Şaşırmak, insanların beklemedikleri bir olay karşısında gösterdikleri tepkidir. Ben şaşırmayı uzun zaman önce bırakanlardandım. Zira yaşadığım yaşamda pek çok kişi için olağan dışı olan olaylara şahitlik etmenin etkisiyle şaşırmayı geride bırakmıştım. Yine de benim de karşıma şaşırtıcı dediğim olaylar çıkmıyor değildi. Şimdiki vaka da şaşırtıcı diyebileceğim olaylardan biriydi. Seri cinayet davasını takip eden bir kayıp vakası ve adından gelen silahlı bir saldırı ile şu kısacık zamanda yaşananlar hem hızlı hem de çözümü zor bir hal alarak beni şaşırtmaya devam ediyordu.
Adli tıp uzmanı Behiye hanımı yanıma alırken olay yerinde olası bir kan ve işkencenin izlerini gözlemleyerek bana yüzbaşının sağ olup olmadığını söylemesini umuyordum. Üstelik Behiye hanım farklı bakış açısına eşlik eden meraklı yapısı sayesinde bana tüm resmin göremediğim kısımlarını da gösterebilirdi. Ben ve Behiye hanım aracımla adli tıp olay yeri inceleme de kendi araçları ile bizi takip ederken güvenlik nedeniyle iki memurunda bize eşlik etmesini istemiştim. Bir tuzak olma ihtimaline karşın aldığım bu tedbir savunmasız ekibi korumak maksatlıydı.
Navigasyona bana gelen mesajdaki konumu girip yola çıkarken aklımda hala sabaha karşı yaşadığımız saldırı vardı. İnsanların içinde varlıklarını tamamlayan bir güvenlik butonu olduğuna inanırım. Bir tehlike ile karşılaştıklarında harekete geçmelerini sağlayan ya da tehlikenin varlığını hissetmelerine neden olan bir güvenlik sinyali gibi. Bu diğer insanlarda nasıldır bilemem ama benim güvenlik sinyalim oldukça sesli ve sarsıcıdır.
Şu an arabada yanımda tedirgin bir şekilde dışarıyı izleyen Behiye'nin aksine benim içim fazlasıyla rahattı. Beni arayan kişinin davranışları ne kadar şüpheli olsa da söyledikleri arasındaki detaylar bunun bir tuzak değil yardım teklifi olduğunu düşünmemi sağlıyordu. Öncelikle arayan kişinin sesinde tereddüt ya da kaygı yoktu, sonrasında işini garantiye almak istercesine ekiple gelmemi söylemesi de beni rahatlatan diğer bir konuydu.
Eğer yalnız gelmemi istese bir tuzak olması daha muhtemel olurdu ama o kişi bana ekibimle gelmemi söylemişti. Bu yolun sonunda sorularımın hepsine olmasa da bazılarına cevap bulacağımı düşünüyordum. Verilen noktaya yaklaştığımızda telsizden anons geçti.
" Mesut komiser, olay yeri inceleme uygun bir noktada konumlansın. Sizde ben gelene kadar varış noktasını görecek bir yerde mevzilen."
" Anlaşıldı amirim."
Vardığımız yer eski bir fabrika deposuydu. Ekip aracı deponun girişinde konumlanırken olay yeri inceleme deponun dışına aracını park etti. Ben de aracımı ekip aracının yanına park edip uzunlarımı yaktım ve karşımda gördüklerim ile duraksadım. Farların aydınlattığı alanda bir kadın ve bir adam ayakta elleri önlerinde birleşmiş bir şekilde duruyorlardı. Aracımın kapısını açmadan Behiye'ye döndüm.
" Değerli dostum sen burada kalıyorsun. Güvenlikten emin olana kadar da çıkmıyorsun.
" Ama..."
" Aması yok Behiye hanım. Normalde burada bile olman doğru değil. Şimdi benden haber bekle anlaşıldı mı?"
Behiye memnuniyetsiz bir şekilde başıyla beni onayladığında ona güven vermek adına gülümsedim. Aracımdan çıktığımda ekip otomobilindeki Mesut komiser ve memuru da çıkıp silahlarını ellerine aldılar. Biz karşımızdaki ikiliye doğru ilerlerken onlar hiç kımıldamadılar. İkisi de gözlerini bize dikmiş öylece ayakta dikilmeye devam ettiler. Aramızdaki mesafe azalırken Mesut komisere dönüp elim ile oldukları yerde kalmalarını işaret ettim. Onlar yerlerinde siper alırlarken ben de ikilinin tam karşısına ulaşıp durdum.
Burası uzun zaman önce kapanmış ama icra meseleleri nedeni ile hala atıl durumda olan eski bir kazan fabrikasının depo kısmıydı. Ortamda hafif bir nemle karışık pas kokusu hakimdi. Şehrin ücra bir mahallesinde olmasına rağmen yüksek duvarlarla çevrili olması içerinin dışarıdan görünmesini engelliyordu.
Sessiz ve ifadesiz bir şekilde bana bakan ikiliye yoğunlaştım. Birbirine benzeyen yüz şekilleri ile akraba olmaları muhtemel ikiliden kadın olan orta boylu, küt kesim saçları olan kısa bir kadındı. Yanındaki adam ise asker traşlı, ben boylarda, yapılı bir adamdı. Ben onları incelerken erkek olan söze girdi.
" Adil bey sizinle bu şartlarda tanışmak istemezdim. Namınız askeriyede oldukça bilinir."
" Beni tanıdığınız aşikar ama ben sizi ne yazık ki tanımıyorum. Ve beni neden buraya çağırdığınızı da anladığımı söyleyemem. "
Erkek olanın yüzünde kendinden emin bir gülüş oluşurken kadının ifadesi de yumuşamıştı. Bu arada kadın erkeğe dönüp hafifçe başını eğerek onay aldıktan sonra bakışlarını bana yöneltti.
" Adil bey, sizi buraya Yüzbaşı Murat Topçu için çağırdık. Birbirimize yardım edebileceğimize inanıyoruz."
İkiliyi kısaca süzdükten sonra aklımda bazı şeyler daha da netleşmişti. Ama onların düşündüğüm kişiler olduğunu teyit etmek adına:
" Peki, siz beni tanıyorsunuz ama ben sizi tanımıyorum. Kendinizi tanıtmaya ne dersiniz?" dediğimde erkek olan gülüşünü saklamak adına başını öne eğdi. Ama kadın derin bir nefes alıp:
" Ben Leyla Topçu, Murat Topçu'nun eşiyim." dediğinde tek kaşımı kaldırıp:
" Eski eşi diyecektiniz sanıyorum." dedim. Kadın sakince bir tebessümle başını dikleştirdi.
" Hayır efendim hala eşiyim ve umarım da uzun yıllar eşi olarak kalırım. Tabi onu sağ kurtarabilirsek."
Kadın sözünü tamamlar tamamlamaz yanındaki adam sözü devraldı.
" Ben de Leyla'nın abisi Nedim Karaçalı, Üsteğmen Nedim Karaçalı."
"Peki, beni buraya ekibimle birlikte neden çağırdınız?"
Leyla hanım ile kardeşi birbirlerine kısa bir bakış attıktan sonra Leyla hanım bakışlarını bana yöneltti.
" Yaşanan olaylar artık çığırından çıktı ve buna bir son vermemiz gerekiyordu."
Sözleri ile duruşumu dikleştirirken başımla devam etmesi için onay verdiğimde sıkıntılı bir nefes vererek konuşmasına devam etti.
" Murat ve ben severek evlendik ama bu babama göre yanlış bir karardı. Babam her fırsatta ayrılmamız için uğraşsa da ben de Murat'ta onun oyunlarından bir şekilde kurtulmayı başarıyorduk. Ama geçen sene Murat görevden döndüğünde tartıştık ve eşim tartışmadan kaçmak için ileri atıldığında yolunu kestim. O da omzu ile bana çarpınca masaya çarptım. Masadaki bardaklar yere düşüp kırılınca yaralandım. Murat çok korktu ve hemen beni hastaneye götürdü. Anın verdiği öfke ile ayrılmak istediğimde babam bu fırsatı değerlendirip Murat'ın beni darp ettiği üzerine bir rapor hazırlattı. Ne yaptıysam ne onu ne de büyük abimi geçip davayı durduramadım."
Leyla hanım gergince bakışlarını abisine döndürdüğünde titreyen omuzları ağladığının göstergesiydi. Abisi hızla Leyla hanıma sarılırken anlatmaya kendisi devam etti.
" Babam Leyla'nın Murat'tan ayrılamayacağını anladığında onu öldürmeye karar vermiş. Eski tanıdıkları sayesinde seri cinayetler planlayan sarmaşık lakaplı birine ulaşmış. Bu adam cinayet için gereken şartları ve suçu işleyecek kişileri ayarlıyormuş. Ama işler babamın aceleciliği ve Murat'a olan nefreti nedeniyle kontrolden çıkmış. Babam adımın planım dışına çıkıp Murat'ı bu depoya getirip işkence etmiş. O sırada görevde olduğum için olanlardan habersizdim ve işin içine cinayet planı girince Sadık abim panikleyip bana ulaştı. İçeride işkenceyi doğrulamak için gereken delilleri bulacaksınız ama ne yazık ki Murat eniştemin nerede olduğunu biz de bilmiyoruz."
Nedim üsteğmen sustuğunda konuşmamızda aklıma takılan kısmı dillendirdim.
" Peki beni yönlendirdiğiniz hastanede kim yatıyor?"
Leyla hanımın hıçkırıkları arasında söyledikleri beklediğimden farklıydı.
" Sadık abim... babam onu... çok kötü dövmüş. Ama o size yardım edebilir."
Duyduklarım benim için yeterliydi. Mesut'a dönüp:
" Behiye hanımı ve ekibi buraya getirin lütfen." dedikten sonra iki kardeşe yeniden döndüm.
" Babanızın Murat beyi götürebileceğini düşündüğünüz bir yer var mı?"
Nedim bey kardeşinin sırtını sıvazlarken başı ile beni onayladı.
" Babamın şehir dışında çiftliği olan eski bir arkadaşı var. Aklıma bir tek orası geliyor."
Endişeli bir nefes verip yanımıza ulaşan ekibe talimatlarımı vermeye başladım.
" Hasan bey ekibiniz ile tam bir olay yeri inceleme istiyorum. Behiye sen benimle hastaneye geliyorsun, olayları yolda anlatırım. Mesut sen de Hasan beye kısa bir özet geç ve sakın bir şey atlamayın. Sonuçları merkezde Suat komisere iletirsiniz, sanıyorum bizde o zamana kadar merkeze dönmüş oluruz."
Ekip beni onayladıktan sonra kardeşlere dönüp:
" Yardımlarınız için teşekkürler. Ama ifade vermeniz gerekiyor, bu nedenle ekip işini bitirdiğinde sizde onlara eşlik ediniz. İfadelerinizi verdikten sonra gitmekte serbestsiniz." dediğimde Leyla hanımın ağlaması durmuş iç çekişleri arasında:
" Murat'ı bulacaksınız değil mi?" demişti. İnsanlara boş ümitler vermek benim lügatımda yoktu bu nedenle kırık bir tebessümle :
" Elimizden geleni yapacağız Leyla hanım, endişeniz olmasın." dedikten sonra Behiye ile aracıma ilerledik. Araca bindikten sonra hastaneye yol alırken bir insanın kendi inandıklarının yarattığı saplantının ne kadar korkutucu olabileceğini daha iyi anlamıştım.