KİB - Sekizinci Bölüm.

1009 Words
Oy ve yorum yapın lütfen. İyi okumalar! ★ Arından... Sabaha kadar çalışmış ve sabah bile uyuyamadan uyandırılmıştım. Bu yüzden aksi, huzursuz, öfkeli ve yorgundum. "Beni sabahın köründe uyandırmanın bedelini ödeyeceksin." dedim esneyerek. "Oğlum ne uykucusun ya, öğlen oldu öğlen!" dedi hemen yanımda oturan Egemen. Bu gün sinir bozucu bir enerjiye sahipti. Başımı yasladığım koltuğun kenarından ayırmadan, "Nereye gidiyoruz?" diye sordum gözlerimi kapatarak. "Dedim ya okula gidiyoruz diye." Gözlerim aniden açıldı ve öfkeyle ona çevrildi. "Ellerimde ölmek mi istiyorsun?" diye sordum tıslayarak. "Yaşamak istiyorsan arabayı geri çevir ve beni eve bırak." "Arın, sabahları hiç çekilmiyorsun... Ceketin çalındı diye mi sinirlisin hala?" Ona ters bir bakış attım. "Her zaman bir şeylerim çalınmıyor... Ne kadar tehlikede olduğumu görmüyor musun?" "Abartma oğlum, alırsın yenisini olur biter." "Cekete mi üzülüyorum ben?" "Neye üzülüyorsun o zaman?" Ofladım. "Boş ver." Şoförün, "Efendim, geldik." demesiyle emniyet kemerini çözdü. "Sana sürprizim var." "Başlatma sürprizine, okul döneminde bile derslere doğru düzgün gitmemiş adamım ben, kalkmış beni tatilde okula getiriyorsun." Şoför arabanın kapısını açtı. "Homurdanma da kemerini çöz hadi. Eve geri dönsen de uyandın bir kere, geri uyuyamazsın sen." Beni bu kadar iyi tanıması karşısında homurdanıp kemeri çözdüğümde benim de kapım açılmıştı. Şoföre teşekkür edip indim. Yaz ayında olsak da soğuk bir rüzgar vardı havada. İrkilerek ellerimi cebime soktum. "Bir erkekte nasıl kansızlık olur? Şu kızlar bile ince giyinmiş üşümüyorlar. Nasıl erkeksin sen? Nasıl üşüyorsun?" "Erkekler kadınlardan daha az üşüyecek diye bir kural yok seni aptal." dedim homurdanarak ve binaya ondan önce girdim. "Alınma alınma." dedi gülerek ve kolunu omzuma attı. "Sürprizimi gördüğünde şok olacaksın." Kendinden emin görünüyordu. "Sabahtan beri tutturdun sürpriz diye, ne bu sürpriz?" Sırıttı. "Geldiğinde görürsün." "Kim geldiğinde? Demir mi yoksa?" Yüzü asıldı. "Neden keyfimi durduk yere bozuyorsun?" Kulağını çekip duvara vurdu. "Allah korusun, şeytanın kulağına kurşun." Güldüm. "Seni bu dünyada tek korkutan kişi Demir, değil mi?" Yüzü daha da asılırken odanın kapısını açtı. "Alma ağzına diyorum şu uğursuzun adını! Şimdi çıkacak gelecek bir yerlerden." Hızlıca odaya girdiğinde onu takip ettim. "Şevval teyze odayı yenilemiş." Yorgunca geniş masanın arkasındaki deri koltuğa oturdu. "Annem yeniliğe bayılır, bilmiyor musun?" Şevval teyze Üniversitede dekan yardımcısı ve yönetim kurulunda olduğu için bana çoğu kez iyiliği dokunmuştu. Bu yüzden ayrı bir severdim onu. Ofis masasının önündeki deri koltuklarından birine attım kendimi ve ayağımı ortadaki sehpaya uzattım. Burada bir yatak olmaması çok kötüydü. "Senin hafta sonu ne işin var burada?" diye sordum esneyerek. "Annem yurt dışına acil bir iş için çıkması gerekti. Bir kaç evrak işi varmış. Kimseye de güvenemediğinden, benden halletmemi rica etti." Oturduğum yerde biraz daha yayıldım. "Ceketini versene. Serin biraz burası, üstüme örteceğim." Egemen kaşlarını kaldırdı. "Arın, ben kızlardan hoşlanıyorum bir erkeğe ceketimi veremem." "Erkeklerden mi hoşlandığını söyledim? Ver şu ceketi." Homurdanarak ceketini çıkardı ve üzerime attı. "Kim gelecek?" diye mırıldandım uykulu bir sesle. Kağıt hışırtısı doldurdu kulaklarımı. Egemen bileğindeki saati kontrol etti. "Neredeyse burada olur." dedi. Sonrasında kendi kendine güldü. "Neden bu kadar mutlusun?" Sırıttı. "İnan sen mutlu olmayacaksın." Kaşlarımı çattım. "Sinir bozucu olmaya başlıyorsun." Ayağa kalktı. "Hadi öğrenci işlerine gidelim." "Ben gelmiyorum." dedim gözlerimi yumarak. Kolumdan tutup zorla kaldırdı. "Hadi hadi, sürprizin seni bekliyor." Huysuzca onu takip ettim. Öğrenci işleri en üst katta olduğu için asansörün önünde durduk ve gelmesini bekledik. "Egemen!" diye seslendi biri. Topuklu ayakkabı sesi. Gözlerimi yumdum ve içimden bir küfür savurdum. "Sürprizin bu muydu?" diye sordum gözlerimi kısarak. "Esma mı?" "Nişanlını görmeyi ben de beklemiyordum." dedi fısıltıyla. "Arın da buradaymış." Esma gülümsedi. "Hala nişanlı değiliz Egemen." Gözlerini bana çevirdi. "Kendi nişanına gelmek yerine bir hırsızın peşine düşen biri yüzünden." Her fırsatta yüzüme vuracaktı ve her fırsatta kendimi açıklamaktan yorulmuştum. "Hoş geldin." dedim sadece. "Hoş bulduk." Bana doğru yaklaştı. "Yapamadığımız nişandan beri buluşamadık, nasılsın?" İma dolu sözleriyle ona döndüm. "İyiyim sen?" "Neden buluşmadınız?" diye sordu araya giren Egemen. Esma güldü. "Benden kaçıyor galiba." "Kaçmıyorum." dedim ve ardından gelen asansöre bindim. Hep birlikte öğrenci işlerine çıktığımızda Egemen'e ters bakışlar atıyordum. Aklınca bizi bir araya getirmeye çalışıyordu ama arkamdan iş çevrilmesinden nefret ederdim. "Senin hafta sonu okulda ne işin var?" diye sordum. "Ders kayıtlarımda bir sorun çıktı, onu halletmeye geldim. Siz?" "Annem bana yine görev kitledi," dedi Egemen. "Peşimden Arın'ı da sürükledim." Öğrenci işlerine yaklaştığımızda, Egemen'in ikidir söylediği sürpriz sözüyle heyecanlamıştım. Egemen bizi kapıda durdurdu ve kafasını eğerek içeri baktı. "Orada." dedi sırıtarak. Bana döndü. "Hazır mısın?" "Neye hazır mı?" Esma kaşlarını çatmış neler döndüğünü anlamaya çalışıyordu. Daha fazla bu gizeme katlanamayıp Egemen'i önümden ittirdim ve içeri girdim. Tanımadığım bir kaç öğrenci ayakta görevlilerle konuşurken az bir kısmı kenardaki banklarda oturuyordu. Herkesin yüzünü tek tek taradım. Gözlerim pencere pervazında oturan kızda duraksarken, emin olmak için dikkatlice baktım. "Yok artık." dedim gülerek. "Şaka mı bu?" Egemen sırıtarak kollarını önünde bağladı. "Değil abicim." "Burada neler oluyor biri bana açıklayabilir mi?" diye sordu Esma. "Hani sizin nişanda... Arın'la benim peşinden koştuğumuz bir kız vardı, sözde hırsız diye..." "Hırsızdı!" dedim kaşlarımı çatarak. "Neyse," Egemen tekrar Esma'ya döndü. "O kız, bu kız işte. Bu okulu kazanmış bu sene." "Ne?" dedim kaşlarımı kaldırarak. "Sen de inandın mı?" "Kontrol ettim, Özok Üniversitesini kazanmış işte kız." Duyduklarıma inanamıyordum. "Nasıl ya... Bizim bölümde mi peki?" "Hayır, Hukuk." "Ne?" diye sordum hayret etmek ve gülmek arasında bir çizgide. "Hukuk mu kazanmış yani?" "Evet, yüzde yetmiş beş burslu hem de. Ben ücretli okuyorum, bir nebze kıskandım..." "Kızın Hukuk kazanmasına neden bu kadar şaşırdın?" diye sordu Esma. Egemen'e döndü. "Üstelik bu konuyla neden bu kadar ilgileniyorsunuz? Bizene?" "Kız çok değişik." dedi Egemen. "Çok enerjik bir havası var. Söylediğine göre yetmiş beşi yanlışlıkla yazmış, bursluya puanı yetiyormuş. Benden yardım istedi." "Ne yardımı?" diye sordum. O kızın bizim etrafımızda olmasını istemiyordum. Omuz silkti. "Yüzde yirmi beş ücreti karşılayamazmış. Burs arıyor." "Annen yönetim kurulunda, madem bu kadar iyilik meleğisin ona söyleseydin. Mutlaka okul yardım edecektir." Başını olumsuzca salladı ve sinsice gülümsedi. "O zaman çok basit olmaz mı? Hiç eğlenceli değil." "Amacın ne?" diye sordum ters ters. Güldü. "Biraz eğlenmek." Esma kollarını önünde bağladı. "Neden bu kadar ilgileniyorsunuz bu kızla?" Sesi hafif kıskanç dozundaydı. Egemen aramızdan atılarak öne çıktı ve "Özgür!" diye seslendi. Sonunda bizi fark etmişti. Oturduğu pencere pervazından atladı ve yanımıza doğru yürümeye başladı. Sayın okuyucu; lütfen oy vermediysen, gitmeden önce yıldız tuşunu parlatır mısın? ★ Oyladığın için teşekkür ederim. ☘️
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD