Far ışığı hâlâ gözlerimi alıyordu. Gözbebeklerim küçüldü, kalbim göğsümde zıplıyordu sanki. Adam bir adım attı… sonra bir adım daha. Ayak sesleri toprağı ezerken içimdeki korkuyu da bastırıyordu. “Hanımefendi…” diye yineledi. Sesi daha yakın, daha netti. Yutkundum. Ayaklarım yerden kalkmıyor, dizlerim titriyordu. Yüzüne tam bakamadım ama yanına kadar geldiğini hissettim. Bakışları üzerimdeydi, bunu derinlemesine hissettim. “İyiyim… Özür dilerim.” dedim hızla, nefes nefese. Ve dönüp tekrar koşmaya başladım. Nereye gittiğimi bilmiyordum. Sadece uzaklaşmalıydım. Ama birkaç adım bile olmadan… Tak! Ayağım bir taşa takıldı. Denge kayboldu. Bir çığlık boğazıma saplandı. Ve sonra… Yere kapaklandım. Dizim acı içinde sızladı, bileğim burkulmuştu sanki. Yüzüm toprağa çarpmadı ama avuçla

