Avluda ayaklarım hâlâ titriyordu. Annemin sıcak kollarında bir ömürlük yokluğu sarar gibiydim. Gözyaşlarım, yıllardır içimde hapsolmuş çocukluğumdu… Avlunun taşlarına değil, kalbimin üzerine dökülüyordu. o sırada kucağımdan yavaşça çekildi. Titreyen elleriyle yüzüme dokundu. Bakışları, yıllardır özlemini çektiği bir dağın zirvesine bakar gibiydi. “Otur kızım, hadi… otur…” dedi sesi kısık ama umutla çırpınan bir tonda. Ben hâlâ şaşkınken, Abdullah yaklaştı. Kaşları çatılmış, sesi gergindi. “Anne… Ne oluyor? Kim bu?” diye sordu. Annem ise ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Sonra saçlarıma dokundu. Yumuşacık… Sanki yıllar hiç geçmemiş gibi… “Dicle’mize kavuştuk oğlum…” dedi ağlayarak. “Kızım… Canım… Bebeğim… Dicle’miz…” Abdullah bir adım attı. Yüzüme dikkatlice baktı. Titreye

