YT1 • Bölüm 8 •

3097 Words
Betül İlgüz *☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆ Her ne kadar bir parçam kayıplara karışmış olsa da benliğimin el verdiği kadarıyla buradaydım ve yaklaşık iki buçuk saattir Begüm'le oturuyorduk. Çay, limonata, pasta, kurabiye, su derken bir yandan atıştırıp bir yandan sohbet ediyorduk. Begüm soruyor, ben cevaplıyordum. Ben soruyordum, Begüm cevaplıyordu. Elindeki limonatayı dudaklarına götürüp bir yudum alan Begüm, bardağı masaya bırakıp tekrar bana çevirdi gözlerini. ''Hocam merak ettiğim bir şey daha var.''  Söylemesini işaret edip bekledim. ''Şimdiye dek anlattıklarınız çok mantıklı ve bunları kabullenmem zor olmadı. Ama şu aklıma takıldı; Yaratan varsa, ki ben var olduğuna inanıyorum, olmadığını söyleyen kısmım çok zayıf ve bu soruyu da o soruyor. Neden O'na hakaret eden, kötüleyen, karşı çıkan ve inanmayan insanlar varken onları cezalandırmıyor? Mesela bir video izlemiştim, adam bizzat 'Allah' lafzını kullanıp inanmadığını söylüyor, bununla da yetinmeyip ''hadi varsa beni yok etsin burada'' diyordu. Etmediği hakaret, demediği kötü söz kalmamıştı videodaki adamın. Neden orada o cezasını bulmadı? ''  Bahsettiği videodan haberim vardı. İzlemiştim hüzün ve öfkeyle. Ufak bir tebessüm kondurdum yüzüme. ''Begüm, dediğin gibi, orada o adam cezasını bulsa ve ona katılan insanların başına bir şer gelse orada, belki onlar ağızlarından çıkan kelamların cezasını çekerlerdi fakat işin bir de düşünmediğimiz kısmı var. O salondaki alkış tutan insanların bazıları belki ileride ellerini Rahman'a açacak, gözyaşlarını O'na sunacak. Belki biri ileride bir evlada sahip olacak ve o evlat Allah (cc) adına çok büyük işler başaracak Belki sonradan Müslüman olup tüm o düşüncelerin sahibi olmuş olmamayı dileyecekler? Hatta sadece dinleyenler de değil, düşünsene ; tüm bunları söyleyen adam Müslüman olmuş?! Kim bilir kaç insanı peşinden sürükler İslam'a? Yani güzelim, dünyada bir düzen var. Her şeyi belirli bir kader çizgisinde planlamış Yaratıcımız, bu konuda da vardır elbet bildiği öyle değil mi? Sonradan Müslüman olan insanlar daha önce Allah'ı inkar edenler veya O'nun herhangi bir dediğine karşı çıkanlar. Eğer bunun için o zaman ceza görselerdi Müslüman olabilirler miydi? Yürekleri ALLAH diyebilir miydi?'' ''Haklısınız hocam. Dediğiniz gibi oradaki insanların da hayatları var ve belki de onlara bir şey olsa , çevrelerindekilerin de hayatları bundan etkilenecekti. Belki insanlık adına bir başarı elde edecek küçük bir çocuk, annesini kaybetmenin yıkımına uğrayıp içine kapanacak ve kendine bile yararı olamayacaktı.'' '' Belki de..'' dedim gözlerimi ellerime indirip. Ah, belki de minik parmaklara değen bombalar olmasa, Filistinli, Suriyeli, Halepli, Türkistanlı yavrular da parlayacaktı gökyüzünde ışıl ışıl. Belki de, gökyüzünü mavi görebilselerdi gri yerine, ak kağıtlara mor mürekkeple mısralar dizeceklerdi yüreklerinden... Belki de, bir annenin şefkatli elini saçlarında hissetseler, bir babanın güven veren bakışlarını gözlerinde hapsetseler, onlar da gülümseyeceklerdi en derinden. Belki de, duysaydık onların haykırışlarını, haykırsaydık biz de HAK diye , dalgalanacaktı ÖZGÜRLÜK sancakları , güneşin üzerine batmadığı din olacaktık belki de. Okusak, yazsaydık, dilimizle olmasa da kalemimizle haykırsaydık , duyacaktı birileri sesimizi belki. Sağ sol sloganları atmak yerine BİRLİK olsaydık, kardeşlik beyitleri yazsaydık duvarlara. Belkiler çoktu. Önemli olan o belkilere hayat vermekti. Uyandırmaktı uykusundan. Adım adım yürümeliydik belkilere. Bu konuyu biraz da Rabbimizin merhameti konusuna çektim. O öyle merhametliydi ki, o insanların kendisini inkârına rağmen ne yemeklerini, ne ekmeklerini, ne nefeslerini kesiyordu. Kendine inanana da inanmayana da veriyordu rızkını. ''Kusura bakmayın hocam,'' deyip çalan telefonunu işaret etti Begüm. Açması için kafamı salladım. Konuşmalarına bakılırsa babasıydı telefondaki. Görüşme bittiğinde bana gülümseyip bugünlük bitirmemiz gerektiğini söyledi. ''Babam almaya geliyormuş hocam, sizi de bırakalım.'' ''Ben hallederim canım, gerek yok.'' ''Sizi getiren abi mi alacak?'' Sorduğu soruyla Affan düştü hatrıma. ''Yok, kendim gideceğim. Hem bir iki yere uğrama ihtimalim var.'' Begüm'ün babası gelip de arabaya binene dek yanında bekledim. Başına bir şey gelmesindi, merak ederdim. Kendim de eve varıp namazımı kıldıktan sonra minik defterime döktüm içinden damlayan kelimeleri. Ardından kitabımı elime alıp oturdum pencerenin önüne ve kaldığım sayfayı açtım. '' Mavi ışın dolanır anne gömleğinde bal arısı deniz suyu tayfı çocukların  gözetir kudüsleri Kar yağmaz uçar anne gözlerinden anne eli ovadır oynayınca çocuk  daha genişler Kudüs' e şiir gömlek dikişi annenin gösterir yönümüzü iğneden çıkan ipliğin konumu kare ya dikdörtgen annenin çocuk yanağındaki izi Düşününce anne kudüsler yakınlaşır  bir tanrı tanımazın elinde de  kudüs haritası bakar kudüs yaklaşımıyla Kelime anne dişleri kiminde otuz iki kiminde otuz üç kelime çocuk bu kelimeleri öğrenerek yaş alır '' Parlaklığında kaybolduğum sayfalardan çıkmaya zorluyordu beni esnemelerim. Henüz akşam yemeği de yememiştik oysa. Yemek falan dinlemeyip koydum kafamı yastığa. Zaten hiç zor olmamıştı uykuyla dost olmam. ... ⏰? ... Üç gündür sıradan hayatıma devam ediyordum. Okul-ev. Arada bir de Süheyla ile görüşüyorduk. Ve şuan sıkkınlıkla belki bir şeyler yazarım diyerek defterimi almıştım elime. Sayfaları karıştırıp en son yazdığım satırlara göz gezdirdim.  '' Siyah örtüme süzülüyor Kılık değiştirmiş, sahte damlacıklar. Yaşları saklardık da, Kamufle edebilir miydik yüreği? Yürek, Kimi zaman kahkahalar dilinde, Kimi zaman cam kırıkları batar, Kanar her yaprağı zerre zerre... İki satırım var karaladığım Ne yazdığım şiir, ne ben şair;  Lakin her cümle bana dair.. Bu kez de yüreğimi ansızın dağlayan adama gelsin, İçimde esen yelleri anlatmaya yetmeyen sözcükler. 'Seni dağladılar değil mi kalbim? İçin su dolu kabarcık?' NFK Betül İlgüz Haziran2016 Cumartesi '' Hemen ardından kalemimi alıp başka sözcükler de ekledim temiz bir sayfaya. Son cümlemi de yazmıştım ki kapı açıldı. ''Betül'üm sofra hazır, hadi yemeye. Ezan okunmak üzere.'' '' Tamam Asiye Halam geliyorum şimdi.'' dedim ve Asiye halam kapıyı kapatıp gittiğinde, ben de defterimin kapağını kapatıp onu çekmeceye yerleştirdim.  Saçlarım beni bunalttığından, lastikli tokamı bileğime geçirip yukarıdan at kuyruğu yaptım. Yukarıdan toplamak yakışıyordu bana ama ben yakışmasından çok rahat etmeme bakıyordum tabi. Yemeğe inip masadaki yerimi aldım. Amcam da gelip oturduğunda ezanın okunmasını bekledik. Şehr-i Ramazan huzurla ve tüm bereketiyle gelmişti bile. Ramazanı çok severdim küçüklüğümden beri. Çiftlikte oruçlu olduğumuz halde sabahtan akşama dek yakan top, saklambaç oynar, ip atlardık. Teyzemlerin 'yeter eve gelip oturun. Oruçlu oruçlu yoruluyorsunuz. Susarsınız sonra bak.' demelerine aldırmazdık. Kolay kolay susamazdık da. O kadar koş, susama. Rabbimin yardımı minik yüreklerimize. Ramazanda akşamları bir başka olurdu bizde. Bahçede iftarlar! Önüne konan yemek değil, sofrada ekmeğini paylaştığın insanlar doyururdu seni. Sevdiklerinle olunca her şey tatlanıyordu. Ailemin yokluğunu hissederdim arada sırada. Onu da giderirlerdi şen şakraklıklarıyla bizimkiler. En azından o anlık giderdi.. Sessizce yedik tabaklarımızdakileri ezan okununca. Sofrayı toplamaya yardım edip çay suyu koydum. Canım çay istemişti. Çay olduğunda tepsiye bardakları yerleştirdim ve doldurdum. Amcamınkine şeker atmıyorduk, yengem zaten çay içmiyordu akşamları. Kendiminkine de iki şeker atıp içeriye geçtim. Amcamın çayını verdikten sonra aklıma gündüz Asiye Halamın yaptığı çikolatalı kek düştü. Kalkıp iki tabağa kek doldurdum, birini yengem ve amcamın ortasına bıraktım, diğerini de kucağıma koydum. Gayet normal çayımı içip kekimi afiyetle yiyordum ta ki yengemin beni üç gün öncesine götüren sesine dek. ''Affan'dan kaç gündür ses seda yok. Sen hiç görüştün mü Betül?'' Elimdeki bir dilim keki tabağa geri bırakıp konuştum. ''Cumartesi gününden beri görmedim.'' ''Hayrola, aranız mı bozuk? Tartıştınız mı yoksa?'' ''Aslında...'' diye mırıldandım ve yalanla bir yere varılmayacağından içimden gelen cümleleri kurdum. ''O beni kırdı, ben de onu kırdım.'' Cevabım üzerine amcam güldü, yengem de bir iç çekip şu cümleleri kurdu. ''İyi, hadi bakalım ilk dargınlığınızı yaşadınız, daha kötülerini görmezsiniz inşAllah.''  İnşaAllah diye mırıldanıp kekimi tekrar elime aldım. Gözlerimi televizyona çevirip haberlere baktım.  ''Betül bak burç yorumunda ne diyor okuyayım sana. Oğlaktı dimi seninki?'' Yengemin sorusuyla televizyondan çektim gözlerimi ve onun yeşillerine yönelttim. ''Bilmem ki unutmuşum. 24 Aralık ne oluyordu?'' Ciddi ciddi bilmiyordum şuan burcumu falan. Aslında bir ara biliyordum hangisi olduğunu ama uzun süredir bakmadığım veya ilgilenmediğimden unutmuştum. ''Evet oğlak.'' dedi yengem ve elindeki telefonuna bakışlarını yöneltip seslice okudu. ''Sinirlenince muhattabınızın gözlerinin içine bakar bakar ve en ağır sözleri haykırırsınız. O sözlerin altından kalkmak kolay olmaz. Ardından yüzünüzü öyle asarsınız ki günlerce kimse sizi konuşturamaz. Yanlız kalmayı tercih edersiniz.''  Aslında ben sabırlı biriydim kendimce. Her şeye hemen tepki vermezdim ama sabrımı artık zaptedemeyeceğimi hissedince de aynen yazdığı gibi insanın gözlerine bakar ve haykırırdım.  ''Dur devamı da var,'' diyen yengem devam etti okumaya. ''Dertlerinizi ve sorunlarınızı konuşun. Karşılıklı susarak bir şeyleri halledebileceğinizi düşünmeyin.''  Alaycı bir şekilde güldüm ilkin. Fakat sonra ciddi ciddi bana yazılmış gibi olduğunu farkettim bu yorumun.  Acaba yengem kafasından uydurup da mı bana okumuştu? ''Affan'ın burcu da Balık. 4 Mart. Şirket işleri için olan sayfadan bakmıştım. Dur ondan da bir şeyler okuyayım : Sinirlenince mücadele etmek yerine ortamdan hemen uzaklaşır ve içine kapanır. Ufak şeyleri büyük görür ve gururuna yediremez. Nazlıdır, hataları zor affeder.''  Yengeme yeterli olduğunu söyleyip okumamasını istedim. Duymak istemiyordum bunları. İnsanları burçlarına göre değil de kendi kişiliklerine göre çözmeliydim. Evet doğru şeyler çıkabiliyordu ama ben yine de kendim tanımayı tercih ediyordum. Bardakları mutfağa götürdüm ve akıtıp makinaya yerleştirdim. Bu sırada Asiye halam da üzerini giyinmiş gitmek için hazırlanıyordu. Onu yolcu edip yengemle amcama iyi geceler diledim ve odama çıktım.  Yatsı namazımı kılıp bir kaç sayfa Kur'an okuduktan sonra geceliklerimi giyerek yatağa girdim. Yarın Çarşambaydı ve sanırım dört günün ardından Affan'ı görsem iyi olacaktı. İnsanların bana dargın kalmasına dayanamıyordum. O da özür dilesindi ben de dileyecektim. ... ?? ... ''Görüşürüz Asiye halam. ''  Asiye halamın yanağına bıraktığım öpücüğün ardından sıkıca sarıldım ve evden çıktım. Bugün iki dersim vardı, daha da yoktu. Zaten okulun son haftası olduğundan öğrencilerin çoğu da gelmiyordu. Sınıfların birinde sekiz kişi, diğerindeyse dört kişi vardı. Onları da serbest bırakmıştım zaten. Kitaplarımla oyalanıp gereken zamanın sonuna geldiğimde havanın sıcak olması ve Ramazan olmasından ötürü yürüyemeyeceğime karar vererek otobüse bindim. Sahilin orada inip karşıya geçtim ve dalgaların sesi kulaklarımı doldururken, boş bir banka oturdum. Telefonumu çıkarıp Affan'a mesaj attım. Gönderilen; Affan Sahil? Tek kelimeyle çok şey. Az sonra telefonum titredi. Gönderen; Affan On dakika. Aradan ne kadar geçmişti bilmiyorum, telefonum tekrar titredi. Gönderen; Affan Neredesin? Ne de güzel kısa cümlelerle anlaşıyorduk öyle. Gönderilen; Affan Büfe tarafında. Banklarda. Gözlerimi etrafta gezdirip Affan'ı aradım. Az sonra görünmüştü bile. Oturduğum yerden kalkıp karşısında dikildim. Ne o bir şey dedi ne ben. Ve etrafa bakındık. Sonunda sıkılıp ben konuştum.  ''Sanırım bana bir özür borçlusun ve ben de sa--'' Affan'ın cümleleri benimkini yarıda kesmeseydi ''Sanırım bana bir özür borçlusun ve ben de sana bir özür borçluyum.'' diyecektim.  ''Haklısın Betül hanım, sana özür borçluyum. Kusura bakma ben sana uzun erkeklere ilgin mi var derken sarışın, iri ve orta boylu olanları düşünememişim!''  İşte yine aynısını yapmıştı! Ben özür dileyip kırgın kalmamak için onu çağırıyordum, o hâlâ aynı hatayı yapmaya devam ediyordu! Üstelik aynı konuda!  ''Sarışın, iri ve orta boylu mu? Ne saçmalıyorsun sen Affan ?'' Yüksek çıkan sesim üzerine etrafa bakındım. Neyse ki kimsecikler yoktu.  ''Sevdiğin biri olduğunu neden söylemedin?! Neden kabul ettin benimle evlenmeyi Betül?!!''  Afallayarak suratına baktım. ''Be-ben... sevdiğim kimse falan yok. O nereden çıktı?!'' ''Çocuk mu kandırıyorsun? O it kendisi karşıma gelip Betülle beni neden ayırıyorsun nidaları attı! Birol mudur Burak mıdır ne haltsa artık!? N'apacaktın, benimle evlenip amcanın durumu düzelince ayrılacak ve ona mı gidecektin? Elinde benim yüzüğümü takarken onunla mı görüşecektin?'' Şu an tüm dünyayı omuzlarıma yüklemişler gibi hissediyordum. Acaba kambur çıkmış mıydı sırtımda bu yüke dayanamayıp? Yüreğimde çıkmasındı yeterdi. Yeterki yüreğim sağlam kalsındı ama o da pek sağlam olamıyordu şu laf dinlemez adam yüzünden. Önce derin bir nefes alıp denize çevirdim gözlerimi. Son cümlelerle beraber suratıma acının gülücük hali yerleşirken, gözlerim de damlacıklar üretmekle meşguldü. Dolmuşlardı. Hiç çekinmeden gözlerinin içine baktım ve dilimin ucuna ne geldiyse döktüm ortaya.   ''Öyle bencilsin ki beni dinlemeyi bile aklına getirmedin değil mi ?! Birol denen psikopattan hayal ürünü cümleleri sindirip, ardında kalan öfkeyi bana kustun! Benden de dinleyip karar verseydin ya elinde birinin yüzüğünü taşırken başkalarıyla fingirdeyecek bir kız olup olmadığıma?! Benim aklımın ucundan bir kez bile seninle evlenip amcamın durumu düzelince çekip gitmek geçmedi, bir kez bile bir erkeğin gözlerine bakmadım ben! Elini tutmadım, bir yerde buluşmadım, gözlerine gülmedim! Bir kez bile kimseyi sevmedim, âşık olmadım ben Affan Yılmazkaya!! Ama ne biliyor musun? Sen,'' dedim ve parmağımı göğsüne bastırıp ittim. Tabiki kıpırdanmadı bile! ''Sen benim belki de ondan ona gittiğimi düşündün. Sen bana güvenmezken, nefret dolu sözcükler sarf ederken, kalbimi parçalara ayırdığını fark etmedin bile! Fark etmiyorsun bile beni en hassas noktamdan vurduğunu! Görmüyorsun değil mi bıraktığın hasarı?! Bak,'' deyip tekrar parmağımla ittirdim göğsünü. ''Bak ilk defa sana dokunuyorum! Bir öfke uğruna hem de!''  Ramazan ramazan yeterince sesimi yüksellttiğime kanaat getirip biraz daha kısık sesle devam ettim. ''Ben senden özür dilemeye gelmiştim, ağzıma tıktığın için sağ ol. Böylece beni nasıl gördüğünü de öğrenmiş olduk. Üzerindeki siyah elbisesine ve örtüsüne layık olmayan kız.''  Suratına bakma gereği duymadan arkamı dönüp uzaklaşmaya başladım. Elimi gözlerime götürüp bir kaç damla yaşı sildikten sonra titreyen telefonuma aldırmadım ve durağa doğru gittim hızlı adımlarla. İnsanların bir kaçına çarpmaktan son anda sıyrılıp hafif yan dönerek kurtuldum temastan. Durağa bir kaç adım kalmıştı ki kolumun kavranmasıyla arkama çevrilmem bir oldu. ''Betül, bekle.'' Bordoya benzer bir kırmızı renginde tişörtle karşılaştı gözlerim. Yüzüne bakamazdım. Zaten başımı kaldırmaya mecalim yoktu. Cırtlak ve kesik çıkan sesimle zar zor yanıt verdim. ''Beni yanlız bırak.''  Kolumu kurtarıp, duran otobüse bindim hızla. Boş bulduğum bir yere oturup çantamdan parayı çıkarttım. Kalkıp parayı verdim ve geri oturdum. Onca sıcağa rağmen hava bozulmaya başlamıştı. Zaten yağışlı gösteriyordu bir kaç günü. Eve vardığımda ne ara geldiğimi anlamamıştım bile. Keşke bir tokat da geçirseydim Affan'ın suratına diye geçirdim içimden ve kendimi odama atıp başörtüm ve bonemden kurtuldum. Özgürlüğüne bıraktığım saçlarım rahat bir oh çekerken, namazı okuldaki mescidde kılmış olmamın verdiği rahatlıkla feracemden kurtulup yüzüstü sayılabilecek bir pozisyonda yatağa girdim. Havanın sıcak olmasından yakınmama rağmen pikeyi başımın üzerine dek çektim ve sımsıkı yumdum gözlerimi. Sanki uyursam unutacakmışım gibiydi. Sanki uyku kurtuluştu. En azından dosttu uyku. Gözlerimi açtığımda ve kendime geldiğimde yengem başımda dikilmiş bana uyanmamı söylüyordu. Saate baktığımda sahur vakti geldiğini farkettim. Yengemin anlattığına bakılırsa da iftar için beni uyandırmaya çalıştıklarında yemeyeceğimi söylemişim. Yatsı ve akşam namazlarını kılıp yatmıştım gerisingeri. Şimdiyse hepsini hayal mayal hatırlıyordum. Odamın balkonuna doğru yürüdüm sakin adımlarla. Sitelerin bazılarında ışıklar sönük olsa da bazılarında yanıyordu Elhamdülillah. Biraz hava alıp mutfağa indim. Sahur sofrasını hazırlıyordu yengem. Ona yardım edip amcamı uyandırdım. Sahur için bir şeyler atıştırıp yattılar. Ben de dişlerimi fırçaladıktan sonra mutfağı toparlayıp odama çıktım. Ezan okunana kadar Kur'an okudum. Ezan sesiyle sayfamı bitirip seccademi serdim ve namaza durdum.  '' Affet Rabbim.'' dedim alnım secdede. ''Affet, sana koşmak varken uykunun kollarında aradın teselliyi. Sensin bizim her şeyimizden haberdar olan.'' Namazım bittikten sonra ellerimi açtım Rabbime. Ardından amcamları da kaldırdım namaza. Normalde namaz kılmazlardı ama ramazanlarda kılıyorlardı. Rabbim hep kılmalarını nasip etsindi. Yengemin yeşil gözlerine ne de güzel yakışıyordu yeşil yazması. Örtünün kendine ne denli yakıştığından bihaberdi. Onların alnını secdede görmek öyle güzeldi ki! Sanki annemle babamı izliyordum. Biraz uyuduktan sonra okula uğradım. Dersim bir saatti, kitap okudum. Okulda işim bitince eski okuluma uğramaya karar kıldım. Demir kapıdan uzaklaşıp durağa yürüyordum ki telefonum çaldı. Çantamdan çıkardığım telefonun ekranına baktım. Affan arıyor? Meşgule atıp reddettim çağrıyı. Süheyla'nın da daha evvel aramış olduğunu farkettim. Sonra dönerdim ona. Arama kayıtlarını karıştırırken mesaj geldi. Açıp baktım.  Gönderen; Affan Betül izin ver de biraz konuşalım. Merak ediyordum, yine aşağılamak için mi konuşacaktı benimle? Gönderen; Affan  Betül hadi inat etme. Telefonuma üst üste gelen mesajlar daha da sinirmi bozmaktan başka bir işe yaramıyordu. Gönderen; Affan Betül sadece konuşacağız. (11:20) Senden dinleyeceğim her şeyi söz. (11:22) Betül cevap verir misin (11:25) Betül!!? (11:30) Bu kez de telefon ısrarla çalmaya başladı. Sinirle elimi tuşa götürüp bastırdım ve kapattım telefonu. Şimdi rahattım.  Eski okulumun önüne vardığımda karşılaştığım manzarayla şaşrıp kalmıştım. Okul belli ki kullanılmıyordu. Bahçede çimler ve çiçekler dolmuştu. Ağaçlar budanmadığından etrafa hâkim olmuştu dalları. Camların bir kaçı çatlaktı. Öğrencilerin koşup oynadığına dair hiç bir yaşam izi yoktu. Demir kapıyı ittirdiğimde gıcırdayarak açıldı. Anılarımı saklayan bahçede adım adım dolaştım.  ^^Küçük bir kız çocuğu kahverengi saçlarını iki yandan ördürmüş, banklardan uzaklaşıp ağacın altına doğru koşuyordu. Kendine seslenildiğini duyunca durdu, arkasına dönüp bir üst sınıfta okuyan iki çocuğa baktı neden kendine seslendiklerini anlamak için.  ' Saçların ne güzel olmuş. Annen mi yaptı yoksa?!' deyip güldü biri. İyi ama annesi yoktu ki onun.. ve bunu herkes biliyordu. 'Yok bence yakışmamış' deyip kıza yaklaştı ve hiç beklemediği bir şekilde saçına uzanıp örgüsünü çekeledi diğer çocuk. Kız ağlamaya başladı bozulan örgüsünü tutarak. 'Rahat bırakın Betül'ü. Gidin başından. Birdaha dokunmayın ona!' Duyduğu sesle sakinleşti kız. Güvendeydi şimdi. Minik eller saçlarına gidip becerebildiği kadar ördü .. Ardından lastiği taktı yine becerebildiğince ve sarıldı kıza. 'Fatih abi saçım oldu mu güzel?'  ' Oldu tabi. Ben yaptım ya, olmuştur.' ^^ Anıların içinde yüzdüm o gün gitmeye çalıştığım ağacın gölgesine oturarak. Gözlerimi yumup etrafı dinledim. Akşama dek kaldım orada. Çantamdaki hırkayı serip seccade olarak kullandım ve çimlerin üzerinde kıldım namazlarımı. Ezana on beş dakika kala eve gitmek üzere yol aldım. Eve çok uzak değildi. Bu yüzden acele etmeme gerek yoktu.  İftardan sonra rutin toplama işlemlerini halledip Asiye halama gündüz gelmemesini ve eve gitmesini tembihledikten sonra odama çıktım. Teraviye gitmek istiyordum. Üzerimi giyinip hazırlandım ve bir çantaya tespih, seccade, su koydum. Amcama da haber verdikten sonra caminin yolu gözüktü şükür. ... ? ... İki gündür açmadığım telefonumu elime aldım. Bugün Pazar'dı. Okul rutini bitmişti ögrencilere. Karnelerini bizzat ellerimle dağıtmıştım 10/C nin ve en yaramaz dedikleri sınıf gayet başarılıydı. Pin kodunu girip telefonun kendine gelmesi için biraz beklediğimde çökceğinden korktum. Ki bu interneti açmamış halimdi.  12 cevapsız arama Süheyla 9 cevapsız arama Eylül  7 cevapsız arama Fatih Abim  3 cevapsız arama Murat Amcam 2 cevapsız arama Nesrin Yengem 4 cevapsız arama Teyzemm Listenin burasına dek hepsiyle konuşmuştum. Ama kendi telefonumu açmaya korktuğumdan, Nesrin yengemin telefonunu kullanmıştım. Affandan gelen 20 aramaya ise bir şey diyemeyecektim. Ki mesaj kutusunda da göz gezdirdiğim en az 15 mesaj vardı. Arama geçmişini temizleyip telefonu koydum komidinin üzerine. Yengemin dediğine bakarsak Affan dün ben Süheylayla buluşmuşken eve kadar gelmişti benimle konuşmak için. Tabi bulamamıştı beyefendi. Saate bakıp ofladım. 14:00  Her ne kadar pek ortak konumuz olmasa da belki iki çift laf ederiz diye yengemle konuşmak üzere alt kata indim. Sohbet arasında akşama evde olmayacaklarını, iftar için arkadaşlarıyla buluşacaklarını söyledi yengem. ''Gençler olmayacağı için sana teklif bile etmiyorum. Zaten sevmiyorsun sen.''  Haklıydı. ''Evet yenge. Haklısın.'' dedim ve akşam yemeğinde yalnız olduğumun idrâkına vardım. Asiye halama teklif edemezdim, çocukları vardı ve onlarla ilgileniyordu. Süheyla bu akşam dayısına gidecekti. Eylül desen zaten uzakta, başka da kimse yok. Ezana bir saat kala kalktım ve dolaptan kabak bulup çıkarttım. Kabakların kaynağı genelde anaannem olurdu. Her gelişte getirirdi sevdiğimi bildiğinden. Kabaklar kenarıda bekleyedursun, patateslere geldi sıra. Onları da halledip siyah kızartma tenceresine koydum. Kabakları kızarmaya hazır hâle getirip bir başka yağ dolu tencereye attım. Onlar kızarırken sofraya tabak çatal yerleştirdim. Kabaklar daha kolay kızardığından, önce onları almıştım ocaktan. Ardından patatesleri. İkisini de yoğurtlasam mı yoğurtlamasam mı diye çelişkiye düşmüştüm. Sonunda yoğurtlamaya karar vererek bu işi de hallettim. Sofraya kahvaltılık bir kaç şey de koyup dolaptaki soğuk su dolu sürahiyi masaya yerleştirdim ve bekledim ezanı. İçeride oturmuş kitap okurken kapı sesini duymamla acaba yengem ve amcamın yemeği iptal mi oldu diyerek kapıyı aralayacaktım ki başkası olma ihtimali aklıma düşünce delikten baktım.  Neden gelmişti?! Beni göğün dibine yükseltmeye gelmediğine emindim. Şu an sana hazır değilim be adam. Ne ben hazırım ne kırılmış kalbim.  Ne de tükenmiş kelimelerim. Şimdi bana ne dersen de cevap veremeyeceğim. Çünkü doldu kalp kıran kelimelerimin kotası. Boşuna götürme elini saçlarına. Boşuna kaşıma sakalını. Ben hazır değilim.  Ruhum yorgun, onun haricinde iyiyim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD