"Nerde kalmıştık?" diye sorarak oturdu.
"Çocuk onları dinlemiyormuş, çünkü biliyormuş ki gökyüzü sonsuz ve bir gün bir uçak o köyün üstünden geçecek. "
"Heh. Yağmurlu, karlı havalarda bile o dağın yamacında beklemeyi bırakmamış. Çocuğun babası oğlunu izlemiş izlemiş ve bir şey gelmiş aklına, bunun için eve koşmuş. Bu sırada çocuk kapalı havaya üzülerek bakıyormuş. Tek bir uçak görmek istemiş, sadece bir uçak. Böyle böyle günler geçip gitmiş. Çocuğun babası onun için bir şeyler yapıyormuş ama çocuğun bundan haberi yokmuş. Yine günler geçmiş ve bahar gelmiş. Bir gün babası tutmuş oğlunun elinden ve onunla dağın yamacına yürümüş. Söyle bakalım, neden bu kadar çok istiyorsun uçak görmeyi diye sormuş oğluna. Oğlu başlamış anlatmaya. O kadar çok şey anlatmış ki heyecanla babası onu sabırla dinlemiş o gün akşama kadar birlikte uçak beklemişler... "
" Mola mı? "
" Evet, yarın pazartesi ve okul var. Devam edeceğiz. "
" Böylesi daha da güzel oluyor. İyi geceler Sevda abla. "
" İyi geceler canım. " Üstünü düzeltip saçından öptü ve ışığı kapatarak kapıyı çekti. Güzel bir pazar günü olmuştu onlar için ve Baran yorulup uyuyakalmıştı, onun odasından Özcan'ın odasına geçmiş masala devam etmişti ve çıktığında ayakları onu Havin'in odasına götürememişti.
Odasına girip terliklerini çıkartarak yatağına girdi. Gökmen dün akşam üstü İstanbul'a gittiği için evde yoktu. Bu gecede gelmeyecek sanıyordu. Gözünü kapatmaya hâlâ korkuyordu, belki de kendini yeteri kadar güvende hissetmiyordu. Yatağın boş tarafına dönüp elinin yüzünün altında koydu.
Birine ihtiyaç duymak, onu yanında istemek fazla lükstü ona göre. Çünkü hiç dile gelmemiş sözlerinin esiri olduğunu biliyor, yine de buna devam ediyordu.
Ayak sesleri duyunca yumdu gözlerini, gelen dün gece olduğu gibi yine Havin olabilirdi. Odaya girmiş ve bir süre kadını izleyip çıkmıştı. Kapı açılıp içeriye girenin Gökmen olduğunu anlaması sesli nefesleri sayesinde olmuştu ve gözünü açarak adama baktı. Başucu lambası yanıyordu, karanlıkta yatamamıştı.
"Hoş geldin" diye fısıldadı.
"Sen uyumadın mı?" diye sorarak dolaba giden adam pijamalarını alarak yatağın üstüne koydu. Üstünü çıkarırken Sevda gözlerini kapatmıştı.
"Şimdi yattım. Aç mısın?"
"Yok yedik biraz önce, sadece uyumak istiyorum. Sen nasılsın?" diye sordu pantolonunu çıkararak yatağa otururken. "Geçti mi korkun?"
"Tedirginim hâlâ." Pijamanın altını giydikten sonra yatağa girip kadına döndü yönünü, bu sırada gözlerini açmış adama bakıyordu.
"Niye?" Ona gerçeği söylemiyordu, hal böyle olunca da bu hali adama anlamsız bir uzatma gibi geliyordu.
"Öyle işte."
"Neyse. Kayıt yaptıracak mısın?"
"Hayır."
"Neden?"
"İstemiyorum çünkü."
"Alt tarafı pazarda Havin'i kaybettin, bunda korkacak ne var? Ya da bana söylemediğiniz ne var? Basit bir şeymiş gibi davranmıyorsun çünkü."
"Hepsi bu."
"Hı hı! Öyle olsun." Arkasını döndü adam. Sevda bir süre sırtını izledi. Kısa zamanda uykuya daldı adam. Kadın yatağın dolu tarafına rağmen yapayalnızdı. O da dönüp ışığı kapattı ve korkup geri açtı.
"Sevda abla" diye seslendi Baran.
"Gel canım." Kapıyı açarak içeriye girdi Baran. Hızlıca yatağa çıkıp aralarına girdi. Gökmen kıpırdamalar yüzünden uyandı.
"Ne oluyor ya?"
"Kalk baba buradan."
"Niye yatağında değilsin Baran?"
"Sevda ablayla ben yatacağım, sen git."
"Hasbin Allah."
"Bende gelebilir miyim?" dedi Özcan.
"Heh gel oğlum gel, ben çıkarım. Siz rahat rahat yatın" diye söylenerek yine Özcan'ın odasına gidip yatağına yattı ama uykusu kaçtı yine ve yine. "Kendi yatağımda mülteci gibi oldum anasını satayım."
Kalkıp çıktı odadan, salonda yatacaktı. Yok yok, çıkıp buz gibi havada bahçede oturacaktı. Yol yorgunu haliyle huzurlu bir uyku istemişti sadece. İki gündür İstanbul'da da uyuyamadı. Her zaman gittiği otel, rahat olduğunu, konforlu olduğunu biliyor ama uyuyamadı işte.
Sabaha karşı koltukta sızıp kalmıştı ve yine bir hengameyle uyandı.
"Ya kalemim yok" diyor Baran.
"Defterinin arasındadır" diye karşılık verdi Sevda. Nasıl bilebiliyor bunu.
"Sevda abla hırkam nerde?" diye sordu Özcan. Yukarıdan aşağıya neden bağırarak konuşuyorlar?
"O kirliydi canım, başka giy."
"Ama onun cebi derin."
"Neyi kaçırmayı planlıyor olabilirsin." Gülerek odasına gitti Özcan. Başka bir hırka alıp çantasını da alarak çıktı odasından, yatağını toplamıştı.
"Çantam yok, çantam kaçmış" diye bağırdı Baran.
"Yeter artık" diyerek kalktı Gökmen. "Niye sabah sabah bu kadar bağırıyor bu çocuklar? Ben bu zamana kadar böyle bir şey görmedim? Ne oluyor size? Eşyalarınızı kendiniz takip etsenize."
"Uykusuz mu kaldın oğlum sen?"
"He ana, uykusuz kaldım. Çocuklar gelip işgal etti yatağı."
"Vah vah" dedi oğluyla alay ederek. "E oğlum diğer odada yatsaydın. Yabancı yer değil, yıllarca yattığın taş yatak."
"Ana! Ana!" Kıkırdayarak önüne döndü kadın. Sevda masaya yardım ediyordu. Yine saçı açıktı. "Senin saçın niye açık?" diye çattı. Sevda sesinin şiddetinden etkilenip titredi.
"Başım ağrıyor toplayamıyorum."
"Ne baş ağrısıymış bu? Saçın başın açık geziyorsun evin içinde, sokağa da böyle çık istersen."
"Oğlum delirdin mi sen, niye bağırıyorsun kıza?"
"Sende ses etmiyorsun yani ana, çünkü senin garezin bana."
"Gökmen! Ne var gezer, saç onun saçı, yazma onun yazması. İster takar ister takmaz. Ben ses etmiyorum ne olmuş?"
"Yatacağım, gitmiyorum işe falan." Herkesi şaşkına çeviren öfkesini de alıp merdivenleri çıktı. Sevda'yı tavrıyla korkutup düşüncelere salmıştı. Şimdi ne yapmıştı bu kadın?
"Saçımın açık olmasına bu kadar kızacağını tahmin etmiyordum."
"Sen ona bakma, ağzın var dilin yok o yüzden kabarıyor. Nazlı'nın bir kıçını açmadığı kalırdı da ses etmezdi. Boş ver."
"Gidip örteyim."
"Yok kızım yok, açık kalsın." Fatma Hanım zaten saçının açık kapalı olmasına karışmazdı da Gökmen'in dikkatini çekecek bir şey bulmuştu sonunda. Bunu kullanacaktı. Gül gibi kızın yüzüne baksın, baksın da biraz akıllı olsun.
Çocuklar masada yerini almış kahvaltısını ederken kuş gibi cıvıl cıvıl konuşarak yine sabahı şenlendiriyorlardı. Sevda sabırla ikisini birden cevaplıyor, onlar da olmasa ne yaparım diye düşünüyordu. Havin'in sessizliği sadece dildendi, gözleri konuşuyordu ama Sevda bakmıyordu. Daha doğrusu bakamıyordu.
İçinde bir şeyler kırılıyordu ona bakınca ve bu daha da üzülmesine yol açıyordu. Onun küçük olduğunun ve sağlıklı düşünemediğinin farkındaydı ama yaşadığı korku hâlâ iliklerindeyken tek kelime etmeye yüreği el vermiyordu.
Yine kapıya kadar çıkıp onları okula uğurladı. Özcan ve Baran gördüğü ilgiden ne kadar memnunsa, Havin o kadar değildi. Mükemmel bir şey kaybetti çünkü, bu onu daha da üzüyordu.
Geri dönüp yerine oturduğunda Gökmen uyuyamamış, gerisin geri gelmişti. Yerine oturduğunda Aslı çayını getirdi. Çok çalışmaktan harap olan adam gücünü toplayacağı sağlıklı bir uykudan olmuş olmanın huysuzluğu içindeydi.
Şu an kimse ona bulaşmak istemiyordu ama o dik dik bakıyordu Sevda'nın açık saçlarına. Kadının boğazına dizdi yediğini, kendi uyuyamadı o da aç kalsın istiyordu herhalde.
"Oğlum" dedi Fatma Hanım daha yumuşak ses tonuyla. "Resmi nikah için ne kadar bekleyeceksiniz daha?"
"Nerden çıktı şimdi durup dururken ana?"
"Ne demek nerden çıktı?" O yumuşak ses tonu anında yitip gitti. "Bu kız senin karın, cümle alem bunu böyle biliyor ama soyadı Çıra. Bir Dağlı evine kızlık soyadıyla duruyor."
"Bakarız sonra."
"Derhal bak."
"Tamam ana tamam, onu da yaparız. Sen iste ben onu da yaparım. Zaten kadını kendime değil sana alıyorum!"
"Densiz."
"Ben miyim densiz? Başım çatlıyor, uykusuzum, asabım bozuk. Darlama beni."
Sevda ikisinin arasında ki çatışmaya gözleriyle bile dahil olmuyor, her nasılsa kararı onlar veriyor diye sesini çıkarmıyordu. Zaten adam sinirliydi, bir de bir şey söyleyip iyice delirtmek istemiyordu.
" Sevda? "dedi ilk defa kadının adını söyleyerek. Bir hayli şaşırarak adama baktı.
" Efendim "dedi sakin sesiyle.
" Bugün çiftliğe gidelim seninle, bu gece kalırız. " Başını önüne çevirdi sıkılarak. Kaçmaya çalışmadı hiç ama iş her o noktaya varışında panik oluyordu.
" Çocuklar? "
" Anam bakar. Değil mi ana? "
" Bakarım bakarım. Al götür karını, gözü gönlü açılsın. "
" Bir açmadığı onlar kaldı zaten "diyerek çayını yudumladı.
" Uğraşma gelinimle. İstemiyorsa örtünmesin. "
" Ana bu kız kapalı ya! "
" Ne olmuş oğlum Allah Allah. Ne güzel saçları var, maşallah pekte güzel. "
Gökmen iyice sinirlendi. Nazlı için bir günden bir güne böyle söz etmedi, şimdi Sevda'yı övmeye doyamadı kadın. Ne örtünmemesi? Bu kız kapalı kapalı.
"Ben aslında amcalarımın zoruyla kapandım, inanarak kapanmadım yani" diye mırıl mırıl konuştuğunda Gökmen bardağı sıktı elinin içinde.
"Ben izin vermiyorum ama saçını açmana, o ne olacak?"
"Açacağım demedim ki!"
"Açamazsın zaten."
"Evin içindeyiz diye."
"Kapıya da çıkıyorsun ama, evin sağı solu adam dolu."
"Ben bunu düşünemedim."
"Hadi ya."
"Bu kadar rahatsız olacağını düşünemedim, onu kast ettim."
Gökmen o an bir idrak yaşadı. Gerçekten rahatsız oluyordu ama neden? İstemediği bir evlilik içindeydi ve daha önce hiç böyle bir şey başına gelmemişti. Bu kadın saçını açmak isterse açardı, bunun için ona kızmaya hakkı yoktu da neden için için deliriyordu biri saçının kokusunu duyarsa diye?
"Yok ya, rahatsız olmadım. Saç senin saçın tabi, istediğini yap" diyerek kendi cephesi ardına saklanmaya çalıştı lakin cephesinde hiç tanımadığı duygular alnına nişan almış gibiydi.
"Gerçekten mi? Çünkü başım deli gibi ağrıyor saçımı toplayınca."
"Bir hastalığın mı var?" diye çok mantıklı bir soru sordu.
"Bildiğim bir hastalığım yok."
"İyi."
*
Gökmen'in daha da dağıttığı odasını topluyordu. Kirlileri aşağıya indirecekti, bu yüzden çocukların kirli sepetine attıklarını da alacaktı. Çarşafları değiştirmiş, yatağına üstüne yeni yatak örtülerinden birini serdi.
" Yardım edeyim mi?"diye sordu Aslı odanın kapısından.
" Yok hallettim ama kirlileri sen alır mısın? Bir de Baran perdesine boya sıçratmış onu da yıkar mısın? "
" Tabi ki. "
" Hazırlan Sevda "diye bağırdı Gökmen çalışma odasından. Karşı koridordaydı çalışma odası ve sesi bütün evde yankılanmıştı. Geriliyordu, bütün gece onunla baş başa olacak olma düşüncesi sıcak bir hissin bedeninde cirit atmasına neden oluyordu.
İşi bitmişti o nedenle dolabı açtı. Küçük bir çanta çıkarıp bir gece için lazım olacak şeyleri koymaya başladı içine.
"Benim siyah kazağım nerde?" diye sorarak odaya girip kapıyı kapattı. Sevda onun dolabından çıkardı kazağını. "O beni kaşındıryor ya, at dedim sana!" Sevda duraksadı. Bunu dediğini hatırlamıyordu.
"Öyle mi?" diye sorunca Gökmen elleri tişörtünü yakasında durup kaldı. Bunu Sevda bilmiyordu, Nazlı biliyordu ve karıştırmıştı. Hoş Nazlı da nasıl atacaktı onu yataktayken.
" Evet kaşındıryor beni, sen onu birine at ya da çöpe ver" deyip arkasını dönüp dudağını ısırdı.
"Ne yapayım?"
"Birine ver birine. Çöpe de atabilirsin."
"Birine at ya da çöpe ver dedin sandım."
"Ne saçma şey. Başka ver bana." Dolaptan mavi kazağı alıp yatağın üstüne bıraktı.
"Yedek ne alayım sana?" Dönüp üstünü çıkarırken Sevda dolaba döndü.
"Tişört, pijama, eşofman altı falan al."
"Şey... İç çamaşır-ı?" Ağzının içinde dilini ısırarak gülüşünü tuttu.
"Al al duş alırız" deyince Sevda bir raf çamaşırı yere düşürdü.
"Ay düştü."
"Bırak kızlar toplar, acele et" deyip çıktı odadan.
Kendi kendine üzülüp başını eğdi. Neyse ki çok dağılmayan çamaşırları yerden alıp rafa geri koydu. Kendi içinde hemen hemen aynı şeyleri aldığında yanına krem, diş fırçaları, çorap ve şal koydu. Saçını serbestçe toplayıp başına oyalı bir yazma taktı ama buna ne kadar dayanacağını bilmiyordu. Saçları kafasına ağır geliyordu. Ya kestirmeliydi ya da toplamamalıydı.
Çantayı ve uzun şişme montunu alarak çıktı odadan. Aşağıya inerken Gökmen'in telefonla konuştuğunu gördü. Merdivenleri bitirdiğinde Fatma Hanım geçti karşısına.
"Niye kapattın başını?"
"Dışarıya çıkıyoruz ya!"
"Başım ağrıyor dedin, toplama saçını, bırak açık kalsın."
"Böyle iyi" dedi ama başı başladı zonlamaya, kaşına gözüne vuruyordu hatta.
"Belli. Aç kızım aç, çöz saçını." Yazmayı çekip aldı. Sevda, Gökmen'den çekiniyordu ama yine de çözdü saçını.
"Saçlarım ağır geliyor başıma sanırım, kestirsem mi?"
"Hayır" dedi Gökmen araya girerek. Yerden çantayı aldı. "Örtme madem" deyip geçip giderken annesi ardından gülüyordu.
"Git hadi."
"Tamam, görüşürüz o zaman."
"Dönmek için acele etmeyin. Orası güzeldir, ormanda yürüyüş falan yapın. Şu korkuyu sal gitsin üstünden. Ha giderken kahve, çikolata, çay artık ne istersen al."
"Peki."
"Bu sizin balayınız" dedi, Sevda bunu sesli duymaktan hoşlanmadı. "Çocuklar da bölemez. Anladın sen beni." Başını salladı. "Aferin güzel gelinim benim" deyip saçlarını düzeltti.
Fatma Hanım, Sevda'yı gelin alırken oldukça seçici davranmıştı. Evin çevrelerinde onu gözlemişti birkaç gün. En çok hoşuna giden çocukla çocuk oluşu olmuştu. Tabi yakından bu kadar güzel olduğunu, temiz koktuğunu bilmiyordu. Bedenine titiz davrandığını da. Hiç yara izi olmadığını, pürüzsüz bir yüzü, güzel elleri ve saçları olduğunu burada anlamıştı.
Sevda kocasının peşinde çıktı. Şoförle gitmiyorlardı, bu yüzden Kamil ön kapıyı açtı.
"Teşekkür ederim Kamil, çocuklara dikkat et tamam mı?" Yerine oturdu.
"Merak etmeyin efendim, iyi yolculuklar." Kapıyı kapattığında Gökmen direksiyona geçti, bu sırada telefonu tripoda takıp sesi dışarıya verdi.
"Haftaya diye takvim oluşturdular, o gün burada ol" diye emrivaki konuşan kadının sesiyle kaşları havalandı. Kemerini takarken Gökmen'e kaçamak bir bakış attı.
"Evi ayarladın mı?" diye sorduğunda garipseyerek baktı adama. Evli olduğunu biliyor muydu?
"Plaza olsa?"
"Olmaz. Eşimin rahat edeceği bir ev olsun diye diyorum. Kalabalık yerde rahat edemez çünkü" deyince önüne dönerek düşüncesinden utandı. Yola koyuldular bu sırada.
"Allah aşkına kim bu kadın, prenses mi?"
"Uzatma!"
"Plaza işte, rahat, konforlu."
"Olmaz diyorum. Satılık yoksa kirala."
"Kiralar çok uçuk ama."
"Fark etmez ya, evi seversek satın almak için ikna ederim ben. Bir senelik kira sözleşmesi almayı unutma."
"Peki peki tamam. Hizmetçi de olsun mu? Tırnağı kırılmasın prensesinin."
"Bizim yardımcımız var."
"İyi bari. Bu kadar işin arasında onunla uğraşamazdım cidden."
"Çok mersi" deyip kadının yüzüne kapattı. "Kadının ukalası da hiç çekilmiyor" diye söylendiğinde Sevda kaşlarını kaldırdı önüne bakarak. O değil bu kadar çok konuşmak, ricasız tek kelime etmezdi. Etse bile bu yumuşak ses tonuyla rica gibi olurdu.
Büyük bir marketin önüne park etti. Arabadan inip giderken boşluğu fark edip geri döndü.
"Hadi" diye bağırdığında ses arabanın içine girmişti. Çantasını alıp indi ve kocasına yetişti. Birlikte otomatik kapıdan geçtiler, kocaman reyonları görünce ışık ışık parladı yüzü. Ömründe bakkaldan başka bir şey görmedi ki, hoş onu da ayda yılda bir kere.
Gökmen yanında ki şaşkın kadına bakıp tebessüm etti.
"Yürü hadi" diyerek beline sarıldı kadının, anında irkildi. "Sıktın artık ha!" deyip elini geri çekti. Her şeyden korkan kadına iyiden iyiye kuruluyordu. "İyi peşimden gel, kaybolmazsın herhalde."
"Şey... Elimi" deyip uzattı, Gökmen konuşmayı bile beceremeyen bu kadına sinirli kalamadı ve elini tuttu. Böylece bir araba çekip aldı ve bir eliyle arabayı sürüyor, diğer eliyle kadının elini tutuyordu. Reyonların arasında yiyecek içecek bir şeyler alırken arabayı kadına tutturdu, böylece yanlarından geçen erkekler kadının yanında geçmesin diye onu cüssesiyle gizleyebiliyordu. Hatta kadının üstünden doğru uzanıyordu yükseğe.
Sevda farklı bir reyonda durmuş çeşit çeşit çikolatalara bakarken adam yine ardından kimsenin gelmediğini fark edip geri döndü.
"Al" deyince Sevda sudan çıkmış balık bakışlarını adama çevirdi.
"Hangisini alayım?" diye sorunca Gökmen sabır dileyerek gözlerini yumdu.
"Sevda... Bütün reyonu arabaya boşalttırma bana."
"Yapar mısın cidden?"
"Görmek ister misin?" diye kızdı kadının yüzüne.
"Tamam kızma, iki bir şey alırız" deyip seçtiği çikolatalardan ikişer tane aldı. "Baran da çok seviyor çikolata."
"İki kök dişi dolgu ama!"
"Aa bilmiyordum."
"Abur cubur düşkünü, zor azalttık."
"Anladım. Şey alalım mı?"
"Ne?"
"Dondurma."
" Bu havada?"
"Dondurmanın havaya göre yenilmediğini bilmiyorum deme!"
"Hıh, biliyoruz herhalde. Şarap alacağım."
"Sen bilirsin."
" Sende içeceksin. "
"Ben?!"
"Evet sen!"
"Ama ben hiç içmedim."
"Ne güzel işte kocanla içersin. Bakalım sen sarhoşken nasılsın?"
"Ya midem bulanırsa?"
"Bir şey olmaz."
"Ya kusarsam?"
"Temizlersin."
"Yapmasan mı acaba?"
"Laf ağızdan çıktı bir kere" deyip iki bitter çikolata attı arabaya. "Hem ben senin kocanım."
"Bunu biliyorum."
"Ne güzel, şapkanı takalım da üşüme" deyip montun şapkasını çekti kafasına.
Devam edip birkaç şey daha aldılar ve kasaya gittiler. Bu sırada kitap reyonu gördü Sevda. Ellerini önüne de birleştirip reyona kalp saçan gözlerle bakarken Gökmen cüzdanını çıkarıyordu.
"Kart mı nakit mi?" diye sordu kasiyer.
"Kart-" derken Sevda'ya takıldı gözleri. Kime tebessüm ediyor diye baktığı yere baktı ve orada kitap reyonuna gördü. "Biraz bekleyin." Sevda'nın önüne geçti. "Nereye bakıyorsun Sevda?"
"Hiç" dedi hemen.
"İstediğini alabilirsin dememe gerek var mıydı?"
"Aslında param var, kitap alabilir miyim?"
"Benden para istediğini hatırlamıyorum?"
"Babamın maaşını alıyorum ya! Bu ay bana kaldı!"
"Önceleri sana kalmıyor muydu?"
"Yok, kart amcamdaydı. Geçen gün Fatma Hanım fark edince Kamil'i gönderip aldırmış amcamdan."
"Babandan sana kalan maaşını amcan mı alıyordu?"
"Evet ama-"
"Resmi nikah olduğunda maaşın kesilecek."
"Hı hı."
"Bende hata para bırakmam lazımdı..." diye mırıldandı kendi kendine. "Ben seni kitapçıya götüreceğim" deyip ödemeyi yaptı. Poşetleri alarak çıktılar. Onları bagaja koyup yerlerini aldılar. Hiç ihtimal vermedi ama Gökmen onu kitapçıya götürüyordu.
Çiftlik yoluna daha gitmemişlerdi bile. Merkezde küçük bir kitapçının önünde durdular. Gökmen dediğini yapmıştı ama sadece Sevda'yı kitapçıya getirmemişti, onu daha önce kimsenin mutlu etmediği kadar mutlu etmişti.
Öyle büyük bir mutlulukla içeriye gitmişti ki ilk yaptığı ellerini göğsünün üstünde birleştirip gözlerini yumarak derin bir nefes almak olmuştu. Kitap kokusu ciğerlerine kadar ulaşınca çığlık atmamak için kendini zor tutuyordu.
Gökmen peşinden girip kasada ki çocuğa çay işareti yaparak kenarda ki koltuğa oturdu. Sevda bu sırada kitaplarla dolu rafların arasında gezmeye başlamıştı. Kasada duran çocuk dışarıdan çay söyledi.
"Hoş geldin Gökmen abi."
"Hoş buldum. Biz çıkana kadar kimseyi alma" dediğinde çocuk açık yazısını kapalı yaptı. Çay gelince de kapının dibine bir ağaç parçası kıstırdı.
Sevda kitapların arkasını okuyarak ilgisini çekeni kucağında tutarak devam ediyordu. Gökmen sigara yaktı, çayını açtı ve bir buçuk saat geçti.
Sevda aldığı üç kitapla kasaya geldi. Üç kitap! Bir buçuk saatte! Ödemesine karışmadı o an, nasılsa resmi nikah kıyıldıktan sonra babasının parasını harcayamayacaktı.
Sonra çıktılar ve çiftliğe doğru yola koyuldular. Sevda aldığı kitaplardan birine çoktan başlamıştı bile. Kitap okuyan insanlar az konuşurmuş cidden, Sevda artık hiç konuşmuyordu ve canı sıkılmaya başladı bir zaman sonra. Müzik açtı, belki kafası karışır diye sesini de açtı ama Sevda da gram rahatsızlık yoktu. Tamam yine az konuşsun ama konuşsun diye deliriyordu. Sonunda dayanamadı ve kitabı kapattı.
"Ne yaptın?"
"Sonra okursun."
"Yoldayız ama."
"İyi ya işte, yolu falan izle. Sanki her zaman dışarıya mı çıkıyorsun?"
"Ama okumak istiyorum."
"Kızıyorum ama ha!"
"Kitap okuyorum diye mi?" Benimle ilgilenmiyorsun diye demedi ama içten içe bu kadının ilgisini asla çekmemiş olmaktan rahatsızlık duymaya başlamıştı. Geçen gün onu yolcu etmemişti, şimdi de kitap okuyor. Yahu insan sevmediği insana bile iki kelime laf eder, bu kadın hiç oralı olmuyor. Gerçekten kocası olduğunun farkında değil miydi? Hiç mi merak ettiği bir şey yoktu. İnsan saçma sapan da olsa soru sorar.
Al işte, şimdi de yolu izliyor... "Hasbin Allah."
🧚🏻♀️