KİB - Onuncu Bölüm.

890 Words
"Merhabalar!" dedim gülümseyerek. Sesimin frekansının ayarını kaçırdığımdan olsa gerek biraz yüksek çıkmıştı. Ege'nin yüzündeki saklamayı başaramadığı sinsi gülümsemeye bakacak olursak Arın efendiyle beni bilerek karşılaştırmış olmalıydı. Çünkü Arın'ın gözlerindeki şaşkınlık, benden haberinin olmadığını yüzüne yansıtıyordu. Ya da tesadüfen burada karşılaşmışlardı ama bir yanım öyle olmadığından emindi. İyimser tarafımı geride bırakalı çok oluyordu. Ege ve yanındaki kız, bana karşılık verirken Arın üzerindeki şaşkınlığı atmış ve bana gözlerini kısarak bakmıştı. "Ege senden bahsetti," dedi yanlarındaki kız. Niye ki? "Hayırlı olsun." "Teşekkür ederim... Niye bahsetti bilmiyorum ama..." dedim gülerek. "Esma Güner," dedi Ege tanıştırma ihtiyacı hissederek. "Beni de biliyordur Egemen." dedi Esma denen kız, yapma der gibi. Bana döndü gülümseyerek. "Beni tanıyorsun değil mi?" Hayır. "Yüzün tanıdık geliyor aslında..." dedim pot kırmamaya çalışarak. Sonra gerçekten de yüzünün tanıdık geldiğini fark ettim. Bir yerden yüzünü anımsıyordum ama nereden? "Reklamları izlemiyor musun?" diye sordu bu sefer. Reklam ne alakaydı? Biz neden bu boş muhabbeti döndürüyorduk? Bana neydi? "Esma bir çok markanın reklam yüzü olmuştur bu zamana dek," diyerek lafı tekrar devraldı Ege. "illa denk gelmişsindir." "Pek televizyon izlemem, ama eğer izlersem size denk gelmeye çalışacağım." dedim gülerek. "Ne boş muhabbet..." diye söylendi Arın. Soğukça yüzüme bakıyordu. Benden neden haz etmiyordu bilmiyordum, kolay bir insandım aslında. Kimseyle düşman olmuşluğum yoktu bu güne dek. "Bu da Arın," dedi kız sanki zatı şahanelerini tanımıyormuşum gibi. "Nişanlım." Gülerek elimi uzattım. "Merhaba Arın!" Tepkime şaşırmıştı, bu şaşkınlığından olsa gerek elini uzattı. Tutup sıktığımda yüzümde sevecen bir ifade vardı. Zorlu bir savaşa giriyordum... Bir de Antagonist kazanamazdım. Elimiz ayrıldığında sanki tekrar tutacakmışım gibi elini acel acele arka cebine koydu. "Ben kantindeyim... İşiniz bitince gelirsiniz." dedi diğerlerine bakarak. Sıkkın tavrı ruhumu daraltmıştı, gidebilirdi. Cehenneme kadar yolu vardı. "Ben de gideyim..." dedi Esma acel ecele. "Arın dur, beni bekle!" "Biraz aksi bu gün." diye fısıldadı Ege. "Dün cüzdanı çalınmış." "Yaa," dedim üzgün görünmeye çalışarak. "Mevzu para değil aslında, onun için önemli olan bir şey de varmış." "Ne varmış?" diye sordum merakla. Omuz silkti. "Ne kadar ısrar etsem de söylemiyor. Aksi, inatçı herif." İkisi de yanımızdan ayrıldığı için daha rahat hissediyordum. "Bu gün çok güzel görünüyorsun..." dedi Ege beni koridora doğru yönlendirip. "Makyaj işe yaramış." Bir odanın önüne gelmiştik. "İçeri geçsene." Büyük bir ofise adımladığımda ona döndüm. "Ne zaman yazıyoruz şu dilekçeyi?" "Ne bu acele, yazarız elbet." dedi gülerek. "Benimle taşak mı geçiyorsun?" dedim ben de gülerek. Tepkime şaşırmıştı. Bir an bakakaldı. "Şaka yapıyorum!" dedim omzuna sertçe vurarak. "Hadi yazalım istersen dilekçeyi." İstediğimden daha sert vurmuş olmalıyım ki, çaktırmadan omzunu ovaladı. "Tamam, geç istersen şu koltuğa." Deri koltuklardan birine geçip oturduğumda o da masanın arkasına geçmiş, çekmeceden kağıt çıkarıyordu. Odayı inceledim. "Burası kimin odası? Kurulda tanıdığın mı var yoksa?" Kağıt ve kalemi önüme bıraktıktan sonra karşıma oturdu. "Ha yok." Elini ensesine attı. "Hocalar güvenir bana girerim odalarına ara sıra, sorun olmaz." Profesörün odasına kafasına göre girmek ha? Hem de izin veriyor? Hangi hocaymış o? Kalemi elime aldım ve Ege'nin yönlendirmesiyle yazmaya başladım. Dilekçeyi üçüncü okuyuşumdu ve kafama yatmayan şeyler vardı. "İşe yarayacağına emin misin?" Kafasını salladı ve arkasına yaslandı. "Yüzde yüz." Dilekçeyi tekrar inceledim. Ben o kadar da emin değildim. Yine de bunu ona yansıtmayarak gülümsedim. "Yardımların için teşekkür ederim!" dedim ayağa kalkarak. "Ben gideyim artık." "Ne demek." Onun ayağa kalkmak gibi bir niyeti yok gibiydi. "Ne zaman sunacağım yönetim kuruluna?" "Güz dönemine fazla bir zaman kalmadı, bir hafta içinde. Numaranı verirsen sana haber vereyim." Yeni tanıştığım insanlara numara vermek adetim değildi, yine de vermek konusunda bir sorun hissetmiyordum. Elime verdiği telefonuna numaramı yazarak ona uzattığım. "Görüşmek üzere!" Kapıya varmıştım ki, "Dur dur," dedi. "Ben de ineyim aşağı seninle. Bizimkiler bekliyordur..." Kafamı salladım. "İstersen sen de katıl bize?" diye sordu gözlerindeki heyecanlı parıltılarla. Bu çocuk kendine eğleneceği, onu güldürecek bir maskot arıyor gibiydi. "Sağol," dedim gülerek. "Bizim çocuklar da beni bekliyordur şimdi." Onun aksine benim arkadaşlarımın dokuz – on yaşlarında olduğunu bilmesine gerek yoktu. "Arkadaşların mı?" diye sordu. "Bir gün tanışmak isterim." "Tanıştırırım." Dedim. Aniden bir şey oldu, çişim geldi. Ben çişimi hayatta on dakikadan fazla tutamazdım. Kantin zemin katta olduğu için burada yollarımız ayrılıyordu. "Dur!" dedim panikle. "Burada tuvalet nerede?" "Neden soruyorsun?" diye sordu. BUNU SORDU! İNANABİLİYOR MUSUNUZ? "Halay çekeceğim." Güldü. "Gel gel, kantinde var." Acele adımlarla onu takip ettim. Kantinde çok az kişi vardı, bu yüzden Esma denen kızın oturduğu yer kolayca seçiliyordu. O da bizi fark ettiğinde gülümseyerek elini kaldırdı. Yanında zat-ı muhterem uyuz insanı yoktu. "Koridordaki soldan taraf, bulamayacaksan eğer..." "Bulurum bulurum," dedim hızlıca. Acele adımlarla onu arkamda bırakıp hızlı hızlı tuvalete yürüdüm. İşimi hallettiğimde ellerimi yıkadım ve lavabodan çıktım. "Upps." Aniden yönümü kaybetmiştim, koridorun iki tarafında da kantin masaları görülüyordu ve ben ne taraftan geldiğimi unutmuştum. "Balık yemezsen böyle olur işte..." diyerek kendi kendime homurdandım ve bir yoldan tutup yürümeye başladım. Kaybolacak değildim ya! Tamam, kampüs çok büyük olduğu için kayıp da olabilirdim. Etrafı inceleyerek koridoru bitirdim ama bir çıkış göremeyince duvardan dolaştım. Biraz daha yürüdüğümde, çıkışın ileride olduğunu anlamıştım, bir duvarı daha dönmem gerekiyordu sadece. Rahatlayarak elimi duvara yasladım ve... dönemedim. Şokla aralanan gözlerim ile karşımdaki sahneye bakakalmıştım çünkü. Ege ve Esma duvara yaslanmış öpüşüyorlardı. "Vay anasını." dedim. "Yuh!" Böyle sahneler sadece dizilerde olmuyor muydu? Aşk-ı Memnu mu çekiyorduk? Sırtım aniden sertçe duvara yaslanırken, dudaklarımı büyükçe eller örtmüştü. Refleksle kapanan gözlerimi bir kaç saniye sonrasında korkuyla açıldığında karşımdaki kişiye bakakaldım. Önce yeşil gözler çarptı odağıma. Sonrasında ise yüzü. Gözlerinin yeşil olduğunu ilk defa fark ediyordum. Çatılan kaşlarım düzelirken, elini ağzımdan çekerek "Sessiz ol," dedi Arın. "Bizi fark edecekler."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD