2-O kızı bulacağım…

1669 Words
Boran Karadağ Gözlerimi açmak için savaşıyordum. Nefes almak bile zor geliyordu. Boğazım kurumuş, vücudumun her yeri sızlıyordu. En çok başım ağrıyordu. Zorlukla gözlerimi araladım. Beyaz bir tavan… Keskin ilaç kokusu… Hastanedeydim. Kaşlarımı çattım. Benim burada ne işim vardı? Buraya nasıl gelmiştim? Boran Karadağ’a bunu yapmaya kim cüret ederdi? Ellerim yumruk oldu. En son arabadaydım. Sonra ne olduğunu hatırlamaya çalıştım ama zihnim bomboştu. Lanet olsun, bana ne olduğunu hatırlamıyordum. Bir ses duydum. “Abi, iyi misin? Sonunda uyandın. Annemlere haber vereyim.” Sese doğru döndüm. Cihan yanımdaydı. Onu durdurmak için elimi kaldırmak istedim ama ağrım olunca yüzümü buruşturdum. “Dur… Bekle… ne oldu bana? Neden buradayım?” Cihan bana yaklaştı. Kaşlarını havaya kaldırdı. “İki gündür uyuyorsun. Vücudunda kırıklar, çürükler ve bıçak yarası var. Seni bu hale getiren kişiyi hatırlamıyor musun? Biz de ne olduğunu sana soracaktık. Doktor kafa travması geçirebileceğini söylemişti. Kafanın arkasından darbe almışsın. Yine de hatırlarsın diye düşünmüştüm.” Kafamı iki yana salladım. Düşündüm. Gözlerimi sıktım. Beni kimin bu hale getirdiğini hatırlamaya çalıştım ama arabadan sonrası yoktu. Kendimi zorladıkça ensemdeki ağrı da artıyordu. “Hiçbir şey hatırlamıyorum. En son arabadaydım… Sonrası yok… Çıldıracağım. Bunu yapmaya kim cesaret eder? Bunu yapanı bir şekilde bulacağım.” “Aklında biri yok mu?” Aklıma gelen kişiyle dişlerimi sıktım. “Alperen… Kesin o şerefsiz yaptı. Bu şerefsiz anca bu haldeyken yapabilir yoksa cesaret edemez.” Kaşlarını çattı. “Alperen mi? Kesin o şerefsizdir. Ondan başka kim olacak? İstanbul’dan Mardin’e döndün. Rahatsız olmuştur. Eğer oysa ölümlerden ölüm beğensin.” Hatırlamak zorundaydım. Gözlerimi kapattım. O an bir şey oldu… Gözümün önüne anlık bir görüntü belirdi. Bir yerde yatıyordum. Belirsiz bir yüz… Ama o saçlar… onları savuruşu… uzun ve dalgalıydı. Saçlarını unutmam imkansızdı. O an gözümün önünden film şeridi gibi geçmeye başladı. Gözlerim onu bulanık görürken zayıf bir sesle fısıldadım. Ben neredeydim? Cennette miydim? “Sen… kimsin? Melek misin? Cennette miyim?” Sonra ambulans sesi duydum. Elimi tutan narin bir el… Sıcak, yumuşacık… O his… ilk defa iyi hissettiren bir duyguydu. Beni “melek” olarak adlandırdığım kişi kurtarmıştı. Emindim. Kafamı hızla Cihan’a çevirdim. “Cihan… O kız nerede?” Anlamamış gibi bana baktı. “Kız mı? Ne kızı? İyi misin sen?” “Bir şey hatırladım. Bir yerde yatıyordum. Beni bir kız kurtardı. Eminim ama onun da yüzü net değil. Onun bana yardım ettiğini hatırlıyordum. Eminim, beni bir kız kurtardı. Onu bana bul.” Cihan kaşlarını havaya kaldırdı. “Abi, biz hastaneye geldiğimizde ameliyattaydın. Etrafta da kimse yoktu. Sen bence rüyanda bir kız görmüşsün. Hem kız olsa ilk benim dikkatimi çekerdi.” Başımı iki yana salladım. “Hayal gördüğümü mü ima ediyorsun? Rüya falan değildi. Biri beni buraya getirdi. Beni o kız kurtardı. Sana eminim diyorum. Biri elimi tutuyordu.” Cihan başını iki yana sallayıp güldü. “Abi… Belli ki kafana iyi darbe aldın. Sayıklıyorsun. Kız falan yok. İki gündür baygın yatıyorsun rüya görmüşsün ama sen ve bu şekilde rüya… Beni şaşırttın. Nasıldı? Kız güzel miydi?” Hayal olmadığına emindim. Narin dokunuş… Rüya olamayacak kadar gerçekti. “Bana görevli birini çağır. Soracağım. Ben buraya geldiğimde o kızı gören olmuştur.” Cihan kahkaha attı. Yine ciddiyetsizlikle bana bakıyordu. “Tamam abi… Diyelim ki biri vardı… Ne yapacaksın? Yoksa aşık mı oldun?” Nedenini bilmiyordum ama o kızı bulmalıydım. Hazar’a aklıma ilk geleni söyledim. “O kızı bulacağım çünkü ona can borcum var hem de bana bunu yapanın kim olduğuna dair bir şeyler biliyor olabilir. Dediğimi yap. Hemen! Kırıklarım var diye seni dövemem diye düşünme.” Cihan koşarak odadan çıktı. Gözlerimi yeniden kapattım ama yok… zihnim bomboştu. Sadece o kızın elimi tutuşu ve saçları… onları hatırlıyordum. Annem, babam, kız kardeşim Azra ve kocası Yusuf içeriye girdi. Babam öfkeli bir şekilde konuştu. “Sana bunu kim yaptı? Bunu yapanı bulacağız, oğlum.” “Hatırlamıyorum. En son arabadaydım. Başka da bir şey hatırlamıyorum ama ben Boran Karadağ’ım! Elbet hatırlarım. Bunu yapan kişiyi ölümden beter edeceğim. Çok pişman olacak.” Yusuf “Bir ipucu ya da başka bir şey… Hiç mi hatırlamıyorsun?” diye sordu. Ona baktım. “Yusuf, hatırlasam şu an o kişi yaşamıyor olurdu. Şu durumda olmayı bile umursamadan onu infaz ederdim. Bana kimse dokunamaz. Adamın canını alırım.” Bir süre Cihan bir adamla geldi. Bir görevliye benziyordu. Herkes merakla bana bakıyordu. “Beni buraya bir kız mı getirdi?” “Yoldan geçen bir vatandaş sizi arabanın içinde bulduğunu söyledi. Hastaneye geldiğinizde yanınızda kimse yoktu.” Kaşlarımı çattım. Bu imkansızdı. O kız hayal olamazdı. Ambulansın içinde elimi tutmuştu. Emindim. Beni buraya getiren oydu. Kafamı salladım. Adam geçmiş olsun deyip çıktı ama bu işte başka bir şey vardı ya da o kız gerçekten de hayaldi. Bu işin peşini bırakmayacaktım. ** Neredeyse bir hafta hastanede yatmıştım. Hastaneden çıkalı üç gün olmuştu. Kırık ve yaralarım daha iyiydi. Hala hiçbir şey hatırlamıyordum. O kız aklımdan çıkmıyordu. Gerçek miydi yoksa hayal mi? Sadece görevlinin söylediğini dinlemeyip adamlarıma söyleyip araştırmıştım ama hiçbir sonuç yoktu. Aslan da araştırmıştı ama hiçbir şey yoktu. Akşam yemeğinde ailecek sofradaydık. Masada her zamanki gibi sessizlik hâkimdi. Annem, elindeki kaşığı tabağa bıraktı. Bakışlarını bana çevirdi. “Boran…Haftaya, Sadıkoğlu aşiretine gidiyoruz. Kızlarını sana isteyeceğiz.” Elimdeki çatal düşecek gibi oldu. Bir anda başımı kaldırdım. “Hala mı bu konu? Anne, hayır demiştim. Konu kapandı zannediyordum.” Annem gözlerini benden ayırmadan konuştu. “Oğlum konu kapanmadı. Sadece Firaz Ağa’nın kardeşi öldü. Onun için erteledik.” Babam üzgünce baktı. “Alihan… çok iyi biriydi. En yakın arkadaşımdı. Siz cenazeye gelmediniz. Kızı perişan olmuştu. Alihan’ın kızının Mardin’e geleceğini bilseydim Firaz’ın kızı Gönül’ü değil, Alihan’ın kızı Zeynep’i, Boran’a isterdim ama iş işten geçti.” Annem “Gönül de çok güzel. Tam Boran’ıma layık. O kız büyük şehirde yaşamış, bize uyum sağlayamaz. Gönül tam bize uygun.” dediğinde öfkeden delirmek üzereydim. Ben evlenmek istemiyordum ama annem ve babam bana kız seçmekte zorlanıyordu. Kaşlarımı çattım. “Ben size evlenmek istemediğimi söylemiştim. Kızı tanımıyorum. Cidden inanılmazsınız! Belki kızın sevdiği var, nereden biliyorsunuz?” Annem kafasını iki yana salladı. “Ailesi garanti verdi. Hem seni istemeyecek kız mı var? Oğlum sen Mardin’in en güçlü ve yakışıklı ağasısın! O da seninle evleneceği için şükretsin. Ailesi zaten çok istekli.” Keşke İstanbul’dan hiç gelmeseydim. İstanbul’da tek hakimiyet bana aitti ama burada ailem evlenmem için baskı yapıyordu. Öfkem artıyordu ama belli etmedim. Babam da annemi desteklercesine konuştu. “Onlar bu bölgenin en güçlü aşiretlerinden biri. Biz Karadağlar, onlarla bir olursak bu şehirde kimse önümüzde duramaz bu yüzden bu evlilik olacak. Boran, otuz yaşındasın. Artık evlenme yaşın geldi.” Ellerim yumruk oldu. Babam öfkemi fark etti. “Alışacaksın, Boran… Güçlü olmanın bedeli budur. Sözüm söz. Haftaya gidiyoruz. Nokta!” Zeynep Sadıkoğlu Babam öleli üç hafta olmuştu. Hala bu şehirdeydim. Bu süre zarfında mezarlığa amcamla gidiyordum. Babamın yokluğu her geçen gün daha da acıtıyordu. Kalbimdeki boşluk dolmuyordu. Nereye baksam, ne yapsam o eksikliği hissediyordum. Ne zaman bu şehirden nefret etsem aklıma o gün geliyordu. Mezarlıkta bulduğum o adam… Hala kim olduğunu öğrenememiştim. Hastaneyi aramıştım ama bilgi vermemişlerdi. Hala beynimde yankılanan bir ses vardı. “Melek misin?” O anı düşündükçe istemeden kalbim hızlanıyordu. “Üzgünüm, seni her ne kadar tekrar görmek istesem de buraya ait değilim. Umarım, iyisindir.” diye mırıldandım. Sabah kahvaltıda her zamanki gibi sessizdim. Bugün evde ayrı bir telaş vardı. Amcam “Bu gece Karadağ ailesi geliyor. Gönül hazır mısın?” diye sordu. Bakışlarım Gönül’e kaydı. Yüzünde farklı bir ifade vardı. Başını belli belirsiz salladı. Babaannem “Hazır tabii ki… Boran Karadağ gibi biriyle evlenmek herkese nasip olmaz. Yiğit, cesur, ağırbaşlı, yakışıklı… Daha ne isteyecek?” dediğinde ses çıkmadı. Söylediği kişi sanırım Gönül’ü istemeye gelecek kişiydi. Beni ilgilendirmiyordu. Amcam bana döndü. “Zeynep sen de törende yanımızda ol. Şivan Ağa, Alihan’ı çok severdi. Seni göreceği için memnun olur.” Amcamı kırmamak için gülümsedim. “Olur, katılırım.” Kahvaltıdan sonra amcam konaktan ayrıldı. Yengem ve Miraç’ın eşi Derya hazırlıklarla ilgileniyordu. Gönül ise çok keyifsizdi. Sanki istemiyor gibiydi. Tam yanına giderken babaannem önümü kesti. “Akşam, törende seni görmeyeceğim. Odandan çıkma. Annen yüzünden yeterince başımız yere eğildi. Bir de sen başımızı yere eğme.” Babaannemin, annem yüzünden bana olan öfkesi hiç dinmiyordu. “Duydun mu? Bakma yüzüme saf gibi…” “Duydum. Zaten törende olmak istemiyordum.” dediğimde kaşlarını çattı. “Saygısız! Aklın varsa uslu durursun. Anan gibi başımıza iş açma yeter.” Gözlerimi sımsıkı kapattım. “Bitti mi? Gidebilir miyim?” Kendimi ezdirmek istemiyordum ama bu evde mümkün değildi. Çok baskın bir karakterdi. Odama çıktım. Pencere kenarına geçip oturdum. Hazırlıklar sürerken iç çektim. Babam öleli üç hafta olmuştu ama onlar isteme töreni yapıyorlardı. Bu durum bana çok garip geldi. Kapının önüne bir sürü araba geldi. İçinden en az 5-6 kişi indi ama hiçbirini göremedim. Sesler yankılanırken gözlerimden birkaç damla yaş düştü. “Kimse yokluğumu fark etmedi. Belki de bu daha iyidir. Kaçsam kimse anlamaz.” O kadar çok ağladım ki susamıştım ama odada su yoktu. Sessizce mutfağa indim. Hizmetçiler kendi aralarında konuşuyordu. Beni bile fark etmediler. “Gönül Hanım vallahi çok şanslı. Boran Karadağ gibi bir ağayla evlenecek.” Diğeri de kıkırdadı. “Sorma… Adam yakışıklılıktan taş çatlatıyor. Yürüyen testosteron resmen. Esmer teni, keskin yüz hatları, uzun boyu… Hele bir bakışı var, insanı yere serer. Az önce konağa girerken resmen titretti.” Duydum ama umursamadım. Zaten aklım bambaşka yerlerdeydi. Ne Gönül’ün şansı ne Boran Karadağ’ın yakışıklılığı… Benim tek derdim buradan gitmenin yolunu bulmaktı. Bir de o yaralı adam… Su şişesini alıp sessizce geri dönerken gözüm istemsizce salona kaydı. O an gözlerim birine takıldı. Kalbim yerinden çıkacak gibi atmaya başladı. O, buradaydı. Simsiyah takım elbise, sert yüz hatları, o tanıdık bakış… O, mezarlıkta yaralı olarak bulduğum ve unutamadığım o adamdı. Yanıma birinin geldiğini hissettim. Derya’ydı. “Sen neredesin? Ben de senin yanına geliyordum. İsteme olacak.” O adamı işaret ettim. “Kim o?” diye sordum. Lütfen, bahsettikleri Boran olmasın. İçimden dua etmeye başladım. “Boran Karadağ… Gönül'ü istemeye gelen yakışıklı ağa…” O an hayal kırıklığıyla kalakaldım. Gözlerimi kaçırmak istedim ama yapamadım. “Boran Karadağ…” dedim, kendi kendime. Kalbim hızla atıyordu. Ellerim titriyordu. İçimden kendi kendime sordum. “Acaba, beni hatırlıyor mu?” Ama bunun bir önemi yoktu çünkü o, kuzenim Gönül’le evlenecekti. O an anladım… Kader dediğin şey, bazen insanın tam karşısına dikilirmiş. Hem de en çaresiz anında…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD