Betül İlgüz
*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆
Ey dünya;
Dönsen de bana dönmesen de farketmez.
Artık kalbim sana bağlı değil çünkü
Bitti sana deliler gibi aşık olduğum zamanlar.
Anladım ki sen hakikat değil, bitecek bir hayalsin
Kesinlikle sonu gelecek bir hayal...
Düşmedi mi Âdem göklerden,
Ebedi olan cennet yurdundan,
Eli yasak bir elma kopardı diye.
Bense, ey fani dünya
Koparmayacağım hakir lezzetlerini
Ruhumu bir olan Allah'a adadım ben
Cihat, mücadele, şehadettir benim talebim
Kassam'ın sevdasıyla başım dönük,
Kudüs ve Filistin'in aşkıyla yüreğim vurgun
Ebedî cennetin yoluna düşkün ruhum
Dünya ve içindekileri terk etmeye kararlıyım
Okuduğum satırlardan kaldırdım başımı. Abdullah Galip Bergusi'nin otobiyografisini okuyordum: Yoldaki Mühendis. Ve bu dizeleri kendisi yazmıştı. Kudüs sevdam hissedilir bir şekilde tepinmeye başlamıştı içimde yine. Gözlerimi duvardaki saate çevirdim.
Saat beşi on geçiyordu ve ben bugün Affan'la buluşacaktım. Önce telefonumu alıp Süheyla'ya nerede olduğunu soran bir mesaj attım. Ardından dolabımı açıp lacivert bir etekle koyu yeşil bir gömleği çıkardım. Kıyafetlerimi giydikten sonra feracemi de giyip siyah şalımı taktım başıma.
Siyah.. Bir aşktı benim için siyah.
Evet, maviye de aşıktım ben; fakat bu demek olmuyordu ki ikisine bir aşık olamam.
Telefonum titreyince mesaj kutusunu açıp baktım.
Gönderen : Süheyla'm
Evden çıktım, kitapçının orada beklerim seni.
Cevap olarak onayladığımı yazdım ve ben de evden çıkmak üzere alt kata indim. Kapıda üzerine ince bir hırka giyen amcamla karşılaşınca hal hatır sormak için bir kaç dakikamı ayırdım ve ayakkabılığı açıp siyah bez ayakkabılarımı elime aldım.
'' Sen nereye gidiyorsun Betül? ''
'' Affan'la buluşmaya, amca. '' dedim ve ayakkabı giymek üzere eğildiğimden ve işim bittiğinden ayağa kalktım.
'' Nerede buluşacaksınız? Yalnız mı gideceksin? ''
'' Süheyla da benimle gelecek. Sedir kafede görüşeceğiz. ''
'' Gel ben seni bırakayım oraya kadar.'' diyen amcama naz yapmayıp bindim arabaya.
Gri araba kafeye yakın bir yerde durdu ve amcama teşekkür edip indim. Arabadan indiğimdeyse Süheylayı unuttuğum aklıma geldi. Hemen telefonumu çıkarıp mesaj yolladım.
Gönderilen; Süheyla'm
'' Ben kafenin önündeyim. Seni unuttum amcam bıraktığı için. Çook özür dilerim. İçeride bekliyorum. ''
Az sonra telefonum titredi.
Gönderen ; Süheyla'm
Sorun değil zaten üç beş dükkan gerideyim. Geliyorum şimdi. Hava biraz esiyor, içeride bekle bence de.
Gülümsedim.
Gönderilen; Süheyla'm
Tamam bekliyorum ☆♡
İçeriye girip önce tezgaha yaklaştım ve tezgahın arkasında duran amcaya sıcak çikolata istediğimi söyledim. Bunu biraz da vakit kazanmak için yapmıştım çünkü Affan gelmişse ve buradaysa, onu tanıyamazdım. Etrafa boş boş bakmaktansa sipariş vermek daha iyiydi. Tabiki sipariş vermek bir kaç dakikalık bir işti ve etrafa bakmaya mahkumdum. Sahi, onu nasıl tanıyacaktım? Bunu neden daha önce düşünmemiştim. Gözlerimi kaldırdım ve sol taraftan başladım bakmaya. Bir masada iki çocuk ve bir kadın vardı. Yanındakinde üç erkek. Onun da yanındakinde yaşlı bir amca. Ve onun ilerisinde. Cidden mi?! Geçen gün yine burada karşımdaki sandalyeye oturan çocuk. Adı neydi? Serhat. İsim hafızam iyidir de ondan hatırlıyorum. Tabi biraz da beni sinir etmişti o da var.
Ve ben ona baktığımda o da bana bakıyordu. Gözlerimi hemen çektim. Kafamı çevirip kalan iki masaya baktım. Biri boştu, birinde de iki kız oturuyordu. Sanırım gelmemişti Affan. Evet, sanırım değil kesin gelmemişti.
'' Siparişiniz hazır. '' sesini duyunca yanımda bekleyen ve elindeki tepsiyi işaret eden adama kısa bir bakış atıp Süheyla geldi mi diye kapıya çevirdim gözlerimi, yoktu.
'' Oturmayacak mısınız? '' dedi yanımda dikilen adam.
'' Şey, oturacağım.. '' deyip etrafa bakındım.
Tam boş masaya yürüyecektim ki, "Hanımefendinin siparişini buraya getirin, burada oturacak. '' sesini duyunca kafamı çevirdim.
Bunun üzerine garson amca çatık kaşlarıyla elindeki tepsiyi Serhat'ın oturduğu masanın üzerine bıraktı. Garson amca bana kızmıştı belli ki vaktinden çaldığım için. Fakat ben de Serhat'a kızmıştım. Adımlarımı oturduğu yere yöneltip masanın diğer tarafında dikildim.
'' Af edersiniz ama burada oturacağımı kim söyledi? ''
'' Ben. '' dedi ve arkasına yaslandı rahat bir tavırla. Nasıl bu kadar rahat olabiliyordu ki?
Güldüm; ''Siz?''
''Ama BEN istemiyorum? '' dedim ve konuşmasına fırsat vermeden devam ettim, ''Hem zaten başkasıyla buluşacağım.''
''Öyle mi? '' dedi ve yaslandığı yerden doğruldu. ''Kiminle buluşacakmışsınız? ''
Ona hesap vermek zorunda olmadığımı bilsem de nedensizce cevap verdim.
'' Evleneceğim adamla. Şimdi izninizle siparişimi alıp boş masaya geçeceğim... ''
Ben tepsiye uzanmadan Serhat atılıp üzerinden duman tüten bardağı ellerinin arasına aldı. Kaşlarımı çattım. ''Ne yapıyorsun? '' dememe kalmadan dudaklarına götürdü bardağı.
''Evleneceğiniz adam benim. Yani bu masada oturacaksınız. '' derken elindeki bardağı masanın üzerine bıraktı.
Birincisi, o evleneceğim adam olamazdı. İkincisi, ben Affanla sadece görüşecektim, kesinkes evlenmeyecektim. Sadece bir anlık, Serhat'tan kurtulmak için öyle demiştim.
''E ne duruyorsun otursana Betül. '' sesini duyunca yanımda dikilen Süheyla'ya baktım. Ne ara gelmişti? Anlaşılan yeni gelmişti, aksi takdirde böyle normal davranıp otur demek yerine benden önce o kızardı Serhat denen kibarlık yoksununa.
Bi dakika! Serhat? Affan? ''Sizin isminiz Serhat değil miydi? '' dedim oturmak yerine dikilmeye devam ederek. Kafasını iki yana salladı ve uzun kirpiklerinin altından bana baktı.
''Aşkolsun Betül hanım, henüz ismimi bile bilmiyorsunuz. Ben Affan Yılmazkaya.'' Bir kaç saniye durup aklına yeni gelmiş gibi ekledi; ''Elimi uzatmıyorum çünkü erkeklerle tokalaşmıyormuşsunuz. ''
Bunu o gün söylemiştim ve bildiği için böyle davranıyordu. Ardından Süheyla'ya döndü ve devam etti,
''Bana dostunu söyle sana kim olduğunu söyleyeyim demişler, muhtemelen siz de erkeklerle tokalaşmıyorsunuz; dediğim gibi ben Affan. ''
Süheyla tebessüm etti.''Ben Süheyla, Betül'ün en yakın arkadaşı..''
Ardından Süheyla 'kızım manyak mısın da dikiliyorsun, otursana' bakışını attı bana. Ona aldırmayıp 'Serhat'a döndüm.
'' Affan olduğunuza inanmıyorum. ''
Cümlem dudaklarımdan dökülür dökülmez ufak bir kahkaha doldurdu kulaklarımı. Gülmesini aza indirgeyip gözlerini bana dikti.
Süheyla ise bana deli olduğuma inanmış bir şekilde bakıyordu.
'' İnanmıyor musunuz? '' dedi tek kaşını kaldırıp.
'' Hayır. Siz Serhat değil miydiniz? '' dedim kollarımı birbirine bağlayıp.
'' Hayır. Ben Affan'ım. '' dedi ve elini cebine götürüp telefonunu çıkardı.
''Daha bir kaç gün önce şuan oturduğunuz yerde otururken elinizi uzattığında bana 'Ben Serhat' diyen siz değil misiniz? '' diyerek atıldım iddialı bir şekilde.
''Bekleyin de hemen ispat edeyim. '' dedi ve telefonunla oynamaya başladı. Az sonra telefonum titredi. Mesaj kutusunu açtım.
Gönderen; Affan
Selam, kitap kurdu.
Telefonumun ekranına ve karşımda duran Serhat'a baktım. Pardon Affan'a mı demeliyim?
''İsterseniz şöyle yapalım.,'' dedi ve bu kez telefonum çaldı.
Affan arıyor... ?
Kendi telefonunu kaldırıp ekranını bana doğru tuttu bakmam için.
Betül aranıyor.. ?
Hiç bir şey demeden çağrıyı reddedip çektiğim sandalyeye oturdum ve Serhat'ın -yine Serhat dedim, bir kaç saate alışırım- Affan'ın önündeki bardağıma uzandım. Nasılsa bir kaç yudum içmişti sadece. Süheyla yaptığıma şaşırıp kocaman açılmış mavi gözlerini bana dikti. Tabi bilmiyordu aslında bunun benim siparişim olduğunu.
'' Ee? '' dedi Affan, ve arkasına yaslandı tekrar. ''Affan olduğuma inandığınıza göre konuşabiliriz. ''
Evet. Konuşabilirdik de, ne konuşacağımıza dair aklıma bir şey gelmiyordu şuan. Ayrıca nedensizce bunalmıştım. Onun Affan değil de Serhat olduğu konusunda ısrar edip yanıldığım içindi belki de. Ama ben neden bunalacaktım ki! Ben haklıydım inanmamakta ve sorgulamakta. Bana kendini Serhat diye tanıtan kendisiydi.
''Ee? Sormayacak mısınız? '' dedi Affan bir süre sonra sıkıldığını belli edip.
''Neyi? '' dedim. Sanırım sormamı beklediği bir şey vardı.
''Kaç para maaş alıyorum? Mesleğim ne? Ailem kimler? Nerede oturuyorum? Evlenirsek nerede oturacağız? Arabam var mı? Evlenirsem size nasıl bir hayat sürdürme imkanlarına sahibim? Falan filan işte... ''
Söyledikleri üzerine kafamı iki yana salladım yakınır gibi ve gülümsedim. ''Soracağım. Ama bunları değil. '' deyip elimdeki bardağı masaya bıraktım ve devam ettim. ''İçki içer misiniz? Kumarla veya benzeri şeylerle aranız var mı? Aile bağlarına önem verir misiniz? Mesleğiniz ne, helal yollarla mı kazanıyorsunuz paranızı?''
Sorduklarım üzerine Süheyla tebessüm ediyordu. Affansa şaşırdığını belli etmişti. Ne bekliyordu yani? Kaç para maaş aldığını sormamı cidden bekliyor muydu? Saçmalık.
Bir süre durup toparlandıktan sonra konuşmaya başlayacaktı ki ''Siz ne alırsınız? '' sesiyle duraklayıp Süheyla'ya baktı.
''Ben çay alayım. '' dedi Süheyla kendinden cevap beklendiğini anladığında.
''Ben de bol şekerli bir kahve alayım. '' dedi Affan ve garson yanımızdan uzaklaşınca bana döndü tekrar.
''Alkol kullanan bazı tanıdıklarım vardır ama ben şimdiye dek ağzıma sürmedim. Kumarla paramı boşa harcayacak kadar salak da değilim.'' Oturduğu yerde kıpırdanıp devam etti. ''Aile bağlarına gelince. Anne ve babamla aram biraz tuzludur fakat dedelerim, teyzelerim, kuzenlerim olsun görüşürüz, severiz birbirimizi.''
Masaya konan kahveyi önüne çekip devam etti. ''Tarihi eserlerle ve antikalarla uğraşıyorum. Değerine göre satılıyorlar. Ayrıntılardan bahsederim daha sonra merak ediyorsanız eğer. Yani 'haram' bir şey yok.''
Kafamı salladım ve tebessüm ettim. Güzeldi böyle olması. İçim rahatlamıştı.
''Tamam, şimdi ben sorayım. '' dedi ve kahvesinden bir yudum aldı.
''Sorun. '' dedim. Kendimi oyun oynuyormuşuz gibi hissetmiştim. Soru cevap oyunu.
''Mesleğiniz ne? Bu halde olmanızın sebebi ne?'' (Derken eliyle baştan aşağı beni işaret etti)
'' Tesettürlü bir kız bana ve aileme uygun düşmez diyorsanız en başından uzatmayalım, vakit kaybetmeyelim. '' dedim bir çırpıda. Olurdu ya, tesettürlü insanları yargılayan veya küçük gören çoktu şu zamanda. Garip olansa, herkesin ''özgürlük ve saygı'' diye dolaştığı ve nara attığı sloganlar, bize gelince hiçe sayılıyordu. Ne özgürlük, ne saygı.
'' Hayır. Yanlış anladınız. '' dedi elini koyu renk saçlarına daldırıp. ''Amcanız ve çevresi dini şeylerle pek fazla ilgilenmeyen insanlar. Onların arasında nasıl oldu da bu yönünüzü diri tuttunuz merak ettim.''
'' Ah, kusura bakmayın yanlış anladım. '' dedim utançla ellerimle uğraşırken.
'' Sorun değil. Güzel açıklayamadım. '' deyip cevabımı bekledi.
'' Anne tarafım amcamlar gibi değil pek. Onlar, özellikle de kuzenim sayesinde oldu. '' dedim ve diğer soruya geçtim. ''Psikoloji okudum. Rehber öğretmenliği yapıyorum bir lisede. ''
Kafasını salladı ve bir süre sessizlik oluştu aramızda. Üçümüz de susmuştuk.
''Boş zamanlarınızda ne yaparsınız?'' dedi Affan benden önce Süheyla atladı. Belli ki sıkılmıştı kız boş oturmaktan. Bir şey demeyip benim yerime cevap vermesini dinledim.
''Bol bol kitap okur, Kur'an okur. Gezmeyi de sever. Özellikle yeşil ve mavi ağırlıklı doğal yerleri keşfetmeye bayılır. Eski şeylere de ilgisi vardır, tarihi ve antika şeylere... Fotoğraf çekmeyi sever, yazı yazmayı, insanlarla sohbet etmeyi... ''
Süheyla sayadursun, beni böyle iyi tanıması hoşuma gittiğinden tebessüm ettim ben de. ''...Benimle görüşür. Akrabalarını ziyaret eder.''
Bu kadar yeterliydi bence. Süheyla'ya tamam bakışı attım ve sonunda sustu. ''Böyle işte.'' dedi Süheyla ve önündeki çaydan bir yudum aldı.
''Siz neler yaparsınız,'' dedim ben de.
''Ben de gezmeyi severim. Çok kitap okumam ama mutlaka okuyor olduğum bir şey olur...'' diye başlayıp bir iki şey söyledi ve sustu. Neyse ki Süheyla gibi uzun uzun konuşmamıştı.
Az sonra Süheyla telefonunun melodisini duyunca 'afedersiniz' deyip açtı ve kulağına götürdü. Bir süre konuştuktan sonra kapattı ve bana döndü. ''Betül çok özür dilerim ama benim gitmem lazım. Ameliyat ettiğim bir hastam ameliyat yerine darbe yemiş ve benim kontrol edip ilgilenmem gerek. ''
''Tamam sorun değil. Sen işine bak, zaten ben de kalkacağım şimdi. Kolay gelsin canım. '' dedim onu rahatlatmak için. Çünkü böyle şeyler olunca ona kızacağımı veya darılacağımı düşünürdü hep. Öyle yapmayacağımı bilse de. Hassas biriydi.
'' Tamam o zaman. Tekrar özür dilerim canım. Görüşürüz.'' deyip kalktı.
Ardından '' Görüşürüz. '' dedi tekrar, bu kez Affan'a demişti. O da kafasını sallayıp ' Görüşürüz ' dedi ve derin bir nefes alıp giden Süheyla'nın ardına bakmak yerine önüme döndüm.
'' Neden böyle bir şey yaptınız?'' dedim kaşlarımı çatıp Serh--- Affan'a bakarak.
'' Nasıl bir şey? '' derken bilmemezlikten geliyordu.
'' Sanırım oyun oynamayı seviyorsunuz. Baksanıza aynı mekanda, aynı masada, aynı sandalyede. Pes doğrusu. '' dedim, çenem düşmüştü yine.
'' Hadi ama...'' dedi bana 'cidden mi' bakışını atarak. ''Çok değerli Betül kimmiş diye bir hafta beklemek yerine erkenden göreyim dedim. Hem iyi oldu, benim Affan olduğumu bilmediğinizde verdiğiniz tepkiler de sizi tanımama yardımcı oldu. ''
'' Çok sağ olun gerçekten, benim de sizi tanımama yardımcı oldu, Serhat bey.'' dedim. Bu kez bilerek Affan dememiştim. Üstüne basa basa Serhat diye seslenmiştim ona.
Yanımızdan geçen garsonu durdurup hesabı sordum. 'Yirmi lira.' dedi ve çantamı açıp parayı çıkarana dek Affan cebinden çıkardığı elliliği uzattı adama.''Hayır, ben öderim. '' dedim ona tüm ciddiyetimi takınıp, tabi yine de beni takmadı.
''Ben varken size mi düştü hesabı ödemek? '' diyerek de çıkıştı üstelik.
'' Neden? Ben ödeyemez miyim?'' dedim parayı elmecbur çantaya geri koyarken.
'' Tabiki ödeyebilirsiniz ama yanınızda ben olduğum sürece hayır. ''
Bu bir nevi 'odunvari pamuk'luktu!
Bu sırada titreyen telefonunu eline aldı.
'' Ben gidiyorum artık. '' deyip ayağa kalktım ve feracemi düzeltip sandalyeyi geri çektim.
'' Ben de geliyorum. '' derken o da ayağa kalktı.
'' Hayrola, siz nereye? ''
'' Sizi eve bırakayım. '' dedi gözlerini telefonundan çekip bana kaldırırken. O gözlerini kaldırınca ben indirdim.
'' Gerek yok. Hem ben bir kaç yere uğrayacağım. ''
'' Hava karardı kararacak. Ve bir kaç yere uğradığınızda çoktan kararmış olacak. '' derken ben kafenin kapısından çıkmıştım bile, o da peşimden geliyordu.
'' Olsun. '' deyip kitapçıya doğru yürümeye başladım. Burası hem çok sevdiğim ve hepsinden birer tane almayı planladığım bir sürü güzel defter, hem de gördükçe okuyasım gelen kitaplarla doluydu. Affan beni dinlemek yerine peşimden geliyordu. Adımlarını hemen arkamda hissedebiliyordum. Bazen de yanımda yürüyordu. Ben onunla yalnız başına arabaya binmek istemiyordum. Bunun neyini anlamıyordu ki? Henüz ona güvenecek kadar tanımıyordum onu. Fakat yıllardır tanıyormuş gibi de alışık hissediyordum.
Onu aldırmayıp rafların arasında bir süre gezindim. Sonunda istediğim kitabı bularak elime aldım. Şiir kitabıydı. 'Anneler ve Kudüsler' Yoldaki Mühendis bitmek üzereydi. Ondan sonra bunu okuyacaktım. Kitabı kasaya koydum. Affan nereye kayboldu diye etrafa bakındığımda onu kitapları uzaktan inceler halde buldum. Kafamı çevirecekken gözüme ilişen deri kaplı renkli defterlere gitmek isteyen ayaklarımı kırmayarak rafın önünde durdum. Kendim için yeşil olanını seçtim, tekrar Affan'ı kontrol ettiğimde nedensizce ona da almak geldi içimden. Aynı defterden bir tane daha alıp az önce aldığım kitabın üzerine bıraktım ikisini de. Parasını ödeyip, dalıp gitmiş olan Affan'ı burada bırakıp gitmeyi düşünsem ve çok istesem de bunu yapamayacağımı bildiğimden yanına gidip aramıza biraz mesafe bırakarak 'işim bitti' dedim.
Kitaplara öylece boş gözlerle bakarken bir derdi olduğu hissine kapılmıştım. Ne Affan'a ne de Serhat'a uyumlu bir dalış değildi bu sanki. Bu hali onu tanıdığım hissini arttırmıştı içimde. Kafasını sallayıp peşimden yürümeye başladı. Elimdeki poşetten ona aldığım defteri çıkarıp, çantamdan da siyah pilot kalemi parmaklarımın arasına alarak yolun bir köşesinde durdum. Neden durdun der gibi bakan Affan'a aldırmadan defterin kapağını açıp ilk sayfasına küçük bir not düştükten sonra defteri ona uzattım.
Defteri ellerinin arasına alıp ''Bu ne?'' diye baktı ve cevabımla başını salladı.
''Yazarsınız. ''
Neyi? diye sormadı. Buna sevinmiştim. Neyi? dememesi çok büyük bir şeydi benim için.
'' Affan bey, gerçekten beni bırakmanıza gerek yok. Hem amcam alacak. '' dedim bir süre ikimiz de orada sessizce dikili kalınca.
'' Öyle mi? Peki o zaman. Madem bu kadar ısrar ettiniz, zorlamayacağım. Ama amcanız alacak değil mi?''
Kafamı salladım ve onayladım.
'' Görüşürüz o zaman. '' deyip gözlerini kaldırdığında gözlerimle buluştu.
'' Görüşürüz. '' dedim bu kez.
Serhatla görüşemeyecektik belki, ona görüşürüz dememiştim. Ama Affanla görüşecektik sağ olursak. Buna karşı gelemezdim.
Affan arkasını dönüp otopark tarafına doğru yürümeye başlayınca ben de ona yalan söylememiş olmak için amcamı arayıp beni almasını istedim. Yalanı sevmezdim. Bana göre değildi gizli saklı veya doğru olmayan şeyler.
Arabaya bindiğimde amcamın sorularını basit cevaplarla yanıtladım.
'' Tanıştınız mı? ''
'' Evet. ''
'' Süheyla geldi değil mi? ''
'' Evet, geldi. ''
'' Nasıl çocuk? ''
'' İyi.''
'' Yakışıklı demi?''
Bu soruyla durdum ve amcama baktım. Böyle bir soru sorulur muydu???
'' Amca, bir kıza böyle şeyler sormak hiç iyi ve hoş değil. '' dedim yarı güler şekilde.
'' Sordum bile. '' dedi amcam ve kırmızı ışık yandığı için durdu.
'' Ee kızım?'' sesiyle bir süre sonra irkilip kafamı kaldırdım.
Ben cama yaklaşmış, yağmur damlalarının şehirden yansıyan rengarenk ışıklarla dans edişini seyrediyordum.
'' Ne oldu amca? '' dedim şaşırarak.
'' Cevap bekliyorum. ''
Sanırım cevap almadan beni bırakmayacaktı.
Yakışıklı mıydı? Hiç bunu düşünüp bakmamıştım ki ona. Gözümün önüne suratını getirmeye çalıştım. Çok iyi olmasa da belirdi. Lakin eksik parçalar vardı. Gözlerinin rengi gibi. Gözleriyle karşılaşmıştım evet, ama uzun uzun bakmamıştım. Bakmak için bakmamıştım.
Bunu söyleyeceğim için yutkundum ve gözlerimi pencereye çevirdim. Sonuçta kötü bir şey değildi bu, Allah yaratmış napalım. Altı üstü bir yorum.
Amcama '' Evet. '' derken, yağmur damlalarının çarptığı cama da içimden ''Gözlerinin rengini bilmediğim adam.'' diye fısıldadım.