Merdivenlerden ağır adımlarla indim. Ayaklarım yürüyordu ama zihnim hâlâ yukarıdaydı… O odada, Turan’ın yanında. Yüreğimde kırıklar vardı artık. Sırtımı dönmüştüm ama içimde hâlâ onun sesi yankılanıyordu. “Defol git,” demişti. Gözlerini kaçırmıştı. Ama en çok da sesi… O soğuk, uzak sesi canımı acıtmıştı. Salona geçtim. Gözüm hiçbir şeyi seçmiyordu. Sadece yürüdüm. Koltuğa oturduğumda içimde bastıramadığım o acı bir kez daha kabardı. “Ne aptal bir kızım ben…” diye haykırdım. Daha sonra kapı çaldı. Gözlerim hâlâ biraz buğuluydu ama derin bir nefes alarak kapıya yöneldim. Kapıyı açtığımda Dilşah ve Yiğit’i ellerinde market poşetleriyle karşımda buldum. Yüzlerinde hafif bir yorgunluk, ama buna rağmen samimi bir gülümseme vardı. “Hoş geldiniz,” dedim, sesi fazla yükseltmemeye çalışarak.

