At Yarışı

688 Words
Dersler hızla ilerlerken, zamanında zor gelen konuların şu an nasıl da kolay geldiğini fark ettim. E tabi, o zamanlar her dakika Engin'le mesajlasmaktan ders falan dinleyemiyordum ki. Tam da o an telefonum titreyip de ard arda mesajlar gelmeye başlayınca, elime alarak sesini kısıp çantada geri koydum. O zamanlar bu yüzden ne kadar çok azar işittiğimi hatırladım hocalardan. Hah! Hem de sonrasında hiç deģmeyecek olan bir pislik yüzünden. Aklıma yine Engin'in beni aldattığı gelince sinirle yumruklarımı sıktım. Çocuğa da durup dururken "Sen gelecekte beni aldatacaksın, ahlaksız!" diye kızamazdım ya. Zil çalınca yanıma gelen bir kaç kişiyi alelen kovarak sırada, Kubilay'ın yanında, oturmaya devam ettim. O yanıma gelenlerin hiçbir önemi yoktu artık benim için. Zaten yanıma gelenlerin yarısı Sümbül ile neden konuşmadığımı sorup duruyor, diğer yarısı da yeni arkadaş arayışı içinde olacağımı düşünüp gönüllü olmak için benimle konuşma çabalarına giriyorlardı. Kimseyle arkadaş olmak gibi bir derdim yoktu, tek derdim Kubilay'ı kurtarabilmekti. Kubilay defterini önüne almış ve resmen ona gömülmüşken, kafamı uzatıp ne yaptığına baktım. Çizim yapıyordu ve resmen mükemmellerdi. Ona doğru eğildiğimi gören Kubilay, bana doğru dönüp 'Hayırdır?' dercesine bana baktı. "Çizimlerin çok mükemmel." Defterin sayfalarını çevireceğim sırada defteri tutup bana engel oldu. "Bakmamı istemiyor musun? Peki o zaman." deyip geri çektim elimi. "İstemediğimden değil. Bu, çizim defteri değil. Yarın getiririm, ondan bakarsın. Olmaz mı?" "Olur tabi ki." deyip, omuz silkerek ona baktım. Çizimler pek de umurumda değildi açıkçası. Niyetim, onunla arkadaş olabilmekti. Ve başarmak zorundaydım. Yaptıklarimdan sonra benimle arkadaş olmak ister miydi bilmiyorum ama şimdilik tek bir kötü laf etmemişti, ya da terslememişti beni. Bu iyi bir şeydi, yani sanırım. *** Zil çalıp da eve gitme vakti gelirken, çantamı alıp dışarı çıkınca Engin'i kapının önünde buldum. Bizden bir saat sonra derse giriyorlardı ama o benim için önceden gelmişti. Sanırım fazla ilgiden şuracıkta ağlayacaktım. Engin elimi tutup da "Nasılsın?" derken benim aklım süper totodaydı. Keşke zamanında biraz daha ilgili olsaydım bu konulara da şimdi köşeyi dönebilseydim. Sonra birden "Ayın kaçı bugün?" diye sordum. " 22'si. Neden ki?" Evet ya babam bu akşam at yarışı oynayacak ve benim söylediğim son ata o gelmez diyerek oynamadığı için çok az bir para alacaktı. Ne olursa olsun babamın o ata oynamasını sağlamam lazımdı. Ama atın adı neydi ki? " Neden diye sordum Zeynep, bir şey mi unuttum?" Ne zaman hatırladın ki zaten? "Yok." dedim. "Sınav var sanırım yarına da, o yüzden." "Gezemeyiz diyorsun yani." "Gezecek miydik?" "Tam tamına 1 aydır sinemaya gitmek için başımın etini yiyorsun ya." Sinema mı? Ne sineması ya? O değil de atın adı neydi acaba? Sinemanın hangi sinema olduğunu hatırlayınca "Vazgeçtim ben." dedim. "Eve gitmem gerek." " Emin misin?" Şaşkınlıkla bana baktı Engin. " Evet." diyerek uzaklaştım oradan. Yok ya, sinemaya gitseydim de oramı buramı elleseydi değil mi? Pis sapık. Gerçi bu etekle pek haksız da sayılmazdı. Ne olurdu ki şunu kestirip daralttırmadığım zamandan başlasaydım geri dönüşe. 2. Bir etek alacak para da isteyemezdim babamdan. Eve gidip de bir şeyler atıştırırken tam da beklediğim gibi elinde gazete ile eve girdi babam. Köşedeki koltuğa oturup at yarışı oynamaya başlarken yanına gidip kafamı uzattım. "Hadi son atı da sen söyle." deyince gazeteyi elime alıp atlara baktım. "Tatlı şey!" diye bağırıp ayağa fırladım bir anda. Tabi ya, tatlı şeydi atın ismi. Bana çok şirin geldiği için yazmıştım ama baban o tay asla kazanmaz diyerek değiştirmişti kuponu yaptığı yerde. "Baba." diyerek ona baktım. "Yarın okula giderken ben yatırayım mı kuponunu?" Bana şaşkınlıkla bakarken "Lütfen, lütfen..!" diyerek yerimde zıpladım. "Madem o kadar çok istiyorsun." Babamın verdiği cevapla birlikte gülümsedim. Öyle çok para değildi kazanacağı miktar ama babam kazansaydım bir ev alırdık demişti. En azından doğru düzgün bir evimiz olurdu belki. Hem böylece annemde ileride rutubetten dolayı geçirdiği hastalığı geçirmez ve ilaç kullanmaya mahkum olmazdı. Odama geçince Kubilay'ın numarasını almadığım için çok pişman oldum. Belki mesajlaşırdık ve belki de intiharını nedenini öğrenirdim. Tek neden biz değildik, evinde de sorunlar vardı belki. Anne ve babasını hiç görmemiştim ki bileyim. Bir kere bile gelmemişlerdi okula. Benim babam olsa "Siz benim kızımla nasıl olur da falga geçersiniz?" diyerek basardı okulu kesinlikle. Belki Kubilay hiçbir şey anlatmıyordu onlara. Belki de onlar bununla ilgilenmiyorlardi. Her ne olursa olsun geri döndü isem eğer, bir şeyleri düzeltmem gerekiyordu. En azından kendi vicdanım için.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD