Adam Turan’ın karşısında duruyordu. Hâlâ tam seçemiyordum. Yüzü karanlıkla aydınlık arasında asılı kalmış gibiydi. Sadece sesini duymuştum. “Merhaba, Turan Ağa,” demişti. İçim ürpermişti. Kimdi bu adam? Başımdaki düşünceler hızla dönüyordu. Kaşlarımı çatıp Turan’a yaklaştım. Fısıltı gibi sordum: “Bu adam da kim?” Turan’ın yüzüne baktım. Ancak gözleri hâlâ o adamdaydı. Birden yüzünde tanıdık bir gülümseme belirdi. Ardından adımlarını hızlandırdı, adamın yanına doğru yürüdü. “Özlettin kendini, Berzan,” dedi ve adamı kucakladı. İçimden bir şeyler çekildi sanki. Berzan… Bu ismi ilk kez duyuyordum ama Turan’ın sesindeki sıcaklık yabancı değildi. Adam da sarıldı ona. Sesi ağır, oturaklıydı. “Yıllar oldu, Turan Ağa,” dedi. O an, Ömer de gülümsedi. O da gidip adamla kucaklaştı. Sanki es

