Hava rüzgarlı olmuştu çiftliğe varınca. Tadilat için gelenler işini bitirip gitmiş geriye silinecek bir ev kalmıştı. Sevda evi süpürüp silerken Gökmen malzemeleri dolaba yerleştiriyordu. Ağzını bıçak açmayan kızı göz hapsine almış, her hareketini inceliyordu.
Camlar ardına kadar açıktı, çünkü Sevda çamaşır suyu kokutmuştu her yeri. Temiz olduğuna ikna olmaya çalışıyor gibiydi. Bir ara elbisenin eteklerini dizlerinin üstüne kadar çekip yere çöktü. Tırnağıyla seramiğin üstünde bir noktayı kazımaya çalışırken kaşlarını çatmış izliyordu.
Baktı olacak gibi değil kalkıp banyoya gitti, peşinden izliyordu. Banyonun kapısında durup çoraplarını çıkardı. Çıplak ayakla banyoya girdi, orası da ıslaktı. Çamaşır suyuyla yıkadı çünkü, kurusun diye kapısı ve camı açıktı.
Eline aldığı telle çıkıp yerine dönerken dikilmeyi bırakıp koltukların oraya yürüdü, orada tam karşı duvarın önünde ki şömineye biraz daha odun attı. Buz gibiydi ev, hâlâ suyla uğraşıyordu.
"Acıktım" dedi kadın doğru. Sevda başını kaldırıp adama baktı.
"Biraz bekler misin?"
"Ne kadar?"
"Sadece burası kaldı. Sen perdeleri takar mısın?"
"Ben!"
"İstemezsen ben takarım, sen yemek yapabilirsin."
"Ben?"
"O zaman bekleyeceksin."
"Su koruyayım perdeyi takarım" deyip mutfağa geri gitti. "Sende uğraşma o kadar satılacak zaten."
"Ne?" diye sordu şaşkınca.
"Satışa çıkardım burayı."
"Neden?"
"Paraya ihtiyacım var."
"Borç alsaydın ya bir ahpabından."
"4 milyon!"
"He" deyip önüne döndü. Çiftlik çok büyüktü ve bu boş haliydi. Eskiden atlar vardı, bir hayat yaşanıyordu ancak Gökmen burayı satıp hem işini büyütecek, hemde bu koca yeri sıkıntı etmeyecekti.
"Sevdin mi burayı?"
"Bilmem."
"Nasıl bilmezsin."
"Satılacak dedin ya, içime sinmez şimdi. Uyuyamam da. Şimdiden başkasının olmuş gibi gözümde" deyip uğraşıp durduğu işi bıraktı.
"İstersem satmam."
"Paraya ihtiyacım var dedin."
"Başka yerden bulurum."
"Bir dediğin bir dediğini tutmuyor" diyerek kovayı alarak banyoya doğru gitmeye başladı. Konuşmuyor konuşmuyor, bir konuşuyor lafı tam gediğine koyuyordu.
Suyu klozete boşaltıp viledayı güzelce yıkadı. Onları da kuruyacak şekilde bıraktıktan sonra makineden perdeyi çıkarıp sepeti eline aldı.
Gökmen perdeyi alıp boydan boya cama takarken Sevda merdiveni tutuyordu. Büyük perdeyi takmakta bir hayli zorlanıp küplere bindi. Perde elinde yırtılacak hale gelince "iner misin?" dedi.
"....perdesi. Şerefsiz" deyip indi. Sevda kendi çıktı merdivenin üstüne, Gökmen merdiveni tutuyordu. Sevda'nın aşağıdan dizlerine kadar düğmesini açtığı elbise bir bacağını bir üst basamağa koymasıyla sıyrılıp yana kaydı. Gökmen karısının bacağıyla burun buruna gelince gözleri yuvalarından çıkacak gibi oldu. Burnuyla bacağının arasında beş santim vardı. Buğday teni ayık kafayla aşırı alkol almışcasına başını döndürdü.
"Sallama" dedi Sevda ama Gökmen'in algıları kapanmış bacağına bakıyordu. "Düşeceğim" dedi kadın merdivenin üstünde zor duruyordu. "Gökmen!" diye sesli adını söyledi ama artık çok geçti. Kadın duramadı, adam tutamadı ve Sevda kocasının kucağına düştü.
Son anda kadını tuttu ama nasıl? Kollarını sardığı kadını kalçasından tutuyordu. Boyları eşitlenmiş şimdi gerçekten burun buruna gelmişlerdi. Eli sıyrılan elbisenin altındaydı, ten tene değiyordu.
"Bırakır mısın?" diye fısıldadı.
"Niye?" diye geri fısıldadı o da. Nefesleri birbirine çarpıyordu.
"Perde açık" dedi başka bir bahane bulamayarak.
"Çiftlik boş."
"Üşüdüm" dedi. Kadının yüzünü taradı kara gözleriyle. Kadını yere, ayaklarının üstüne bıraktı ama belini tuttu. Onu kendine yaslayıp eliyle çenesini kaldırdı. Biraz eğilip dudağını öpeceği sırada telefonunun sesi duyuldu. "Telefonun!"
"Sikerim telefonu" deyip devam etmeye çalıştı ama telefon sesi bütün ambiansı bozmuştu. Sinirlenerek dönüp gitti. Arayanın hayatını... ti şimdi. "Ne var lan?... Beni bunun için mi aradın şerefsiz, kapat lan telefonu" deyip sert bir şekilde masaya koydu.
Sevda tekrar merdivene çıkarken Gökmen gidip yine tuttu ve bu defa kazasız belasız taktı perdeyi. Geri indi ve merdiveni dışarıya çıkarıp kapıları ve pencereleri kapattılar. Şöminenin önüne gidip çöktü. Biraz ellerini ısıtıp yemek yapacaktı.
"Çorap giy" dedi kıçına kadar cıbıl cıbıl olan kadına.
"Üstümü değiştireceğim şimdi."
"Kalk o zaman."
"Üşüdüm" dedi kedi yavrusu gibi mırıl mırıl. Elleri biraz olsun ısındığında ayağa kalktı. Yatacakları oda aslında misafir odasıydı. Üst katta ki odada bir zamanlar Nazlı'yla yattığı için Sevda'yı oraya götürmedi.
Odaya girip tir tir titreyerek açtı çantayı. İçinden bir kazak ve sıcak tutacak bir eşofman altı çıkardı. Uzun ve kalın çoraplarından birini alıp elbisenin düğmelerini açarak üstünden çıkardı. Soğukla temas eden teni diken diken oldu. Tüylü değildi ama yine de ürperiyordu. Çorapları ayağına giyerek eşofmanı çekti kalçasına, sonra da kazağı giyip saçlarını dışına çıkardı.
Ardından hırkasını giyerek kapıyı açtı ve çıkarken kocasına çarptı, adam belini tutarak durdurdu onu.
"Affedersin."
"Isındın mı?"
"Evet."
"Makarna yapalım mı?"
"Birlikte mi!?"
"Niye şaşırdın?"
"Bilmem" dedi tebessümünü tutarak.
"Gülecek misin?" derken kadını geri geri yürüttü ve anında gülüş gitti, yerini panik aldı.
"Yok gülmüyorum."
"Güldün güldün."
"Valla gülmedim." Bir eliyle kapıyı kapattı. Sevda iki aydır yanında yatıp ona dokunmayan bu adamın şimdi neden böyle davrandığına anlam veremiyordu. Omuzuna düşmüş saçlarını usulca geriye doğru çekerek boynunu ortaya çıkardı. Yanaşıp kokusunu ta teninden içine çekmek istedi, bu defa da engel olan Sevda'nın yoğun bir şekilde titriyor olması oldu. Buz kesmişti.
"Gel hadi, sen ısın yemeği ben yaparım" diyerek elini tuttu ve birlikte odadan çıktılar. Evde sadece şömine yakmıştı. Bütün evde petek, onları ısıtacak koca bir kazan vardı ama yakmaya zaman olmamıştı. Yemekten sonra yaksa iyi olurdu, geldiklerinden beri suyun içinde olan kadını hasta edecekti yoksa. Sevda'yı şömineye yakın olma koltuğa oturtup üzerine sarılabileceği bir battaniye serdi.
"Teşekkür ederim" dedi üstüne eğilmiş olan adama bakarken. Adam önemsiz der gibi başını salladığında sırtını çekip biraz dikleştikten sonra adamın dudağına uzandı. Öpmesi için gözlerini yumup beklerken adam tebessüm ederek yanağına bastırdı dudaklarını. Bu işi bir iki saat ertelese iyi olurdu, çünkü daha fazla direnemeyecekti.
Gidip yemeği yaparken Sevda fırsattan istifade uzanıp kitabını eline aldı. Kocasının ona yemek yapıyor oluşuyla değil, kitap okumakla ilgileniyordu o an.
Gökmen makarnayı haşlarken çalan telefonunu açıp kulağına koydu.
"Oğlum anladık Mardin'desin, ne bok var da arayıp duruyorsun ya?"
"Lan oğlum sensin şerefsiz" dedi arkadaşı. Az önce bir küçük atarlanmıştı da durumun şeyiyle.
"Olmadık zamanda aramasaydın."
"Mardin'deyim dedim, bir dinleseydin anlatacaklarım önemliydi."
"Karıma yemek yapıyorum kısa kes."
"Görmemişin karısı olmuş." Gökmen kahkaha attı. "Dinle. Merkez kahvehanesinde bir it gördüm."
"Eee?"
"Elleri kırıktı."
"Ne yapayım oğlum, doktor muyum ben?"
"Anladım haberin yok. Bu şerefsiz Dağlı diye bir şeyler geveledi, çektim kenara öttürdüm, yaparım bilirsin."
"Eee?"
"İşte bu şerefsiz geçenler de senin hanımı kaçırmış" deyince Gökmen elinden kaşığı düşürdü.
"Ne diyorsun oğlum sen?"
"Fatma Ana yetişip kurtarmış kadını da bu mesele değil. Dersini çok iyi vermiş vallahi, sanatsal çalışmış adamlar."
"Ee Alparslan eee?"
"Senin kız yardım etmiş Gökmen, Havin yardım etmiş o şerefsize!"
Beyninden vurulmuşa dönmüştü. Robot gibi dönüp arkası dönük olan karısına baktığında içi çekilir gibi olmuştu. Bundan mıydı korkusu? Bu yüzden mi irkilip duruyordu?
"Bir şey yapmış mı? Karıma elini sürmüş mü?" diye sorarken sesini kendi duymamıştı.
"Yok, yani ellerini kırmışlar. Bu bana babanın bir zamanlar karısını döven adama yaptığı aynı şeyi hatırlattı. O şerefsiz çok ileri gitmiş olsaydı ölmüş olurdu."
"Vurmuş yani!"
"Sakin ol önce, annene sor kardeşim ama bil ki iyi dedikodular dönmüyor burada."
"Sağ ol kardeşim... Sağ ol" deyip kapattıktan sonra tezgaha dayadı ellerini. Neyse ki kitaba dalmıştı Sevda ve duymuyordu. O kadar sinirlenmişti ki tezgahı parçalayabilirdi elleri. Gözlerinin yandığını hissediyordu ama bu yapacağından geri duracağı anlamına gelmiyordu. Havin'i aradı. Karısının saçlarına bakıyordu.
"Efendim baba."
"Duyduklarım doğru mu?"
"Ne!" Sesi korkulu gelen kızı sinirini körükledi.
"O şerefsize sen mi yardım ettin?"
"Baba ben konuşacak sandım, kaçıracağını bilmiyordum. Yemin ederim bak -"
"Kes sesini!" dedi ama bağırmadı. Yine de sesi dikti. "Ekmeğini yediğin kaba tükürdün öyle mi? Bunca zamanın karşılığında bana böyle teşekkür ediyorsun öyle mi Havin?"
"Çok pişmanım."
"Şimdi oraya gelmiyorum ama cezanı kestim. Bundan sonra anneannen baksın sana benden bu kadar."
"Hayır baba, lütfen..." Telefonu kapattı. Sakinleşmek için biraz zamana ihtiyacı vardı ama yemek lapa olmak üzereydi. Öfkesi bedeninde tur atmaya başladığında makarnayı süzerken elini yaktı ve bir tencere makarna ziyan oldu.
Sesi duyup kalktı Sevda, koşarak kocasının yanına vardı.
"Ne oldu? Yandın mı?" Kadının yüzüne bakarken utanmasa ağlayacaktı. Elini suyun altına tuttuğunda karısının yüzünü izliyordu. "Çok yandı mı?" Rengi attı kadının, buğday teni bembeyaz olmuştu. Bir süre soğuk suyun altında bekletti elini ve çektiğinde hafif kızarmış olduğunu gördü. "Ecza dolabı görmüştüm, sen koltuğa geç ben hemen geliyorum."
Hızlıca oradan koridora geçti. Ecza dolabına ulaşıp yara yanık kremi aradı ve buldu. Bir paket gazlı bez ve bant alıp geri döndü. Koltuğa oturmuş adamın yanına oturdu. Kremin kapağını açıp yanığın üstüne sıkıp parmağıyla yedirmeye başladı. Gökmen gözlerini bir an bile çekmedi yüzünden. Canı yanmıyordu, zaten o kadar büyük bir yanık değildi ama ilgilisini izliyordu.
Uzak mesafeli ilgilisini, hiç yüzüne bakmamasını ve buna rağmen tatlı telaşını.
"Sevda?"
"Efendim." Yanığı sarıyordu.
"Ben senin kocanım!" Bunu duyunca gözlerini elinden alıp gözlerine getirdi. "Bir sıkıntın olduğunda bana anlatabilirsin."
"Bir sıkıntım yok" deyip işine devam etti. Küçük bir bantla da bantladı. "Yemeği ben yaparım, sen dinlen. Uykusuzsun zaten." Başını salladı. Uykusunu aldığı zamanlarda da çok çabuk sinirlenirdi.
*
Sevda yemeği hazırlayıp getirdiğinde Gökmen uzandığı yerde doğrularak oturdu. Tabağını önüne koyup çatalı, kaşığı ve peçeteyi yanına bıraktı. Kendi tabağını almak için az evvel temizlediği mutfağa gitti. Tabağını aldı, sonra bardakları. Meyve suyunu kolunun altına sıkıştırmıştı.
Yana yana oturmuş yemek yemeye hazırlanırken Gökmen önüne dönüktü ve zerre kalmayan iştahı yüzünden yemeğe boş gözlerle bakıyordu. Sevda meyve sularını koyup çatalı eline aldı ve afiyet olsun demek için ağzını araladığında kocasını dalgın gördü.
"Canın çok mu yanıyor?"
"Heh!" deyip kadına baktı. "He yok, iştahım kaçtı."
"Neden?"
"Ne bileyim kaçtı işte." Üstüne gitmedi, terslemesinden çekindi. O saniye derin bir sessizliğe gömüldüler.
Saatler Sevda'nın kitap okunmasıyla, Gökmen'in de uyuyormuş gibi yapmasıyla geçip gitti. Gecenin yarısı olurken esneyerek bıraktı kitabı, kalkıp şömineye odun attı. Gökmen'in üstünü örtüp o da diğer koltuğa uzanıp gözlerini yumdu.
Bir hayli zaman sonra telefon çaldı. İkisi de sıçrayarak uyandı, Gökmen gerçekten dalmıştı. Kalkıp telefonuna gitti. Annesi arıyordu, saat gecenin üç buçuğu.
"Bu saatte mi arıyorsun ana?"
"Gökmen, Havin yok."
"Nasıl yok?"
"Yok işte, çocukların sesiyle kalktım bir not bırakıp çıkıp gitmiş. Dönün çabuk."
"Tamam tamam" deyip telefonu kapattı. "Gidiyoruz Sevda."
"Ne olmuş? Kim yok?" diye sorarak kalktı Sevda. Apar topar çıktılar evden.
*
Açık kapıdan eve girdiler. Annesi ve çocuklar ayaktaydı. Sevda ona sarılan çocuklara karşılık verdi.
"Sevda abla, ablam yok."
"Babanız bulur onu şimdi, siz yatağa hadi bakalım."
"Ama -"
"Aması yok Özcan, sabah okul var. Hadi yatağa."
Gökmen şehri ayağa kaldırmış, herkesi kızının peşine düşürmüştü. Polisler şehri tırım tırım ararken kendine hakim olmaya çalışıyordu. Sevda çıkıp çocukları yatırdı.
"Kocaya kaçtı kesin" dedi Fatma Hanım. Gökmen zaten alev saçıyordu, bir de annesi konuşmaya başladı tam oldu.
Çok değil yarım saat içinde Havin'i bulup getirdiler. Herkes dağılana kadar sabırla bekledi Gökmen. Sevda gelip bir köşeye geçti ama kıyamet kopacaktı, belliydi bu. Havin elleri önünde olduğu yerde, merdivenlerin önünde dikiliyordu.
Fatma Hanım kendini zor tutuyordu, evire çevire dövülesi bir çocuktu bu.
"Neredeydin?" diye sordu Gökmen elleri arasında pencereye dönük dururken. Elini sürekli yumruk yapıyor, açıyordu. "Gece gece hangi cehennemdeydin?" diyerek kızına çevirdi ruhsuz bakışlarını. Havin korkudan tir tir titriyordu ve Sevda yanına gitmemek için kendini zor durduruyordu.
Kızına doğru birkaç adım atıp önünde durdu. Başını eğip kızın yüzüne baktı.
"Ben" diye geveledi, kekeledi. Konuşmayınca sustu.
"Sen!" deyip çenesini tutarak başını kaldırdı. Sevda hamle yapınca Fatma Hanım tuttu. "Kim oluyorsun da kendi başına bir karar alıp evden alıp başını gidiyorsun! Neredeydin Havin!?" diye bağırınca Sevda titredi. Ona vurur diye korkuyordu.
"Beni evinde istemiyorsun artık" dedi iç çekerek. İnsan kızını evinde neden istemezdi?
"Sen boyundan büyük işler yapıyorsun? Hangi cesaretle benim karımı elin adamına götürüyorsun, sen kimsin?" Sevda o an Gökmen'in bildiği öğrendi. Bu daha fazla korkmasına neden olmuştu. Üstüne gitmek istedi daha sıkı tuttu Fatma Hanım. "Nankör" diye bağırdı ikinci kere. "Benim sayemde bir saltanatı yaşıyorsun. Bir kere bile sana bu eve ait değilsin dedim mi de sen benim evimde bana ihanet ediyorsun."
"Annem ölünce beni bırakırsın sandım."
"Bırakmadım ama."
"Korktum."
"Öyle mi? Neredeydin, nereye gittin Havin? Bu saate kadar hangi cehennemdeydin?"
"Üstüne gitme" dedi Sevda dayanamayıp konuşarak. Sesi korkulu ve kısıktı.
"Ben bir şey yapmadım" dedi Havin.
"Söylemiyorsun, peki. Hastaneye gidiyoruz" dediği an Sevda kolunu kurtardı.
"Hayır" diye bağırarak Havin'in önüne geçti. Ellerini arkaya uzatıp Havin'in ellerini tuttu. "Yapmadım diyorsa yapmamıştır Gökmen!" Sesi evin içinde yankılanırken kocasının gözüne gözü dönmüş gibi bakıyordu. "Ona bunu yapmana izin vermem, o senin kızın!"
"O benim kızım değil, anasıyla birlikte kakaladılar bunu bana on yedi yaşımda!" Adam böyle söyleyince kadının içi titredi yine de kızın önünden çekilmedi.
"Ama sana baba diyor. Onu şimdi hastaneye götürürsen hayatı boyunca aynada ki yüzü olursun yapma yalvarırım. Kimseye güvenemez, kim ne derse onu yapmak zorunda kalır, sesini çıkaramaz. Bunca zaman korudun, şimdi korkutma n'olursun."
Pırıl pırıl parlayan göz yaşları yüzünü yıkarken adamın yüzüne, bir umut vazgeçer diye gözünün içine bakıyordu. Gözlerinin ardından neden böyle bir Sevda olduğu vardı, şiddetle karşı çıktığı bir gerçeği. Kalbinin böyle şiddetli attığı bir günü doğrusu hatırlamıyordu.
" Genç bir kızı o masaya yatırdığında tek yaşayan bedeni olur unutma."
"Sana yaptığı peki?"
"Umurumda değil o daha çocuk, doğru düşünemiyor."
"Ya sana bir şey olsaydı?" diye bağırdı.
"Bana sahip çıkması gereken sensin!" Şaşırdı adam. "Çocukların annelerini kaybetti, üstelik ölüm döşeğindeydi o kadın ben bu eve geldiğimde. Ben mi istedim seni? Ben mi kabul ettim evlenmeyi? Ufuk çarşıda karşıma çıktı, korkudan evden çıkamadım senin ruhun bile duymadı. Havin benden nefret ediyor haklı, annesinin üstüne kuma aldın beni. Yanlış yaptı evet ama benim yüzümden onu bu şekilde cezalandırırsan sana da güvenmem, hayatın boyunca sahip olacağın ruhsuz bir bedenden fazlası olmaz. "
Konuşamadı... Tek kelime edemedi kadının karşısıda. Sevda arkasını dönüp Havin'in saçlarını okşadı.
" Yatırayım seni. "Elini tutup merdivenleri çıkarırken ardına dönüp bakmadı. Gökmen anlıyordu yavaş yavaş. Bu evde Sevda için çocuklardan daha önemli kimse yoktu, söz konusu onlar olunca duvarlarını yıkabiliyor, sesini çıkarabiliyordu.
Biraz sonra Havin'i yatırmış üstünü örtmüştü. Ellerini çekeceği sırada Havin üstünden kayıp eli tuttu.
"Benimle yatar mısın Sevda abla." Bu da adımdı, Havin'in atmaya başladığı adımlardan bir diğeri. Gözleri dolup taşarken kızın arkasına girip kolunu başının altına koydu. Saçlarını kenara çekerek okşarken Havin'in hıçkırıkları yankılanmaya başladı odada. Kendini sakladığı yerde acı çekiyordu şimdi.
Yine hissediyordu, Havin'in hislerini yüreğinde hissediyordu. Onunla birlikte ağlıyordu ama bu defa ona sarılabiliyor, varlığıyla ısıtıyordu.
Gökmen'in bu her şeyden nefret eden hali hayal çağlarında başına gelen talihsizlik yüzündendi ama yine de kocaman adam olmuştu ve artık akıllı olmalıydı. Benim kızım değil diyerek örselediği genç bir kızdı. Hemde bu evden giderse hiç olacak bir genç kız.
Bunca yıl babalık etmiş işte, buna devam edebilirdi. Bu nasıl bir nefret, bu neyin öfkesi? O daha çocuk. Havin uyuyup kaldığında biraz daha kaldı onunla ve tam zamanında yine kalkıp çıktı odadan. Banyoya girip elini yüzünü soğuk suyla defalarca yıkadı, gözleri felaket görünüyordu. Kendi odasına girdiğinde boştu.
Çabucak üstünü değiştirerek bir elbise giyindi. Saçına bir toka kıstırıp üzerine şalını aldı. Odadan çıktığında Gökmen'le karşı karşıya geldi, bakmadı yüzüne. Hakkı olmadığını düşünüyordu ama çok kızgındı. Genç bir kızı, sırf bir gece dışarda kaldı diye hastaneye götürmek bu kadar kolay olmamalı. Gece buna engel oldu ama yine de kavruluyordu içi. Yanında geçip giderken başı çatlıyordu artık.
Aşağıya indiğinde kızlar kahvaltıyı hazırlıyordu. Onlarla birlikte mutfağa girmiş bir işin ucundan tutmuştu.
Bu sırada uyanmış Sevda'yı arıyordu Baran. "Sevda abla" diyerek açtı kapıyı, orada yatağın üstüne yüz üstü uzanmış babası vardı. "Sevda abla gitti mi?" diye başladı ağlamaya.
"Baran" diyerek peşine düştü Gökmen. "Oğlum dur." Seslere uyandı Özcan ve Havin. Panikle odalarında çıkmışlardı.
"Sevda abla yok mu? Sevda abla." Merdivenleri sersem adımlarla iniyor, babası peşinde onu tutmaya çalışıyordu. Özcan ve Havin takip etti onları. Sesi duyunca mutfaktan çıktı Sevda.
"Baran! Ne oldu?" Baran beline sarıldığında ellerinde ki tabakları kızlar aldı. Çocuğa sarılıp neden ağladığını anlamaya çalışırken herkes ayaktaydı artık.
"Gitmedin mi?"
"Nereye?" diyerek ellerini tutup önüne çöktü.
"Gittin sandım."
"Nereye gideceğim canım benim, korkma. Neden ağlıyorsun?"
"Bizi de korkuttun Baran" diye kızdı Özcan. Baran Sevda'nın boynuna sarıldığında Sevda onu kucağına alarak kalktı.
"Üstünü değiştirelim mi? Okul var biliyorsun."
"Gitmeyeceğim."
"Olmaz." Merdivenleri çıkmaya başladı çocuklarla.
"Yine ne oldu sabah sabah" diye çıktı odadan Fatma hanım, başına yazma bağlamıştı. Başı ağrıyor olmalıydı. Baran'ı yere bıraktı.
"Hazırlanmak için on dakikanız var" deyip burnunu sıktı. "Havin, sen gitme istersen bugün."
"Gideyim ya, demedikleri kalmaz arkamdan." Gece kız arkadaşında olduğu belli olmuştu ama bunun ne önemi vardı şimdi.
"Peki. Ilık bir duş al madem...Hadi hadi" deyip Baran'ı odasına koşturdu. Çabucak üstünü çıkarıp formasını giydirdi. Elini yüzünü yıkaması için onu banyoya gönderip yatağını bugünlük topladı.
"Sevda abla" diyerek forması başında kalan Özcan göründü kapıda.
"Yine mi ters çıkardın?" deyip birbirine girmiş formanın kollarını ayırıp birinin ters olan kolunu çevirdi. "Çıkardıktan sonra düzeltip katlamalısın canım."
"Unutmuşum" deyip odasına koştu.
"Ben aşağıdayım" deyip merdivenleri indi. Sonra teker teker geldiler peşinden. "Senin çorabının biri nerde?" dedi Baran'ın çıplak ayağına bakarak.
"Burada" deyip cebinden çıkardı.
"Niye giymedin bunu paşası?"
"Nereye koyduğumu unutmuşum" deyip güldü.
"Komik çocuk. Otur hadi, giydireyim." Yerine oturan çocuğun çorabını giydip paçasını düzeltti. Yakasına mendil takıp tabağını hazırladı. Özcan gelip yerini aldı. Onun yüzü asıktı. Biraz sonra Havin de gelmişti. Gökmen de yerine oturdu, sonra Fatma Hanım. Sevda belli etmemeye çalışsa da başı felaket ağrıyordu.
"Başın mı ağrıyor?" diye sordu Gökmen, gözleri kadının üstündeydi. Sevda başını salladı hafifçe. "Bugün hastaneye götüreyim seni" dediğinde karşılık verecekken Özcan konuştu.
"Kamil abi götürür."
"Efendim" diye geri söyledi çocuğa gözlerini kısarak.
"Hep öyle olur çünkü" diyen Özcan tabağına bakıyordu. "Sen uğraşmazsın böyle şeylerle baba" deyince Gökmen ters bir şey söyleyecek oldu ama Sevda elinin üstüne elini koyarak susturdu onu, gözleri Özcan'daydı. "Sevmezsin de zaten ama bizim sevdiğimiz şeyleri de elimizden almayı iyi bilirsiniz."
"Özcan!" diye uyarı Fatma Hanım.
"Lütfen" dedi Sevda bölmemesi için.
"Gece sizi duydum" dediğinde Havin'in bakışları da kardeşine döndü. "Eğer Sevda abla sadece bakıcımız olsaydı çoktan gitmiş olurdu biz uyanmadan, çünkü babama bağırdı. Sen böyle şeyleri affetmezsin babaanne. O yüzden Sevda ablayı babama kuma aldın. Nadide abla, yani bir önce ki bakıcımızı sesini yükseltti diye kovmadın mı? Biz onu seviyorduk ama bizim sevmemiz önemli değildi. Babamın karısı olduğu için duruyor Sevda abla hâlâ ama aslında o bizim bakıcımız. Hatta ablamız, çünkü onunla uyuyabiliyoruz. "
" Sevda'yı kovmuyoruz oğlum "dedi Fatma Hanım.
" Kovamazsınız babaanne, çünkü o bizim. Babamın değil! "
Sessizlik sonra, her zaman olduğu gibi...
🧚🏻♀️
Yeni bölümler yarın....
Yorum yapmayı unutmayın....