Arından...
Ayaklarımı kanepeye uzatmış bir şekilde rahatça yayıldığım koltukta en sevdiğim kitabı okuyordum. Ellerim satırlarda dolaşıp sayfayı çevireceğim sırada kapı şiddetle çalınmış ve bütün rahatım uçup gitmişti. Evdeki yardımcılardan biri kapıyı açtığında, eve alacaklı gibi giren Egemen göründü.
"Ne oldu yine?" diye sordum asık bir yüzle karşımdaki tekli koltuğa oturduğunda. Kitabımı yavaşça okşayarak, başka bir zaman buluşma ümidiyle ona veda ettim ve kapağını kapayıp ahşap zigonun üzerine bıraktım.
"Demir!" diye söylendi sert bir ses tonuyla.
Kaşlarım çatıldı. "Ne olmuş ona?"
Bir eliyle yüzünü sıvazladıktan sonra arka cebinden cep telefonunu çıkardı ve bir kaç tuşa basarak ekranı bana çevirdi.
Gördüklerim karşısında kaşlarım daha da çatıldı. "Yine mi şantaj yapıyor piç?"
Telefonu hırsla cebine koyarken, "Şantaj yapsa anlayacağım!" diye isyan etti. "Karşılığında bir şey de istemiyor, beni çaresiz bırakmak hoşuna gidiyor orospu çocuğunun."
Başımda bir o yana bir bu yana dönüp duruyordu. "Tamam sakin ol, buluruz bir yolunu."
"Ne demek sakin ol, herif iki hafta sonra okulun sayfasında her şeyi açıklayacağım diyor!"
Bu kötü olmuştu işte. Demir ne zaman harekete geçer diye merak ediyordum, hatta olanları unuttuğunu bile düşünmüştüm. Demek okulun açılmasını bekliyordu, bizi okuldaki herkese rezil etmek için.
Alnımı ovaladım. "Tamam geç şuraya, bir düşünelim ne yapabileceğimizi."
Sonunda yanımdaki koltuğa geçerek kafasını koltuğun başlığına yasladı.
Ne yapabilirdik ki? Bize şantaj falan yapmıyordu. Parayla susturamayacağımız kadar da zengindi. Bizi bu kadar yakından ilglendiren bu olay onun için sadece eğlenceydi.
"Zengin piç." diye söylendim.
Ege birden doğruldu. "Aslında..."
Devam etmediğinde kaşlarım çatıldı. "Söylesene oğlum."
İfadesini kararsızlık gölgeledi. "O bizim zayıf noktamızla eğleniyorsa, bizde onun bir zayıf noktasını bulalım?"
Alayla güldüm. "He, o kadar kolaydı."
"Niye olmasın? Başka şekilde o şerefsizi susturabilir miyiz sanki?"
Haklıydı. Tehdidine tehditle karşılık vermeliydik. "Zaten temiz biri değil," dedim. "Mutlaka yediği ve üzerini kapatamadığı bir bok vardır."
Heyecanla parmağını şıklattı. "İşte biz de o boku bulmalıyız!"
Sırtımı koltuğa yaslayarak biraz düşündüm. "Ama nasıl yapacağız?..."
"Geçenlerde Esma'nın söylediklerini hatırlıyor musun?"
Esma'dan bahsettiğinde içim buz kesmişti. Acaba hiçbir şeyi umursamadan burnunun üzerine bir yumruk mu indirseydim? "Hayır."
"Kız düşkünü olduğunu söyledi. Sürekli eve kız atıyormuş."
"Yani?" diye sordum. "Onu araştırması için bir kız mı tutacağız?"
"Olay Sharlock Holmes'a döndü anasını satayım." Ofladı. "Ne yapacağız peki?"
"Nerede, neyi araştıracağımızı bilmiyoruz." dedim. "Onun hakkında bilgi almak ve kirli çamaşırlarını ortaya dökmesi için güvenilir birini bulmalıyız. O kişi hayatının her alanına girmeli."
Saçlarını karıştırdı. "Güvenilir olması şart mı? Parayla birini tutarız olur biter işte."
Gözlerimi devirerek kenardan aldığım yastığı yüzüne fırlattım. "Cahil cahil konuşma, kız bizden parayı aldıktan sonra bilgiyi başkasına satarsa, ya da okulda yayarsa? Elimizdeki kozu mu öldürelim?"
Yastığın çarptığı yeri ovaladıktan sonra, "Haklısın." dedi. "Ama kime güvenebiliriz ki? Kim Demiri satmayı göze alır?"
Başımı salladım. "Oldukça çaresiz birini bulmalıyız... Paraya ihtiyacı olmalı."
Başını kaşıdı. "Bulduğumuz kişi ne kadar çaresiz olursa olsun, er ya da geç Demirin namını duyacaktır ve duyduğunda bizi satabilir."
Herif çok tehlikeliydi. Babası bu kadar güçlüyken, o bu gücü en tehlikeli şekilde kullanıyordu.
"Hangi deli böyle bir işe girişir ki?"
Aklıma bir ihtimal geliyordu. "Mutlaka bir deli vardır..."
★
Beni görenler bu deli ne yapıyor diyebilirdi.
O kadar hızlı koşuyordum ki, yanından geçtiğim mahalledeki insanlar bana şaşkınlıkla dönüp bakıyor aceleyle nereye gittiğimi soruyorlardı. Ama durup cevap verecek zamanım yoktu. Koşmaktan ayak tabanlarım acımaya başlamıştı ama duramazdım.
Zira beni bekleyen biri vardı.
Aradan geçen bir ay iki gün sonra Emre abi nihayet beni arayabilmiş ve hızlı bir şekilde depoya gelmemi emrederek telefonu kapamıştı.
Hayatın buna bağlıymış gibi koş demişti.
Tavrı umurumda değildi, sevinçten dört köşeydim. Ağzım mutluluktan kulaklarıma varmak üzereydi. Sonunda... Sonunda ben de bir üye olabilecektim!
Nihayet depo göründüğünde hızımı alamadım ve kapıya çarptım. Omzum acıyordu ama ziyanı yoktu. Derin bir nefes alarak içeri girdim.
Depoda son gelişime oranla tek tük kişi vardı. Emre abi, Serkan, bir de tanımadığım bir kaç çocuk.
"Geldim!" dedim neredeyse zıplayarak yanlarına varırken. Bodoslama konuya daldım. "Sonunda atılıyor muyum işlere Emre abi?"
Onun ise benim aksime ifadesi düşünceliydi, tavırlarıma gözlerini bile devirmiyordu. Biraz şaşırmıştım. "Sen... Özok üniversitesine gidiyordun değil mi?"
Bunun konumuzla alakası neydi? Gerçi hala kayıt konusunda sıkıntılarım vardı ama sorun değildi, gidiyor sayılırdım. Başımı salladım hevesle.
Başını kaşıyarak göz ucuyla Serkan'a baktı. Serkan anlamını çözemediğim bir şekilde gülümseyerek Emre abiye kafasını sallamıştı.
"Bunu becerebileceğinden emin değilim." dedi Serkan'a.
Serkan'sa omuz silkti. "Şansımızı denemiş oluruz, başka çare yok."
Emre abi hala kararsız duruyordu. Neyden bahsediyorlardı bilmiyordum ama yapmaya kararlıydım.
"O halde ilk görevine hazır mısın?"
Hevesle başımı sallamam Emre abinin gözünü devirmesine sebep olmuştu. "O zaman başına ilk belanı aldın." Deponun köşesinde duran masaya ilerledi ve üstündeki dosyayı alarak beni yanına çağırdı.
Dosyayı açmadan önce ciddiyetle yüzüme baktı, ciddiyetini anlamamı istiyor olmalıydı. Bende daha fazla usandırmadan ona riayet ettim ve bir süre gülümsememi saklayarak ciddi bir ifade takındım.
"Bu herifi görüyor musun?" Resme baktım. "Seninle aynı okulda. Bu herifin babası, yani Hamid Bora yakında büyük bir ihaleye girecek. Bizi tutan ise ihaleye giren diğer rakip..." Derin bir nefes aldı. "Adam işini şansa bırakmak istemediği için bizi tuttu, tek yapmamız gereken Hamid Bora'nın ihale dosyasını ele geçirmek. Ama ne kadar çabaladıysak dosyaya ulaşamadık, tek bakmadığımız yer ise evi. Dosyayı orada saklıyor olmalı. Fakat herifin evi kale gibi korunuyor anasını satayım, ne yaptıysak içeri sızamadık... Karısı yurt dışında, şu an oğluyla birlikte tek kalıyorlar evde." Gözlerime dikkatle baktı. "Tek çaremiz artık oğlu. Oğlu, Demir Bora üzerinden eve sızmaya çalışacağız. Burada ise iş sana düşüyor, çocukla tek bağlantımız sensin bu yüzden bunu sen yapacaksın." dedi tane tane. "Nasıl yaparsın bilmiyorum ama on gün içinde bu çocuğun evine sızman gerek. Gelecek hafta sonu ihale var."
Yutkundum ve gözlerimi fotoğraftan ayırarak ona döndüm. Bana pek de umutlu bakmıyordu.
"Her ihtimale karşı bir B planı da yapacağız elbet ama en kısa yol ortaya seni sürmek. Onunla tanışmalı ve bir şekilde evine girmelisin. Eve girişinden itibaren sana yardım edeceğiz, merak etme."
Karşıma geçti ve omuzlarımdan sımsıkı tuttu. "Tek yapman gereken eve sızıp ihale dosyasını çalmak. Yapabilir misin...? Sonunda çok büyük para kazanacağız Özgür!"
Ona baktım, çok para kazanacağımızı söylemişti. Motivasyonumu nasıl arttıracağını çok iyi biliyordu! Başımı salladım ve hevesle gülümsedim. "Yapabilirim! Sen bana bırak Emre abi, çantada keklik bu iş!"
Emre abinin ise elleri omuzlarımdan düştü ve yüzü asıldı. "Al işte yine gaza geldi... Kesin batıracak!"