Betül İlgüz
*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆
Başkalarına da öyle oluyor muydu bilmiyordum ama ben öyleydim. Boş bir tas. Doluyor, doluyor, sonunda elmecbur taşıyordum. Ama taşmam bile bir anlık gürlemeden sonra sessizdi, sakin...
Sesimi duyunca arkasına döndü Affan. Yüzüne bakacak olursak bunları benim duymamış olmamı istiyordu. Aydan Hanımsa çok büyük bir şey başarmış gibi sırıtıyordu alttan alttan. Gözlerinin içi parlıyordu hanım efendinin!
'' Yeter artık!'' dedim son basamakları da inip ondan uzak bir köşede dururken. Bir yandan da kendimi sakinleştirmek için şimdiye dek öğrendiğim tüm taktikleri uyguluyordum. Kendi psikoloğumdum şu anda.
''Susun artık. Sabahtan beri hepinizin giyimime ve benimsediğim değerlerime ettiğiniz laflar yetti!''
Affan bir bana bir de annesine bakıyordu. Gözleri mekik dokuyordu ikimiz arasında. Cümlem bittiğinde gözlerinin sabitlendiği kişi bendim.
''Hepinizin mi? Kim ne dedi sana başka?''
Küçük bir çocuk gibi şikayet etmeyecektim kimseyi. Kerem el sıkışma konusunda, Hilal de kıyafetlerim konusunda laf etmişti.
Aydan hanımınsa laf etmediği şey yoktu!
'' Kim ne dediyse dedi.'' dedim ve içimden saymaya devam ettim bir yandan da. Çok bağırmamaya dikkat ediyordum aksi takdirde amcamlar gelsin ve olay çıksın istemezdim.
''Bakın Aydan hanım, sırf annem yaşında olduğunuz için, benden büyük olduğunuz için ve siz de bir anne olduğunuz için size ağır laflar etmek istemiyorum. Siz benim giyinişimi beğenmiyorsanız, ben de sizinkini beğenmiyorum. Ne olacak, değiştirecek misiniz giyiminizi?'
'
'' Ne münasebet!'' derken gözlerini elbisesine kaydırdı. Ardından Affan'a baktı tekrar. ''Görüyorsun değil mi benimle nasıl konuşuyor? Sen hâlâ bu görgüsüzle evlenmek iste. Kendi gibi olan ailesini de akrabamız yap. Aferin oğlum!''
İşte bunu söylemeyecekti. Bana ettiği hakaretlere elimden geldiğince sakin kalsam da buna sakin olamazdım. Aileme ne hakla kötü bir sıfat damgalardı? İçimden 'Allahım bana sabır ver' diye yardım isterken, gözlerimi yumup sakinleşmeye çalıştım.
'' Pardon ama siz kimin ailesine görgüsüz diyorsunuz?''
Cümlemin ardından Affan'a takıldı gözlerim. Bu çocuk niye konuşmuyordu ki!? Hırsla elimi az önce amcamın parmağıma soktuğu yüzüğe götürdüm ve çıkarıp Affan'a uzattım.
''Kusura bakma Affan, beni ve ailemi istemeyen bir aileye dahil olma niyetim yok. İstemeyi bırak, insan biraz saygı gösterir...''
Affan şaşkınlıkla uzattığım yüzüğe baktı. ''Tak onu Betül.'' dedi ardından bana doğru bir adım atarak.
Kafamı iki yana salladım ve dolan gözlerimi elimin tersiyle sildim. Gerilmiştim ve sinirlerim bozulmuştu. Bu da ağlamam için yeterliydi. ''Hazır nikah da olmamışken uzatmayalım.'' dedim ve yüzüğü alması için ısrarla önüne tuttum. Haram olmasa elini açıp kendi ellerimle tutuşturacaktım içine.
Affan almayınca Aydan Hanıma uzattım yüzüğü. ''Buyrun Aydan hanım. Siz alırsınız, ne de olsa isteklisiniz bu işi bozmaya. ''
Aydan hanım suratına küçümseyici bir gülüş yerleştirirken elini uzattı yüzüğü almak üzere. Fakat Affan'ın ''Anne!'' diye uyaran sesi ve Aydan hanımdan önce elime uzanan eli dolayısıyla yüzük hâlâ bendeydi.
Affan elimi kendi avuçlarına hapsedip yüzüğü avcuma sıkıştırdı. Beklenmedik teması sebebiyle içimde garip kıpırtılar baş göstermişti. Elime yayılan ısıyla içimi bir titreme aldı. Neden böyle yapmıştı şimdi! Elimi çekeleyip kurtardım ve eğilip yüzüğü merdivenlerin üzerine bıraktım.
''Tak onu Betül.''
Bu kez aynı cümleyi farklı biri kurmuştu. Kafamı kaldırıp merdivenlerin üst tarafından yavaş yavaş buraya doğru inen Fatih abime baktım. O da namaz kılmaya çıkmıştı. Nasıl unutmuştum!?
Kafamı iki yana salladım ve koyduğum yüzüğü geri almadım.
'' Hepsini duydum, Betül. Ama sırf annesi saygısız diye, sevdiğin insandan vazgeçemezsin. Üstelik o da seni seviyorsa. ''
Kafamı kaldırıp Fatih abime baktım. Severek evlendiğimizi sanıyordu o da tıpkı ailemdeki her fert gibi, Eylül hariç. İşte buna ne diyeceğimi bilememiştim.
'' Sen annemle değil, benimle evleneceksin. Onu görmek veya ona katlanmak zorunda da değilsin. Aynı evde de oturmayacaksın. '' Affan bir yandan konuşuyor, bir yandan da bana doğru geliyordu.
''Fatih haklı. Sırf annem 'saygısız' , 'görgüsüz' ve 'bencil' bir kadın olduğu için beni böyle bırakamazsın.''
Cümlesi bittiğinde tam karşımda duruyordu. Merdivene eğilip bıraktığım yüzüğü aldı. 'Ne olur yapma' diyen bakışlarıma aldırmadan yüzüğü bana uzattı ve konuşmaya devam etti.
Yerçekimsiz ortamdaydım şu sıralar. Boşlukta sallanıyor, düşüyor, tekrar yükseliyordum.
''Ben seni seviyorsam annemin de sevmesi lazım değil. Gerekirse seni ona tercih ederim. Ne olursa olsun bu nikâh olacak.''
Gözlerimi ilk defa bu denli bilerek kaldırdım ve gözlerine baktım. Neydi onu benimle evlenmeye iten şey? Ailesini eziyordu benimle evlenmek için ve ben sebebini bilmiyordum! Şimdi farketmiştim de, gözleri... Kahverengiydi. Gözlerinin rengini biliyorum artık adam. Ama keşke bilmeseydim.
Sağ elim kalktı yavaşça ve avcum açıldı. Bunu yapan bendim, evet.
Affan açtığım avcuma bıraktı yüzüğü.
Hepsi tekrar takmamı bekliyordu, biliyordum. Yüzüğü çıkardığım parmağıma soktum ve hiçbirinin suratına bakmadan mutfağa, oradan da bahçeye çıkıp ileride beni bekleyen kavak ağacının yanına gittim. Ağacın dibine oturup sırtımı gövdesine yasladım. Bacaklarımı kendime doğru çektim ve ellerimi birleştirdim üzerlerinde.
Bu kez kaldırmadım başımı gökyüzüne. Orada öyle ne kadar durdum bilmiyorum, çimlerin üzerine basılınca çıkan hışırtıların sessizliği bozmasıyla kaldırdım kafamı. Karşımda Fatih abimi görmeyi bekliyordum. Belki Eylül'ü, Süheyla'yı, hatta Nesrin yengemi. Ama kesinlikle onu beklemiyordum.
'' Oturabilir miyim? ''
Başımı indirip tekrar ileriye sabitledim gözlerimi cevap verirken.
'' Elbisenin kirlenmesinden endişe etmiyorsan oturabilirsin tabiki. ''
Beni şaşırtacak şekilde ne laf sokma çabasına girdi ne de bana kızdı. Elbisesi elvermediği için benim gibi oturamazdı, o da dizlerini çimlere dayadı ve yerde sofrada yemek yerken otururduk ya, işte öyle oturdu çimlere.
'' Murat amcanın kızı değilmişsin.'' dedi başını bana çevirip.
Kafamı salladım onaylarcasına.
'' Yeni öğrendim.'' diye devam etti ve sustu.
Evet, değildim Murat amcasının kızı. Ben, Mustafa İlgüz ve Emine İlgüz'ün kızlarıydım.
'' Ailen...'' dedi. Belli ki soracaktı ama çekinmişti.
'' Toprağın altındalar.'' dedim gözlerimi yere çevirip. ''Toprak kokuyorlar buram buram...''
'' Şey, ben bilmiyordum'' diye başladı bir cümleye,
'' Sorun değil. Dert etme sen. Alışığım ben ailemin sorulmasıyla kalbimin sızlamasına. Siyah giyinince 'yasta' mısın diyenlere alışığım. Alışığım hepsine. Öyle alışığım ki, bağırıp çağırmak, çığlık atmak istesem de susuyorum. Öyle alışığım ki etraftaki her şeyi yıkıp dökmek istesem de yapamıyorum. Sadece gidiyorum. Sadece gidebiliyorum. Öyle alışığım ki kalbindeki o boşluğu hissetmemeyi öğrendim ben. Öyle alışığım ki Hilal, '' dedim ve ona döndüm,
''Öyle alışığım ki! Susmayın da söyleyin ne diyecekseniz diye bağırmak istiyorum. Sen de susma Hilal, daha da söyle. Daha da alışayım. Neden ağlıyorsun Hilal? Sen alışık değil misin yoksa insanların acılarına tanık olmaya?''
Gözümden akan yaşı yakaladım henüz pek bir yol katetmemişken.
'' Betül,'' dedi Hilal ve gözünden akan yaşı elinin tersiyle sildi. Tabi kirpiklerinden akan siyah rimel de yanaklarına bulaştı.Gülerek elimi cebime soktum ve temiz bir peçete çıkardım minik paketten. Elimi suratına uzatıp sildim karaları.
''Sen ağlama.'' dedim peçeteyi onun ellerine tutuşturup. ''Sana yakışmaz karalar. Sen gülmeye alışıksındır, tanışma acıyla. En azından benim aracılığımla tanışma.''
Cümlem bittiğinde ayağa kalkmıştım bile. ''Araba sesi var. Geldi sanırım.'' dedim ve içeriye doğru yönelttim adımlarımı.
Kimin geldiğini söylemeye gerek var mıydı şu zamandan sonra?
....
☁☔
...
'' Akıttığım gözyaşları birikiyor, birikiyor , birikiyor ve birikiyor.
Sonra buharlaşıyorlar güneşi görünce. Hava biraz soğudu mu, acı olarak tekrar yağıyorlar üzerime.. ''
Mavi tükenmez kalemimi kapattığım defterin üzerine bıraktım. O da tükenecekti yakında. Çok uzak değildi. Her gün biraz daha ölüyorduk.
O da her satırla biraz daha bitiyordu.
Olay buydu işte. Adım adım yürümek sonsuzluğa.
Odanın kapısı çalındı. Geç bile kalmışlardı yanıma gelmek için. Israrla rica ettiğimden, beni yalnız bırakmışlardı kızlar. Anlaşılan sabırları az önce sona etmişti.
''Gelin gelin, sabırsızlar.'' dedim ve defterimi çekmeceye tıkıştırdım.
Odanın kapısı açıldı, Süheyla ve Eylül girdi içeriye peş peşe.
''Herkes gittiğinden beri yalnızsın, farkındasın değil mi Betül?'' dedi Süheyla endişeli bakışlarını bana yöneltip.
Eylül'ün havayı yumuşatmak isteyen cümlesi tebessüm ettirdi beni. ''Bulaşıklardan ve işlerden kurtulmak içindir.''
''Vallahi de güldü!'' diye bağırdı Eylül ve zıpladı olduğu yerde.
Süheyla ise hâlâ ciddiydi..''Betül ne oldu anlatmayacak mısın? Namaz kılmaya gittikten sonra ortalarda değildin bir süre. Sonra da zaten yüz ifaden hiç değişmedi. Hep donuk. Robot gibi 'kabul ettim' dedin resmen.''
Omuz silktim ve sandalyeden kalktım. ''Uyuyalım mı?''
Kızlar önce birbirlerine baktılar, ardından bana. ''Kendini düzelteceğine inanıyorum ve kabul ediyorum.''
Süheyla'ya gülümsedim.
''İç sesim diyor ki : üçümüz beraber yatmazsak bugün kendini toparlayamazmış.''
''O zaman içi rahat olsun iç sesinin.'' dedi Eylül ve dolabı açıp temiz bir yastık çıkardı.
''Eylül, gece lambasını yakmasak olur mu?'' dememle ''tabiki'' diyerek adımlarını durdurup lambadan uzaklaştı. Işıklı ortamlarda uyuyamıyordum. Normalde Eylül için bu kuralımı çiğner ve gece lambasını yakardım ama bu gece zaten zor uyuyacaktım.
''Ah be Affan!'' dedim gözlerimi yumup. ''Hayatıma adın girdiğinden beri bir gece olsun doğru düzgün uyuyamadım. Uyku hırsızımsın.''
~
Gözlerimi açıp doğruldum yataktan. Ne Süheyla vardı ne de Eylül.Saate kaydırdım gözlerimi. Sanırım aşırı kelimesi uykumun uzunluğunu ve saatin geçliğini tarif etmekte yetersiz kalıyordu. Saat 12;20'ydi!
İlk defa bu kadar geç saate dek uyumuştum. Yattığım yerden hızla doğrulup banyoya girdim. Soğuk suyun vücudumu dövmesine izin verirken, saçıma şampuanı döktüm ve güzelce kafamın altını üstüne getirdim. Saçlarımı durulayıp vucudumu da sabunlu keseyle ovaladım ve banyodan çıkıp üzerime temiz kıyafetler giydim.
Kapıyı açıp kafamı dışarı çıkardıktan sonra Eylül'e seslendim, o yukarı gelene dek tarağı koyduğum yerden çıkarıp cüzdanıma biraz para sıkıştırıp siyah çantama attım telefonumla beraber.
Eylül odaya girer girmez tarağı eline verip önünde oturdum. Saçlarımı tarama işlemi sona erdikten sonra ''İstersen sen de gel benimle.'' deyip bonemi ve siyah şalımı aldım raftan.
''Başka zaman gelirim. Şimdi kısa zamanda hazırlanamam biliyorsun.''
''Doğru ya sen en az otuz dakikada hazırlanabiliyorsun.'' derken yanağına öpücük kondurup çantamı omzuma astım ve hızla indim merdivenlerden.
Derse sekiz dakika gecikmiştim. Bu da iyi bir süreydi. Öğleden önce dersim olmaması büyük şanstı benim için zaten!
Sınıfa girdiğimde kimisi sohbet ediyor kimisi de önündeki defterlere çalışıyordu. ''Sanırım sınavınız var arkadaşlar.'' dedim kız öğrencimin önündeki deftere eğilip bakarken. Edebiyat.
'' Evet hocam. ''
''O zaman siz çalışın. Ama gürültü istemiyorum haberiniz olsun.'' deyip oturdum sandalyeme ve çantamdan kitap çıkardım okumak için. Bu dersi böyle atlamış, diğer dersi de öğrencilere şiir okutarak, o şiiri okurken hissettikleri duygulardan yola çıkıp hisleri üzerinde konuşarak tamamlamıştım.
Son dersimdeyse ısrarlara hayır demeyip dışarıya çıkardım herkesi. Çimlerin üzerine oturduk daire şeklinde ve sohbete koyulduk. Güzel geçmişti zaman. Unutmuştum dünü. Ama sonra yine hatırlamıştım işte, gözlerim yüzüğüme takılınca. Yüzüğü inceledim de, iyi ki gitmemiştim Affan'la yüzük seçmeye. Benim seçebileceğimden daha güzel bir yüzük seçmişti görünüşe bakılırsa.
Sınıftan çantalarını almaya giden öğrencilerim tek tek iyi akşamlar dilediler bana. Sonunda çimlerin üzerinde yalnız kaldığımda sabahtan beri bakmadığım telefonum geldi aklıma. Çantamdan çıkarıp ekran kilidini açtım. Ne arayan vardı ne soran, çok şükür.
İçime doğmuş da mı almıştım telefonu elime bilmiyorum ama titremeye başladı elimde.
Affan arıyor?
Bir süre telefonla bakıştım boş boş. Sonunda kapanmadan açmaya karar vererek elimi götürdüm ekrana.
'' Efendim?''
'' Betül, okuldasın değil mi?''
'' Evet.''
'' Güzel, az sonra orada olurum. ''
Ben henüz bir şey dememişken telefonu kapattı Affan bey! Derin bir nefes alıp ayağa kalktım. Dünden sonra, Affan'ı da herhangi bir akrabasını da en az bir kaç gün görmesem çok iyi olacaktı aslında. Çantamı omzuma güzelce oturtup okulun kapısına doğru yürüdüm. Affan'ı falan beklemeden caddede ilerlemeye başladım. Hem o bana bekle dememişti. Suratıma kapatmasaydı telefonu!
'' Betül, neden okulun önünde beklemiyorsun da beni uğraştırıyorsun?''
Kafamı çevirip yanımda duran siyah arabaya, ardından içinden bana seslenen Affan'a baktım.
'' Bana bekle demedin. Sadece oraya geliyorum dedin.''
Tek kaşını kaldırıp güldü. ''Madem demedim, affediyorum seni. Bin hadi.''
Bir de affediyormuş! ''Neden?''
'' Bin işte.''
Kendimi çok halsiz hissediyordum. Elimi zorla kapının koluna götürüp açtım ve koltuğa kuruldum. Çantamı kucağıma bırakıp emniyet kemerine uzandım hemen.
''Dün için kusura bakma.''
Dalga mı geçiyordu bu benimle? Bunun için mi gelmişti?
''Hiç önemli değil ya, gerçekten. Unuttum bile inan ki. Daha iki hafta aklıma gelmez.''
Başımı camdan çekip ona doğrulttuğumda emniyet kemerini takmadığını fark ettim. Bir yandan da kendime kızdım. Sonuçta onun suçu yoktu ve özür dilemişti ailesi adına. Bazen düşüncesiz olabiliyordum!
''İdare edeceksin artık bu kadarını da. Hem merak etme annemle çok görüşmezsin olur biter.''
İçimi boşaltma zamanı gelmişti sanırım yine. Ben sevdiğim adam için ailesine katlanırdım belki ama neden bir zorunlulukta katlanacaktım? Oturduğum yerde ona doğru döndüm ve elimle torpido gözüne tutundum.
''Sen kimsin Affan söylesene? Neden benimle evleniyorsun? Amcama yardım etmek niyetindeysen benimle evlenmeden de yardım edebilirsin değil mi? Neden girdin pat diye hayatıma? Neden ailen mahfediyor beni? Söyle Affan?''
Affan gözlerini yoldan çekip bana baktı. ''Önüne bak!'' dedim yola gözlerimi büyütüp bakarak. Affan da yola verdi dikkatini tekrar.
'' Cevap bekliyorum senden Affan Yılmazkaya. Kimsin sen? Benimle neden evleniyorsun? Bunları bilmeye hakkım var.''
''Lütfen Betül, sus, sorma bunları!'' diye yükseltti sesini Affan ve gaza bastı iyice.
''Neden susayım? Söylesene neden?''
''Sonra ögrenirsin hepsinin nedenini Betül!'
''Neden sonra?''
'' Sonra Betül, sonra. Bazen gerçeklerden korumak gerekir insanları. İnan bana seni gerçeklerden koruduğum için!''
'' İstemiyorum ben gerçeklerden korunmak! O gerçekler neymiş öğrenmek istiyorum.''
Affan hiç beklemediğim şekilde ''Lütfen!'' diye kükreyince gözlerimi kırpıştırıp yola çevirdim. Ağaçların yeşilleri bulanık bulanıktı.
''Affan yavaşla!'' derken sesim en başta rica ediyordu. Fakat beni dinlemeyince bağırmak zorunda kaldım. ''Affan yavaşla diyorum sana!''
Gözlerim dolmaya başladığında kendimi arka koltukta oturan küçük bir kız olduğum zamana dönmüş gibi hissediyordum. ''Affan durdur şu arabayı Allah aşkına!''
Elim beklemediğim şekilde Affan'ın benim tarafımdaki kolunu kavramıştı sıkıca. Affan gözlerini bana çevirip bana baktığında tekrar 'önüne bak' nidası kaçtı ağzımdan. Sonunda arabanın kenarıya yaklaşıp durduğunu fark ederek elimi kolundan çektim ve emniyet kemerini çıkarıp hızla indim arabadan.
Yolun kıyısına gidip topuklarımın üzerine oturdum, derin nefesler alarak gözlerimi yumdum. Bir yandan da dua mırıldanıyordum.
Arabadan kapı kapanma sesi geldiğinde onun da indiğini anlamıştım. ''Betül iyi misin?'' sorusuyla başımı kaldırıp ona baktım. Bir şey söylemek istesem de yapamıyordum.
''Betül?'' Affan yanıma çömelip bana bakıyor ve cevap bekliyordu. ''Betül!'' diye bağırdığında tekrar ona çevirdim yerdeki bakışlarımı.
''Nasılsa artık nikaylıyız değil mi?'' diye kendi kendine mırıldanıp çenemden tuttu ve gözlerimi gözlerine sabitledi. Aklım başımda olsaydı eğer, bu duruma itiraz ederdim. Bana dokunmasına izin vermezdim. Ve ilk defa bana dokunuyordu bir erkek.
Dayım ve amcam haricinde, yabancı bir erkek.
''Kilitlendin resmen. Kendine gel artık, hadi...''
İstesem de içim el vermiyordu kendime gelmeme. Bir süre suratıma bakıp ne yapsam diye düşündü, ardından kollarımdan tutup hafifçe sarstı beni. ''Betül iyisin tamam mı? Ben de iyiyim. Herkes iyi.''
Kafamı salladım. Biliyordum iyi olduğumuzu zaten. Sadece şoktaydım ben. Ellerinden kurtulup ayağa kalktım ve arabaya yandan bir bakış atıp yol boyunca yürümeye başladım. Bana yetişen Affan ne kadar ısrar etse de arabaya binmeyi reddettim.
Sonunda ''Sen ne dersen, kaçta sürmemi istersen yapacağım. Ama o kadar yol yürünmez.'' dediğinde kafamı sallayıp ona döndüm.
''Güzel. Şimdi ben arabayı alıp geliyorum bekle burada.'' deyip geride kalmış arabaya doğru yürüdü.
Koltuğa yerleştiğimde emniyet kemerini taktım ve ona da ''kemerini tak'' dedikten sonra başımı cama yaslayıp dışarısını seyre durdum. Araba durduğunda nerede olduğumuza bakmak üzere kaldırdım kafamı. Şirin bir mahallede, çitleri uzun ve sarmaşıklarla çevrili geniş bir bahçenin önündeydik.
''Buraya neden geldik?''
''Burada yaşayacağız, tabi sen de beğenirsen.'' diyen Affan indi arabadan ve evin demir kapısındaki kilidi açıp bahçeye adım attı. İçeride tek katlı ahşap, taş süslemeli bir ev vardı. Bahçede çeşit çeşit ağaçlar ve çiçekler.
''Bahçeye masa alırız, istersen salıncak da bakabiliriz. İçi döşeli ama beğenmezsen yenileriz.''
Bahçeyi turlarken dışarısının görünmediği dikkatimi çekti. Bu güzeldi. Dışarıdan da içerisi görünmüyordu. Rahat hareket edilebilirdi. Evin içine girdiğimdeyse apayrı bir güzellikle ve ahşap kokusuyla karşılaştım. Bu dekoru bozup boşuna para harcamaya gerek yoktu.
''Beğendin mi?''
'' Beğendim.'' dedim bahçeden çıkarken.
'' O zaman yeni evin hayırlı olsun.'' diyen Affan bahçe kapısını kilitleyip arabaya yürüdü.
''Ev güzelmiş de, inşAllah içinde geçen zaman da güzel olur.'' dedim mırıldanarak.
'' İnşAllah.'' dedi Affan ve bindi şoför koltuğuna. Beni eve bırakıp gitti arkasında arabanın tozunu bırakıp.
Eve girip de Fatih abimle karşılaşınca selam verdim ve namazımı kılmak için müsade alıp odama çıktım. Eylül elinde bir kitabım, uyuyakalmıştı.
Namazımı kılıp ne yapsam diye düşündükten sonra minik defterimi aldım elime ve satırları karaladım.
'' Ev güzel de, içinde geçen zamanımız da güzel olur inşaAllah.
Aşırı hızlı bir Haziran günü
Yavaş seven kızdan,
Bilinmez adama ithafen..''