Sen.

1220 Words
Damlalar yüzümde yol çizmiş, yağmur damlalarına karışarak akarken yürüyordum ve düşünüyordum. Bunu bana yapmamalıydı. Beni tanımıyor! Bunu ona zamanı geldiğinde nasıl ödeteceğimi bilmiyor. Ben ağladım ve bulutlarda bana eşlik etti. Ben duruncaya kadar durmadılar.   Eve girip doğru odama gittim. Lavaboya girip üstümdekileri çıkardım ve doğru soğuk suyun altına girdim.  O kadar sinirliydim ki... Neden gitmiştim arkasından neden? Ağlamaktan kızarmış gözlerimle koluma baktım. Kızarmış ve morarmaya yüz tutmuştu. Kim bilir kaç gün böyle kalacaktı. Öyle sert sıkmıştı ki. Omzum yine ağrımaya başlamıştı. Çantamı çok sürtüyorum. Aynanın karşısına geçip yüzümü çevirdim omzuma bakmak için. Mosmor olmuştu. Öyle ki hiç bir şey gözükmüyordu. Çekmeceden krem alıp bir az sürdüm. Duştan çıkıp giyindim ve mutfağa indim. "Elianora ne ara geldin kızım? Hiç görmedim. " dedi annem.   "Yarım saat olur geldiğim. " "Hadi geç otur, sofrayı kurdum. Yemek yiyeceğiz. " 'Tamam' diyerek oturdum. Babam da geldiğinde yemeğe başladık . "Kolyeni neden takmadın kızım? Çok güzeldi. Ben hiç bir zaman çıkarmazsın sanmıştım." Kolyeyi...sahiden kolyem neredeydi?   "Duş alırken çıkardım da, takmayı unuttum."   Yemegimi bitirip odama çıktım, derslerimi yazdıktan sonra da direkt uyudum.   *** Kraliyet: Yine yeni bir gün başlamıştı kraliyetde. Yüzlerin güldüğü, kalplerin umutla dolu olduğu bir gün. Kocaman olan bu kraliyetde prensesin bulunmasına mutlu olanlar da vardı olmayan da... Ahali yine her şeyden habersizdi. Sadece saray adamları biliyordu işin aslını. Kral Gerald ve Kraliçe Maria tahtlarında oturmuş büyücüleri bekliyordular. Az önce haber gelmişti: büyücüler size bir haberi vermek için saraya teşrif edecekler.   Yine o heyecan sarmalamıştı kalpleri. Bir umut... "Geldiler efendim. İçeriye girmek için izin istiyorlar." Dedi bir asker.   Hemen "Buyursunlar." Dedi Kral Gerald. Kapı açıldı ve sarayın en güçlü iki büyücüsü girdi içeriye. Ellerinde bir kutu vardı.   İçeriye girip kral ve kraliçeye baş eğdiler.   "Kral Gerald, biz dün gece yine kızınızın rüyasına girdik. Kızınız rüyadan ayılırken bunu düşürdü." Diyerek elindeki kutuyu Kral Geralda uzattı büyücü Athan.   Kutuyu eline alıp, heyecanla bir çırpıda açtı Kral. Kutunun içindeki... Bir kolyeydi.   Kral ve Kraliçe kolyeyi incelerken büyücü konuşmaya başladı: "Biz bu kolyeyi araştırdık efendim. Doğaya hüküm ede bilen prenseslerde ve kraliçeler de bulunan bil kolyedir. Seçilmiş her prenses 18 yaşına girdiğinde bu kolye verilir ona. Kolye sayesinde güçleri daha da kuvvetlenir ve tam anlamıyla doğaya hüküm eder. Sanırım kızınız Doğaya hüküm eden bir prenses..." Büyücü Athanın sözlerini, diğer büyücü Lars devam ettirdi.   "Bu mantıksal açıdan da doğru. Kızınız 18 yıldır kayıp ve aynı zamanda da bu kraliyetde 18 yıldır yağmur yağmıyor, güneş çıkmıyor ve bir tane çiçek bile bitmiyor. Kara bulutlar 18 yıldır bir an bile çekilmedi kraliyetin üstünden. " Yutkundu ve devam etti:" Size bir haberimiz daha var... Eğer...prenses bulunmazsa kraliyetin sonu çok yakındır demektir." *** "Dön Elianora, dön!" Yine aynı ses! Yine aynı yer! Ve saçlarım yine beyaz-sarı renkte. Üstümde de kırmızı bir elbise vardı.   "Dön Elianora, dön!" Ses gelince yine başıma ağrılar girmeye başlamıştı.   "SUS!" diye bağırdım.   "Dön Elianora, dön!" Yere yıkılarak "SUS!" Diye bağırdım yine. "Dönmezsen biteriz..." Kafamdakı ağrıyla uyandım bir anda. Gözlerimi açarak komodinin üstünden su alıp içtim. Sakince kalkıp penceremi açtım. Doğuyordu yine güneş... Rüyalarım...artık bir son vermeliydim. Kaçıncı seferdi bu artık. Korkuyordum. İlk başta güzel gelmişti bana ama son 2 rüyam kabus gibiydi.   Gecenin son bulduğu ve sabahın tahtına oturdugu vakitti.   Dün yaşananlar geldi aklıma. Bu rahatsız ediciydi. Düşünmemeye çalışarak üstümü değiştirip bu sabah bir az erkenden çıktım yola.   Sokakları sakinlikle geçip okula geldim. Bahçeye geçip banklardan birine oturdum. Henüz hiç kimse yoktu. Arkama yaslanıp gözlerimi kapattım ve sabah yelinin saçlarımı uçurtmasının tadını çıkardım.   "Dün tüm gün ağlamışsın."   Gözlerimi hızla açınca yanımda onun oturduğunu gördüm. Damien...   "Sen ne yüzle-" "Tamam,sakin." Diyerek sırıtmaya başladı.   "Buradan çıkıp gider misin?!" Dedim derin bir nefes alıp, sakin kalmaya çalışırken.   "Hayır. " Yine nefes alıp verdim ve ben ayağa kalktım.   "Tamam o zaman. Ben giderim." Deyip yürümeye başladım.   "Ağlayıp acı çekerken seni görmeyi çok isterdim kayıp." Benim ağladığımı nereden biliyordu? Salak olma Elianora tabii ki kolunu öyle sıkınca ağlayacağını düşünmüştür. Ama yanılıyordu. Ben çektiğim acı için ağlamıyordum ki. Ben güçsüzlüğüm için ağlamıştım.   Cevap vermeden yoluma devam ettim. *** A:"Gidip ağzını burnunu dağıtacağım Ella! Çekil lütfen! " "Alice sakin ya sakin! Olmaz. Çekilmiyorum. " A:"Ella sana inanamıyorum yaptığına bir cevap vermeyecek misin?" Dedi hayret eder bir sesle. "Tabii ki vereceğim. Ama her şeyin bir zamanı var değil mi? Öfkeyle haraket etmek yok. Önce öfken dinmeli, sonra zaten alırsın acısını. " diyerek sırıttım. A:"Sen var ya sen!" Diyerek saçımı karıştırmaya başladı. "Dur bir kızım!" Diyerek elini çektim. A:"Ee plan ne?" "Plan yok." A:"Nasıl yok?" "Öfkem dinmedi Alice. Dedim ya önce öfke." A:"Senin öfken de kim bilir ne zaman diner. Desene yaşlandık." Gülerek yürümeye başladık. Kantine geçip kahve aldık ve oturduk. "Edwardla nasıl? " A:"Hiç işte. İyi. " "Beni geçiştirme Alice!" Oflayarak bana döndü.   A:"Düşünürken bile çok heyecanlanıyorum kızım. Ya bu çok farklı. Diğerlerinden çok farklı. " "Aşık mı oldun Alice?" A:"Galiba."diyerek güldü.   "Geçmiş olsun." Yüzü hemen düştü.   A:"Neden öyle diyorsun?" Kahvemden bir yudum alıp konuşmaya başladım.   "Aşk insanın başına gelebilecek hem en iyi, hem en kötü şeydir Alice. Üzüle bilirsin, mutlu ola bilirsin. Üzülmeni hiç istemem bunu da biliyorsun. " A:"Biliyorum." Diyerek kafasını yere eğdi. "Asma hemen suratını Alice. İyi düşün, iyi olsun." Kafasını kaldırıp gülümsedi.   *** Alice'le vedalaşıp kendi evimin yolunu tutdum. Sıkılınca telefonumu çıkarıp, çantamdan kulaklığımı aramaya başladım. Bir-iki adım atmıştım ki, kolumdan sertçe çekilerek yere düştüm. Yüzü bağlı olan 3 kişi üstüme geliyordular.   "Yardım-" bağıracakken sertçe ayağa kaldırıp ağzımı kapattılar. Kahretsin ki ara sokaklardaydık ve hiç kimse yoktu. Saçlarımdan tutup çektiklerinde adeta çığlık atmak için uğraşıyordum. Yine sertçe yere itip karnıma tekme atmaya başladılar. Ardı-ardına gelen tekmeler canımı öyle yakıyordu ki. Çığlıklarıma gök gürültüsü, gözyaşlarıma yağmur eşlik ediyordu. Korkunç bir hava yaranmıştı. Yediğim tekme düşüncelerimden ayırdı beni. Bunlar kimdi... Birisi saçlarımdan tutup ayağa kaldırırken acıyla inledim. Duvara yapıştırıp yüzünü açtı birisi. Kapanmakta olan gözlerimle son gücümü toplayıp açtım mavilerimi. Karşımda duran o kadar iğrenç bir yüze sahipti ki. Ağzını açtığında dişlerinin çok iğrenç ve korkutucu olduğunu gördüm. Ölecektim!   Kapanan gözlerimle birikte korkunç manzara da yok olmuştu. Beklediğim şey... ölümdü... Aniden önümdeki adam yere düştü. Onunla birlikte bende yere düştüm. Gözlerim yarı kapalıydı ama bilincim yerindeydi. Arkası bana dönük olan birisi 3 adamı da yere iterek üzerlerine bir şey tutdu. Bilincim kapanmadan önce son gördüğüm şey adamların ışık saçarak yok olması olmuştu.   *** Gözlerimi zorla açıp etrafıma bakmaya başladım. Bir koltukta uzanmıştım. Etraf siyah renklerle kaplıydı. Önümde televizyon vardı. Burası neresiydi? Dikelmek için haraket ettiğimde karnımın feci şekilde acıdığını hiss ettim. Çok kötüydü.   Kapı açıldı ve içeriye uzun kapuşon giymiş birisi girdi. Yüzüne bir şey bağlamıştı ve gözükmüyordu. Yakınlaşınca geriye gittim. "Korkma!" "Sen kimsin?" "Merak etme. Seni iyileştireceğim. " "Kimsin dedim?"   "İlaçları getireceğim. Uslu dur!" Diyerek çıkıp gitti. Sesi bana birini arındırıyordu ama kim?! Kafam çok kötü ağrıyordu ve hiç bir şey hatırlamıyorum. Yani adamlar beni dövmüştü ve sonrası yok. Az önceki adam içeriye girip yanıma geldi ve oturdu.   "Karnına bakmam gerekiyor." Dediğini yaparak kazağımı yukarıya çektim. Gözlerim karnıma inerken çok kötü durumda olduğunu gördüm. Mosmor olmuştu karnım.   Adam elindeki sıvıyı karnıma döküp, diğer eliyle yaymaya başladı. Dokunuşları beni rahatsız ediyordu. 5 dakikanın sonunda karnımı bezle sarmıştı.   "Sen kimsin?" Diye sordum yine. Ama cevap vermedi.   "Bana neden yardım ediyorsun?" "Sargını günde 2 kez değiş. Şimdi gidebilirsin." Diyerek dış kapını işaret etti  Koltuktan ayağa kalkıp yürümeye başladım. Kapıya kadar bana eşlik etti. Tam kapıdan çıkarken durdum. "Teşekkür ederim." Diyerek yine önüme döndüm. Bir adım daha atıp yine geriye çevrildim ve elimi uzatarak yüzündeki örtüyü açtım. Örtü yüzünden düşerken gözlerim şaşkınlıkla aralandı. Bu nasıl...? "Sen..." dedim yutkunarak. "Damien..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD