Hep beraber oturmuş, yıpranmış kahverengi halının üstünde meyve yiyerek bücürlerle ders çalışıyorduk. Daha doğrusu onlar ders çalışıyor ben de geçen hafta kütüphaneden aldığım Sefiller kitabını okuyordum.
"Abla, okulun güzel mi?"
Osman'ın sorusuyla, gözlerimi gezdirdiğim paragrafta duraksadım ve uzanıp kafasını okşadım. "Güzel tabii, boşuna mı kazandım ben o okulu?"
"Abla çok merak ediyorum... Bir gün bizi de götürsene?" dedi Elif merakla. Ayaklarını altında toplamış parlayan gözlerle bana bakıyordu.
Hasan da hemen onlara katılıp, kalemini ders kitabının üzerine bırakarak ellerini hareket ettirdi. Ben de istiyorum.
Başımı diğerlerine çevirdim, onlar da kağıdı kalemi bırakmış beklentiyle beni izliyorlardı. "Siz de istiyor musunuz keratalar?"
Hevesle başlarını salladıklarında güldüm ve sırtımı yeşil tekli koltuğa yaslayarak ellerimi çırptım. "Tamam be, hepinize söz!" Bir an duraksadım ve kafadan paramı kontrol ettim. "Bursum ilk yattığında hepinizi okuluma götüreceğim!"
Hepsi sevinçle kucağıma atlarken ben de haliyle yere savrulmuştum. Başımın kenarı koltuğa çaptığında, baş gösteren acıyı umursamadım ve hepsini kucakladım.
"Bursun ne zaman yatıyor Özgür abla?" diye sordu benden ilk ayrılan Efe.
Biraz düşündüm. "Bir ay sonra, hem sizin de sınavlarınız bitmiş oluyor."
Osman yerinde doğrularak küçük yumruğunu havaya kaldırdı. "Çok çalışıp 100 alacağım abla, söz!" Diğerleri de hemen onu taklit edip kafalarını salladılar. Hasan yanıma yaklaşıp ellerini hareket ettirdi. Büyüdüğümde ben de senin gibi üniversiteye gideceğim.
Başını okşadım. "Gideceksin elbet," dedim yapmacık bir kızgınlıkla. Kaşlarımı çattım. "Hele bir üniversite kazanamayın, hiçbirinizle konuşmam!"
"Kazanacağız!" diyerek hevesle atıldı Osman. Kocaman kahve gözleri iri iri açılmıştı. "Büyüdüğümüzde biz de sana bakacağız, söz!"
Akşamüzeri olduğunda çocukları teker teker evlerine bırakmıştım. Eve dönerken, Sibel ışık hızında karşımda belirdi. Hızlı koşmaktan nefes nefese kalmıştı. Ellerini dizlerine yaslayarak, başını aşağı eğip soluklandı.
Bu kız her yere böyle gidiyor.
"Abla, evde tavuk partisi yapmışsın hiç de haber vermiyorsun..."
"Niye, sen evde tavuk yemiyor musun?" Sibellerin durumu diğerlerine göre daha iyiydi, hiç değilse evlerinde etli yemek pişiyordu.
Dudaklarını büzdü. "Aşk olsun, sana haber getirdim o kadar."
Gülümsedim. "Ne haberi kız?"
"Emre abiler... Yoklardı ya iki haftadır? Dönmüşler bu gün."
Hevesle öne atıldım omuzlarından tuttum. "Harbi mi kız?"
"Valla," dedi tepkime şaşırmıştı. "Depoda gördüm onları."
Artık o çetenin arasına ciddi ciddi girmeliydim. Bağlantıları çok iyiydi. Hiçbir iş, bana onların işi kadar çok para kazandıramazdı.
Artık çocuklara et yedirmek istiyordum.
Sibel'in yanından koşar adım ayrılıp mahallenin başına doğru ilerledim. Yanlarına gitmek için sabahı bekleyememiştim. Her an yine ortalıktan kaybolabilir, Allah bilir ne zaman geri dönerlerdi.
Mekanları, mahalleden biraz uzak eski bir depoydu. Uzaktan görünen ışık yanıyordu, depoya vardığımda kapının da aralık olduğunu fark ettim. Demek ki hala içerideydiler.
Ya Allah bismillah diyerek eski gıcırdayan kapıyı zorlukla araladım ve içeriye adımımı attım.
Yürüdüğüm karanlık yoldan sonra ışık gözümü almıştı, gözlerimi birkaç defa kırpıştırdım ve onları gördüm. Çetenin hepsi buradaydı ve hepsi de konuşmasını kesmiş içeriye rahatça yürüyen bu kıza odaklanmışlardı.
"Oo hepiniz de buradasınız!" dedim gülerek. Deponun tam ortasında, onların tam karşısında durdum. Emre abi beni görür görmez eliyle alnına vurmuş, yine mi bu kız triplerine girmişti. "Kapıyı kim açık bıraktı lan? Öldüreceğim onu."
Grubun üzerinde gözlerimi dolaştırdım. "Bakıyorum da yeni yüzler var, beni almayıp eleman eksikliğinizi mi kapattınız?" Sesim hafif gücenmiş çıkıyordu.
"Şu kızın cesaretine hayranım abi." dedi Onur diye bildiğim bir çocuk. "On küsur, belaları nam salmış adamların arasına rahatça giriyor, üstelik beni de aranıza alın diyor!"
"Cesaret değildir o, aptallıktır."
"Emre abi?" diye sordum ellerimi arkamda kavuşturarak. "Beni de aranıza alacak mısın?"
Oturduğu sandalyede sıkıntıyla geriye yaslandı. "Almayacağım desem rahat mı bırakıyorsun? Senin yüzünden mahalleye gelmeye korkuyorum."
"Sence de çok uzatmadık mı?" diye sordum öne doğru bir kaç adım atıp duraksayarak. "Bu işe ihtiyacım var. Öncesinde adamlarından daha iyi olduğumu söylemiştim zaten, bu konuyu tekrar açmayalım." dedim öz güvenle. "Neden hala cinsiyetçi kurallarını değiştirmiyorsun?"
"Bu kız kiminle konuştuğunu mu unuttu?" Bu ve benzeri aksi cümleler havayı doldurdu, uğultu oluştu.
"Çete'ye girmek mi istiyorsun?" dedi Emre abi diğerlerini elini kaldırıp susturarak.
"Evet!" dedim heyecanla. Emre abinin yüzünde yavaşça filizlenen, yabancısı olduğum sırıtış beni rahatsız etmişti. Gözlerindeki sinsi bakış, hayin parıltılar bırakıyordu gülümsemesine.
"O zaman bana gücünü göster." dedi beyaz sandalyede geriye yaslanıp kollarını bağlayarak. "Gruptan birini devir."
"Ne?" diye sordum aklım karışırken. Tahmin ettiğim şeyi mi söylüyordu sahiden?
"Bilek gücüne güvenmediğim adamı almam aramıza. Gücünü bana ispatlaman gerek."
Gruptan bir kaç kişi de küçümser sırıtışlarını sunarken bu fikir beni rahatsız etmişti.
"İçinizden birini mi döveceğim?" dedim gülerek. İçimdeki rahatsız dürtüyü bastırmaya çalışıyordum. "Yapma Emre abi," Bir kaç adım ileri gidip geldim. "Bir kadına vuracak değilsiniz, değil mi?"
"Cinsiyet eşitsizliğinden söz eden sen değil miydin?" diye sordu rahatça oturduğu koltukta. "Aramıza girecek kişi benim gözümde, kadın veya erkek değildir bundan böyle. O kişi sadece çeteden bir üyedir. Eğer sahiden girmek istiyorsan, diğerleri ne yaptıysa senin de onu yapman gerek, ayrımcılık yok. Ya kurallara uyacaksın," Başıyla kapıyı işaret etti. "Ya da o kapıdan çıkıp gideceksin. Ama..." dedi parmağını kaldırarak. "Eğer o kapıdan çıkarsan, bir daha bu çeteye girmeyi boş yere hayal etmeyecek, dillendirmeyeceksin!"
"Ama..." dedim gülerek. Son şansımı deniyordum. "Kadınlara ve çocuklara vurulmamalı değil mi Emre abi? Kadını ve çocuğu döven o haysiyet yoksunu şerefsizler gibi olmadığınızı zaten biliyorum." Çetenin ve Emre abinin yüzlerine öfke sirayet ederken kaşları aksice çatılmıştı. Masumca gülümsedim. "Zekama güveniyorum. Bu güç gösterisi gerçekten gerekli mi?"
"Evet!" dedi kesin bir dille. "Kararını ver Özgür, gidiyor musun, kalıyor musun?"
Duraksadım ve gözlerimi karşımdaki insanların yüzlerinde gezdirdim. Korkup gideceğimden o kadar eminlerdi ki. Yüzlerindeki küçümseyen ifadeden o kadar belliydi ki cesaretimle alay ettikleri... Yapmamam gerekiyordu, biliyordum. Ama son günlerde yakamı bırakmayan aşağılık kompleksim tekrar baş göstermişti.
Başımı dikleştirdim ve kapıya doğru ağır adımlarla yürüdüm. Arkamdan gülüştüklerini duyabiliyordum. Kapıya ulaştığımda duraksadım ve elimi kaldırarak kapıyı sertçe örttüm.
Bu hareketimle arkamdaki sesler keskin bir bıçak darbesi gibi kesilmişti.
Yüzümdeki kendini beğenmiş sırıtışla onlara döndüm ve "Kalıyorum." dedim heyecanla.
İnşallah Emre abi biraz önceki sözlerinde blöf yapıyordur Allah'ım.
Lütfen.