Dilşah direksiyonda, ben yan koltuktaydım. Yol boyunca çok az konuştuk. Aslında konuşacak çok şey vardı ama içimden gelmedi. Aklımda hâlâ Turan’ın sabah söyledikleri vardı. “Biraz yalnız kalmam gerek,” demişti. Gözlerimin içine bakarak söylemişti bunu, sanki benden izin ister gibi. Her ne kadar içimde bir şey kıpır kıpır itiraz etse de, susmayı seçtim. Başımı yavaşça salladım ve “Tamam,” dedim. O an sustum ama içim susmadı. Şimdi Dilşah’ın arabasında sessizce konağa yaklaşıyordum. Camdan dışarı baktım. Gözüm yoldaki taşlara takıldı, sonra gökyüzüne. Mardin’in ağır havası içime çökmüştü yine. Konağın demir kapıları görünmeye başladığında içime garip bir ağırlık çöktü. Sanki geri dönmek istemiyordum. Belki de dönsem bile her şey eskisi gibi olmayacaktı. Dilşah arabayı kapının önüne çekti.

