarını kendine çekmiş, kollarını sıkı sıkıya sarmıştı. "Ben seni incitmem Sevda" diyerek önüne çöken adamdan sanki mümkünmüş gibi kaçırmaya çalıştı kendini. "Yaklaşma bana." Hüngür hüngür ağlıyordu. Bulundukları yer eski bir daireydi. Kapıları kapanan ve hâlâ kilitlenebilen eski bir daire. "Ne istiyorsun benden?" "Konuşmak." "Ne kaldı konuşacak? Benimle dalga mı geçiyorsun ya? Sen evlisin, ben evliyim. Çocuk oyuncağı değil bu." "Eh kes sesini be" diye bağırdığında Sevda kulaklarını kapadı. Hâlâ korkuyordu yüksek sesten. Yüreği ürkek bir kuşun yüreğinden farksızdı. "Kuma olmaya evli olmak mı diyorsun sen? Beni dinle de gidelim buradan. Bak" dedi kızım ellerini tutmama isterken. Sevda izin vermedi, kendi diğer tarafa döndürdü. "Ben çok pişmanım Sevda, seni çok özledim. İstanbul'e gidelim, her şey, herkes burada kalsın. Mutlu olabiliriz." Kafasını iki yana salladı. Bunlar çok saçma sözlerdi, ahlaka aykırı, iğrenç sözler. "İstediğim bu değil. Seni istemiyorum." "Beni istemiyor musun?" deyip kadının kolunu tuttu. Sevda çığlık atarak kendini kurtarmaya çalışıyordu ama bir erkeğin gücüne direnecek güce sahip değildi. Ayağa kaldırdı, onu bu izbe, yıkık dökük evin içinde eski, tozlu koltuğun üstüne savurdu. Kısa bir şok sonrası kendini toplayarak ayağa kalktı, kaçmak için ses çıkarıp gitmeye çalışırken adamın sert tokadını yedi suratına ve yere düştü. Ağzından kan geldi. Bu sırada evin kapısı büyük bir gürültüyle açıldığında kafalar kapıya döndü. Bulundukları odaya giren iki koruma ve Fatma Hanım'dı. *** "Aslı" diye seslendi Fatma Hanım. "Buyur hanımın." "Sende git peşlerinden, takip et bakalım bizim küçük şeytan ne işler peşinde." "Tabi." "Bir şey olursa hemen ara beni." Aslı apar topar çıktı peşlerinden. Pazara giden arabanın peşinde diğer arabanın şoförüyle birlikte takıldı. Fatma Hanım birden bire melek kesilen Havin'in bir iş çevirdiğini düşünüyordu. Torununu tanıyordu, her zaman geçimsiz, sevimsiz bir kız olmuştu. İnsan başka bir insanın gözlerinde ki şeytanlığı da kendinden bilir sonuçta... *** Fatma Hanım tehlikeli gözleriyle adamın üstüne gelirken üf dese yangın çıkacak gibiydi. Ufuk kaçıp kurtulmayacağını biliyordu, yeltenemedi zaten iki koruma üstüne gelirken. "Benim torunumla işbirliği edip, benim gelinimi kaçırdın öyle mi?" Hâlâ üstüne yürürken Aslı koşarak girip Sevda'yı kaldırdı yerden. Açılan yazmasında yüzüne düşen saçını kenara çekti. "Saffet" dedi Fatma Hanım yanında ki adama. "Emret hanımım." "Bu rezille işin bittiğinde ellerini kırmış ol. Kırmış ol ki değil gelinime el kaldırmak, kendine bile dokunamaz olsun." "Hadi" dedi Aslı, Sevda'yı götürürken. Korkudan titremeye başladı, iç çekişleri şiddetliydi. Gözyaşları oluk oluk akıyordu gözünden ve üstünü ıslatıyordu yağmur gibi. Arabaya bindirdi kızı. Sevda ellerini birbirine kenetlenmiş titremenin önünde durmak istese de başarılı değildi. Fatma Hanım gelip öne oturdu. Aslı, sevmediği kadına sarılıyor, korkusunu geçirmeye çalışıyordu. Utanıyordu Sevda. Başına bu belayı getirenin Havin olduğunu biliyor onun yerine utanıyordu. Kimse hiçbir şey söylemediği için korkusu katlanarak artıyordu. Bir mendille dudağını sildi Aslı, dudağı değildi neyse ki kanayan, kan ağzının içinde geliyordu. Bu kadar kimsesiz olduğunu hissettiği günler çoktu Sevdan'nın. Korkma ben yanındayım diyen hiç olmadı ki, bilmiyor nasıl bir his. Evin bahçesine girip arabadan indiklerinde Fatma Hanım durdu önüne. "Gökmen'in bundan haberi olmayacak!" dedi kesin bir dille. "Tek kelime edenin canına okurum" derken bu herkese ithafendi. Aslı kadını tekrar tuttuğunda eve girdiler. Havin yüreği ağzında bekliyordu ve geldiklerini görünce atladı kadının önüne. Sevda korkuyla kendini geri çekti. Kafasını çevirip gözlerini yumdu. "Ben özür dilerim" dedi. "Çok özür dilerim." Başımı iki yana sallayan kadının iç çekişleri devam ediyordu, titremesi sürüyordu. "Konuşacağını söyledi yemin ederim. Lütfen, lütfen babama söyleme" deyince Sevda gözünü açtı, başını yavaşça kıza çevirip durdu. "Bana bu yaptığın senin vicdanını ilgilendirir Havin." Kesik kesik çıkıyordu sesi. "Ne zoruma gidiyor biliyor musun? Ben" deyip hıçkırıklarını serbest bıraktı. "Ben şimdi seni nasıl affedeceğim?" "Çekil, senin cezanı sonra keseceğim" dedi Fatma Hanım. "Aslı götür, bir duş aldırıp yatır." Aslı hanımının dediğini yaparken ardından bakakaldı Havin. Hali çok kötü görünüyordu, bu kadarını beklemiyordu. Konuşacağım demişti Ufuk, biri görür ve dedikodu eder, Sevda da hayatlarından çıkar gider diye ummuştu. " Babaanne" dediği an yüzüne babaannesinin tokadını yedi. "Seni şeytan. Ya o adam bu kadına el sürseydi? Ya öldürüp bir kenara atsaydı? O zaman ne yapacaktın? Sen ne kıymet bilmez, ne Allah'ın cezası bir çocuksun. Anandan görmedin böyle bir ilgi nankör. Yıkıl karşımdan. Babana tek kelime etmeyeceksin, yoksa yatılı kuran kursuna gönderirim seni." * "Sevda abla... Sevda abla." Baran odanın kapısında saatlerdir odadan çıkmayan kadına sesleniyordu. Uykusu geldi ama uyuyamıyordu. "Baran" dedi Aslı. "Ne oldu?" "Sevda abla neden çıkmıyor?" "Dedim ya hasta oldu diye." "Ama ben uyuyamıyorum, yanına gitmek istiyorum." "Olmaz ama sende hasta olursun." "Aslı bırak gelsin" dedi Sevda içeriden. Bunu duyan Baran hızlıca odaya girip yatağa çıktı. Sevda'nın yanına girip göğsüne sokuldu. Zaten gözünü kapatmıyordu kadın, bu iyi gelir belki. "Bende gelebilir miyim?" diye sordu Özcan. "Gel canım." Özcan da girip Baran'ın diğer yanına yatıp Sevda'nın elini tuttu. Aslı kapıyı çektiğinde Havin'i gördü odasının kapısında. İçi içini yiyordu. Daha çok bakardı öyle. "Sevda abla, türkü söyleyeyim mi?" diye sordu Özcan. "Tabi." Özcan oturur pozisyon alarak elini tutmaya devam etti. "Sen bir aysın. Ben kara gece. Gel derim, gel derim, gel derim. Bu can senin. Ser sebil ettin. Al derim, al derim, al derim. Sorsan bağın yaresini de. Gül derim, gül derim, gül derim. Şerbet diye zehir de versen bal derim. Şerbet diye zehir de versen bal derim" Gözleri ağlamaktan kapanan kadının uykuya dalışı Özcan'ın güzel sesi sayesinde olmuştu. Baran da uykuya dalmış, Özcan yanına kıvrılıp gözlerini yummuştu. Gece eğer geç bir saatte gelmişti Gökmen. Merdivenleri çıkıp odaya doğru giderken "Oğlum" diye seslendi annesi. "Uyumadın mı ana?" "Uyuyamadım. Geç geldin." "İşim bitmedi, iki saat uyuyacağım" deyip odaya döndü. "Sevda hasta olmuş" diyerek engelledi. "Ne hastası ya, sabah iyiydi." "Olmuş işte, sen eski odadan yat bu gece." "Niye?" "Çocuklar var yanında." "Alırım odalarına" dedi ve tekrar gitmek için yeltendi ama annesi, "Hayırdır Gökmen" dediğinde ona döndü tekrar. "Hasbin Allah." "Bir gece ayrı yatsan karından kaybolmaz oğlum." "Ana ne alakası var bütün eşyalarım odada. İyi yatarım orada. Gece gece de yaptığın" diye söylenerek diğer odaya gitti. Odaya girdiğinde huzursuz oldu. Bu odada yatabileceğini sanmıyordu, ruhu sıkıldı anından ve geri çıktı. "Çocukların odasında yatarım" deyip Özcan'ın odasına girdi. Yatağında üstüne uzanana kadar uyku gözünden akıyordu oysa. Kaçtı bütün uykusu. O sabah bilerek geç kalkan adam Sevda'nın sesini duymadı. Özcan odaya girip babasını görene kadar kıpırdamamıştı bile. "Burada mı yattın?" "Evet. Günaydın." "Günaydın." "Geç mi kalıyorsun?" "Aaa evet" deyip dolabına koştu. Gökmen kalkıp odadan çıktı kendi odalarına girdiğinde ise Sevda odada değildi. Yatak dağınıktı. Kafasını çıkarıp koridora baktı. "On dakika sonra kahvaltıya" dedi Sevda aşağıdan. Tıslayarak girip kapıyı kapattı. Temiz kıyafetler çıkardıktan sonra çıkıp banyoya geçti. Kısa bir duşun ardından odaya dönüp giyindi. Çocukları koşarak aşağıya inerken Havin bir hayli yorgun görüntüsüyle geçti babasının yanından. "Kızım günaydın." "Günaydın baba." O kadar. "Ya of, çorabımı bulamadım" dedi Baran, az evvel çekmeceden çıkardığı çorabı koşturmaktan kayıp etti. Bugün hepsi için kurs vardı okulda. Havin'in dil, Özcan'ın gitar, Baran'ın ise okuma. Bu hafta yazıldılar bu yeni açılan kurslara ve maalesef cumartesi günleriydi. "Yatağını mı topladın, içine bak" dedi Sevda. Aşağıdan nasıl görebilir ya da nasıl anlayabilirdi bunu. "Baba çorabım" deyip babasını çevirdi yolundan. Evren Gökmen'in Sevda'yı görmesini istemiyor olabilirdi. "Tamam bakalım." Birlikte odaya girip Sevda'nın dediği yere bakmak için yorganı kaldırdı ve evet çorap oradan çıktı. "İşte burada" deyip verdikten sonra çıkmak için attı ama bu defa da Baran tuttu. "Yatağımı bozdun baba düzelt." Sabır dileyerek gidip dağıttığı yeri düzeltti. "Oldu mu?" "Eh işte." "Eh işte he, düş önüme." Baran çorabını giyip okuma kitabını koyduğu çantasını takarak çıktı. "Nota kağıdım yırtılmış" diyen Özcan dört dönüyordu. "Çekmecede kopyası var" dedi Sevda. Gökmen ve Baran merdivenleri iniyordu. Sevda'ya arkasından gördü. Üstünü değiştirmiş ama saçını açık bırakıp sadece bir tokayla tutturmuştu. Uzun saçları sırtına dökülüyor, dolaştığı için savruluyordu. Neden toplayıp yazma takmadığını düşündü Gökmen. Hafta sonları saçını mı açıyor, ne mana yani. "Günaydın" diyerek masaya ulaştığında Sevda mutfağa girmişti. "Günaydın oğlum, rahat uyudun mu?" "Hı hı" dedi ağzının içinden ve masanın başına oturdu. Annesi diğer başta oturuyordu. Masa altı kişilikti, yani misafir yokken. Sevda sağ çaprazında oturuyor oluyordu, Havin karşısında. Baran Sevda'nın yanında Özcan onun karşısında. Özcan da masaya geldiğinde bir oturmayan Sevda kalmıştı. Elinde bir tabakla gelip masanın ortasına koyarak yerine oturdu ve adamın yüzüne bakmadan Baran'a döndü. Mendili boynuna asıp onun tabağıyla ilgilenirken ne yapmaya çalıştığını fark ederek kendine kızdı. Kahvaltısını etmeye koyulduğunda aslı çayları getirdi. Havin'in sessizliği ve Sevda'ya attığı kaçamak bakışları fark etti. "Bu sabah ne bu sessizlik Havin?" diye sordu çayını yudumlarken. "Halsizim biraz." "Hı?!" "Zaman zaman olabilir baba." "Bir şey denedim." Aynı anda elleri zeytine uzandığında Sevda temastan korkup, titreyerek irkildi ve elini çekip göğsüne bastırdı. İşte bu Gökmen'in algılarını kabarttı. "Ne oldu?" "Bi-bir şey olmadı" dedi kafası önünde. "Sen bir bak bana bakayım, yüzüme bak yüzüme" diye uyarı tonundan konuştu. Sevda çekinerek kafasını kaldırıp adamın yüzüne baktı. Yüzünü kapatıcıyla kapattı ama gözleri için yapacak bir şey yoktu. "Ağladın mı sen?" "Şey ben" diye kekeledi. "O kadar zaman oldu sen bu eve geleli, anlaşılıyor artık. Niye ağladın?" Sevda önüne döndü, bu sırada Fatma Hanım'a kaçamak bir bakış attı. "Benim yüzümden" dedi Fatma Hanım. "Dün pazara gönderdim Havin'le, pazarda kaybetmiş kızını korkmuş. Dünden beri böyle." "E ama sende ana, başka adam mı yok pazara gönderecek?" "Havası değişsin dedim oğlum." "Bahçeye çıksaydı o zaman. Havin'in aklı beş karış havada zaten." "Sağ ol baba ya." "Senin gibi sokaklarda fink atmamış, sanayi köşelerinden toplamamışlar kadını, bilmiyor tek başına gezmek nedir." "Bir daha olmaz." "Bir daha olur da seninle olmaz. Hasbin Allah ." "Sevda abla senin yüzünden hasta oldu abla" dedi Baran. "Olsun Baran, Sevda ablayla uyuduk. Bu güzeldi." "Evet, yine yapar mıyız Sevda abla." "Yaparız canım, hadi kahvaltını bitir." Haaayır diye bağırmak istedi o an. Ne birlikte yatması ya saçmalamayın çocuklar. "Hadi hadi" diyerek kalktı Özcan. Sevda, Baran'ın ağzını silip yakasında ki mendili aldı ve onlarla kalktı. Montunu giydirip önünü kapattığın Baran bir öpücük kondurdu yanağına. "Allah zihin açıklığı versin" deyip o da öptü. Özcan karşısına geçti ama söyleyemedi. Sevda yanağını çevirince utana sıkıla öptü. Aynı şekilde karşılığını aldı. "Allah zihin açıklığı versin." "Teşekkür ederim." "Allah'a emanet olun" deyip binmelerini bekledi. Araba hareket ederken Havin'in gözleri kadındaydı. El salladı ardından ve araba bahçeden çıkana kadar bekledi. Sonra eve girdi ama iştahı yoktu. "Ben biraz daha yatabilir miyim?" diye sordu Fatma Hanım'a. "Başım ağrıyor hâlâ." "Tabi, yat dinlen." Gökmen ona bir kere bile bakmayan kadın yüzünden oldukça huzursuzdu. Sevda merdivenleri çıkarken ardından bakıyordu. Fatma Hanım oğlunun üzerinde ki değişimi fark ediyor, keyifleniyordu. "Hasta oğlum" dedi kahvaltısına devam ederken. "Niye bu kadar korkmuş ki? Kocaman kadın." "İşte amcaları, halası evden çıkarmamış zavallıyı. İnsanlardan uzak büyümüş, böyle tepki göstermesi normal." "Üf işe gidiyorum" deyip kalktı. Bu sabah onu yolcu etmedi Sevda, Gökmen buna içerlemişti... 🧚🏻‍♀️
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD