Odaya gölgeler çökmeye başlamıştı. Perdenin arasından sızan ışık artık günün değil, akşamın yorgun sarılığıydı. Yatağın ucuna oturmuş, kucağımda biriken sessizliği dinliyordum. Hastaneden döneli çok olmamıştı. Hâlâ biraz halsizdim ama içimde bir huzursuzluk vardı. Dilşah beni yatağa yatırmış, “Turan birazdan gelir,” demişti. Gözüm saatte değildi ama geçen zaman içimi kemiriyordu. Oysa onun adımlarını duymayı beklemiştim. Ama o gelmemişti. Gözlerim odanın loşluğuna alışırken kalbim başka bir ağırlıkla doluydu. İçim sıkılıyordu. Beklemek yetmiyordu artık. Yavaşça ayağa kalktım. Başım hâlâ hafif dönüyordu ama umursamadım. Kapıyı açıp koridora çıktım. Merdivenlere yöneldiğimde sessizliğin içinden bir ses geldi. Ayşe, merdivenin başından yukarı çıkıyordu. “Ayşe,” dedim yavaşça. “Turan nerede

