Betül Yılmaz
Elif'im arıyor....
Yeter artık diye haykırmak istiyorum. Derin bir nefes alıp cevapladım aramayı.
" Efendim başımın belası"
" Aaaa aşk olsun Betül bela falan olmuyor ama " dedi alttan alta kırılmış ama umursamaz sesiyle.
" Bu sefer ne diyeceksin merak ediyorum"
Kıkırdadı karşıdan. Ben biliyorum bu gülüşü normal bir gülüş değil.
" Ne isteyeceğim canım birşey istemiyorum, sadece şey.... bir iki gün sizde mi kalsam diycektim"
" Neden bizde kalmak istiyorsun acaba?" dedim sebebini bilmiyormuş gibi.
" İki gün sonra gideceğim ya teyzemlerle de vakit geçireyim birazcık"
Tabi tabi sırf annemler için geleceksin, ben bilmez miyim seni Oğuz için geliyorsun sırf.
" İyi gel ben annemlere söylerim geleceğini" gelme de denilmezdi şimdi.
" Tamam o zaman hemen çantamı alıp geliyorum" dedi neşeli sesiyle.
" Acele etme sa....." telefon yüzüme kapandı bi anda. Elimde telefon şaşırdım kaldım yaptığına.
İki gündür başımın etini yedi Oğuz da Oğuz diye. Gelsin bakalım ne yapacak acaba?
Kafede de sürekli birşeyler sordu konuşmak için. Masanın altından dürtmelerime rağmen anlamamazlıktan gelmiş aynı şekilde devam etmişti.
Oğuz da anladığım kadarıyla rahat değildi ama yine de cevap vermişti Elif'in sorularına.
Görmeyeli baya bir değişmiş Oğuz. Sakal bırakınca o çocuksu yüzü gitmiş yerine daha olgun bir yüz gelmiş. Yakışmış açıkçası sakal.
Elimde telefon titredi aniden irkildim. Ekrandaki bildirime baktım, Taha mesaj atmış.
# Yarın buluşabilir miyiz? #
Buluşmak istemiyordum, bir bahane bulup reddetmem lazımdı. Aklıma Elif'in bize geleceği gelince hemen yazdım.
# Elif gelecek onunla vakit geçireceğim maalesef müsait değilim #
# Diğer gün? #
# Bir kaç gün kalacak, sonra zaten okul başlıyor yoğun olacak gibi bu yıl vaktim yok kusura bakma #
# Betül o gün kalbini kırdım özür dilemem için bir fırsat versen?#
Üç ay oldu üç ay, yeni mi aklına geldi özür dilemek. Bu hep mi böyleydi ben mi yeni görüyorum bu yönlerini?
# Ben artık birşey demek istemiyorum. Yoruldum... Zamana bırakacağım artık birşeyleri, zaten derslerim yoğun olacak başka şeylerle uğraşacak halim yok. #
Evet, en iyisi zamana bırakmaktı. Zaten olacaksa bir şekilde olurdu. Birşeyleri zorlamanın manası yok.
Son bir yıldır gerçekten yorulmuştum. Annemin rahatsızlığı, okul ve üstüne Taha ile olanlar beni yormuştu. Bir süre sadece derslerime odaklanmak en iyisi.
Elif bir saate gelmişti. Ne ara hazırlandın da ne ara geldin Elif, söyleyecek bir şey bulamıyorum bu kıza.
Akşam yemeğine daha çok vardı. Elif'le biraz bahçede sohbet ettik. Gözü sürekli Duygu'ların evindeydi.
" Oğuz'u görür müyüm acaba?" işte başladı yine.
" Oğuz da Oğuz , yeter ya bıktım iki günde"
İsyan bayrağını çektim artık.
" Kızım ne bağırıyorsun? Ne dedim ben şimdi?"
" Elif iki gündür Oğuz Oğuz diye başımın etini yedin, bak evi orda git hadi gör Oğuz'u "
" Tamam ya sakin ol demem bi daha "
" Sakinim ben "
" Emin misin bana öyle gelmedi şu an, sanki bilmesem kıskanıyorsun diyeceğim"
" Öyle birşey yok, sadece sıkıldım iki gündür sürekli bu konudan bahsediyorsun"
" Tamam demem o zaman artık"
" Tamam " deyip yaslandım arkama. Kafam dolu zaten bir de Elif'in aşk meşk işlerini çekemezdim.
-------------
Betül Yılmaz
Elif bir gün bizde kaldı o zaman. Sanırım bana kırıldı ama birşey de demedi.
Her zaman aynısı oluyor, beğendiği bir çocukla bir şekilde sevgili oluyor sonrasında da üzülen o oluyordu. Her defasında uyarmama rağmen beni dinlemeyip aynı şeyi tekrarlıyor.
Tabi Oğuzu görünce de hemen atladı. ' Atlar tabi çocuk bi sakal bırakmış alev olmuş dolanıyor' ne diyor bi iç sesim ya yine.
'Edebini takın iç sesim, bak sonun Elif gibi olur ama sen gidersen bir daha gelemezsin'.
Alaycı sırıtışıyla devam etti iç sesim, 'Beni tehdit ettiği şeye bak, kızım o zaman kafedeki kaçamak bakışlarını unutmadım ve bu bir aydır devam ediyor. Hani sen Taha dan hoşlanıyordun ne oldu? Beni tehdit ediyorsan ona göre tehdit et bence'.
Şaşırdım kaldım elim otomatik ağzıma gitmişti bu dediğine karşılık.
" İyice arsız oldun sen bak kendine çeki düzen ver"
Bir yandan kapının hemen dibinde ayakkabılarımı giyiyordum.
" Kızım, ne konuşuyorsun kendi kendine?"
Ben bunları dışımdan mı söyledim yoksa?
" Ben mi? Ne dedim ki Sultanım?"
" Tam duymadım çeki düzen ver diyordun"
Bir oh çektim içimden, iyi bari duymamış bir şey.
" Haaa onu mu diyorsun, kendi kendime derslerine çeki düzen ver falan diyordum işte Sultanım ne diyeceğim"
" İyi madem, hadi dikkat et kendine "
" Ederim Sultanım Allah'a emanetsin " deyip anahtarımı alıp kendimi attım dışarıya.
İyi ki duymamış dediğimi. Bir aydır şu iç sesimle başım dertteydi. Olur olmadık yerlerde gelip lafını söyleyip giyiyordu. Bir de o kadar başına buyruk laf anlamazın teki ki çekeceğim var. Acaba deliriyorum da benim mi haberim yok? Psikoloğa falan mı gitsem?
" Betüüül"
Duygu'nun sesiyle kendime geldim ve gülümsedim hemen. Zaten Duygu'yu görünce otomatik gülüyorum.
El salladım hemen uzaktan bana seslenen arkadaşıma.
' Of of of, bugün de bir başka olmuş bu'
' Git çabuk şu edebini al gel sinir etme beni, madem geleceksin edepsiz edepsiz konuşma ordan adam akıllı dur.'
' Edepsizim işte elimde değil'
' Kes sesini biri duyacak bir gün '
' Sen susarsan duymazlar.'
Allah'ım ne yapacağım ben bununla? Kesin bir psikoloğa gitmem lazım.
'Beni gönderirsen fena olur'
Küçümser şekilde güldüm iç sesime. Fena olacakmış ne yapacak acaba?
' En fazla ne yapabilirsin ki?'
' Herkesin içinde Oğuz'a ilanı aşk ederim görürsün'
' Neeee! saçmalama istersen'
' Çok konuşma Oğuz'u izleyeceğim'
' Git kendi gözünle izle o zaman benim gözümü rahat bırak günaha sokma beni'
' Acaba senin içinde olupta nasıl başka bir gözden izleyeceğim ?'
Haklıydı arsız iç sesim.
' Çok bakma o zaman günah diyorum sana '
' Sen bakma ben bakarım '
İç sesimle kavgam bitmezdi, diyorum ya başına buyruk bildiğini okuyor.
O sırada Duygu ve Oğuz da gelmişti. Kısa bir selamlaşmanın ardından okula geçtik.
Geçen yılki Profesör bu yıl da dersimize giriyordu. Bu yıl Alp yoktu ama derste.
Hoca dersi bitirip çıkmıştı sonunda. Arkama yaslanıp ufak bir gerinme hareketiyle kendime gelmeye çalıştım. Tüm ders not aldırmış üstüne dersi de blok yapmıştı. Adam bir eliyle yazareken diğeriyle de siliyordu.
" Her zamanki kafeye bi kahve içmeye mi gitsek canım kahve istiyor diğer derse çok var daha"
Senin canın bence kahve istemiyor sırf Alp'i görmek için gitmiyorsan bende Betül değilim canım.
" Olur gidelim, otur otur nereye kadar yürürüz biraz hem"
Gidelim bakalım bu sefer görebilecek misin? Okul başladı ama Alp daha yeni gelmişti.
Tam bilmiyorum ama Duygu biraz bahsetmişti yayladayken olanları. Merakımdan ne olduğunu sorduğumda; 'O günden beri ben de konuşmadım hiç ne oldu bilmiyorum demişti'.
Çantamızı aldıktan sonra kampüsün içinde bir kaç mağazanın ve kafelerin olduğu alışveriş merkezini andıran yere geldik.
Her zamankinden farklı olarak ortada masalar kurulmuş, üzerlerinde farklı farklı isimler yazıyordu.
Edebiyat Topluluğu denen masadan bir kız bize yaklaşıp birşeyler söylemeye başlamıştı çoktan.
" Merhaba, topluluğumuza katılmak ister misiniz?"
Topluluk ne bilmiyorum ki ben daha. Gülümseyip cevap verdim kıza.
" Merhaba, bilemiyorum bu konuda hiç bir bilgim yok kusura bakmayın"
" İsterseniz kısaca anlatayım size olur mu?"
Duygu'ya baktığımda bana onaylayan şekilde başını salladı. Vakit sıkıntımız da yoktu kızı kırmamak için ;
" Peki madem anlatın biz dinliyoruz "
Kız buna sevindi ve hızlıca ne olduğunu ve toplulukta neler yaptıklarından bahsetti.
Haftada bir ortak bir kitap belirleyip o kitabın tahlilini yapıyorlarmış. Yerine göre dışarıda toplanıyorlar bazen de doğada yürüyüş ve benzeri aktiviteler de yaptıkları oluyormuş.
Aslında hoşuma gitmişti, zaten kitap okuyorum birileriyle tahlilini yapmak bana katkı sağlardı.
Duygu'ya baktığımda kızı dinliyor gibi ama pek oralı da değildi aklı Alp'te galiba.
" Aslında ben sevdim katılmak isterim ama sınav zamanları katılmamam sorun olur mu?"
" Hayır tabi ki sorun olmaz topluluktaki herkes öğrenci olduğu için zaman zaman ara verdiğimiz oluyor, özellikle sınav zamanlarında."
" Çok iyi, ben katılayım o zaman"
Kız benden onayı alınca Duygu'ya döndü. Duygu fark etmiş olacak ki;
" Ben katılmayayım evde yeterince kitap görüyorum daha fazlasını kaldıramam"
Canım arkadaşım benim tam aksime kitap okumayı sevmezdi.
" Tamam, sizin formunuzu dolduralım o zaman "
İsim, soyisim, telefon numarası ve hangi bölümde okuduğum gibi bilgileri hızlıca doldurup verdim.
Duygu'nun koluna girip kafeye doğru ilerlemeye başladık. Her topluluktan görevli bir kişi topluluğuna girmemiz için teklifte bulundu ama tabiki kabul etmedik bana bir tane yeterdi onu da kitap okuduğum için kabul etmiştim. Duygu zaten hiçbirine sıcak bakmıyordu ilgisi başka birşey deydi.
" Kızlar "
Tanıdık bir ses bize seslendi arkamızdan. Koluna girdiğim arkadaşımın vücudu kasıldı sanki kolumun altından.
Ardımızı döndüğümüzde Alp bize soran bakışlarını gönderiyor bir cevap arıyordu burada olmamıza karşı. Duygu'nun bir şey diyeceği yoktu ben gülümseyip hemen karşılık verdim.
" Alp, uzun zamandır görüşmedik nasılsın?"
" İyilik Betül memleketteydim işte nasıl olsun, sen nasılsın görüşmeyeli?"
" İyiyim bende nasıl olsun aynı şeyler bende de"
Ortam sessizleşti bi anda Duygu neden konuşmuyordu ki ne zamandır Alp'i merak ediyor biliyorum ama görünce de konuşmuyor.
" Eeee burada ne yapıyorsunuz?"
" Kahve içmeye gelmiştik aslında ama kendimizi burada bulduk"
" Öyle mi? Bir topluluğa girdiniz mi peki?"
" Evet ben edebiyat topluluğuna girdim kitap okuma tahlil falan yapılıyormuş sevdim gibi şimdilik "
" Ne güzel, sevindim senin adına"
Dönüp Duygu'ya baktı Alp, sanki deminden beri Duygu'yu fark etmemiş gibi.
" Sen hangisine girdin Duygu?"
Duygu ilgilenmiyormuş başka bir şeye bakıyormuş gibi daldığı yerden çıkıp cevap verdi Alp'e.
" Ben... Ben şu binicilik kulübüne gireceğim " diye parmağıyla işaret etti o tarafı.
Ne! Ne ara karar verdi? Hem de binicilik kulubü mü?
Şaşkın bakışlarımı Duygu'dan Alp'e çevirdiğimde Alp gülüyordu alttan alta da sinsi bir ifade vardı suratında. Benim bilmediğim birşeyler dönüyor sanırım.
" İyi bakalım ikinize de hayırlı olsun şimdiden"
İkimizde aynı anda " teşekkür ederim " dedik ve ardından Alp'ten ayrılıp kafeye geçtik.