Deftere biraz daha dikkatli baktım. Bakışlarım, yüzümdeki çizgiler, dudaklarım… Hepsi bendim. Sayfanın köşesine düşülen o cümle ise içimi daha çok karıştırdı: “Elbet bir gün…” Ne demek istiyordu? Tam o sırada banyonun kapısı açıldı. Refleksle irkildim. Elimdeki defteri hızla pijamamın içine sakladım. Ömer kapıda belirdi, üzerindeki havluyla saçlarını kurutuyordu. “Ne işin var burada?” dedi, yüzüme anlamaya çalışan bir bakış fırlatarak. Bir anlık duraksadım. Gözlerim kısa süreliğine yere kaydı. Defteri göstermek istedim ama… kelimeler boğazıma düğümlendi. O çizimi, o cümleyi… Şimdilik sadece ben bilmeliydim. “Telefonu getirdim,” dedim sonunda. “Çekmecenin üstüne bıraktım.” Sonra başımı yavaşça kitap raflarına çevirdim. Ses tonum biraz hızlıydı, heyecanım sesime yansımıştı. “Bayağı ki

