Turan, Ömer’in karşısında duruyordu. Beyzbol sopası bir kenara bırakılmış, öfke ellerinde şekil değiştirmişti. Yumrukları artık onun diliydi. Nefesi hızlı, gözleri karanlıktı. Ömer, başı yana düşmüş halde zorlukla gülümsedi. Göz altındaki morluk şişmiş, dudağının kenarından akan kan gömleğine bulaşmıştı. Ardından bileklerine baktı. Demir kelepçeler tenine gömülmüş, iz bırakmıştı. “Adamlığın bu mu, Turan?” diye sordu, sesi boğuk ama alaycıydı. Turan bir adım daha attı, bakışları delici keskinliğini koruyordu. Tereddütsüz bir yumruk daha indirdi Ömer’in yüzüne. Diğer yumruk hemen arkasından geldi. Ömer’in başı savruldu, sandalye çatırdadı. “Benim karımda nasıl gözün olur lan senin?” diye bağırdı Turan, sesi de en az yumrukları kadar ağırdı. Ömer, bir an başını kaldırdı. Kanlı dişlerinin

