KİB - On Altıncı Bölüm

1774 Words
Koyu yeşil ayakkabılarımın ucuna bakarak okulun öğrenci işlerinden ayrılan merdivenini yavaşça indim. Şu son bir ay içerisinde ne çok gelip gitmiştim buraya. Ama ne kadar gelip gittiysem de sonuç değişmemişti. Emre abinin verdiği işi halledecektim halletmesine ama paranın en erken iki hafta içerisinde yatacağını söylemişti. Ne kadar yatırılacağını da bilmiyordum gerçi, sorduğumda miktarı belli olmuyor demişti. Ya bursumu karşılayacaktı o para ya da çok aşağısında kalacaktı. Gerçi şu an bu da önemli değildi çünkü bu paranın benim elime iki gün içerisinde geçmesi gerekiyordu. Belki bu harç yatırma süresini uzatabilirim ümidiyle öğrenci işlerine geldiğimde, orada oturan orta yaşlarındaki gözlüklü adam bana imkansız demişti. "En geç iki gün içerisinde yatırılması gerekli, sistem para yatırılmadan ders kaydını onaylamıyor ve iki gün sonra sistem kendini kilitliyor. İki gün içerisinde mutlaka yatırmaya çalışın." Demesi kolaydı, kimse parayı nereden bulacağımı söylemiyordu. "Ya da bulamayacağınızı düşünüyorsanız, okulu dondurun. Parayı bulduğunuzda gelecek dönem devam etme şansınız var." Bu da mümkün değildi, zira okulu dondurursam, o yetmiş beşlik burs da yanardı. Hem Emre abi gil okula gidemeyeceğimi öğrenirlerse katiyen o görevi benden alır ve çeteden süresiz bir şekilde uzaklaştırırlardı. Kantinin yanında ayrılan merdivene çöktüm ve ucuna oturdum. Başımı demir korkuluğa yaslarken kafamdaki tilkileri dürtüyordum bir çıkar yol bulsunlar bir hinlik düşünsünler diye. Ama onlarda yerlerinden kımıldamıyordu. Kaç dakika orada oturdum bilmiyorum ama uzaklardan kulağıma ulaşan tanıdık ses, tilkilerimden birini harekete geçirmişti bile. "Yok abi," diyordu Ege. Sanırım kantinde, merdivenin hemen yanındaki bir masaya oturmuşlardı duyabilmem için. "Kız mız yok." Kaşlarım çatılırken kulağımı korkuluğa yapıştırdım. Neyden söz ediyordu? "Ne diyorsun oğlum?" dedi biri. Bu tok ve kalın sesi tanıdım hemen, Arın'dı. Hala Ege'yle nasıl görüşmeye devam ediyordu merak ediyordum doğrusu. Ona nasıl katlanıyordu acaba? "Bu iş de yattı diyorum abi." "Adam gibi anlat şunu, ne dedi Ayça?" Ayça kimdi? Çevirdikleri Aşk-ı Memnu dizisinde yeni bir oyuncu mu? Sessizce güldüm. "Olmaz dedi." "Ne demek olmaz, sen demedin mi bu kız ortam yapmak istiyor, paraya da ihtiyacı var diye. Atlayacaktı sözde teklife, ne oldu son anda?" Arın'ın sesi son duyduğumun aksine gergin geliyordu. "Öyleydi başta... Ne zaman ki herifin adını duydu, karşı çıktı hemen. Canına susamamışmış..." Arın iç çekti. "Bu adam gerçekten de bu kadar korkutucu mu?" "Adam deme şuna, pisliğin teki." Ege duraksadı. "Ne yapacağız şimdi? Bir kız bulamadık, son seçeneğimiz de elimizden uçup gitti... Bu heriften korkmayan bir kız nereden bulacağız şimdi?" "BULDUNUZ!" Merdivenlerden ne ara koşarak inip, ne ara karşılarına geçmiş ve ne ara herkesin ortasında bağırmıştım hiçbir fikrim yoktu. Yalnızca, zihnimde bir fikir kırıntısına tutunmaya çalışan tilkiler hemen ortaya atlamam gerektiğini, bu fırsatın kaçmayacağını söylemişlerdi. Ben de kendimi, kollarını iki yana açmış bir şekilde, bana şaşkınca bakan ikilinin karşısında bulmuştum. Bir kız arıyorlardı. Cinsiyet: tamam ✓ Paraya ihtiyaç: -şu an kimse benden daha fazla ihtiyaç duyamazdı- tamam ✓ Gerisiyle alakadar değildim. İki gün içinde bursumu yatırsınlar bana yeterdi zira okula gidemezsem hem hayallerim, hem de Emre abinin bana verdiği görev yanar ve çeteden atılırdım. İşlerine yarayacak bir kız arıyorlardı, en fazla ne kadar kötü olabilirdi ki? Yüzlerindeki şaşkınlığın akıp gitmesi için onlara zaman vermeden masalarına destursuz oturdum. Ellerimi yanaklarıma bastırdıktan sonra, "Duydum ki bir kız arıyorsunuz," dedim gülümseyerek, "Eee, mevzu ne?" Ege elini alnına yaslayıp Arın'a döndü ve fısıldadı. "İnsanın sevmediği ot burnunda bitermiş... Bu kız niye hep karşımıza çıkıyor?" "Ne istiyorsun?" diye sordu Arın mimiksiz bir yüzle. Omuz silktim. "Konuşmalarınıza kulak misafiri oldum, ne yapacaksanız ben gönüllüyüm!" dedim heyecanla. "Ne yapacağını biliyor musun da hemen atlıyorsun?" "Ne yapacaksınız?" Ege'ye dönerek bir süre bakıştılar sonrasında Arın sandalyesini bana çevirdi ve ifadesini bir nebze yumuşatarak, "Bir kız aradığımız doğru," dedi. "Ama becerikli biri olması lazım." "Ne tür bir beceri? Ben çok becerikliyimdir!" Ege gözlerini devirdi. "Kısaca, bu okuldan bizim gıcık olduğumuz bir şahıs var. Sana güvenmediğim için adını söylemeyeceğim... X diyelim. Bu X kişisinin hayatına sokmak istediğimiz bir casus arıyoruz. Bu casus X'in evine rahatça girip çıkacak kadar o kişiyi etkilemeli ve bize X hakkında işimize yarayacak bilgiler vermeli, bunu yapabileceğini mi sanıyorsun?" "Tamam!" dedim heyecanla. "Bana bırakın, benden daha yetenekli birini bulmazsınız." Rahat bir şekilde geriye yaslandım. Ege bana tedirgin bir ifadeyle baktıktan sonra gözlerini tekrar Arın'ın üzerine dikmişti. Arın ise sadece susuyordu. Bana olan bu güvensizliği içimi yakıyor dersem yalan olurdu. Bana güvenmemesini yadırgamıyordum, ben olsam ben de kendime güvenmezdim. "Eğer sana bırakırsak bu işi daha çok elimize yüzümüze bulaştırırız." diyerek Ege konuştuğunda alayla gülümsedim. "Ne yapmayı planlıyorsunuz? Arın mı çocuğu etkileyecek?" dedim karşısına geçerek. "Hem duyduğum kadarıyla bütün seçenekleri elemişsiniz. Bana güvenin, o kişiyi kolayca etkileyebilirim." Arın sessizliğini korurken bu planı kafasında tarttığı yüz ifadesinden belli oluyordu. "Bu kişi çok tehlikeli biri," dedi sonunda. "Biz bile planı anlarsa ne yapacağını kestiremiyoruz. En çok zararı casusa verecektir." Kaşlarımı kaldırdım. "Öldürür mü?" Başını olumsuzca salladı ve bana yaklaştı. "Daha beterini yapar." Güldüm elimi salladım. "Öldürmüyorsa sorun yok, baş ederim!" Bir an ikisi de şaşırdı. "Karşılığında ne istiyorsun?" diye sordu Arın, tek kaşını ciddiyetle kaldırarak. Yani kabul ediyordu? Hafifçe gülümserken, ellerimi ovuşturdum. Hiç, ben çıkarcı bir insan mıyım triplerine girmeyecektim. "Basit." dedim heyecanla. "Madem bu işi kabul eden herhangi bir kıza para verecektiniz bana da verin... Sizden sadece bu dönem bursumu yatırmanızı istiyorum." Kaşları havalanırken böyle bir şey istediğim için şaşırdığı açıkça belli oluyordu. "Ne?" diye sordu. Neye şaşırmıştı ki bu kadar? "Duydun, hala kayıtlar bitmedi zaten." "Bunu isteyemezsin." Ege dişlerini sıkarak araya girdiğinde, ona oksijen israfıymışcasına baktım. Çok sinirli görünüyordu, sanırım ona yaptığım şantaj aklına gelmiş olmalıydı. Kandırılmış olmak acıtıyordu tabii. "Yapacağım şey çok daha tehlikeli. Ama ben size yardım ediyorum, değil mi?" "Karşılığını istiyorsun, bu yardım sayılmaz." "Düşüneceğim." Birden Arın konuştuğunda ikimizin de kafası ona dönmüştü. "Ne?" "Ne!" İkimizde aynı anda sorarken Ege somurtuyor ben ise heyecanla Arın'a bakıyordum. "Arın saçmalama, ne düşünmesi?!" diye başladı Ege. Bu çocuk susmayacak mıydı? "Onu öylece aramıza alamazsın. Güvenemeyeceğimiz biri olduğunu biliyorsun." "Ona hala güvenmiyorum." dedi Arın gözlerimin içine bakarak. Sonra Ege'ye döndü. "Aramıza aldığım falan da yok sadece düşüneceğim dedim." "Bu akşama kadar," dedim. "Bu akşama kadar kararını bana söyle, iki gün sonra harç ödemeleri bitiyor." Başını salladı. "Peki, bu akşam olsun." "O zaman ben kaçar!" dedim gülerek. Çocuklara sözüm vardı, biraz daha oturup ikna etme çalışmalarıma devam etmek istesem de artık gitmek zorundaydım. Küçük işlemeli çantamı alarak masadan kalktım. Arından... -Akşam- "Saçmalama! O olmaz." Egemen gözlerini iyice büyüterek yüzüme baktı. "Bende pek hoşnut değilim o kızdan ama başka çare görüyor musun? Camiadan Demirin tanımadığı bir kız biliyor musun?" "Camia mı şart illa? Başka birini buluruz!" "Saçmalama Egemen, başka kim kabul eder böyle bir teklifi?" diye sorduğumda kabullenerek yerine oturdu. Yüzü asılırken gözleri uzaklara dalmıştı. "Doğru," diye mırıldandı. "Kim yakmak ister ki kendini, üstelik bizim için?" O aptal nasıl kabul ediyordu peki? O atlamıştı resmen plana. Kendince aksiyon arıyordu ama başı çok fena yanacaktı. Üstelik bunun da farkındaydı ama umurunda bile değildi! "Yine de başka kız..." "Egemen." dedim sinirle. "Sen demedin mi başka seçenek yok diye? Niye şimdi uzatıyorsun? Eğer iki gün içerisinde Özgür denen kızı oyuna sokamazsak onu da kaybederiz. Şu an okul ödemeleri için bize muhtaç, daha fazla erteleyemeyiz." İtiraz edecekti ki, başka çıkar yol olmadığını anlayarak kabullenmişlikle geriye yaslandı. Kollarını önünde bağlarken, "Peki işler yolunda gitmezse verdiğimiz parayı alıp kaçmayacağı ne malum? Bizi satmayacağı ne malum?" "Onları da düşündüm," dedim. "Her ihtimale karşı sözleşme imzalatacağım. Eğer bizi satarsa, mali yönden ondan tazminat talep edersek bir şey yapamaz. Zayıf noktası para." Egemen hevesle öne eğildi. "İyi düşünmüşsün. Sözleşme hazır mı?" "Evet, geldiğimde yazmıştım maddeleri, odamda." "Hadi hemen imzalatalım!" Koltukta geriye yaslandım. "Yarın imzalatırız." "Oğlum sen demedin mi daha fazla erteleyemeyiz diye? Çağır kızı yapalım anlaşmayı." "Saat on Egemen. Yol da ne kadar sürer kim bilir, akşamın bu vakti kızı tek başına buraya mı çağırayım?" "Tek başına olduğunu nereden biliyorsun? Belki arkadaşıyla falan gelir?" "Belki," dedim. "İhtimal." Sıkkınca ayaklandı. "E o zaman sen git abi, sözleşme de hazır işte, imzalat da rahat edelim." Kaşlarımı çattım. "Sen neden gitmiyorsun?" Saatine baktı. "Annem dosya bırakmıştı yarın için. Onu yetiştirmem gerek, şu an senin işin olmadığına göre sen gidiyorsun abicim." Ceketini giydi. "Kızın adresini bile bilmiyoruz." dedim aceleyle. "Biliyorum ben, beraber dilekçe hazırlarken adresini de yazdı tabii. Sen yola çık ben sana fotoğrafını çeker atarım. Sultanbeyli yakınlarında bir yerdeydi evi." "Sultanbeyli mi?" diye sordum. Güldü. "Evet, İstanbul'un en varoş semtinde kalıyor." "Şu kelimeyi kullanma, sevmiyorum biliyorsun." Omuz silkti. "Neyse, ben kaçar. Sen de yola çık hemen." - Bir geldiğim yere, bir de navigasyona baktım doğru yerde miyim diye. Evet, adres doğruydu ama geldiğim yer İstanbul'dan çok farklı bir yerdeydi. Arabadan yavaşça indim ve kilitledim. Mahalledeki evler o kadar yıkık dökük görünüyordu ki, sanki burada bir savaş çıkmış, ben de kalıntılarına bakıyor gibiydim. Telefonumdaki Egemen'in gönderdiği resme bakarak adresi kontrol ettim. Karşımdaki evdi. Mahalledeki belki de en küçük ve en kötü evdi. Böyle bir yerde nasıl yaşayabiliyorlardı? Sanki buraya teknoloji, çağ hiç uğramamış gibiydi. Evin tam önünde durdum. Kapıyı hala çalıp çalmamak arasında kararsızdım. Nereden Egemen'in aklına uyup gelmiştim ki buraya? Derin bir iç çektim ve elim yumruk olup kapıyı çalmak için havalandığında durdum. Bu saçmalıktı, neden onun ayağına geliyordum ki? Vazgeçip elimi indirdim ve bir adım geri çekildim. Tam arkamı dönecekken kapı anında açıldığında gözlerim ona çarptı. Özgür'e. Gözleri parıl parıl parlıyordu. Şaşırması gereken o iken ben şaşırmıştım, utanmasam burada ne işin var diye hesap soracaktım kıza. Arka fonda bir şarkı çalıyor, o da aynı ritmik hareketle kafasını keşler gibi aşağı yukarı sallıyordu. Ona ne yaptığını soracakken aniden elimden tuttu ve beni içeri çekti. Bir yandan dans ediyor bir yandan da beni de adımlarına uydurmaya çalışıyordu. 'Boğazında... düğümlenen... Hıçkırık olayım...' Bu şarkıyı biliyordum. 90'lardan sevdiğim Esmeray'ın bir şarkısıydı. Saçlarını aniden salladığında şaşkınlıkla ona baktım, saçları uzun olduğu için yüzüme çarpmıştı. Uzun olmanın da bir ölçüsü olmalıydı, bu kızın saçları uzunun da uzunuydu. "Hadi sen de dans et!" deyip arkada pop bir şarkı varmışcasına hareket etmeye başladı. Bir insan böyle bir şarkıda nasıl dans edebilirdi? Müziğin nereden geldiğini çözmeye çalıştığımda bakışlarım eski moda bir teypte durdu. Gerçekten mi? Kendimi çağlarda geriye atlamış gibi hissediyordum. Teybin bir kaç düğmesine bastım ve sonunda susturabildim. "Anlaşmayı konuşmaya geldim." Özgür'den... Güldüm. "Kabul edeceğini biliyordum." "Elimizde başka seçenek kalmadığı için kabul ediyorum." diye karmakarışık mırıldandı. "Ne?" "Evet ama öncelikle aramızda bir sözleşme olacak, plandan caymaman için." Gülümsedim. "Anlaştık!" "Ama," diyerek baş parmağını kaldırıp alnıma dokundu. "Bir şartım var." Meraklanmıştım, ne şartı olabilirdi ki? "Daha çok şartlarım, eğer bu işi beceremezsen okul bursunu unut ve," Gözlerini kaldırdı ve ciddiyetle yüzüme baktı. "Okulda beni kesinlikle tanımıyorsun, anladın mı?" Kaşlarımı çattım. "Ama tanıyorum?" Gözlerini devirdi. "Tanımamazlıktan gel işte." Omuz silktim. "Fark etmez." dedim sırıtarak. Eğer o okulda gideceksem kendimi bile tanımamazlıktan gelebilirdim. Aslında o çocuğu etkileyeceğim ile söylediklerim tamamen palavradan ibaretti. Ama kendime güvensiz de değildim. İsteğim ortama kolayca uyum sağlarken anında istediğim kişiliğe de bürünebilirdim. Tabi bu biraz da benim mükemmel kişiliğimin bir artısıydı. Onları ikna ettiğime göre ipin ucunu yakalamıştım, tek yapmam gereken ise ne pahasına olursa olsun o ipi bırakmamaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD