Şirin Kafam allak bullak olmuştu. Mizgin de sağ olsun, içimi en derin yerlerinden eşelemişti. Onunla biraz uğraşınca keyfim yerine gelir gibi oldu ama o da uzun sürmedi. Eve adımımı atar atmaz Şermin cadısı söylenmeye başladı. Erkekler gelecekti, ikindi vakti... Evde bir tedirginlik vardı, ama nedense kimse açık açık bir şey konuşmuyordu. Şermin sinirle yüzüme bakıyordu; gözlerinde hem öfke hem de bir anlık kıskançlık parladı. - Yüzbaşına vermeye mi gittin? dedi, sesi diken gibi battı. - Yok, öyle sen gidersin, dedim aynı tonda. Bile isteye canını acıtmak istiyordum. Kafasını çevirip homurdanarak uzaklaştı. - Seni gördükçe tepem atıyor ya! Görmek istemiyorum! dedi. Orospuya bak. Sanki ben sana çok meraklıyım. Ben ise oturmuş duvardaki ince çatlaklara bakıyordum. Ne Şermin’in lafı,

