Betül İlgüz
*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆
Kapıyı açıp açmama konusunda oldukça kararsızdım. Bana kalsa açmayacakdım da. ''Betül içeride olduğunu biliyorum. Aç kapıyı lütfen.'' sözünü duyana dek.
İçeride olduğumu bilmesi açmam gerekçesini getirmiyordu bana kalsa.Sessizliğimi koruyarak üst kata çıktım. Ne olur ne olmaz diyerek feracemi giyip yeşil tülbentimi örttüm başıma. Saate baktığımda iftara on dakika kaldığını gördüm. Tekrar aşağıya indim ve ''Betül kapıyı aç hadi.'' isteklerini cevapsız bıraktım. Hayatımda hiç bu kadar inat yapacağımı, inadı geçin, birine kapıyı açmayacağımı ve onu umursamamaya çalışacağımı düşünmezdim. N'apmıştı bana böyle Affan?!
Birol da bir çok kez bana hiç hoşlanmadığım o 'sensiz olamam' , 'senden hoşlanıyorum' , 'seni seviyorum' nidalarını atmış ve beni rahatsız etmişti. Lakin ona hiç bir seferinde kırılmamış, sadece kızmıştım ve nefret etmiştim! Ve bazen iğrenmiştim de.
Affan'sa bana en hassas olduğum konularda darbe vurmuştu. Ona kızamamıştım bile doğru dürüst. Kırılmıştım...Nefret edememiştim.
Birinde kızgındım diğerine kırgın. Kızgınlığım geçmezdi biliyorum, çünkü Birola olan kızgınlığım onun platonik aşkından dolayıydı. Kırgınlığım geçer miydi onu da bilmiyordum.
Tek harf değişikliğiyle ;
kı(r/z)gınlık denklemi = hayatımda sorunum olan iki erkek 'ti
İftara 6 dakika kaldığını fark ettiğimde kapıya yaklaşıp ''Ezan okunacak. Yemek yiyebileceğin bir yere git.'' deyip duvara yaslandım ve aşağı kayıp çöktüm dibine.
Bir iç çekişle kapıya beni bir an ürkütecek şekilde vurup sustu. Etraf sessizliğe büründüğünde anlamıştım gittiğini. Başımı ellerimin arasına alıp tüm donukluğuyla gözlerimi karşıdaki aynadan bana bakan yansımama çevirdim. O da ben de şaşkındık. Ben nasıl yapmıştım böyle bir şeyi? İnanmıyordum kendime. Tabi kendimce haklıydım da. Çelişkilerimden kurtulmaya çalışarak doğruldum ve masaya oturdum. Bardağa su doldurdum, ezan okunduğundaysa boğazıma düğümlenmesine rağmen içtim bir kaç yudum. En sevdiğim yemekler karşımda duruyor, ben yiyemiyordum. Sonunda ''Dediklerini düşünürsek onunla konuşmamak istemem doğal.'' diyerek kendimi teselli ettim. Kendi yalanıma kendim inandım ve yemeğimi yemeye koyuldum.
...
??
...
Amcama ve yengeme bahsetmemiştim Affan'ın dün akşam geldiğinden. Bahsedebileceğimi de sanmıyordum zaten.
Süheyla beni iftara davet etmişti. Oraya doğru yürüyordum. Sonunda binanın önüne geldiğimde merdivenleri çıkmaya başladım. Çık çık bitmiyordu basamaklar. Süheyla'nın zayıf olma sebebini anlayabiliyordum. Bu merdivenleri günde iki kez inip çıkmak yeterliydi zayıf kalmak için. Başka hiç bir çabaya gerek kalmazdı. Üçüncü kata gelip zile bastım. Süheyla'nın annesi Nurdan Teyze kapıyı açmıştı, selamlaşıp içeriye geçtik. Ben üzerimdeki feraceyi çıkarmıştım ki Süheyla da girdi odaya.
''Kusura bakma Betül üzerimi giyiyordum.'' deyip özür diledikten sonra hoşgeldinlerle sarıldı bana.
Yarım saat boyunca sohbet ettik. Zaten erken gelmiştim. Süheyla'nın babası iş yerinden arkadaşlarıyla yemeğe gitmişti, kardeşi Adem ise üst katta oturan kuzenlerine çıkmıştı. Yani evde rahattık.
Güzel bir iftardan sonra Nurdan teyzeye ''eline sağlık'' deyip Süheyla'ya mutfağı toplamasında yardım ettim. Beraberce etrafı toparladık ve fotoğraf bakmak üzere albümleri aldık elimize. Süheyla'nın bazı fotoğraflarında onu tanımam zor olmasa da, bazılarında 'bu sen olamazsın' tepkisi veriyordum.
Saat neredeyse 10 olduğunda geç kaldığımı fark ederek amcamı aradım ve beni almasını istedim. Bir sokak ileride olan pastaneyi tarif edip orada beklememi söyledikten sonra kapattı telefonu. Süheyla'ya da annesine de sıkıca sarılıp merdivenleri indim hızlı adımlarla. Evin bahçesinden çıkıp sokak lambaları ışığı altında yürümeye başladım. Giderken kaldırımdaki taşların çizgilerine basmama adına bir oyun kurdum kafamda.
Sağ tarafıma dönüp baktığımda çıkmaz sokak olduğunu fark ettim. Dışarıdaki sessizlik ürkütücüydü. Sokağın yanından geçip yürümeye devam ettim. Bir sonraki sağa dönen çıkmaz somakta, sağ tarafımda beliren gölgeyi görmemle âniden korktum ve tam çığlık atacakken ağzıma kapanan el buna engel oldu. Belimi de sıkıca saran kollar beni endişeye düşürmeye fazlasıyla yetmişti. Filmlerdeki salak kızlar gibi bayılmayacaktım tabiki! Kendimi kurtarmak adına debelenip arkamdaki bedenden kurtulmaya çalıştım. Bağırmaya ve konuşmaya çalışsam da ağzımdan homurtular dışında bir şey çıkmıyordu. Adam beni kendine doğru çevirdi. Ağzım hâlâ tutuluyordu fakat belimdeki kol gevşemişti. Adamın göğsüne çarpan burnum nanemsi tatlı kokuyu soluduğunda gözlerimi kaldırıp kaşlarımı çattım ve ona baktım.
''Şişşt. Ağzını bırakıyorum, bağırma.''
Ağzımdaki elini çekti, fakat belimdeki hâlâ orada duruyordu. Bağırmayacak mıydım! ''Napıyorsun sen be!''
Hayatımda ilk kez böyle bir korkuyu yaşıyordum. Kaçırılma, eğlence konusu olma, gasp... İnsanın aklına binbir türlü şey geliyordu. Nasıl gelmesindi!
''Bağırma.''
''Ne demek bağırma?! Yüreğim ağzıma geldi! Hangi akıllı insan bunu yapar?!''
'' İnsanda akıl mı bıraktın?!''
Aldığım yanıt üzerine şaşırıp suratına baktım. Normal gözüken suratının bir kısmını öfkenin çizgileri ele geçirmişti. Hâlâ dibinde durduğumu farkettiğimde geri çekilmek üzere hamle yaptım lakin bırakmak yerine daha sıkı kavradı.
''Bırakır mısın beni?'' dedim gözlerine bakarak.
Sinirli surat ifadesi gitti, yerine alaycı olanı geldi. 'Sen beni salak sandın herhalde' bakışını bana yollayıp konuştu. ''Bırakayım da kaç hemen, değil mi?''
Belli olmuştu hâlâ burnunun dibinde olma sebebim. Kaçacağımı falan sanıyordu herhalde. Haklıydı da gerçi. Kapıyı açmayan insan kaçardı da. Bu fikre kapıldığı için ona kızamazdım ama yakınında daha fazla durmamam iyi olacaktı. Alışkın değildim ve bu yüzden rutin koşmaya başlamıştı kalbim çoktan. İçime heyecan veren o bunaltı desen çoktan beni bulmuştu.
''Kaçmayacağım. Bırak beni.''
'' Emin misin kaçmayacağına?'' Kafamla onaylayarak cevapladım onu.''Eğer kaçarsan--''
''Söz.'' dedim ve belimdeki kollar çekilince kendimi bir an boşlukta gibi hissettim.
''Beni dinleyeceksin. Sonra ben de seni dinleyeceğim. Tamam mı?''
Affan'ın cümlesi üzerine saate baktım. ''Amcam almaya gelecekti. Şimdi varmıştır belki de. Eve gitmem lazım. Sonra konuşalım.''
''Seni ben bırakırım. Önce konuşacağız.''
''Ama amcam---''
''Amcanla görüşürüm ben. Hemen şimdi seninle bir yere oturup konuşacağız.''
Telefonunu çıkarıp amcamla konuşan Affan ona attığım 'ne dedi' bakışlarına karşın kafasıyla onu takip etmemi işaret edip yanımdan geçti. Arkasından yürümeye koyuldum elmecbur. Sokağın sol tarafında parkedilmiş siyah arabanın önüne geldiğimizde cebinden çıkardığı anahtarla kapıları açtı, ön tarafa geçip şoför kısmına bindi. Bense alışkanlığımı bir kez daha çiğneyip arka koltuğa oturdum. Yaklaşık beş dakikalık kısa bir yolculuktan sonra araba durdu ve indik. Etrafa baktığımda merkezde bir yerlerde olduğumuzu farkettim. Etraf gayet kalabalıktı. Zaten Ramazanda etraf normalden daha kalabalık oluyordu. Özellikle de geceleri. Çok geç saatlere dek her yer açık oluyordu.
Şirinlikten uzak, resmi görünümlü ve modern bir yerde cam kenarındaki masalardan birine oturduk karşılıklı. İçecek hiç bir şey istemiyordu canım. Affan ise kendine bol şekerli bir kahve söyledi ve gözlerini bir bana sabitleyip bir etrafa kaydırarak sıkkınlıkla söyleyeceği şeyleri toparlamaya çalıştı. Sonunda dudaklarını araladı ve anlatmaya başladı.
''Otoparkta arabama doğru gidiyordum....
*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆
Affan Yılmazkaya
Telefonuma gelen mesaj sesiyle kilidi açtım ve okudum.
Gönderen; Betül
Sahil?
Tek kelimeyle attığı mesaja yanıt olarak 10 dakika yazdım ve gönderdim. Pek uzak değildim, on dakikaya orada olurdum.
Mesajla beraber Betül de hücum etti beynime. Kaç gündür kendimle tartışıyordum ve sonunda Betül'ü haklı bulmuştum. Bana darılmakta haklıydı. Lakin ben ağır sözleri kaldıramayan biriydim ve arabadan inmeden önce söyledikleri yüreğime öküz gibi oturmuştu.
Otoparka girip H2 kısmına yürümeye başladım. Arabama yaslanmış sarışın ve iri çocuğu görünce kaşlarım çatıldı istemsizce. Hayatımda hiç görmediğim bu çocuk ne diye rahat rahat arabamın kaputuna yaslanmış ve gözlerini çekmeden deliksiz bana bakıyordu?! Bu mesele bana az önce bir antika saatin satım işlemini yaparken bozulan sinirlerimi hatırlatmıştı. Ve sinirim ikiye katlanmıştı.
Arabanın yanına vardığımda yaslandığı yerden doğruldu ve elleri cebinde artist artist yürüyüp önümde durdu.İnsanları görünüşleriyle yargılardım kendi içimde ve bu huyumu kabul ediyordum. Çocuk iri bir tipti. Boyu çok da uzun değildi. Sarı bir pantolon ve üzerine mavi bir gömlek giymişti. Sarı saçları uzundu. Renkli gözlüydü. Sert yüz hatları vardı ve keçi sakallıydı. Açıkçası pek hoşlanmamıştım. İlk aşamadan kalmıştı!
Renkli gözlerini kahvelerime sabitleyip ukala ve emirvâri bir tavırla konuştu. ''Betül'den uzak dur.''
Cümlesi üzerine alaycı bir kahkaha attım. Betül ve ben evleniyorduk, bu adam geçmiş karşıma ondan uzak dur mu diyordu? ''Ne saçmalıyorsun sen kardeşim? Yürü git işine, sinirimi bozma benim.''
Arabanın ön tarafına doğru hamle yaptığımda önüme geçti tekrar ve yolumu kesti.
''Bana bak lan, uzak dur Betül'den diyorum sana. Onu seninle evlenmeye iten şey ne bilmiyorum ama o seni sevmiyor. Üniversiteden beri benden başka kimseyle görüştüğü bile olmadı. Betül sadece beni sevecek. Boşuna heveslenme sakın. Bu evlilik işini de ya iptal et, ya da seninle evli olduğu halde benim omzumda yatmasına katlan.''
Duyduğum cümleler üzerime üzerime geliyordu. Neyden bahsesiyordu bu sarı artist böyle!? Betül'ün sevgilisi falan yoktu bildiğim kadarıyla. İç sesim sağ olsun hemen yanıtladı beni, 'Demek ki adam akıllı her şeyi öğrenememişsin Affan' diye.
Öfke patlaması mı yaşamıştım bilmiyorum, yumruk hâline gelen elim karşımda duran sarışının pürüzsüz yüzüyle buluşmuştu bile.
''Parmağında benim yüzüğümü taşıyan kadından bahsederken bir daha böyle sözcükler kullanırsan yumrukla yetinmem ona göre.'' deyip bir kaç adım geri gittim ve sakinleşmeye çalıştım.
''Parmağa değil yüreğe bakar o iş.'' dedi ve eliyle yumruk yediği yeri ovaladı.
Evet iş yürekteydi, doğruydu lakin ben de zorla evlendirmiyordum ya Betül'ü kendimle. ''Hâlâ konuşuyor! Ya sabır.'' deyip derin bir nefes çektim içime.
''Ben de Birol'sam Betül'ü sana bırakmam.'' deyip uzaklaşmaya başladı. Gerçekten Betül bu Birol denen şerefsizi seviyor olabilir miydi? Onunla sevgili olmuş olabilir miydi? Benimle evlenmesine rağmen ona gider miydi? Son sorum hariç hepsi olabilirdi. Son sorumda ise kararsızdım. Onu bu kadar iyi tanımıyordum sonuçta. Yapmaz diyemezdim kesinkes. Yapar da diyemiyordum çünkü bunu kabullenmek istemiyordu bir parçam. Betül'ün öyle biri olmadığına inanıyordum.
Aklımdaki sorularla boğuşmaya başladım. Bir şeyleri değiştirmeyi ve düzeltmeyi hep isterdim ama hep de zorlanırdım. Ya da engel çıkardı önüme. Betül'ün yanına gidip belki de hayatımda ilk defa özür dileyecekken, neler olmuştu öyle? Bu olanlardan sonra gitme amacım farklılaşacaktı, biliyordum. Belki de yine esip gürleyecektim. Ama olsun, ne olacaksa olsundu artık.
*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆
Betül İlgüz
'' İşte böyle. Öfkemin sebebi buydu. Evet, senden dinlemeden tepki vermem belki hataydı ama ben de buyum be Betül. Duygularını en üst düzeyde yaşayan biriyim. Öfkelendim, çok öfkeliydim. Sana patladım maalesef.'' diyen Affan elini saçlarına daldırıp Birol'un hayatımdaki yerini benden dinlemek istediğini söyledi.
Elimde çevirip durduğum telefonumu tam düşürecektim ki tuttum ve konuşmaya başladım.
''Birol'un hayatımdaki yeri mi? Bana kalsa ona hayatımda yer falan vermem lakin karşıma çıkıp duruyor. Tam bir psikopat. Beni sevmesinin benim de onu sevmem demek olduğunu sanıyor olacak ki sana da öyle söylemiş. Ayrıca evet, üniversiteden tanışıyorum fakat sadece adını biliyorum, bu kadar. Karşıma çıkıp duran ve benimle vakit geçirmek için teklifler ileri süren kendisi. Reddedip durmama rağmen ısrarla, yüzsüz gibi hâlâ karşıma çıkıyor. Fatih abimin uyarısına rağmen sana gelip bunları söylediğine inanamıyorum!''
''Yani sevgililik falan yok?''
''Saçmalama tabiki yok.'' dedim ve konuşurkenki rahatlığıma şaşırıp kendime bir toparlan uyarısı yaptım.
''Bu şerefsizinki karşılıksız sevgi desene.''
Affan'ın cümlesine başımı öne eğip gülsem de ardından kendime kızdım.
''Ve psikolojik tedavi görmesi de iyi olur.'' dedim camdan dışarıya bakıp.
''Orası kesin zaten. Psikolojik tedaviye mi ihtiyacı var yoksa fiziki bir dayakla rahatlamaya mı bilemem de, bir şeylere ihtiyacı var. Ve bu arada, bir daha seni rahatsız ederse bana söyleyeceksin. Eğer söylemezsen ondan çok sana kızacağıma emin olabilirsin.''
''Söylerim İnşaAllah.'' dedim ve içimden 'karşıma da çıkmasın, sana da söylemeyeyim' diye geçirip ''Artık kalksak mı?'' dedim Affan'a.
Affan hesabı istediği sırada ezan sesi duyuldu. Demek yatsı zamanı gelmişti. Oysa ben teraviye gidecektim. Niyetim o yöndeydi. Hesabı ödeyip dışarıya çıktığımızda hoca efendi ''Hayyale selâ'' diyordu. Etrafa baktığımda caminin hemen karşıda olduğunu gördüm. Abdestim de vardı. Gitsem ne de güzel olurdu.
''Affan senin beni bırakmana gerek yok. Ben sonra kendim giderim.''
Yürüdüğümüz yoldan bakışlarını kaldırıp bana yönelten Affan sorgulayıcı tonuyla 'nedenmiş o' ve 'saçmalama' dercesine baktı bana.
''Seni ben bırakacağım. Bir işin varsa hallet, beklerim.''
''Camiye gitmek istiyorum.'' dedim ve caminin kapısının karşısından geçtiğimizden dolayı durdum.
'' Camiye,'' diye mırıldanıp kafasını kaldırdı ve karanlık gökyüzünde ışığını saçan minareye doğru bir bakış atıp devam etti. ''Tamam. Hadi gidelim o zaman.''
Şaşırarak ''Sen de mi geliyorsun?'' dedim ve karşıya geçmek üzere sağa sola baktım. Bu biraz da onun suratına bakmamak içindi. Sanki camiye gitmesi anormalmiş gibi konuşmuştum.
''Evet, gelemez miyim?''
''Tabiki gelirsin. Kusura bakma sadece biraz şaşırdım ondan şeyettim.''
'' Önemli değil. Şeyedebilirsin.'' lafıyla gülmeye başladım. Bir elimi ağzıma götürüp kapasam ve susmaya çalışsam da komiğime gitmişti.
'Şeyetmek'!
Affan'a kaçamak bir bakış attığımda onun da güldüğünü gördüm sessizce. Caminin kapısından girdiğimizde biraz huzursuzlandı. Bir şey diyecek ama diyemiyor gibiydi.
''Bir sorun mu var?'' dedim normale göre oldukça sessiz konuşarak. Nedense içerideki insanları rahatsız edecek gibi hissetmiştim. Oysa biz henüz caminin bahçesindeydik. Boynuna giden eli bir süre orada kaldı, ardından indi aşağı. Etrafta gezdirdiği gözlerini benimkilere sabitlediğinde rahatlaması için bakışlarıma güven yükledim kendimce.
''Teraviyle beraber kaç rekattı?''
Sonunda ağzından çıkan sözcükler kulaklarımdan girdiğinde ona kısaca kaç rekat olduğundan ve hangilerinde imama uyup hangilerini kendimizin kılacağından bahsettim. Ardından daha fazla geç kalıp ilk sünneti kaçırmayalım diyerek kadınlar için ayrılmış kısma doğru yürüdüm.
Kapıdan girdiğimde namazını bitirmiş bir kaç göz bana çevrildi. Mavi başörtülü 40 yaşlarında bir kadın yanındaki boş safı eliyle gösterip gidebileceğimi işaret ettiğinde hızla oraya oturup teşekkür tebessümü yolladım ve çantamı kenarıya bırakıp namaza durdum.
Affan'la camiye gittiğime inanamıyordum! Onun camiye girdiğini görmek çok güzeldi. Unutmuştum tüm kırgınlıkları! Daha önce namaz kılmadığını biliyordum. En azından, nikah gününe dek kılmadığını biliyordum. Ondan sonrasını takip etmemiştim. Ve şimdi benimle camiye gelmişti, teraviye. O alt katta alnı secdede duruyor, ben de burada alnımı secdeye koyuyordum.
Namaz bitip de sırtımdan sıcak dolayısıyla terler süzülürken ellerimi açtım ve duamı ettim. Affan'ın da bu yolda hayırlısıyla yürümesini isteyip bitirdim duamı. Yanımdaki kadına Allah kabul etsin deyip kalktım ve yaşlı iki teyzeye yol verip yavaş yavaş boşalan caminin kapısına akın etmekte olan insanların arasına karıştım. Ayakkabılarımı koyduğum yerden alıp giydikten sonra ön tarafa doğru yürüdüm. Elimden geldiğince kimseye bakmamaya çalışsam da Affan'ı bulmaya çalıştığımdan dolayı ille ki amcalarda takılıyordu gözlerim. Cami neredeyse boşalmıştı ve bahçede bir kaç kişi kalmıştı. Affan hâlâ ortalarda yoktu.
''Hayrola kızım, ne bekliyorsun burada?'' sorusuyla kafamı kaldırdım ve yaşlı bir amcayla karşılaştım. Beyaz sakalları vardı, başında ise koyu yeşil bir takke. Belli ki örülmüştü. Anaannem de yapardı bunlardan.
''Şey, nişanlımı bekliyorum amca.''
''Cami de boşaldı ama!'' diye düşünen amca caminin kapısına bakıp devam etti konuşmaya. ''Hee... Kızım, içeride bir delikanlı imam efendiyle konuşuyordu. Muhtemelen odur beklediğin. Az bekle gelir şimdi. Hadi hayırlı geceler o zaman, ben evdekileri bekletmeyeyim. ''
Amcaya tebessüm edip hayırlı geceler diledim ve bankın birine oturmaya karar verdim. Bir kaç dakika içinde Affan da görülmüştü işte.
''Allah kabul etsin.'' dedim ve oturduğum yerden kalktım. Açıkçası içeride oyalanmasının sebebini merak etmiyor değildim hani!
''Amin sağol. Hepimizinkini kabul eder inşAllah.'' deyip durakladı ve devam etti, ''Kusura bakma beklettim.''
''Sorun değil.'' dedim ve arabayı park ettiği yere yürümeye başladık. Arabanın yanına vardığımızda ben arka kapıyı açmak üzere kolu kavramışken, Affan da şoför koltuğunun önünde duruyordu.
''Betül.'' Sesini duyunca araladığım kapıdan binmek yerine durdum ve ona baktım. ''Öne binsene.''
Dediğini itiraz etmeden yaptım. İşime gelmişti tabiki. Hatta içten içe teşekkür de ettim ona.
Sonunda eve vardığımızda saat on ikiyi geçiyordu. Namaz uzun olduğu için geç bitiyordu, buna bir de yol eklenince. Kapının önüne varıp anahtarı çantamdan çıkardım ve deliğe sokup açtım. Odama sessizce çıkıp ışığı açmak yerine perdeleri açtım ve ay ışığı süzüldü içeriye. Aşağıya baktığımda Affan'ın arabasının hâlâ orada olduğunu gördüm. Nedenini merak ederek gözlerimi kıstım, arabanın içine iyice baktım. Telefonla konuşuyordu. Telefonu kapatıp yan koltuğa attı ve gaza basıp gitti. Ben de pencerenin önünden uzaklaşıp üzerimi değiştirdim. Ardından bir kaç satır karalayıp, uyumak üzere yatağıma girdim.
...
?
...
Bugün Ramazan'ın üçüncü haftasının ikinci günüydü. Ve yengem Affan ile ailesini iftara davet etmişti. Tabiki yine pürüzlük yaparak Aydan Hanım oruç tutmadığını, eşinin de tutmadığını, bundan dolayı iftara gerek kalmadığını güzel bir dille belirtmişti. Her ne kadar Nesrin Yengem Aydan Hanım'ın sözlerini bana tam olarak söylemese de surat ifadesinden belli oluyordu hoş bir şekilde konuşmadığı. Bu kadından çekeceğim vardı herhalde.
Peki ya Affan? O biliyor muydu, haberi var mıydı annesinin bu yaptığından? Daveti geri çevirmesinden? Üstelik hoş olmayan bir dille. Eğer haberi varsa tepki göstermesi ve en azından parmağındakinin hatrına ailesini ikna edip buraya gelmesi gerekmez miydi? Açıkçası bu durum kafamı işgal etmişti. İnsan oruçlu oruçlu uğraşmak istemiyordu öfkeyle veya kırgınlıklarla. Bu nedenle Aydan Hanım'ın yaptığını unutmaya çalışarak Kur'an mealini elime aldım.
Kaldığım sureyi açıp okumaya başladım. Nur suresindeydim ve altını çizdiğim ayetler oldukça fazlaydı.
10.Ayet
Eğer Allah'ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gerçekten tevbeleri kabul eden hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı ne yapardınız?
23.Ayet
Namus sahibi, bir şeyden habersiz mü'min kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada ve ahirette lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azab vardır.
26.Ayet
Kötü kadınlar, kötü erkeklere ; kötü erkekler, kötü kadınlara ; iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara (yaraşır) .
30.Ayet
Mü'minlere söyle : ''Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu onlar için daha temizdir. Gerçekten Allah, yaptıklarından haberdârdır.
Otuzuncu ayeti de okumuştum ki odamın kapısı açıldı. Nesrin Yengem içeri girdiğinde ben de kaldığım yeri işaretleyip kitaplıktaki rafına koydum meali. Yengem yatağımın kenarına oturup bana çevirdi bakışlarını, ben de sandalyeyi ona doğru döndürüp konuşmasını bekledim.
''Betül,'' dedi sessiz sakin bir şekilde. Sanki acı bir haber verecek gibi konuşuyordu. Allah korusun!
Ardından hızla ayağa kalkıp bağırdı:
''Hadi kalk canım mutfağa!! Affan gelecek! Akşama misafir var!''
Gülerek ve beni kolumdan tutup ayağa kaldırarak söylemişti cümleleri.
''Aydan Hanım'a çekmemiş neyse ki bizim Affanımız. Düşünceli çocuk. Az önce beni aradı, ben oruçluyum ve akşama geleceğim dedi. Annesi yerine de özür diledi.''
Yengem bu işe fazlasıyla mutluydu ama onun kadar neşeli olamazdım, olamadım da. Sadece Affan'ın oruç tutmasına ve iftara gelmesine sevinmiştim, o kadar. Belki biraz fazla sevinmiştim kabul!
Yengemin çekiştirmeleriyle mutfağa indik ve yemek hazırlıklarına başladık. Canım mısır isteyince Asiye halamın öğrettiklerini uygulayarak köyünden bize getirdiği mısırları çıkarıp pişrmeye koydum. Rutin şeylerin ardından odama çıkıp üzerime bol, siyah ve rahat bir elbise giydim. Başıma da siyah geniş bir şal taktım. Aşağıya inmeden evvel namazımı da kıldım geçe bırakmamak için ve sonunda oturma odasına girip ikili koltuğa bıraktım kendimi.
Amcam saat yedide gelecekti bugün. Henüz bir saat vardı yani. Bu zamanı boş oturarak geçirmemek için elime Kur'an'ımı aldım ve okumaya koyuldum. 40 dakika boyunca okuduğum Kur'an'ı yükseğe kaldırdım. İlerlemiştim, hatim yapardım rahat rahat inşAllah.
Mutfağa gidip bir kaç küçük işi daha hallettikten sonra zil sesini duymam üzerine kapıyı açmak için tam ellerimi yıkamıştım ki anahtarın çevrilmesiyle gerek kalmamıştı kapıyı açmama. Amcam gelmişti muhtemelen. Yıkadığım ellerimi havluyla kurayıp ocaktaki pişen yemeğin altını kapattım. İçeriye geçmek üzere mutfağın kapısına yöneldim.
Mutfaktan çıkamadan tosladığım beden dolayısıyla bir adım geri giderken aynı anda elim de burnuma gitti. Burnum sızlıyordu! Muhtemelen amcamla çarpışmıştım çünkü yengem olmadığı âşikardı karşımdakinin. Burnumu bir kez daha ovuşturdum, kafamı kaldıracakken duyduğum sesle bundan vazgeçtim.
''Burnunu kırmadım değil mi?''
Elimi aşağı indirip kafamı kaldırdım.
''Yok, o kadar da hassas değilim.'' Ardından onun ne ara geldiğini merak ederek devam ettim. ''Sen nerden çıktın?''
Aferin Betül. Ne güzel bir cümleyle sordun öyle sen!
Affan küçük bir kahkaha atıp sustu.
''Buna verecek saçma ve komik bir cevabım var aslında ama kalsın. Biraz çocuksu.'' deyip göz kırptı, Ardından devam etti.
''Amcanla beraber geldik. Mutfağa da su içmek için gelmiştim.''
Söylediği şey üzerinde düşünmeye başladı. Sonunda gözlerini sabitlediği duvardan çekip tekrar bana yöneltti.
''İyi de ben oruçluyum. Bir an unutmuş olmalıyım. Çarpışmasaydık su içecektim, demek ki çarpışmamız lazımmış. Burnun biraz zarar gördü, söylediklerimin kusuruna bakmasın.''
''Bakmaz kusuruna merak etme. Ee o zaman buyur içeriye geçelim.'' dedim ve oturma odasına girip koltuklara yerleştik. Az sonra yengem de geldi ve Affan'a hoşgeldin deyip amcamın yanına oturdu. İftar zamanına dek sohbet edilmişti. Ezana yakın kalkıp çorbaları doldurdum tabaklara ve sofraya buyur ettim herkesi. İftardan sonra mısırları tabaklara koyup ikram ettim. Affan iki mısırı yedikten sonra bir bütün bir yarım daha yediğinde fazlasıyla hayret etmiştim. Süheyla'nın bir oturuşta 11 lavaşlı çiğköfte yemesi gibi olamasa da! Evet yanlış söylememiştim. 11 tane yediği olmuştu. Tam bir çiğköfte canavarıydı. Ben de çok severdim lakin rekorum dörttü.
Süheyla ile iki gündür konuşmadığım ve sesini özlediğim aklıma gelince Affan gittikten sonra onu aramayı aklımın bir kenarına not ettim. Öyle de yaptım. Affan'ı uğurladıktan sonra telefonun hoparlörünü açıp bir yandan Süheyla ile konuşurken, bir yandan da mutfağı topladım. Ayrıca cuma günü dayımların,amcamların ve anaannemin bize iftara geleceğini ve onu da davet ettiğimi söyledim.
''Eylül geliyorsa ben gelmem mi? Bıktım senden Eylül'ü özledim. Biraz onunla dertleşiriz ve seni çekiştiririz.'' cevabını alınca da sahte bir kızgınlıkla atıldım tâbi.
''Süheyla hanım! Eylül benim kuzenim, hatırlatırım. Ben olmasam tanışamazdın!''
Süheyla ile yapmacık ve tatlı bir diyaloğa girdik. Sonunda telefonu kapatıp gülümsedim ve banyoya girip abdest aldım. Namazımı elimden geldiğince güzel edâ ederek günün verdiği yorgunluktan kurtulmak için uykuya bıraktım kendimi.