Betül İlgüz
*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆
Eve vardığımızda içeriye girmeye fazlasıyla korkuyordum çünkü yengem tarafından bir sorguyu daha kaldıracak durumda değildim. Üstelik yengem amcam kadar merhametli olmazdı sorarken...Yine de buna hazır olmalıydım. Ama nasıl? Bayılma numarası yapsam işe yarar mıydı ki?
Evin önünde amcamın da gelmesini beklerken aslında zaman kazanmaya çalışıyordum ve düşünüyordum.
Kurtuluş yolları??
Cevap: koca bir hiç. Ben bu kadar salak mıydım gerçekten de hiç bir çözüm yolu bulamamıştım? Yoksa çözüm aradığım kişi yengem olduğu için mi böyleydi?
Sonunda amcam yanıma ulaşıp anahtarı kapıya soktu.
''Ben yengeni oyalarım. Sen hemen namazını kılıp yatağa gir. ''
Duyduğum cümleyle gözlerimi kocaman açıp amcama hemencecik sarıldım ve fısıltıyla en içten teşekkürümü gönderip hızla merdivenleri çıktım. Canım amcam, beni nasıl da anlıyordu.
...
??
...
'' Betül,''
'' Betül! ''
İsmimin kulağımın dibinde ısrarla seslenilmesi üzerine görmüş olduğum rüyamdan gerçek dünyaya geçmek zorunda kalarak gözlerim aralandı.
Rüyamda ne güzel annem, babam ve abim vardı ve uzun süredir onları kabus şeklinde görmeme rağmen bu kez musmutlu bir biçimde görmüştüm. Tam anlamıyla bir 'rüya'ydı.
Karşımda yeşil gözler ve havaya kalkmış biçimli kaşlar belirince bir cevap vermem gerektiğini anlamıştım fakat soruyu hazmedememiştim ki cevap verseydim. Uykulu gözlerimi ellerimle ovuşturup ''Efendim yenge?'' dedim boğuk çıkan sesimle.
'' Görüşme nasıldı diyorum? Dün yanına gelecektim ama amcan fırsat vermedi ki. Geçiştirdi sorduklarımı da. Ben de uyanır uyanmaz ve amcan evden çıkınca geldim yanına. ''
Gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum. Akşam kurtulsam da sabah yakalanmıştım demek..
E olacağı belliydi. Ne kadar kaçacaktım ki yengemin sorularından?
'' İyiydi...'' deyip oturur pozisyona geçtim. Yengem de yatağın bir ucuna ilişti.
'' Hadi kız anlat her şeyi. ''
Yengeme kısaca bir kaç şey söyledim. Tabiki 'Serhat' mevzusundan bahsetmemiştim.
'' Bu kadar mı yani?'' derken sesi sıkkın, gözleri umutsuzluk içindeydi.
'' Evet..'' dedim ve esneyeceğimi anladığımda elimi ağzıma götürdüm.
'' Tamam o zaman. Ben gideyim de Aydan hanımı arayayım. '' diyen Nesrin yengem kalkıp mavi elbisesini eliyle düzelttikten sonra gözlerime baktı.
'' Aydan?'' dedim soran gözlerle ben de ona bakarak.
'' Affan'ın annesi. Aydan Yılmazkaya. Aslında pek hoşlanmam ondan ama napalım. Şimdi dünür olacağız.''
Aslında dünür olup olmamaları şuan kesin değildi. Amcam bana sormamıştı ki tamam mıdır diye. Sadece bir iki basit soru sormuştu o kadar. Yine de yengeme bir şey demedim. Şimdi onunla daha fazla uğraşıp didişmeme gerek yoktu.
'' Hımm.'' çekip kafamı salladım ve önüme düşen kahverengi saçlarımı geri attım.
Yengem hâlâ bana dikkatle bakıyordu. Bir şey mi vardı ki suratımda? Sonunda konuşmak üzere araladı dudaklarını.
'' Betül, aslında güzel kızmışsın ha sen. Hiç seni incelememiştim. Hafif iri gözler, uzun kirpikler, zayıfsın da. Kilon iyi yani. Boyun da kısa değil. Aşırı uzun da değil. Sesin de kötü değil hatta hoş. Hoş kızsın.''
Yengemin dediklerine ne cevap versem bilememiştim. Aslında yengem benimle nadiren konuşur, suratıma çok bakmaz, beni çok umursamazdı. Amcamın işleri kötüye girdi gireli değişmişti. Belki de beni umut olarak gördüğündendi.
'' Sa-sağ ol yenge..'' dedim ve hafiften gülümsedim.
Yengem kafasını sallayıp odadan çıktı. Ben de ayağa kalkarak lavaboya doğru yönelmiştim lakin yanından geçtiğim boy aynası beni durdurarak kendine çağırdı.
Aynanın karşısında durup kendimi incelemeye başladım. Daha önce böyle bir şey yapmamıştım. Hiç düşünmemiştim güzel miyim diye. Ve buna böyle devam etsem iyi olacaktı. Kendimle böbürlenmek istemiyordum. Veya kendimden nefret etmek. Neysem oydum, kendime tarafsız olmalıydım. Kim ne düşünürse düşünsündü.
Aynanın karşısında uzaklaşıp tekrar yönlendirdim adımlarımı lavaboya. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra yeşil eteğimi ve beyaz gömleğimi , üzerlerine de feracemi giyinip siyah şalımı taktım. Dolabı açıp alt raftan siyah mevsimlik botlarımı da alıp aşağıya indim. Botları ayakkabılağın bulunduğu dolaba bıraktıktan sonra mutfağa yönlendirdim adımlarımı. Kahvaltı yapsa mıydım? Süheyla ile mi yapardık?
Az önce cebime koyduğum telefonumu çıkarıp mesaj kutusuna girdim. En baştaki ''Selam, kitap kurdu'' yazısı ile nedensizce güldüm ve bir alttaki Süheyla'nın ismine tıklayıp yazdım.
Gönderilen; Süheyla'm
Kahvaltıyı beraber mi yaparız?
Az sonra telefonum titredi.
Gönderen; Süheyla'm
Bence olur. Hatta süper olur. Çok iyi olur.
Gülümseyip yanıt yazdıktan sonra telefonu tekrar cebime koyup yengeme 'ben çıkıyorum' diye seslendim ve mevsimlik botlarımı giyip evden çıktım. Taksiye binip buluşacağımız yerde indiğimde esen rüzgarın verdiği üşüme hissinden beni kurtaran içeriye adım attığımda etrafımı saran sıcak atmosferdi. Bu bir kaç gün serin geçecekti hava durumuna göre. Etrafa bakıp kısa sürede Süheylayı buldum ve önce sarılıp, karşısına oturdum. Siparişlerimiz gelene dek biraz sohbet etmiştik. Kızarmış patates, haşlanmış yumurta ve melemen ortaya konduğunda çayı bekledik. Neyse ki hemen getirdiler ve yemeye başladık. Bir yandan da konuşuyorduk.
'' Dün neden çocuğa öyle davrandın?''
Süheyla'nın sorusu üzerine bakışlarımı önümdeki tabaktan çekerek onun mavi gözlerine diktim.
'' Nasıl davranmışım?''
'' Kaba ve acımasız. Resmen çocuğun Affan olduğuna inanmadın. Bir an delirdiğini düşündüm. Kalkıp muayene edecektim seni kafana darbe mi yedin diye.''
Küçük bir gülümseme eşliğinde yanıtladım onu.
'' Haklıydım. ''
'' Neden haklı olduğunu da anlatacak mısın? ''
'' Yemeğimizi yiyelim, giderken anlatabilirim. ''
'' Peki,'' deyip eline çatalını aldı ve patateslere batırdı.'' Merakla bekliyorum haklı olduğun nedeni. ''
...
??
...
Mescidden çıkmış meydana doğru yürüyorduk. Telefonum titreyince ister istemez elim cebime gitti. Mesaj gelmişti. Üstelik Affan'dan.
''Haberiniz var mı bilmiyorum ama iki gün sonraya nişan tarihinde anlaşmışlar bizimkiler. Kız isteme, nişan, nikah; hepsi aynı akşam. Tabii bu akşam amcanıza kesin bir yanıt verirseniz. ''
Gözlerimi kocaman açtım. Daha ne kadar açabilirdim bilseydim eğer, daha da açardım. Benimle dalga geçiyor olmalıydı! Yürümek yerine durduğumdan ve şaşkoloz bir şekilde telefonun ekranına baktığımdan olacak ki Süheyla da merak edip ekrana doğru eğildi.
'' Yuh.'' sözcüğü ağzından çıktığında elini ağzına götürüp 'kusura bakma ama bu sözcük az bile' diyerek kaşlarını havaya kaldırdı.
'' Bu biraz şakacı bir tipe benziyor ya, şaka yapıyordur değil mi ?'' dedim en masum bakışlarım gözlerimde yer edinmişken.
'' Sanmam. '' diyerek acımasızca tek kelimeyle tüm ümitlerimi yerle bir etti Süheyla, sağ olsun.
'' Çok güzel bir teselliydi. '' diyerek telefonun ekranını kapattım. Çünkü ne cevap vereceğimi bilmiyordum.
'' Eninde sonunda olmayacak mıydı bunlar zaten? Daha iyi işte hepsi bir kerede çıkar aradan. ''
Bir iç çekip etrafa bakındım. Gözüme ilerideki pamuk şekerci ilişti. Aslında pek sevmezdim ama nedense almak istemiştim şuan.
'' Hadi pamuk şeker alalım. '' diyerek az öncekine göre somurtan suratımla yürümeye başladım.
Elimdeki pamuk şeker henüz açılmamış bir biçimde benimle beraber oradan oraya sürüklenmişti gün boyunca. Sonunda taksiye binmeden birine vermek üzere etrafıma bakındım. Yolun kenarında oturmuş, elleriyle kendine çektiği dizlerini sıkıca tutan ve başını da yan bir şekilde ellerinin üzerine dayamış çocuğa takıldı gözlerim. Yanına adım adım yaklaşıp önünde durdum.
'' Ufaklık??'' diye seslendiğimde başını kaldırdı. '' Al senin olsun. Benim canım istemiyor. '' diyerek ona uzattım pamuk şekeri.
Bir süre gözleri elimdeki pamuk şeker ve ben arasında gidip geldi.
'' Al,'' diyerek bir kez daha teşvik ettim onu. Sonunda elini uzatıp aldı ve teşekkür etti.
Rica ederim dedikten sonra kısa bir veda edip taksi durağına yürüdüm. Arka koltuğa yaslanıp kafamı cama dayadım ve taksiciye tarif ettiğim yolu arabanın gidişini seyrettim. Arka koltuğa her oturduğumda aklıma henüz küçükken geçirdiğimiz trafik kazası geliyordu. Gözlerimi yumup bu düşüncelerin benden uzaklaşmasını bekledim.
'' Kardeş, geldik. '' sesiyle de gözlerimi açıp ücreti ödedikten sonra indim arabadan.
Araba sürmeyi becerebilirdim ama zorda olmadıkça sürmemeye kararlıydım. Bazı olaylar, insanların hayatlarında öyle bir mesken edinirler ki isteseler de kurtulamazlar. Ve sonuçlarına katlanmak zorundadırlar. Ailecek geçirdiğimiz kaza sonucu ben de arabalarla ilgili bir nevi 'fobi'ye sahiptim.
-Araba yavaş gidecek.
-Mümkünse öne oturacağım.
-Kemerler bağlı olacak
Gibi gibi.
Evin kapısını açıp feracemi çıkarttım ve askıya astım. Botları da ayakkabılığa koydum. Serin olsa da yağmur yağmamıştı.
Önce mis gibi kokular gelen mutfağa gidip Asiye Halamla sarılıp konuştuktan sonra, oturma odasına girip elindeki tabletten bir şeyler bakan amcamın yanına oturdum. Yengemse tekli koltukta , bir dergiyi inceliyordu. İkisi de bana kısaca hoş geldin deyip uğraşlarına devam ettiler. Amcamın '' Kızım haberin var mı, iki gün sonra gelecekler. '' demesiyle kafamı salladım. Ardından bana bakmadığını hatırlayıp 'evet' diye mırıldandım. Neden insanın yüzüne bakmazlardı.
'' Peki gelsinler mi? ''
Aslında soru açık ve netti lakin ben ne cevap versem bilemediğimden, sustum.
'' Sessizlik bizde bir onay niteliğindedir biliyorsun değil mi? O zaman geliyorlar?'' diyen amcama karşı çıkmadım. Çıkamadım. Affan'ın suratı gözümün önüne geldi, alaycı gülüşü. Onu evvelden beri tanıyormuşum hissi. Ve susmaya devam ettim.
Bir beş dakika sonra '' Şu elbiseyi çok beğendim. Sence nasıl Betül? '' sorusuyla kalkıp yengemin oturduğu koltuğun kenarına yaslandım ve gösterdiği elbiseye baktım. İyi de bu tesettür dergisiydi?? Yengemin ne işi vardı bununla?
'' Güzelmiş gerçekten. '' dedim gülkurusu rengindeki elbiseye bakarken.
'' Çok pahalı da değil hem. Bunu alalım sana nişan akşamı için. ''
Duyduğum sözcüklerle yengeme baktım gözlerim yine pörtlemiş.
'' Gerek yok ki yeni elbiseye.''
Amcamın sesi duyuldu anında.
'' Ne demek gerek yok kızım?! Alacaksın. Seç beğen. ''
Bakmakla vakit kaybetmek istemediğimden '' O zaman bu olsun işte. '' diyerek ardından izin isteyerek yukarıya odama geçtim. Şalımı ve bonemi çıkarıp çekmeceye sokuşturduktan sonra tokamı da kafamdan çıkardım ve saçlarımı elimle dağıtıp başımı iki yana salladım. Kafamın dibi rahatlamıştı, her ne kadar elektriklenen saçlarım komik gözükse de. Saçımı salık bırakıp tokamı bileğime geçirip yatağımın üzerine sırt üstü bıraktım kendimi. Öylece tavanı seyre durdu bir süre gözlerim, ardından kapandı.
'' Betül'üm hadi kalk da yatsı namazını kıl. '' sesiyle gözlerimi açtığımda tozpembe tavan karşıladı beni. Pembeyi pek sevmesem de tavanın açık rengi pembeden çok başka renklere de benzediği için dert etmiyordum. Hem sırf sevmediğim için odayı tekrar boyatmak gibi bir şey yapıma uygun değildi.
Tavan hakkındaki düşüncelerimi bir kenarı itip gözlerimi kaydırdığımda önce tombul bir göbek, ardından ela gözlerle karşılaştım.
'' Asiye hala..'' diye mırıldanıp oturur pozisyona geçtim hemen.
'' Kızım saat on bire geliyor. Namazını kıl da öyle yat rahat rahat. ''
Kafamı sallayıp suratımı kapatan saçları arkaya doğru yollama işlevi ellerim yardımıyla halloldu.
Asiye halam bir şeyler daha söyleyip odadan çıkmak üzere arkasını döndü lakin benim cümlemle tekrar yanıma geldi.
'' Asiye hala, saçımı örer misin?''
Yatağıma oturup önüne oturmamı bekledi. Ben de bunu bildiğimden hemen yere çöküp oturdum ve bileğimdeki tokayı çıkarıp onunla oynamaya başladım. İnsanların saçlarımla oynamasından çok hoşlanırdım. Küçükken sırf hayır demesin diye çiftliğe gittiğimde teyzeme 'kafam çok kaşınıyor. Sanırım bitlendim.' derdim , tabi o da saçlarımla uğraşmak zorunda kalırdı. Asiye halama da bunu bir kaç kez yapmıştım fakat sonra itiraf etmiştim. ' Saçımla oynanmasını çok seviyorum, o yüzden öyle söyledim. ' diyerek.
O da bana kıyamaz, özellikle uyumakta zorlandığım ve ailemi özlediğim zamanlar saçımla oynayıp bana çok sevdiğim ezgileri mırıldanırdı. Lisede bile. Bu konuda yaşımı kesinlikle önemsemezdim. Saçımla oynamaya maruz kalan sadece teyzem ve Asiye halam değildi. Eylül'e 'hadi kuaförcülük oynayalım' derdim ve müşteri rolüne bürünüp saçımı yaptırırdım , hiçbirini beğenmeyip 'olmadı başka yap' demeyi ihmal etmezdim yeterli olduğuna kanaat getirene dek.
Hâlâ da Eylül'le beraber kaldığımız zamanlarda kucağına yatıp saçımla oynattığım oluyordu. Lakin uzun zamandır ne Eylülle ne de teyzemle görüşebilmiştim. Asiye halam da arada bir saçlarımı örüyordu o kadar. Belki de büyüdüğüm için böyleydi. Ama içimin hâlâ çocuk olduğu zamanlar vardı benim.
'' Tamam kızım , bitti. '' sesiyle topuklarımın biraz acıdığını hissederek kalktım ve dikildim.
'' Teşekkür ederim. '' derken elimi örgüde gezdirip arkaya attım.
'' Ne demek canım benim. Hadi sen namaz kıl da yat. Dinlen biraz. ''
'' Tamam Asiye Hala. '' dedim ve lavaboya yönelip abdest aldım. Üzerime uygun kıyafetlerimi giyip seccademi serdim ve namaza durdum. Namazın ardından ellerimi açıp dua ettim. Önce ümmet ve devlet adına.. Ardından her zamanki gibi annemi, babamı ve abimi en başta sayarak tüm sevdiklerim için yalvardım Rabbime.
Bu kez bir farklı isim de eklenmişti duama; Affan Yılmazkaya.
Seccademi toplayıp kenarı koyduktan sonra yatmak yerine odamdaki balkon kapısına yöneldim. Ellerimi balkon demirine tuttuğumda siyahtan yayılan soğuk parmaklarımı sardı. Bu bana serinlik vermişti. Kafamı gökyüzüne kaldırıp minik yıldızlarda gezdirdim gözlerimi. Işıl ışıl parlıyorlardı. Küçükken annemin, babamın ve abimin nerede olduğunu sorduğumda teyzem bana gökyüzündeki yıldızları göstermiş ''Onlar Cennetteler. Ama sen onlarla konuşmak istediğinde söyleyeceklerini gökyüzündeki üç yıldıza anlatabilirsin.'' demişti. O zamandan beri bir şey olduğunda sabırla gece olmasını bekler ve pencereye-balkona koşup kafamı kaldırarak anlatmaya başlardım belirlediğim üç yıldıza. Büyüdükçe bunun gerçeklikten uzaklığını kavrasam da bunu yapmak beni rahatlattığı için devam etmiştim buna. Yine kaldırdım kafamı ve yan yana duran üç yıldıza baktım.
Bu kez söyleyebildiklerim tek bir cümleden oluşuyordu.
'' Bilmiyorum ki, ne desem, nasıl anlatsam. ''
Büyüdükçe azalmıştı sözcüklerim.
Bir süre izledikten sonra yıldızların pırıltılarını, kollarımı birbirine kavuşturup içeriye girdim. Yorganımı yatağın üzerine koyup düzelttim, başıma dek çektim. Gözlerimi kapatıp uyumak için ne kadar uğraşsam da uyuyamadım. Bir sağa döndüm, bir sola. Sonunda dönmeyi bırakıp kendime söylemeye başladım aklıma gelen ilk ezgiyi..Bunu yapınca uyuyabiliyordum. Bu da olmazsa Asiye halama diyordum da bana o söylüyordu. İşte o zaman uykunun derin kuyularına dalabiliyordum.
' Yıldızları da al yanına,
Güllerin Efendisi...
Bir haber sal şu aşığına,
Ümmetin Sevgilisi.. '
...
??
...
Elimi yüzümü yıkayıp kahvaltı için alt kata indim. Amcam ve yengem çoktan oturmuştu sofraya.
'' Günaydın. '' dedim ve sandalyelerden birine oturdum.
Onlar da günaydın deyip devam ettiler kahvaltıya.
'' Kusura bakma Betül geç kalmamak için seni bekleyemedim, hemen başladım yemeye. ''
'' Sorun değil amca. '' dedim ve bardağımdaki çaya attığım iki şekeri karıştırdım.
'' Betül, dayınlara haber verdik biz. Sen dert etme. Bugün gelecekler hepsi. Burada olurlar akşama. ''
Tuttuğum çay bardağını yerinden kaldırmaktan vazgeçip elimi çektim ondan. Eğer bardağı kaldırmış olsaydım çoktan yeri boylamıştı ve Asiye halamın başına iş açmıştım.
Ben dayımlara haber vermeyi nasıl unutmuştum! Hiçbir şeyden haberleri yoktu. Yaptığım ayıp ve sorumsuzcaydı. Onlar da benim ailemdi çünkü. Bilmeleri gerekiyordu her şeyi en başından beri.
'' Ne zaman haber verdin amca?''
'' Az önce. Buraya davet ettim, bu akşam burada kalacaklar. Yarın da zaten nişan için gelecekler Aydan hanımlar. Yarın da buradalar yani. İsterlerse daha da kalsınlar tabi, başımın üstünde yerleri var. ''
Kafamı salladım ve bir kaç şey atıştırdım. Amcam işe gitmek için evden çıkmıştı çoktan. Ben de odama gidip lacivert eteğimi, bej rengi gömleğimi ve siyah feracemi giyerek başıma da örtümü takarak hazırlandım. Çantama bir kaç kitap, cüzdanımı ve telefonumu koyarak alt kata indim.
'' Yenge ben gidiyorum. '' dedim kapının yanından ona bakıp.
'' Bugün kaçta gelirsin? ''
Ders programını düşünüp hesap yaparak cevap verdim;
'' İkide çıkarım okuldan. ''
'' Tamam, sipariş verdim elbiseni de, eve gelirken oyalanma deneme yapalım. ''
Şimdiden sıkılmıştım, deneme mi?
''Tamam yenge.'' dedim ve veda edip evden çıkarak kapıda beni bekleyen taksiye bindim.
İlk dersim dokuzuncu sınıflaraydı. Sonra bir dersim boştu. Ardından onuncu sınıflara dersim vardı. Boş saatlerde kitap okuyordum. Verimli geçiyordu zaman. 9/B sınıfına girdim ve ardımdan açık kalan kapıyı kapattım.
'' Selamünaleyküm arkadaşlar. Günaydın. '' deyip çantamı masanın üzerine bıraktım.
'' Ve Aleykümselam hocam. ''
'' Size de günaydın hocam. '' gibi karşılıklardan sonra tebessüm edip sınıfa döndüm.
'' Nasılsınız? ''
Ortaya attığım soruya ''iyiyiz'' ''iyi olmaya çalışıyoruz'' ''çok şükür '' gibi sıradan cevapların yanında bir öğrencimin yakınan ses tonuna eşlik eden yanıt da vardı;''Birdahaki dersimiz matematik olmasaydı daha iyi olacaktık hocam. Hatta matematik dersi olmasa dünyanın en iyi ve mutlu insanları olacağız.''
Cümlelerin üzerine sınıfta büyük bir uğultu yükseldi. Herkes hak vererek ve destekleyerek onaylıyordu.
''aynen ya ''
''keşke olmasa şu ders''
''matematiği kim bulduysa zaten...''
Sınıfta oluşan ortamın havası beni güldürmüştü. Matematikten bir eziyetmiş gibi bahsediyorlardı.
'' Arkadaşlar, matematik dersinde eziyet mi görüyorsunuz da bu kadar sevmiyorsunuz?'' dedim sonunda gülerek.
'' Hocam dersin kendisi başlı başına eziyet zaten!'' diyen öğrencime bakıp tebessüm ettim.
'' Ben de lisedeyken sizin gibi düşünüyordum. Bir süre sonra bu fikirden kurtuldum neyse ki. ''
'' Nasıl kurtuldunuz hocam?''
Onlara kısaca matematiğe çalışmama rağmen sınavlardan düşük aldığımdan , bunun moralimi daha da altüst ettiğinden bahsederek nasıl kurtulduğumu da eklemeyi ihmal etmedim.
'' Yani arkadaşlar, her şeyin cevabı bizde aslında. Daha çok isteyeceğiz, daha çok direnip çabalayacağız . Hemen pes etmekle olmuyor. Üzerine gideceğiz ki başarıya ulaşalım. ''
'' Hocam öyle diyorsunuz ama yine de olmuyor ya.''
Bunu söyleyen umutsuz öğrencime baktım.
'' Merak etme, olur, Faruk. ''
'' Tamam hocam, şuan çalıştığımdan iki kat daha fazla matematik çalışacağım. Eğer yine de sınavdan düşük alırsam tüm sınıfa dondurma ısmarlayacaksınız. ''
'' Anlaştık. '' dedim hiç düşünmeden. "Ama daha fazla çalıştığına dair delil istiyorum ona göre. ''
'' Tamam hocam. Her testi, her çabayı göstereceğim size. '' diyen Faruk elindeki kalemle oynamaya devam ederek arkasına yaslandı.
'' Faruk aferin lan. Bizi de düşündün, tüm sınıf için istedin. '' dedi sınıfın diğer ucunda oturan bir öğrencim.
'' Aynen be. '' diyerek onayladı herkes.
Bir süre Faruk pohpohlanadursun, ben de sandalyeme oturup çantamdan tükenmez kalemimi çıkardım.
'' Faruk, düşük al da bi dondurma yiyelim hep beraber. ''
Defteri tam açmıştım ki bu sözcükler döküldü şakacı bir ögrencimin dilinden.
Herkes gülmeye başlarken ben de bunu söyleyen öğrencime baktım. Tabiki ciddiyetle konuşmamıştım.
'' Yani arkadaşının yüksek almasındansa dondurmayı tercih ediyorsun. ''
'' Hocam şaka yaptım ya. Tabiki yüksek alsın. ''
Kafamı sallayıp önümdeki deftere baktım.
'' Gelmeyen var mı? ''
'' Var hocam. ''
'' Kim?''
'' Berkay. '' dedi sınıf başkanı, ardından Faruk'un sesi duyuldu.
'' Ama hocam yok yazmayın. Yoldaymış geliyor. ''
'' Emin misin ? '' dedim Faruğa bakıp.
'' Eminim hocam , mesaj attım az önce. Yok yazdırma geliyorum dedi. ''
Bu sırada az önce şaka yapan öğrencimin sesi duyuldu.
'' Hocam resmen arkadaş kendini ifşa etti. Derste telefonuyla uğraşmış. ''
Bunun üzerine yine bir kaç öğrencinin gülme sesi doldurdu kulaklarımı.
'' Oğlum sen de bi sus ya.'' diyen Faruk olduğu yerde dikleştirdi kendini.
'' Tamam arkadaşlar. Yeter bu kadar.'' dedim ve tüm sınıfta gezdirdim gözlerimi. Bu sırada kapı çaldı.
'' Gel. '' derken herkesle beraber benim de gözlerim kapıya yöneldi.
'' Hocam kusura bakmayın , geç kaldım. '' diyen Berkay girdi içeriye.
'' Gel Berkay, gel. Yerine oturabilirsin. Neden geç kaldığını da öğrenmek isterim tabii. ''
Elini saçlarına götürüp gözleriyle önce bana ardından tahtaya baktı. Anlaşılan herkesin ortasında söyleyemeyecekti. Onu zor duruma düşürmemek için ben devam ettim konuşmaya.
'' Özel bir durumsa söyleme.. Yok yazmadım seni. ''
Berkay minnettar ve şaşkın bakışlarını bana yöneltmişti. Tebessüm edip deftere 'tam' yazarak imza attım ve arkama yaslandım.
Bir süre herkes sessizce durdu. Bunun sebebi az önce 'bu kadar yeter' dememdi. Sesimi yükseltip bağırmadığımdan, bu gibi cümlelerimden anlıyorlardı sessiz olmaları gereken zamanı.
Dersin kalanında 'Derslerin üzerine gitmeliyiz ki başarılı olalım' konusu hakkında biraz konuştum, dinlediler. Arada bir de yorum yaptılar. Zil çaldığında çantamı alıp öğretmenler odasına doğru yürümeye başladım.
'' Betül Hocam! '' sesiyle durup bana yetişmek için hızlı hızlı yürüyen Berkay'a döndüm.
'' Hocam çok teşekkür ederim. Beni anladınız belli ki. Tekrar çok teşekkür ederim. ''
'' Önemli değil ama, bir problem yok inşallah? ''
'' Hocam annem biraz rahatsız. Onunla ilgilendim gece. Çok geç yattım. Zamanında kalkamamışım. Çok özür dilerim. ''
'' Geçmiş olsun. Annene selam söyle. Bir ihtiyacın veya bir sorun olursa haberdar et beni tamam mı? ''
'' Tamam hocam. Çok sağ olun. '' diyen Berkay uzaklaştı yanımdan.
Öğretmenler odasına gitmekten vazgeçip bahçeye çıktım ve bir söğüt ağacının gölgesinde kalan masaya oturdum. Çantamdan kitabımı çıkarıp masanın üzerine bıraktığım sırada telefonumun zil sesi duyuldu. Telefonumu bulup ekranına baktım. Eylül arıyordu.
'' Efendim?'' diyerek kulağıma götürdüm.
Eylül selam verdi, selamını aldım.
'' Ne yapıyorsun Betül hanım?! Dur tahmin edeyim, sen gelinlik seçiyorsundur. Düğünden bir saat önce de bana haber verecektin!''
Eyvah dercesine dudaklarımı gerdim ve gözlerimi ilerideki çimenlere dikip konuştum.
'' Eylül'üm, her şey bir kaç günde oldu. Ben daha ne olduğunu kavrayamadım. Gerçekten bak. Yoksa sana haber vermez miyim!? ''
'' Evlilik bir kaç günde mi kararlaştırılır Betül? Seveceksin, görüşeceksin, tanıyacaksın, anlaşacaksın falan... Sen bana birinden hoşlandığını bile söylemedin. ''
'' İyi de zaten aşık olduğum için evlenmiyorum ki ben. Şimdi sakin olup düşün, senden hiç bir şey sakladım mı? Hayır. Yani bana inanmalısın ve buraya gelmeyi beklemelisin ki sana her şeyi anlatayım. ''
'' Nasıl ya? Aşık olmadığın biriyle mi evleneceksin? N'oluyor Betül? ''
'' Bu akşam bizdesiniz zaten. Yüz yüze anlatırım. Telefonla olacak şey değil bu. Tamam mı? ''
Bir nevi görücü usulü oluyordu bu değil mi? Amcam ve yengem istemiş ben de görüşmüştüm.
'' Tamam. '' dedi Eylül. Sesi iğneleyici tonunu kaybetmiş ve normale dönmüştü.
'' Siz yolda mısınız? ''
'' Hayır. Bir kaç saate çıkacağız yola. Ertuğrul Abim işte, dönmesini bekliyoruz. ''
'' Hım.. Tamam. Yola çıkınca haber ver, merak ederim ben. ''
'' Veririm. ''
Bir süre Eylülle konuşup kapadık telefonu. Ucuz atlatmıştım bunu.
Kitabıma bakarak bir iç çektim ve sayfalarını çevirdim. Kitabın yarısını geçmiştim ve boş saatim bitmişti. Onuncu sınıflara olan dersim için tekrar girdim üç katlı binaya. Daha sakin bir ders olmuştu sabahkine göre. Öğrencilerimin sınavı olduğu için çalışmalarına izin vermiştim. Herkes önündeki defter ve kitaplarla uğraşıyordu. Kimi de birbirine anlamadığı konuları anlatıyordu. Hangi derse sınavları olduğuna bakmak için bir aralık ayağa kalktım ve sıraların arasında gezindim. Biyoloji çalışıyorlardı. Tüm ders böyle geçmişti... Zil sesiyle hepsine sınavlarında başarılar dileyip çıktım sınıftan.
'' Betül Hocam, sizden bir şey rica edebilir miyim? ''
Sesini duyduğum matematik öğretmeni bir bayan arkadaşımızdı. Karşımda durmuş umut dolu gözlerle bana bakıyordu.
'' Tabiki, buyrun. ''
'' Benim yetişmeyen konularım var. Sizin için de uygunsa bugünkü iki dersinizi alsam? ''
'' Benim için sorun değil hocam. '' dedim ve konuşup anlaştık. Bu dersim de boştu yani. Bir sonraki dersim zaten boştu. O zaman ben de gitse miydim? Okulda boş boş duracağıma gitsem daha iyiydi. Derslerine giremeyeceğimi söylemek için 10/A ve 9/A 'ya gittim, gitmişken yoklama defterine imzaları da attım ve okuldan çıkmak üzere merdivenlere yöneldim. Bir şey lazım mı diye sormak için Asiye halamı arasam da telefona cevap vermedi. Ben de Nesrin yengemi aramaya karar vererek ismininin üzerine dokundum. Bir kaç çalışta açmıştı.
'' Efendim Betül? ''
'' Yenge, eve bir şey lazım mı diye Asiye halama sorar mısın? Erken çıktım bugün şimdi okulun bahçesindeyim. Sen de bir şey istiyorsan söyle, gelirken alayım. ''
Yengemin Asiye halama seslendiğini ve bir şey lazım mı diye sorduğunu duydum.
'' Asiye hanıma bir şey lazım değilmiş. Ben de bir şey istemiyorum. Sen erken çıktım demiştin, madem erken çıktın Affan'la yüzük bakmaya git sen de. Kendin seç beğendiğini hem. ''
Yine hafifden bir daraltı içimi sıktı son cümlelerle.
'' Yok yenge, o seçsin işte. '' dedim bahçeye adım attığımda.
'' Kızım git işte sen de. ''
'' Yok, boşver yenge. Gerçekten gerek yok. Hem ben şimdi Süheyla'ya uğrarım bir. Sonra da eve geçerim, dayımlar ve teyzemler gelecek ya. ''
'' Neyse, tamam sen bilirsin. '' dedi yengem ve beni şaşırtarak kabul etti.
Bu esnada ben de okulun çıkış kapısına yaklaşmıştım. Telefonu kapatıp çantama koydum ve açık kapıdan çıkmak üzere hamle yaptım lakin önüme çıkan bedenle olduğum yerde durarak bir adım geri gittim. Dikkat etmediğimden neredeyse çarpacaktım. Kafamı kaldırıp kusura bakmayın demek üzere dudaklarımı aralamıştım ki kaşlarım çatılırken başka sözcükler döküldü dudaklarımdan kendiliğinden.
'' Senin ne işin var burada!? ''