Okula girerken, tüm gözler Kubilay ve bana dönmüştü tek tek. Ve lanet olsun ki, bu gözlerin içinde Engin ve tayfası da vardı. Allah'ın amipleri!
Engin "Aşkım. Hayırdır?" diyerek yanıma gelip de kolunu omzuma atarken, Kubilay sessiz sakin çekip gitmişti yanımızdan.
"Hayırdır derken?"
"Ne işin var senin bu eziğin yanında?" . Demeyin işte. Şu çocuğa ezik demeyin abi!
"Birincisi o ezik değil." Kolunu omzumdan aşağı attıktan sonra "İkincisi sınıf arkadaşım." dedim. "Yolda karşılaştık ve birlikte okula geldik. Ne var bunda?"
"Onun yanında oturmaya başlamışsın." Hmm, istihbarat mükemmel çalışıyor doğrusu Engin bey. Bir ara tebrik etmek mahiyetinde gelip iki ağızlarına çakmak isterim kendilerinin.
"Sümbül'le konuşmuyorum artık ve tek boş sıra da Kubilay'ın yanıydı."
Sinirle dudağını ısıran Engin, etrafa bakindiktan sonra bana çevirdi gözlerini. Hadi, tek bir ters laf et de terk edeyim seni artık be.
"Madem öyle. Sen nasıl istersen öyle yap hayatım." dedi elimi tutup. Bir şey söylemedim. Ters bir şey söylersem ve o bunları Kubilay'dan bilirse, Kubilay'ın adam akıllı dayak yiyeceği kesindi. Ve ben onun yaşamasını sağlamaya çalışırken, ölümünü önceye almış olurdum bu durumda.
Beni arkadaşlarının yanına çekiştirirken, el mahkum gittim bende. Hemen hemen hepsiyle hâlâ görüştüğümüz için isimlerini de hatırlıyordum doğal olarak.
Neredeyse tüm kızlar bana kıskanarak bakarken, gözlerimi devirip onların maç muhabbetini dinledim. Okulun en havalı grubu oldukları için tüm gözler bizdeydi doğal olarak ve herkes okulu öğlen başlamasına rağmen sabahın köründe benim için okula gelen Engin ve benim aşkıma(!) gıpta ile bakıyordu. Tabi canım... Ne aşk ne aşk!
Engin, arkadaşlarıyla konuşurken bana sarılıp da alnımdan öperken, eskiden olduğu gibi atmadı kalbim, kendimi güvende hissetmedim eskisi gibi ve bana değen dudakları sadece midemi bulandırdı. O gece o kızı öpen dudakları..
"Aşkım senin bir şeyin mi var?"
Engin gözlerini bana çevirince "Hasta olacak gibiyim." dedim. "Dün erken uyudum ama hâlâ yorgunum sanki."
"Ha sen o yüzden mesajlarıma hiç cevap vermedin."
"Ya." dedim, tebessüm etmeye çalışarak. "Ondan."
"Hadi sen sınıfa çık o zaman. Bir şey olursa da hemen mesaj at bana."
"Olur." deyip okulun içine doğru yürüdüm hızla. Neden değişmişti ki bu çocuk bu kadar? Neden eskisi gibi kalmamıştı? Bende mi bir sorun vardı acaba?
Sınıfa girip de derin bir nefes alarak otururken, "Kızdı mı?" diyerek bana baktı Kubilay.
"Ne? Kim?"
"Sevgilin. Kızdı mı sana?"
"Ha. Yok ya. Ne kızacak? Diğerleri nasıl sınıf arkadaşımsa, sen de öylesin. Karışmaya hakkı yok."
"Peki." diyerek önüne dönüp defterini çizmeye başladı Kubilay. Kırılmış mıydı sanki biraz? Iyi de, kötü bir şey söylememiştim ki onu kıracak.
"Çizimlerini getirdin mi?" diye sordum ona doğru bakıp. Ama beyefendi beni takmadı bile. Ciddi ciddi kıracak bir şey mi demiştim ben? Düşündüm. Ama bulamadım hiçbir şey.
Kubilay'ı dürtüp bana bakmasını sağladıktan sonra "Niye takmıyorsun beni ya?" diye sordum sitemle.
"Takmıyor muyum?" deyip güldü Kubilay. "Takmadığıma göre," diyerek elini çenesine koydu "Demek ki sen takı değilsin."
"Bi saniye." deyip elimle gösterdikten sonra çantadan kalemi alarak boğazıma dayadım. "Bu işkenceye daha fazla dayanamam."
Gözlerini kısarak "Aman be, sen ne anlarsın kaliteli espiriden." dedikten sonra kalemi elimden çekip sıraya koydu Kubilay. "Benim için intihar etmene gerek yok, cidden bak."
"Ya pislik misin?" diyerek ona bakıp güldüm.
"Ne alakası var ya?"
"Neyse ya. Çizimler nerde?" deyip Kubilay'ın çantasına attım elimi.
"Dursana kızım ya." Elime vururken, bir yandan da çantasını çekmeye çalışıyordu.
"Ne demek dur? Hani getirecektin?"
"Unuttum."
"Allah'ım uyuz." diyerek çantasında elime gelen telefonunu alıp numaramı kaydettim. Kendimi de çaldırdıktan sonra "Yarın unutmaman için." diyerek geri verdim Kubilay'ın eline telefonu.
"Ciddi ciddi numaranı mı kaydettin?"
"Evet, ne var ki bunda?" diyerek şaşkınlıkla bana bakan Kubilay'a baktım.
"Sümbül hariç sınıftaki kimsede numaran yoktur da senin."
"Iyi ya, artık sende de var." diyerek omuz silktim. "Ne de olsa yeni sıra arkadaşım sensin."
"Öyle." deyip içeri gelen hocaya çevirdi bakışlarını Kubilay. Vardı bu çocukta bir şeyler. Ve ben de en kısa zamanda öğrenecektim. Öğrenmek zorundaydım da zaten, başka çarem yoktu.