22

1259 Words
"İstediğin müzikler..." diyerek elindeki minik hafıza kartını bana uzatan Zerter'a karşılık olarak oturdugum yatağımdan kalkmadan kartı elinden alarak kısaca inceledikten sonra masamın üzerine koymuş ve sabırla Zerter'ın gitmesin beklemiştim. O ise benim ifadesiz yüzüme dümdüz bir şekilde baktıktan sonra sessizce odamdan ayrılmak üzereyken, kapıyı açmadan hemen önce eli kapı kolundayken duraksamış ve saniyelik bir üzüntü ifadesini yakalayabildiğim yüzünü bana çevirmişti. "Zeki bir kızsın..." diye mırıldandıktan sonra kendi kendine, "Bunu söylemem hiç doğru değil, ama pes etmeni istemiyorum." diye konuşmasına devam etmişti. Ben ise ifadesiz yüzümü, onun üzgün gözlerine dikerek "Ne için çabalamalıyım?" diye sordum, sanki cevabını bildiğim bir soruyu soruyormuş gibi meraksızca. "Kendi canım için mi?.. Söyleyin bayım, bende ondan kaldı mı?" Söylediklerime sessiz kalan Zerter, başını yeniden kapıya doğru çevirse de kapı kolundaki eli hareket etmemiş ve öylece kapının önünde dikilmeye devam etmişti. Ben ise her zamanki ifadesizliğimle fırsat bulduğum anlarda ona savunmasız yerinden vururcasına konuşmaya devam ederek onun canını sıkmaya devam etmiştim. "Ailem ve arkadaşlarım için mi çabalamalıyım? Onları zaten burada kalarak korumuyor muyum? Benim ölene kadar sessiz kalmam karşılığında onlara dokunmayacağınızı söylememiş miydiniz?" "Bunları sadece deneklerin kaçmasını sağladığın için söyledim. Başıma çok fazla bela açmıştın.." "Sessiz kalmasaydım, onlara zarar vermeyecek miydiniz?" Cevabını bildiğim soruya sessiz kalan Zerter'ın derin bir nefes verdiğini duysam bile umursamadan konuşmaya devam ettim. "Pes etmedim, bayım. Sadece hedef değiştirdim." dememle birlikte Zerter başını hafifçe çevirerek yan profilinden bana bakarken gülümsemeye çalışarak "Ve şimdiki hedefim de, acısız bir şekilde ölmek.." diye konuşmamla birlikte Zerter dudaklarını birbirine bastırarak yeniden önüne dönmüş ve kapıyı açarak odadan hızla ayrılmıştı. Dümdüz bir ifadeyle kapanan kapıya bir süre baksam da, hemen ardından umursamazca yatağıma uzanmış ve sabah saatlerinde olmamıza rağmen uykusuzluktan ölüyormuşum gibi hisseden bedenimle birlikte uykunun beni sarmalamasına izin vermiştim. Çok bir zaman geçmesine izin bile vermeden hissettiğin tuhaf bir hafiflik hissi, yeniden bedenimden ayrıldığımı anlatırken, her seferinde yaptığım gibi yatağın üzerinde bilinçsizce uyuyan bedenimi izlemiştim bir süre. Beyaz saçlarıma oldukça yakın bir renkte olan soluk tenim, tüm canlılığını kaybetmiş gibiydi ve bedenim "bir deri bir kemik" kıvamına henüz gelmese de oldukça zayıftı. O sırada gözlerime takılan ve bedenimden çıkan incecik enerji iplikleri farklı yönlere dağılırcasına sonsuzluğa uzanıp giderken, benimle bedenim arasındaki bağın olduğundan daha ince göründüğünü fark etmiştim. Umursamadan diğerlerine oranla daha kalın görünen bağa dokunmamla birlikte görüş açım birden değişirken kendimi beklediğim gibi yeniden Aras'ın odasında bulmuştum. Ancak bu sefer oda, düşündüğümden biraz daha kalabalıktı. Cam kenarında bulunan geniş L koltuğa sıralanan Melany ve Rachael dışında, yerdeki armut koltuğa oturan Martin de odada bulunan sınırlı sayıdaki kişilerdendi. Aras ise sıkıntılı bir yüz ifadesiyle derin düşüncelere dalmış bir şekilde yere bakarken, ben ise onun arkasında kalan bölümde, gardırobunun hemen önündeydim. O an, sadece izlemek istedim. Onları, ne kadar büyük ve güzel olduklarını, hayatlarını sadece capcanlı yüzlerinden tahmin edebilmeyi... Hepsi de benden uzun ve çok sağlıklı görünüyorlardı. Büyümelerini izleyebildiğim için içten içe mutlu olduğumu hissettim. Odanın içi, son geldiğim zamana oranla çok daha ferah ve aydınlıktı. Önceki sefer tüm pencere ve panjurlar kapalı olduğu için -ve muhtemelen geceye denk geldiğim için- kasvetli olan oda şimdi güneş ışıklarıyla doli ve daha enerjikti. Ayrıca Aras kendini biraz daha toparlamış gibi yüzü daha canlıydı ve geçen sefer göz altlarında gördüğüm morluklardan şimdi eser kalmamıştı. Koltukta uyuklamak üzere olan Martin'in başı geriye doğru düşerken olduğu yerde irkilerek kendisine gelmesiyle birlikte sinirle homurdanmış ve sıkıntılı bir ifadeyle Aras'a dönerek "Sabahın köründe birden bizi toplamanın amacını öğrenebilir miyim acaba?" diye söylenmesi, Aras'ın odağını dağıtıp ilgisini Martin'i üzerine yönlendirmesine sebep olurken Aras, elleriyle şakaklarını ovarak derin bir nefes vermişti. "Son bir haftadır sürekli düşünüp duruyorum ve bunu sizin de bilmeniz gerektiğini düşünüyorum." diye konuşmaya girince, herkes biraz olsun ciddileşirken uykusunu alamamış gibi görünen Martin yapma bir şaşkınlıkla "Hamile misin?!" diye konuşması Aras'ın ciddiyetini bozarak yüzüne "Salak mısın?" ifadesinin oturmasını sağlamıştı. Hemen ardından ise derin bir nefes alarak kendini toparlamış ve ortamın havasını birden değiştirecek olan kelimelerin ağzından çıkmasına izin vermişti. "Rüya yaşıyor." Ortamı derin bir sessizlik ele geçirirken birkaç dakikayı bulan kasveti bölen şey, Melany'nin koltuktan kalkıp çantasını ve montunu alarak kapıya yönelmesi olmuştu. "Nereye gidiyorsun?" "Bu saçmalıklardan uzaklaşabileceğim herhangi bir yere.." "Bunun nesi saçmalık?!" diye ayağa kalkan Aras, kapının önünde dikilen Melany'e bakarken diğerleri sessizce kaos ortamını izliyor ve neler dönüğünü anlamaya çalışıyorlardı. "Hepimiz onun ölümü yüzünden üzgünüz, tamam mı! Bu yarayı deşmeyi kes artık!" diye sesini yükselten Melany'nin gözlerinin hafifçe dolduğunu fark etmem, istemsizce gülümsememe neden olmuştu. Onların bağlarına henüz dokunmadığım için beni görebilecek tek kişi Aras'tan ibaretti ve ben de onun arkasındaki bir köşede sessizce beklediğim için görüş açısında olduğumu da pek söyleyemezdim. Ortam biraz daha yatışana kadar ve diğerleri bu düşünceye biraz daha alışıncaya kadar beklesem iyi olurdu sanırım. "Onu gördüm!" diye bu sefer sinirle sesini yükselten kişi Aras olmuştu ki, onun söylediklerinden sonra ortamı ele geçiren şok edici sessizlik de sürmeye devam ediyordu. "Onu gördüm..." dedi Aras yeniden, sanki bu gerçeği kafalarına sokmaya çalışırcasına. "N-ne? Nasıl? Nerede?!" diyen Melany'e karşılık olarak Aras "Önce otur." diye karşılık verince Melany, kalktığı gibi hızlıca geri dönerek elindekileri koltuğa özensizce koymuş ve eski yerine yeniden geçmişti. "Geçen hafta buraya geldi. Yemin ederim, nasıl olduğu konusunda hiçbir fikrim yok. Hatta o gidene kadar, gerçekten delirdiğimi bile düşündüm. Ama hayaller insanlara dokunamaz, değil mi?" derken Aras'ın eli istemsizce alnına gitmişti, ancak dokunmadan elini indirerek kararlı be kendinden bir ifadeyle "O gerçekti. Bana dokundu." diye konuşmuştu. Onun bu kararlılığı karşısında Martin'in kaşlarını çattığını fark etsem de, Melany'nin biraz olsun yumuşayan ifadesi de gözümden kaçmamıştı. "Rüya'ya her zaman hepimizden biraz daha yakındın.." diye mırıldanırcasına konuşan Melany, bir süre dudaklarını birbirine bastırarak yere baktıktan sonra gözlerini yeniden Aras'a çıkararak anlayışlı bir ifadeyle bakmaya başlamıştı. "Bu olaydan bizden daha fazla etkilenmen sanırım kaçınılmazdı." derken cebinden telefonunu çıkararak "Doktorunu arayıp sanrılar gördüğünü söyleyeceğim." demişti. "Bana inanmıyor musun?" dedikten sonra gözleri hayal kırıklığıyla diğerlerinin üzerinde gezinmiş ve "Hiçbiriniz mi?" "Sana inanıyorum." dedi Melany ayağa kalkarak üzgün gözlerle Aras'a bakarken. "Bir şeyler gördüğün belli, ama neyin gerçek neyin hayal olduğunu ayırt edemiyorsun. Seni gibi bir dostumu daha kaybetmek istemiyorum. Tedavi olmalısın..." Aras'ın sessizce onlara baktığını fark edince, daha fazla sessiz kalmanın iyi olmayacağını düşünerek ağır adımlarla öne çıkmış ve yatağın ayak ucu kısmında durarak onlara bakmıştım. Bedenlerinden çıkan ince iplikleri görebiliyordum ve hepsi de arkalarındaki pencereye doğru yönelmişti. Bağlarına dokunduktan sonra bedenleri bir şekilde bana değerse, geri dönmek zorunda kalırdım ve görüşmemiz yine bir hafta daha ertelenirdi. Hareketsiz kalmalarını nasıl sağlayacağımı bulmalıydım.. "Geldin..." diyen Aras'ın sesini duymamla birlikte başım ona dönerken gözlerimizin kesişmesi kaçınılmaz olmuştu. Ben ona gülümseyerek karşılık verince de, ortamdaki gerginliğin arttığını fark etmiştim. "Sana inanmıyorlar, değil mi?" "Artık inanmalılar.." diyerek onlara dönen Aras, diğerlerinin üzgün gözlerinin kendi üzerinde olduğunu görünce duraksamıştı. "Bağlarına dokunmadım, beni hala göremiyorlar." diye açıklayınca Aras yeniden bana dönerken derin bir nefes almış ve "Bağlarını muhtemelen görmüyorsun, ama şu an sırtlarından pencereye doğru uzanıyorlar. Bedenlerine dokunursam geri dönmek zorunda kalacağım, bu yüzden onlara bir süreliğine hareket etmeden oturmalarını söyler misin?" dediğimde beni başıyla onaylayan Aras, diğerlerinin gergin bakışlarına aldırmadan yatağına oturmuştu. "Lütfen, sadece bana bir kez inanın ve bir süre hareket etmeden oturun." dediğinde Melany bir süre tereddüt etse de, Aras'ın bakışlarına daha faka dayanamayarak derin bir nefes vermiş ve koltuğa yeniden oturarak hareket etmeden beklemeye başlamıştı, ancak o sırada ayağa kalkan Martin ağırca Aras'a yaklaşarak "Dostum.. İyi değilsin.." diye konuşarak Aras'ın yanına oturunca, Martin pencereye daha uzak bir konumda olduğu için bağına dokunma fırsatını kaçırmadan hızlı adımlarla o kısıma yaklaşarak ince ipliğe dokunmuş ve geri çekilerek eski konumuma geçmiştim. Tabi ben yürürken Martin'in gözleri bana takılmış ve bir süre olduğu yerde kaskatı kesilerek yüzündeki şok ifadesiyle bana bakmaya başlamıştı. "Merhaba." dedim sevimli bir ifadeyle gülümseyerek Martin'e bakarken. "Görüşmeyeli uzun zaman oldu." "Hay bin unicorn..." Sözlerini tamamlar tamamlamaz şok yüzünden bayılan kişi de Martin'den başkası değildi..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD