Fidye

1012 Words
Şirin Sorun çıkarmamak için susmam lazımdı. Ne kadar mümkün olmasa da. Dilim sussa yüz ifadem susmaz. O sussa beynim susmaz. Bedenim, beynim, ifadelerim, ruhum derken beş kişilik konuşuyordum ben. Hiç susmazdım aslında. Uykumda bile. Kafamda sürekli negatif konuşan orospu hiç susmazdı benim. Bu çok önemliydi ama. Olan biteni anlayana kadar asla konuşmamam gerekiyordu. Bu çok önemli. Bak tekrar ediyorum. Asla konuşma. Gözlemle ve neler olup bittiğine bak. Gözlerimi açmış tavana bakıyordum. - Ne düşünüyorsun? dedi yanımdaki sesi. - Allah belanı versin, ödümü kopardın diye bağırdım. Kollarımı çekince ağrıdı. Hala bağlıydım. - Bela okuma, başına birşey gelir dedi o dev adam. Sinirle ona bakıyordum. - Daha ne gelebilir? Mesela kaçırılır ve bağlanır mıyım? Yoksa başıma daha neler gelebilir yani? Sürekli uyutulup durur muyum? Yani başıma daha neler ... Ben son hızla konuşurken üzerime eğilince kafamı çevirip sustum. - Bir sus ya, bir sus dedi. Yüzümü asmış yana bakıyordum. Sadece varlığını hissetmek bile sinirimi bozuyordu. Eğilmişken birden ellerimi çözdü. Ona bakıyordum şaşkınca. Hemen ayaklarımı da çözmeye çalıştım ama ayağımda bir saat vardı. Yani saat gibi birşey. - Bomba o, kumandası da bende. Yani kaçmaya çalışırsan seni patlatırım ve cesedini bile bulamazlar dedi. O kadar soğuk kanlıydı ki şok olmuştum. Bileğimde bir bomba mı vardı? Oha amına koyayım ya. Ben ne yaşıyorum? Tepside yemek getirmişti. - Bu da zehir mi? Acısız bir ölüm için dedim. Çok susamıştım. Ağzım dilim kurumuştu. Karşıma oturan adama baktım. Bu adam şu kadınları kaçırıp kölesi yapan, yıllarca hücrede yaşatan psikopatlardan mı acaba? Kahretsin beni nereden buldu? Bu güzelliğin başıma birgün iş açacağı belliydi. Keşke annemi dinlemek yerine manken olsaydım. Yokluğum fark edilirdi en azından. - Yemek, istersen ben tadabilirim dedi. - Ölüm şuan iyi bir alternatif gibi dedim suyu içerek. Cidden boğazım kurumuştu. - Eğer söylediklerimi yaparsan ölüm sana uğramaz dedi. Ağzıma bir kaşık yemek atarken ona dik dik baktım. Yemek de pek güzel değildi. Tuzu ve baharatı eksik bunun. - Sana söyledim hastalıklıyım ben, fuhuş yapamam. Hasta olduğum için böbreklerim, kalbim falan da işine yaramaz. Yalnış kişiyi kaçırdın dedim. - Tüh, o zaman ölmen lazım dedi. Kaşık elimde kalmıştı. - Valla kimseye demem. Yani söylemem. Yemin ederim bak. Zaten kimseyi de tanımam ben. Hemen dönerim Berlin'e. dedim. Salak kafam. Nerede yaşadığımı açık ettim. - Yurtdışına yani, Berlin değil. Valla giderim dedim. - Az konuş lütfen, başım kaldırmıyor dedi. Birden sustum. Adama bakıyordum. - Böbreğini falan istemiyorum. Fuhuş çetesi de değiliz yani değilim dedi. Aklıma gelen son şey, psikopat olmasıydı. Başka birşey kalmadı. Tabi doğruyu söylüyorsa. - Aslında senin isteyeceğin birşey var bende dedi. Kahkaha attım. Canım acıyordu kaşığı tutarken bile. Bu adam da karşımda oturmuş benimle dalga geçiyordu. - Seni ilk defa görüyorum. Yani bir kere de bayılmadan önce gördüm. Ahh pardon arabayı unuttum dedim sinirle. - Babanın satılığa çıkardığı şu evi ben aldım dedi. Aklım hiç susmuyordu. Milyon ihtimal olabilirdi. Türk dizileri ve hikayeleri vardı gözümün önünde. Bir milyon karşılığında benimle ol. Oğlunun ameliyatı masrafı falan diye söyleniyordu erkekler. Sanırım burada işler böyle yürüyor. Almanyada ki gibi herkes birbiriyle olmuyor. Bizim bir üst kuşak gibi falan yani. Adama bakarken kaşığı indirdim. - Şimdi mi? Beni bırakacak mısın hemen? dedim. Adam da şaşırdı. - Ne şimdi mi? dedi. - Yani benimle olmak için evimizi aldın ve beni mi kaçırdın? Psikopat mısın sen? dedi. - Sen deli misin? dedi. Ha sen çok akıllısın demek istedim ama onu tanımıyordum. O beni tanıyordu. Bu farkındalık kafama dank etti. Gözlerim büyümüştü. - Benden tam olarak ne istiyorsun? dedim. Boğazını temizledi. - Üç ay boyunca her istediğimi yapmanı. Sonrasında ev senin dedi. Adam çok ciddiydi. Yoksa kahkaha atabilirdim çünkü bana saçma bir romandan ya da filmden fırlamış gibi gelmişti bu konuşma. - Sen kafayı yemişsin dedim. Ayağa kalktı. - Biraz düşün dedi. Hiç gülmüyordu, mimik de yoktu suratında. - Neyi? Kölelik sözleşmesine karşı, eski bir ev mi? Siktir git dedim. Bana döndü. Yüzü çok korkutucuydu. - İstediğin gibi kaçabilirsin. Pencereler açılıyor ama bahçede türlü tuzak ve bombalar var. Ayağındakini de sakın unutma dedi. Sinirden ben de ayağa kalktım. - Niye ya? Neden? Neden ben? dedim. - Çünkü senin kanın bozuk dedi kapıdan çıkarken. Kanım mı bozuk? Kanımda ne var ki? Ne demek istediğini bile anlamadım. Öylece kapıya bakıyordum. Damarlarıma baktım. Gerçekten bir hastalık falan mı var? O yüzden mi beni seçti? Ohaa kesin üzerimde deney falan yapacak? Bunu istiyor benden. Kanımla ne işi olur yoksa? ( Not: kız Almanya'dan gelmiş. Türkçe biliyor ama deyimler ve imaları anlamıyor.) . . . Kadir Bahçede otururken soğuğun içime işlemesine izin verdim. Akşamın ayazı bir başka oluyordu. Bu soğuğu seviyordum. Benim sevmediğim sıcak ve ateşti. Karşımdaki noktaya bakıp dalmıştım. Ben anneme benziyordum. Babam yeşil gözlü ve sarışındı. Küçük kız kardeşim de. Onları hep kıskandım. Keşke ben babama benzeseydim diye düşünürdüm çünkü ben onun oğluydum. Veliahtı bendim. Yakında bu topraklara ben hükmedecek ve Ağa olacaktım, değil mi? Babam o küçük kızı kucağına aldığı zaman içten içe hep kıskanmıştım. Sadece beni sevsin istiyordum. Ne büyük bencillik? İnsan şımaracak birileri olunca böyle şeyler yapıyormuş. Artık hiç kalmadı öyle saçma huylarım. Kimseye şımarmıyorum ya da kimse beni sevsin istemiyorum. Sesler gelince karanlıkta gelen Semihe baktım. Sesten onun geldiğini anlamıştım. Yanıma oturdu. - Haber var mı? dedim. - Benim öyle bir yeğenim yok dedi. Parayı vermeyi kabul etmedi dedi. Elindeki son parayı da vereceğini düşünmemiştim zaten. Yine de onu mahvedecek başka şeyler de vardı. Haber yollamıştım. Yeğenin elimde, bir milyon dolar göndermezsen kız ölür demiştim ama fidye vermeyi kabul etmemişti. Belli olmazdı. Bu adamlar sözde namusları için tuhaf şeyler yapabilirlerdi. Yine de benim yeğenim yok demesi kızı yok etmiyordu. - Arabayı ayarla, Siirt'e gideceğiz dedim. - Abi ne yapacaksın? Bence kız üzerinden gitmemiz mantıklı değil dedi Semih. - Onun şerefini iki paralık edeceğim. Sadece bu kız değil, sülalesindeki herkesi kölem yapacağım dedim sinirle. Hala karşıma bakıyordum ve kıpırdamadım. - Abi nasıl olacak? dedi. - Üç gün sonra gel bizi al. Gerisine karışma dedim. Pes etmişti. Benim etmeyeceğimi biliyordu. Biraz üfledi. - Tamam abi dedi ayağa kalkarak. O giderken içerideki kıza baktım. On dokuz yaşında saf bir kızı kandırmak ne kadar zor olabilir ki? Bu kız dayısının intihar sebebi olacaktı ve ben de bunu izleyecektim. Başka çarem yoktu. O şerefsizi öldüremiyorsam o kendini öldürecekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD