Derste, deftere saçma sapan şekiller çizip, kalemi kemirmek suretiyle işkence yöntemlerimi kalem üzerinde denerken, çalan zille birlikte ağzımdaki kalemle birlikte arkama yaslandım.
"Zeynep, maç yapacağız. Izlemeye gelmiyor musun?" Kimin kazandığını bile hatırlıyordum.
Omuz silkerek "Yok." dedim. "Hiç keyfim yok bugün."
Kubilay kimseyi takmayarak önündeki kitaba odaklanmışken, "Başka kitabın var mı yanında?" diye sordum. Şu çocuğun duymazdan gelmeleri beni bir gün öldürecekti ama..
"Kubilay ya!"
"Ha?" diyerek bana çevirdi bakışlarını.
"Diyorum ki, yanında başka kitabın var mı? Ben de okuyayım."
"Kusura bakma ya, dalmışım." dedikten sonra başka bir kitap çıkarttı çantasından. "Bu belki biter diye getirmiştim."
Gözlerimi kocaman açarak "Ama ben senin kadar hızlı okuyamam ki." dedim.
"Önemi yok, ben yavaş okurum. Böylece çabuk bitmez." Gözlerini kitaba geri çevirirken, gülümseyerek ilk sayfayı açtım. Engin'in yanında gülümseyemediğimi fark ettim o an. Oysa ki, dünyanın en kıymetli şeyi benmişim gibi davranıyordu bana, eskiden olduğu gibi. Ama istemiyordum artık onu. Onun bana böyle davranmasını da istemiyordum. Tek bir yanlış bekliyordum. Yanlış bir hareket, yanlış bir söz. Ama yapmıyordu işte. Kubilay'ı bile kıskanıp olay çıkartmamıştı. Oysa ki dört gözle beklemiştim olay çıkartmasını.
Kitaba odaklanmaya çalışırken, teneffüsun on beş dakika olduğunu hatırlatıp gözlerimi devirerek kitaba odaklandım. Kitabı yarına kadar bitirirsem, Kubilay ile konuşacak başka bir konum da olabilirdi. Resmen erkeklerin peşinden koşan kızlara dönmüştüm şu an. Ama mecburdum. Belki de şu an onu yaşatabilirsem, gelecekte de yaşayabilirdi, her ne kadar ben göremeyecek olsam da yaşamasını istiyordum, yüzsüzce.
Kapının aralığından Engin görününce, gözlerimi devirerek geri çevirdim kitaba bakışlarımı. Belki görmemiş gibi yaparsam, o da beni görmezden gelip gidebilirdi. En azından son zamanlarda yaptığı en iyi şey buydu.
"Hayatım." Yani başımdaki sesini duyunca yüzümü buruşturduktan sonra kafamı kaldırdım.
"Hayırdır?"
"Ağrı kesici getirdim." Ağrı kesici ve suyu masaya koyarken, şaşkınlıkla bakakaldım. Vallahi de oturup aglayacaktım. Neden bana bunu yapıyorsun be Engin?
"Teşekkür ederim." Suyu açarken, Engin de ilacı açıp bana doğru uzattı. Kubilaysa hâlâ kitaba odaklıydı.
Engin bir ön sıraya oturunca "Kusura bakma, fark etmedim." diyerek sıradan kalkarak "Otur sen." dedi Kubilay, kitabıyla birlikte öğretmen masasının oradaki pencereye giderek.
"Aslında kötü birine benzemiyor."
Engin Kubilay'ın yerine otururken, "Değil zaten." dedim. "Kendi halinde takılıyor işte."
Ilacı içip de suyun kapağını kapatırken, "Umarim geçer ağrın." dedi Engin. "Böyle somurtuk gezmene hiç alışık değilim. Ben de kötü oluyorum sen böyle olunca." Yemin ederim dağlara taşlara vurasım vardı kafamı artık.
"Zeynep?"
Engin'in bana doğru eğildiğini görüp "Iyiyim." dedim. "Merak etme." Ya da beni bu kadar önemseme oğlum ya.
"Seni.. Merak etmeyeyim öyle mi? Nefes alma der gibi bir şey oldu bu."
Gülümseyerek ona doğru baktım. Ah Engin ah... Neden öyle bir şey yaptın ki bana? Çıkmıyor aklımdan, çıkartamıyorum işte be. Ne yaptın sen bize böyle?
Zil çalınca yanağımdan öpüp "Neyse." dedi. "Çıkışta gelirim ben."
"Görüşürüz." Zoraki gülümseyerek arkasından baktım ben de.
Kubilay gelip de yerine otururken, "Kusura bakma ya." dedim. "Seni de yerinden ettik."
"Sonuçta erkek arkadaşın. Benden çok onun hakkı var yanında olmaya."
"Saçmalama ya." deyip önüme çevirdim bakışlarımı. Kubilay'ın gözlerindeki o şey ona daha fazla bakmamı engellemişti. Dayanamamıştım. Acı çeker gibiydi. Sahi, neden öyle bakmışti ki?