YT1 • Bölüm 4 •

3228 Words
Betül İlgüz *☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆ Bazı şeyler üst üste gelir ve insanı boğmak için yarışır. Bana da öyle mi oluyordu şuan?  Gökyüzünden bir ip sarkıtsınlardı da tutunup çıksaydım semâya ve kurtulsaydım. '' Neden? Buraya gelmem yasak mı?'' Görmek istemediğim suratına kısaca bakıp başımı eğdim önüme. '' Hayır.'' deyip sıkıntıyla bir nefes aldım. '' İyi günler. '' diyerek yanından geçip bir kaç adım attıktan sonra yine önümde belirmesiyle durmak zorunda kaldım.  '' Ben seni görmeye geldim Betül. Kaçma benden. ''  '' Seninle görüşmek istemiyorum Birol. Bunu sana daha önce de söyledim. Şimdi izin ver de geçeyim. '' '' Yüzüme bak Betül! İzin vermeyeceğim, konuşacağız. Özledim seni. ''  Son cümlesini söylerken bana doğru bir adım daha attı. Geri çekilip kaşlarımı çattım.  '' Benden uzak dur Birol! Çıkma karşıma. Ben seni de sana dair hiçbir şeyi de özlemedim. Ve konuşmak da istemiyorum. '' '' Benimle böyle konuşma Betül. Sana sahip olma arzumu arttırıyorsun. '' 'Ya sabır.. Bir insan terslenince karşısındakinden soğur, bağlanmaz.' diyen iç sesim öyle haklıydı ki!! '' Psikopat olduğuna bir kez daha inanıyorum Birol. Kimsenin bunu farketmemesi çok acı. Son kez söylüyorum, uzak dur benden. Çek git hayatımdan. Sen yokken gayet mutluydum. '' Tüm sarf ettiğim sözcüklerin boşa gittiğini kanıtlayan cümleler döküldü ağzından; '' Seni seviyorum Betül. Hayatımda biri olacaksa o da sen olacaksın. '' '' Ama ben seni sevmiyorum. Yazık, demek hayatında hiç kimse olmayacak. Bence benden umudu kes, hayatına başkaları girebilsin.'' dedikten sonra uzatmamak için şu cümleler döküldü dilimden; ''Hem ben evleniyorum.''  Kafamı kaldırıp tepkisini görmek için bir kez daha suratına baktım. Gözleri öfke kusuyordu. Kaşları çatılmış, yanağındaki çizik iyice belirginleşmişti. O çizik çocukluğundan beri vardı, bunu bilmemin sebebi de oydu tabiki. Yine bir gün karşıma çıkıp ''Sen de tıpkı bu iz gibisin. O çocukluğumdan beri benimle. Sen de benimle kalacaksın uzun süre.'' diyerek bunaltmıştı beni. Bir cevap beklemeden yanından geçip yürümeye başladığımda sesi duyuldu;  '' O düğüne ancak engel olmak için gelirim!!''  Gözlerimi devirip kaldırım taşlarını seyredurdum. İnsanlar her şeyi söylerdi, söylemek kolaydı . Ama söylediğinin arkasında durmak ve sarfettiğin sözcükleri icraata geçirmek hiç de öyle değildi. Bu nedenle onu umursamıyordum. Eve hemen gitmekten vazgeçmiştim. Hastaneye girip Süheyla'nın odasına doğru yürümeye başladım. İki kat merdiveni çıkmayı tercih ettim ve asansörün yanından geçip gittim. Odanın önünde durup kapıyı tıklattım bir kaç kez lakin içeriden ses gelmiyordu. Kapı kolunu indirip odaya göz attığımda boş olduğunu gördüm. Vazgeçip gitmek üzere arkama döndüğümde koridorun karşısından gelen Süheyla'yla buluştu gözlerim. Kafası öne eğik, ellerini siliyordu beyaz bir bezle. Kafasını kaldırıp beni gördüğünde suratındaki yorgunluk ifadesi biraz olsun kayboldu ve gülümsedi.  '' Betül, hoşgeldin. ''  '' Hoşbuldum. SelamunAleykum. '' derken sarıldık birbirimize. '' Ve Aleykumselam. Gel içeri geçelim.'' Odaya girip karşılıklı oturduk. Masasına oturmaktansa benimle oturuyordu her geldiğimde Süheyla. '' Bir şey içmek ister misin?'' Teklifini reddedip hâl hatır sormamla uzunca bir sohbete giriştik. Ben de o da anlatmıştık birbirimize yine ne var ne yoksa. Biroldan da bahsetmeyi ihmal etmemiştim. '' Yine mi o manyak! '' diye cırlamıştı Süheyla ve ''Evleneceğini öğrenince bu kadar rahatsız edemez seni. Öğrenmiş de. Merak etme artık çıkmaz karşına. '' demişti.  Saate baktığımda üçe geldiğini gördüm ve artık kalkmam gerektiğini söyleyip ayaklandım. '' Eylül'e söyle, beraber bir şeyler yemeye gidelim. ''  Süheyla ve Eylül tanışmışlardı ve şimdiye dek dört kez yüzyüze görüşmelerine rağmen onlar da birbirlerini çok seviyorlardı. '' Söylerim tabi. '' dedim ve vedalaşıp yengemin 'tarzım olmayan' etkinliklerine doğru yol aldım. Feracemi çıkarır çıkarmaz yengemin sesi doldurdu kulaklarımı. '' Betül! Elbisen geldi az önce. Hadi çabuk gel de deneyelim. ''  İçeriye sürüklenen yavaş adımlarım yengemin benimle bu kadar ilgilenmesine alışık olmadığımı savunan düşüncelerime eşlik ediyordu. Hızlı adımlarla yanıma ulaşıp ellerinin arasında sıkıca kavradığı, aynı zamanda da havaya kaldırdığı elbiseyi üzerime tuttu ve '' Ayy. Çok güzel olacak. Hadi dene hemen. '' diyerek elime tutuşturduğu gibi beni yukarıya itekledi. Elmecbur, bir nevi pembe olan elbiseyi giydim. Neyseki bu pembeden farklıydı. Sevmiştim rengini.  Yine de koyu renk olsaydı keşke. O ân gelişigüzel, uğraşmamak için 'bu olsun o zaman' demiş ve dikkat etmemiştim. Kapının tıklatılma sesi geldiğinde 'gelebilirsin yenge, giydim.' dememle elinde elbiseyle aynı renk bir şal tutan yengem girdi içeriye.  '' Ayy. Valla çok güzel oldu Betül. Çok yakıştı sana bu renk ve bu model. Bu örtüyü de internetten ısmarladım. Tak bakalım nasıl olacak. '' Başımdaki siyah örtüyü çıkarıp elimdekini taktım ve aynanın karşısında durdum. Güzeldi elbise. '' İyiki bunu seçmişiz. Çok güzel oldu. Aydan hanım hiç bir şey diyemez sana bu güzellikle. ''  '' Aydan Hanım?'' Tüm sözcükler arasında takıldığım nokta buydu. '' Affan'ın annesi. '' diyerek yanıtladı beni yengem. '' Hayır, Affan'ın annesi olduğunu biliyorum. Demek istediğim, 'bana ne diyecek ki?' Aydan hanım? '' Yengem suratını biraz ekşitip yanıma yaklaştı ve elbisenin bir kaç yerini düzeltti eliyle.  '' O biraz tabiri caizse 'cadoloz'dur. Çok eleştirir insanları. Düşün bak, benden iki kat fazla. Ben bile onun yanında melek kalırım. Sen onun oğlu için seçtiği kız değilsin, bir de örtülüsün ; senden hoşlanmayabilir. Onu kafana takma. ''  Bu sözcükler gün boyu beynimde dönmüştü ve kurtulmama yardımcı olan şey, kapı sesiydi. Eve misafir nadiren geldiğinden, amcam da çoktan eve dönmüş olduğundan bizimkilerin geldiğini anlamış ve koşarcasına kapıya varıp kolunu aşağı indirmiştim.  Karşımda ilk gördüğüm kişi dayımdı.  '' İbrahim Demiray, sizi burada görmek büyük şeref. '' diyerek atıldım kollarına ve ekledim , '' Hoşgeldin dayıcım.'' '' Hoşbulduk cırcır böceği. '' diyerek uzunca süre hapsetti beni kollarına. '' İbrahim kızı bırak da sıra bize gelsin. '' diyen yengemin sesi duyulunca dayımın kollarından sıyrılıp ona da sarıldım. '' Hoşgeldin Gülsüm Yenge. ''  '' Hoşbulduk Betül. '' diyerek kısaca sarılıp ayrıldı benden. Şimdi karşımda Fatih abim duruyordu. Dayımın oğlu. Ona da uzaktan , içten bir hoşgeldin gönderip içeriye buyur ettim. Bu sırada amcam ve Nesrin yengem de kapıya gelmişlerdi. Onlar da benden ayrılana sarılıp veya elini sıkıp hoş geldin diyorlardı.  Fatih abimin peşine anaannem girdi görüşüme. Tonton yanaklarını sıkıp öptükten sonra siyah örtüsünü alıp askıya bıraktım hızlıca. '' Oo. Hatice hanım hoş geldiniz. Safalar getirdiniz..'' diyen amcam anneannemin elini öptü.  Enişteme ve başbelası kuzenim Eren'e de uzaktan hoşgeldiniz deyip gözü yaşlı teyzeme sarıldım kocamanından.  '' Ne kadar güzelleşmişsin ve büyümüşsün birtanem benim.'' diyerek beni kollarından bırakmıyordu tâ ki ''Hala yeter bırak da biz de görelim kızın yüzünü. '' sözünü duyana dek.  Ertuğrul abimin ikazıyla teyzem beni bıraktı ve Ertuğrul abim devraldı görüşme sırasını. Eliyle kafama hafifden vurup 'bu ne kız boyuma yetişmeye mi çalışıyorsun utanmadan?' diyerek bir süre kıvrandırdı beni sözleriyle. Aslında kafama vurmasa iyi olacaktı ama huyu işte. '' Ertuğrul abi sen de anneme diyorsun ama kendin çıkmadın kızın başından. Çık da beni mahrum bırakma ondan.''  Duyduğum sesle küçük bir çığlık atmış olabilirdim. Anlaşılan Eylül'ümü en sona itelemişlerdi. Ertuğrul abimin önünden hızla geçip kollarımı boynuna doladım hasret kaldığım Eylül'ümün. '' Hoşgeldin ...'' diye mırıldandım.  '' Hoşbuldum..'' dedi ve ayrılıp birbirinize baktıktan sonra tekrar sarıldık. '' İçeride devam edin koklaşmanıza lütfen. ''  Ertuğrul abimin sesiyle birbirinizden ayrılıp kolkola girdik ve içeri girip kapıyı ardımızdan kapattık.  Nesrin yengem Eylül'e de hoşgeldin deyip sarıldı ve içeriye geçti, Murat amcam zaten içerideydi anlaşılan. Biz kolkola içeri girdiğimizde Murat amcam da Eylül'e hoşgeldin dedi. Etrafa baktım. Tüm sevdiklerim bir aradaydı 'neredeyse'. Tekli koltukta anaannem Hatice Demiray oturmuş; Üçlü koltuğa İbrahim dayım, Gülsüm yengem ve Fatih abim sıralanmış; İkili koltukta iki baş belası olan teyzemin oğlu Eren ve dayımın oğlu Ertuğrul abim oturmuştu. Diğer üçlü koltuğa Yahya eniştem, Hülya teyzem ve Nesrin yengem sıralanmış, Murat amcam tekli koltuktan bize oturmamızı sesleniyordu. İki sandalyeyi yan yana koyup Eylül ve ben de oturduk.  İşte bu kadardı mutluluklarım, Murat İlgüz Nesrin İlgüz Hatice Demiray İbrahim Demiray Gülsüm Demiray Fatih Demiray Ertuğrul Demiray Hülya Önder Yahya Önder Eren Önder Eylül Önder Süheyla Ayyıldız Asiye Çapa Bilmiyordum ileride eklenir miydi oraya Affan Yılmazkaya. Varım yoğum ailemdi. Onlar da olmasa nice olurdu halim. '' Evet Betül, anlat bakalım bana. '' diye fısıldadı kulağıma Eylül.  '' Toplum içinde mi? Saçmalama. Az sabret yemekten sonra anlatırım. '' '' Bak sofrayı kaldırır kaldırmaz dinleyeceğim seni ona göre. Hem odanı da merak ettim, görmüş olurum. '' '' Odam aynı. Sadece bir kaç dekor-süs eşyası almıştım o kadar. Hem zaten göreceksin, beraber yatacağız bu gece. '' dedim gülerek. Kafasını salladı ve onayladı. Yemekten sonra dinleyecekti, öyle de oldu. Önce sofrayı kurup kaldırmaya yardım ettik görevli kıza. Asiye halamın bir akrabasının düğünü olduğundan bugün yoktu. Yerine başkası gelmişti.  ''Ben yerleştiririm bılaşıkları, bu benim işim, para alıyorum. Lütfen bırakın da yapayım. '' diyen kızı kırmadım ve Eylül'ü çağırmak için içeriye girdim. Asiye halama yardım etmeye alışık olduğumdan ona da yardım etmiştim. İçimden geliyordu ne yapayım. '' Kızım otursaydınız burada. Hep beraber sohbet ediyorduk. '' diyen Gülsüm yengeme cevap Ertuğrul abimden geldi. '' Anne bırak gitsinler. Sonra burda başımızın etini yiyecekler. Biliyorsun biraraya gelince cırcır böceği gibi cırlıyor bu ikisi. ''  Eylül ve bana cırcır böcekleri diyorlardı küçüklüğümüzden beri hepsi. Ertuğrul abime 'aşkolsun' bakışımı yollayıp sesi soluğu pek çıkmayan Fatih abime döndüm bu kez. '' Fatih abi sen az önce banyoyu sormuştun, şu an boş. İstersen kullanabilirsin. '' Nesrin yengem dağınık saçlarını topluyordu o sırada da. '' Tamam Betül, sağol. '' dedi ve o da ayaklandı. Fatih abim sessiz sakin bir tipti. Tabi kalabalıkta ve yanında yabancı varsa. Sadece kuzenler olarak kaldığımızda o kadar da sessiz değildi. Benden bir yaş büyüktü aslında ama abi diyordum tabiki. Ve açık konuşmak gerekirse elâ gözleri, kahverengi saçları, yüz tipiyle üç kuzenimin arasında en yakışıklısı oydu. Kötü niyetle hiç bir zaman bakmıyor ve kıyaslamıyordum tabiki. Ertuğrul abimse üç yaş büyüktü benden.. Espiriler, laf sokuşturmalar, artist hareketler... ne ararsan bulurdun. Eylül ve beni sinir etmeye bayılırdı.  Ve Eren. O da 19 yaşındaydı. Ve Ertuğrul abimin kardeşi olsa bu kadar benzerdi huyları! Fatih abimin sessizliğiyle sakinliğiyle uzaktan yakından alakâsı yoktu mesela. Eylül ablası olmasına rağmen ona da benzemiyordu. Eren, ayrı bir dünyaydı. Fatih abime banyonun ışığını yakıp kendi odama geçtim. Eylül çoktan içeriye girmiş ve yatağıma oturup bağdaş kurmuştu. '' Hadi anlat bakalım. '' derken, ben henüz odanın kapısını kapatmakla meşguldüm. Sabırsız kızdı bu cidden.  '' Şimdi, amcamla başlıyorum. Amcamın işleri son zamanlarda pek iyi değildi...... .... Sonra kafeye girip etrafa Affan nerede diye bakınırken Serhat'ı gördüm. '' Eylül hızla lafımı kesti burayı anlatırken. '' Dur dur. Serhat, Affan çıktı değil mi?! Affan Serhat Yılmazkaya?''' Gözlerimi kısıp ona baktım dikkatle.  '' Nerden bildin?'' Büyük bir zafer kazanmış gibi bal rengi hârelerini benimkilere sabitledi ve eliyle zafer işareti yaptı  '' Nasıl da bildim ama. Sezgi denir buna güzelim. ''  Gözlerimi dalga geçercesine devirip devam ettim anlatmaya.  '' Serhat yok isminde. Sadece Affan Yılmazkaya.......... İşte böyle. ''  Eylül bir süre durup düşündü. Hazmediyordu muhtemelen.  '' Hayırlısı olsun. Fotoğrafı var mı?''  Kafamı iki yana sallayıp 'hayır' dedim ve titreyen telefonumu cebimden çıkarıp bilinmeyen numaranın çağrısını reddettim. '' E sosyal medya ne güne duruyor. '' diyen Eylül cep telefonunu çıkarıp internetini açtı.  '' Soyadı ne demiştin? '' '' Yılmazkaya. '' dedim ve telefonum tekrar çalınca açtım.  '' Buyrun? '' '' Betül? '' '' Kimdiniz, tanıyamadım? '' dedim erkek sesi tanıdık gelmeyince. '' O düğünü yapmayacaksın. ''  Odada başka ses olmadığından Eylül de duymuştu. Telefona elini uzatıp hoparlörü açtı ve 'kim bu?' diye fısıldadı bana. '' Birol, yeter artık. İleri gidiyorsun. '' dedim ve çatılmış kaşlarımı sanki görebilirmiş gibi telefonun ekranına yönelttim. '' Asıl sen ileri gidiyorsun Betül. Evlenmeyeceksin her kimle evleneceksen. ''  Sinirden dolan gözlerimi sabitlediğim ekrandan kaydıran şey ---  Hayır, gözlerim ekrandan değil ekran baktığım yerden kaymıştı çünkü telefon elimden alınmıştı. '' Bana bak lan, birdaha bu numarayı bırak aramayı, tuşladığını bile görmeyeceğim. Bu kızın peşini bırakacaksın. Rahatsız etmeyeceksin. Aksi takdirde sen rahatsız olursun. Sahipsiz mi sandın oğlum sen Betül'ü. Senin istemenle evlenmeyecek değil. Şimdi git hayatını yaşa, adını dâhi duymayayım. ''  Şaşkınlıkla gözlerimi Fatih abime çevirdim. Telefonu Birol'un suratına kapatmış ve bana uzatıyordu. Ona en minnettar bakışlarımı yolladım.  '' Kim bu Birol? Anlat bakalım Betül. '' '' Üniversiteden, aynı bölümdeydik. Bir aralar sürekli benimle konuşmaya muhabbet etmeye çalışıyordu. Sonra işi büyütüp senden hoşlanıyorum falan dedi. ''  '' Bundan niye bizim haberimiz yok? '' Başımı suçlu edasıyla öne eğdim. '' En başta korktum ve çekindim size söylemeye. Sonra tam söylemeye karar vermişken mezun oldum, işe başladım ve bir daha görmedim onu. Bu yüzden bir şey demedim. '' '' Eee?'' '' Bir kaç gündür yine ortalarda. Uğraşmasın diye bu sabah, evleneceğimi söyledim ama bu sefer de evlenmeyeceksin diye konuşuyor boş boş. '' Fatih abim kafasını salladı.  '' Bak Betül, sen bizim emanetimizsin. Hele de bende yerin çok ayrı. Bir şey olunca ne çekin ne de kork. Bana gel. Ve hayatında olan bu tür her şeyi bilmek istiyorum ki sana yardımcı olabileyim. ''  '' O herif de bir daha ararsa sorarsa bana haber ver: adını, soyadını, numarasını da atmayı unutma ki işim kolay olsun. '' Kafamı sallayıp bir süre Fatih abimi teşekküre boğdum ve kimseye söylememesi için söz aldım. Odadan tam çıkacakken arkasını döndü,  '' Yaa ben buraya havlu almaya gelmiştim. Bir de seccade. ''  '' Hemen vereyim. '' diyerek kalktım yataktan ve çekmeceyi açıp seccade, dolaptan da havlu çıkarıp uzattım ona. '' Teşekkür ederim. '' deyip çıktı odadan. Eylül'le kesişti bakışlarımız. '' Biraz da iyi oldu bu. '' dedi kafasını sallarken. Ben de onayladım ve tekrar oturdum yatağa.  '' Şimdi bana bu çocuk yine nerden çıktı onu da anlat Betül. ''  Kafamı geri atıp gözlerimi yumdum. Bıkmıştım anlatmaktan. '' Eylül, abime anlattıklarım yeterli. Yine bulmuş beni işte. Bak ben sana ne diyeceğim, Süheyla selam söyledi bir şeyler yemeye gidelim diyor. '' '' Olur. Aleykûmselam. Zaten bir kaç gün daha buradayım ben. '' '' Güzel. '' dedim, sevincim dışarı çok vurmasa da 'fazlaydı'.. '' Yarın kız isteme vardı değil mi?'' dedi Eylül bileğindeki saati çıkarıp komidinin üzerine koyarken. '' Kız isteme. Nişan. İmam nikahı. '' '' Yuh. Bir düğünü sığdırmadığınız kalmış aynı güne. '' diyen Eylül'ün cümlesi biter bitmez kahkahalara boğuldum. '' Öyle olmuş valla. Ama benim bir alâkam yok, kim ayarladı bilmiyorum. ''  '' Hımm...'' yapan Eylül telefonunu görünce bana kaşlarını çatıp baktı . '' Hiç hatırlatmıyorsun! Fotoğrafına bakacaktık damadımızın...'' diyerek yine kurcalamaya başladı telefonu. '' f*******: kullanmıyor sanırım? Bir baksana şuraya bunlar mı? '' Kısaca gözgezdirip kafamı iki yana salladım. Bir kaç yere daha baktı. Bulamayınca oflayıp duruyordu. '' Kızım, bu çocuk asosyal sanırım? Son çâre instagrama bakıyorum. Burda da yoksa büyük hayal kırıklığı yaşayacağım. ''  Bir yandan kendisi bakıyordu tanıyacakmış gibi, bir yandan da bana bu mu diye soruyordu. Affan'a benzeyen birini görünce durdurdum onu ve bumu diye bakmak üzere fotoğrafa dokundum. Sayfası açıldı.  @affan-yılmazkaya  Affan Yılmazkaya  İsim kısmından gözlerimi çekip rastgele en üstten bir fotoğrafa bastım ve büyüttüm.  Oydu. '' Bu. '' dedim ve gözlerimi çektim ekrandan. Kendi telefonumu aldım elime. Gönderilen; Süheyla'm  Eylül bir kaç gün buradaymış. Müjdeli haberi vereyim dedim.  Bu sırada Eylül de fotoğraflara bakıyordu.  '' Boyu posu gayet iyi maşaAllah Betül. Yakışırsınız.'' dı ilk yorumu. O bakadursun, ben cevap bekliyordum Süheyla'dan. Sonunda telefonum titredi ve ekran kilidini açtım. Süheyla yerine Affan'dı mesaj atan. Açılması için mesajın üzerine bastığım sırada Eylül'ün sesi duyuldu.  '' Sen hiç bu profili inceledin mi?'' '' Hayır hiç bakmadım. Neden?'' dedim kafamı kaldırıp balrengi hârelere bakarak.  '' Bence de bakma. '' diyince nasıl merak etmeyebilirdim ki?  Telefonu hızla elinden çektim ve fotoğrafları aşağı doğru kaydırdım. '' Ne var bunlarda ki?'' dememe kalmadan kendi başına ve erkek arkadaşlarıyla çekilmiş fotoğrafları bitti, araya bir kaç fotoğraf sıkıştı esmer bir kızla çekilmiş. İncelemek yerine, kızın etek boyunu görür görmez bıraktım telefonu elimden. Kardeşi olsa, biraz olsun Affan'a benzerdi değil mi? Ama kız esmer ve renkli gözlüydü. '' Banane yani ondan. Naparsa yapsın.'' diye mırıldanırken gönderdiği mesaja çevirdim gözlerimi. Gönderen; Affan  Heyecanlı mısın?  Çatık kaşlarımı düzeltmeye uğraştım. Bu ara çok çile çekiyorlardı.  Gönderilen; Affan  Neden heyecanlı olacakmışım ki!? Bir kaç dakika sonra titredi telefon. Bana göre geç yazmıştı cevabı. Gönderen; Affan Yarın ilk defa nişanlanacaksın ve nikahlanacaksın ya, ondan.  Bir erkek sana helal olacak, yanında rahat olabileceksin? Helal olacakmışmış. Rahat olacakmışım. Neden rahat olacak mışım canım? Hiç de olmayacaktım rahat falan. Hem annesi hakkında yengemin söyledikleri de aklımda çınlamaya başlamıştı yine. Belki de Aydan hanım o esmer kızla evlendirmek istiyordu Affan'ı? Gönderilen; Affan  Tabi sen alışıksın kızlarla rahat rahat gezmeye falan. Senin için sorun yok. Alışacak bir şey de yok, değil mi? Şimdi neden tüfeği ona doğrultmuştum bilmiyorum. Sinirdendi belki de... '' Cidden sananeymiş ondan Betül. Naparsa yapsın diyorsun bide. '' Eylül'ün sesini duyunca kızgınlıkla ona döndüm.  '' Ne diyorsun sen Eylül? İmâlarını ezbere bildiğimi unutma. '' '' Çocuğa açık açık deseydin bari Betül. Şimdi anlamayacak, yazık. '' '' Eylül !!'' diye bağırdım ve elime gelen yastığı fırlattım ona. '' Ben sadece rahatsız oldum. Beni biliyorsun, hayal kurarken---'' Cümlemi Eylül tamamladı. '' Hayal kurarken hep senden başkasına gözü değmemiş, helalinden başkasına dokunmamış biriyle evlenmeyi hayal ederdin. Biliyorum. '' dedi ve kollarını doladı bana. '' Evet... Benden başkasını sevmemiş, âşık olmamış.. Kollarına almamış...''  Gözlerimin yaşaracağını hissedince örttüm gözkapaklarımı kahverengi hârelerimin üzerine. '' Olsun be Betül. Vardır her şeyde bir hayır. Bir hayal gerçek olmaz, bir diğeri olur. Hem daha o kızın kim olduğunu bilmiyoruz ki.''  Eylül'ün kollarından sıyrılıp tekrar ekrana döndüm.  Gönderen; Affan  '' Seni birileri kızdırmış mı, kitap kurdu? O birileri benim sanırım. Ne yaptım bilmiyorum ama, söyle de telafi edelim bari. ''  Elimle ağrıyan gözlerimi ovuşturdum. Gönderilen; Affan  Yok, bir şey yapmadın bana. Strestendir o. Kusura bakma akşam akşam seni de rahatsız ettim. Hayırlı geceler.  Daha fazla uzatmayacaktım. Dört dörtlük olup da hayallerimdeki figürlere uyacak değildi ya çocuk?! Gönderen; Affan Sana da hayırlı geceler, kitap kurdu. Rüyanda kurbağa'nı gör. Söylediğinden bir şey anlamamıştım. Eylül de okumuş ve gülmüştü. '' Anladın mı ki ne dediğini? ''  '' Evet. '' dedi ve başındaki şalın iğnelerinden birini çıkarıp kenarıya koydu.  '' Kurbağa'nı derken 'kurbağa prens' i kastediyor. Yani Prensini gör diyor sana çaktırmadan. Bir de kitap okuyorsun o kadar Betül. ''  '' Ben kurbağa prens veya cüceler okumuyorum Eylül! '' dedim elimle kitaplığımı işaret edip. Eylül kafasını salladı gülerek. '' Yine de anlamalıydın. ''  '' Anlamasam da olurmuş. Sanki çok önemli. '' dedim ve neden Süheyla cevap vermedi diye merak ederek aradığımda annesi bugün çok yorulduğunu ve erkenden yattığını söylemişti. İyi geceler diyerek kapattım telefonu ve bonesini de çıkarıp kumral saçlarımı serbest bırakan Eylül'e çevirdim gözlerimi. '' Ben de namaz kılayım, yatalım. ''  Yatak zaten hazırdı. Eylül pikeyi kaldırıp altına girdi ve elindeki telefonu kurcalayarak oyalanmaya başladı beni beklerken. Ben de namaz kılıp alt kata indim, herkes nerede yatacağını konuşuyordu. Tartışmaya son vermek adına sesimi yükseltip konuştum. '' Eylül ve ben benim odamda kalacağız. Yahya eniştemle Hülya teyzem de yukarıdaki misafir odasında yatar. Dayımla Gülsüm yengem de alt kattaki misafir odasında yatar. Eren ve Ertuğrul abime burada yatak açarız. Anaannem zaten her zamanki gibi bizim odada yerde yatar. ''  '' Fatih abim ne olacak? '' dedi Eren açığımı yakalamış gibi.  '' O da sizinle aynı odada yatabilir Erencim. Odada yeterince koltuk var ve hepsini yatağa çevirebiliriz. Şimdiye dek sığdık , yine sığarız. Koskoca ev. ''  Başarıya ulaşan planım üzerine teyzemler ve dayımlar misafir odalarına gittiler , ben de içeriye abimler için yatak açmaya yardım ettim ve üç koltuğa da son olarak battaniyeleri koyduktan sonra iyi geceler deyip anaannemi de alarak odama çıktım.  Anaanneler yerde yatırılır mı torunlar yatakta mışıl mışıl uyurken demeyin, anaannem evinde de yerde yatan biri. Anca yerde yatınca rahat edebiliyordu benim tontişim. Anaannemle odaya girdik. Eylül çoktan yere yatak sermişti. Gelirken yanında getirdiği pijamalarını giyen anaannem besmele çekip yumdu gözlerini. Eylül ışıksız uyuyamazdı, bunu bildiğimden gece lambasının düğmesine bastım. Basar basmaz etraf yıldız dolmuştu.  '' İnanmıyorum! Bu çok güzelmiş Betül! Bende istiyorum bir tane, nereden aldın? ''  Gülümsedim ve dış kıyafetlerimden kurtulup geceliklerimle kaldım. '' Sana da aldım aynısından hediye. Ama seninki mavi, haberin olsun.'' '' Gerçekten mi? Çok teşekkür ederim düşünceli cırcır böceğim benim. '' diyen Eylül yanağıma bir öpücük kondurdu ve arkasına dönüp uykuya bıraktı kendini. Bense yaklaşık yarım saat dönüp durduktan sonra uyuyabilmiştim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD