O an yüzümde kalan o kırık tebessümle avludan uzaklaştım. Adımlarım ne hızlıydı ne de kararsız. Sadece gitmek istedim. Uzaklaşmak, nefes almak, kendime gelmek… Koridoru geçip salona girdim. İçeri adım attığımda her şey sessizdi. Sanki o sessizlik, içimdeki boşluğun yankısını taşıyordu. Pencerenin yanındaki koltuğa geçip oturdum. Ellerimi dizlerimin üzerine koydum. Gözüm karşı duvarda, zihnim ise çok daha uzak bir yerdeydi. “Ne salak bir kızım ben…” dedim, alçak bir sesle. Sanki o cümleyle birlikte, kendime attığım tokadı dışarı vuruyordum. Turan’ın o bakışı… o soğuk geçiş… hâlâ içimdeydi. İçimi inciten şey, söylemediği değil, hissettirmediğiydi. Tam o sırada telefonum titredi. Kolumun yanındaki sehpadan aldım. Ekrana baktım. Yine… bilinmeyen bir numara. Kaşlarımı çattım. Parmaklarım

