YT1 •Bölüm 1•

3753 Words
Betül İlgüz *☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆ Hayat ne demektir? Bu soruya cevap vermek için bir ömür yetmeyebilir lakin şuan hayat denen libasın beni hem aklımdan hem de kalbimden vurduğunu biliyorum. Yıldız aşığı bir kız olarak beni sallanmakta olduğum yıldız nakışlı salıncağımdan indiriyor yavaştan hayat, ve anlaşılan bir şey yapamayacağım çünkü haklı olacağı bir neden var.Yıldızlara anlatmam gereken önemli şeyler oluyor... Yedi yaşımdan beri, amcamın himayesi altında büyüdüm ve şimdi amcamın bana ihtiyacı var. Ama bu biraz sıkıntılı bir durum. Ve yengem bunun benim için anlamını kavrayamamış olacak ki teklifinde ısrar edip duruyordu. ''Bak kızım, sen dinini düzgün yaşamaya çalışmıyor musun? Çocuk da seninle evlenmek istiyormuş. Görücü usulü olacak yani bir nevi. Sevgililik yok, oh mis senin için. Hem çocuk da iyi biri. Amcan da onay veriyor. '' Aslında bu yönden bakınca mantıklıydı. Benimle evlenmek istediğini velim durumunda olan amcama belirtmişti henüz tanımadığım beyefendi. Amcam da bunu bana sunmaya çekinmişti lakin yengem rahatça önüme sermişti her şeyi. Fazla rahatça. Mesela onunla evlenirsem amcamın işlerinin düzeleceği gerçeğini de dile getirerek. '' Bilmiyorum yenge...'' dedim; tüm şaşkınlığım suratıma yansımıştı. ''Küçüklüğünden beri sana baktık Betül. Özellikle de amcan seni çocuğu gibi gördü. Bu yaşa geldin, okulunu okudun, öğretmen oldun, bir akşam olsun aç kalmadın. İstediğin her şeyi yaptık. Amcana bunu borçlusun kızım. Ona bunu borçlusun. Hem kendin de yuva kurmuş olursun harama bulaşmadan. '' Şöyle bir düşündüm de, haklıydı yengem. Onlara çok şey borçluydum. Bugün burada sağlıklı, varlıklı bulunuyorsam; amcam sayesindeydi. Lakin gönlümü vermediğim biriyle evlenmek beni kim bilir ne durumlara sokacaktı? Üstelik şimdiye dek evliliğin 'e' sini düşünmemiştim. Yengem topuzundan kaçan bir tutam kızıl saçı kulağının arkasına sıkıştırıp yeşil gözlerini bana dikti. ''Bir düşün kızım. Eğer kabul etmezsen, işler batacak. Amcanın işi elinden gidecek. Alıştığı hayat alt üst olacak. Belki evimiz bile alınacak elimizden. Rahata bu kadar alışmışken, amcan varlığını kaybederse nasıl yaşar? Neler çeker? '' Aslında yengem, biraz da kendisi adına konuşuyordu. Çünkü kuaförler, her hafta alışverişler derken, bu hayattan koparsa kolay kolay alışamazdı başka hayata. ''Tamam yenge, düşüneceğim. '' dedim ve elimdeki siyah telefonumun kenarındaki düğmeye basıp saate baktım. ''Ben derse geç kalmayayım. Akşam görüşürüz.'' ''Görüşürüz canım. '' dedi yengem, kısık çıkan sesime karşın gayet normal ve yapmacık gelen ses tonuyla. Çantamı koluma asıp çıktım evden. Okulda zaman çabuk geçiyordu şu sıralar. Dersin bittiğini haber veren zil sesiyle çocuklar sınıfı boşaltmak üzere hareketlendi. Arka sıradan Kerem adlı öğrencimin sesi geldi: '' Çıkabilir miyiz hocam? '' '' Çıkabilirsiniz, afiyet olsun. '' dedim çünkü öğlen olmuştu ve herkes yemeğe gidecekti. Kimi teşekkür etti, kimi de 'size de hocam' dedi ve sınıfta bir kaç öğrencim kaldı. Çantamı alıp ben de sınıftan çıktım. Derste pek aklım başımda olmadığından, çocukların da işine gelmişti bu durum ve film izlemişlerdi. En azından izleyecekleri filmi ben seçmiştim. İşe yaramaz şeylerle vakit kaybetmektense biraz olsun bilgilenip uyanabilecekleri şeyleri izlemeleri onlar için daha iyiydi. Rehber öğretmen olduğum için öğrencilerime istediğim bilgileri aşılamak zor değildi. İşlemem gereken konular veya işlemler yerine, insani şeyleri öğretmekti benim görevim. En azından ben böyle görüyordum. '' Betül Hocam hayrola, 10/C'ye mi dersiniz vardı? '' '' Hayır hocam, 11. sınıflaraydı dersim. '' dedim ve '' Neden ki? '' diyerek ekledim. '' 10/C ye kim girse pestil olmuş bir şekilde çıkıyor dışarıya ya, ondan dedim. '' Buruk bir tebessüm gönderdim karşımdaki Ayşegül Hocaya. İngilizce öğretmeniydi kendisi. Otuz küsür yaşındaydı lakin iyi anlaşmamamız için bir engel yoktu. '' Hasta mısın? '' dediğinde öğretmenler odasına gelmiş ve masaya oturmuştuk. '' Yok, biraz kafam dağınık.. Önemli değil. Siz nasılsınız hocam? '' dedim ve kendimden uzaklaştırdım konuyu. Az sonra sohbetimizi bölen, telefonumun sesi oldu. Özür dileyip müsaade istedim ve telefonuma bakmak üzere kalkıp pencereye yaklaştım. Nesrin Yengem. '' Efendim yenge? '' '' Kızım karar bekliyorlarmış da ondan aradım. '' Sıkıntılı bir nefes aldım. Murat Amcama borçluydum bu iyiliği. Kendi kızı gibi büyütmüştü beni. Hem zaten kendi kızı olsa bana mı teklif ederlerdi bunu? Hem en azından bir görseydim nasıl biriymiş. Görüşmemiz hemen evlenceğimiz anlamına gelmiyordu ya. '' Yenge -- '' dedim ve bir kez daha düşündüm. Benden önce yengem konuştu. '' İstersen şirketinin durumu düzelince ayrılabilirsin. Çocuk kabul eder bu durumu. '' ''Nasıl yani? '' ''Yani, bir nevi sahte evlilik olabilir kızım ama sahte olduğunu sadece sen, ben ve çocuk bilecek.'' ''Bu arada, ismi Affan Yılmazkaya. Ne diyorsun yengecim? '' İsmini zaten biliyordum. Bir süre bekleyip düşündükten ve derin bir nefes aldıktan sonra, '' Önce bir görüşsek iyi olur, hiç tanımadan %100 bir şey demeyeyim.'' dedim ve yengemin sevinç çığlığı doldurdu kulaklarımı. Ardından bana övgüler ve güzel sözler yağdırıp 'müjdeli haberi' amcama ve Affan'a ulaştıracağını söyleyip kapattı telefonu. Kesin bir şey demememe rağmen fazla sevinmişti. Ayrıca sahte olmazdı ki. Madem evleniyordum, yuvamı neden yıkacaktım? Eğer Affan beyimiz içkici, kumarcı, kötü biri değilse ve sevebileceğim biriyse ayrılmak fikrini ihtimal bile değildi. Nikah çocuk oyuncağı değildi, evlilik de öyle. Hem o ne öyle sahte evlilik falan! Bu yılın moda yaz dizileri gibi! Hep yanlış anlamalar, hep sahte evlilikler, roller, sakarlıklar. Gerçi sakarlık kısmına bir şey demek istemiyordum çünkü ben de sakar bir kız olabiliyordum bazen! Maalesef... Gözlerimi mavi gökyüzüne kaldırıp '' Bismillahirrahmanirrahim '' dedim. İşte hayatım değişiyordu. Lakin bazı şeyler de rutin gibi kalıyordu hep. Yine derse girip yine okul zamanının son bulması gibi. Çocukların '' İyi akşamlar hocam '' gibi sözlerine '' Sana da iyi akşamlar '' diyerek yanıt vere vere sonunda durağa ulaştım fakat benim hava almaya ihtiyacım vardı ve arabalarda fazlasıyla bunalmış hissediyordum kendimi. Duraktan uzaklaşıp yürümeye koyuldum. Şehrin kalabalık bir meydanına vardığımda etrafa bakındım. Kalabalık, insanlar, koşuşturma, telaş, gürültü... Kısacası : hayat. Herkesin kendi hikayesi, kendi derdi, mutluluğu vardı. Dünya üzerinde yazılmış milyonlarca hikaye vardı. Bunlardan biri de, benim hikayemdi. Ve hikayem hâlâ yazılıyordu. Son nefesimi verdiğimde, bitecekti. Merak ediyordum, gözlerim son kez karanlığa daldığında neler hissedecektim? Güneş! Ey görkemli güneş! Sen tüm bu hikayelere tanık oldun, hepsini seyrettin tahtından bir bir. Senin kadar tecrübeli olmayı isterdim. Biliyorum imkansız ama! Ah, tüm hikayeleri bırak bir kenarı, ben İki Cihan Güneşi Güllerin Efendisi Peygamberim Hz Muhammed'in (sav) hikayesine tanık olsam yeterdi bana. Bir damla su istemişken, okyanuslara sahip olmuş olurdum... Düşünceler içinde yürürken farkında olmasam da yaklaşmıştım eve. Bayırın tepesinden aşağı baktım. İki katlı, site şeklinde evler karşımda tüm ihtişamıyla 'özgürlüğümü kısıtlıyordu'. Sevmiyordum işte evleri, sanki kuş olup özgürlüğe uçmama engeldiler. Beton suratlı şeyler ne olacak! Cam gözlü! Odun ağızlı! Evet, binaları böyle tarif ediyordum; garip ama gerçek. Lakin camileri seviyordum. Minareleri gök kubbeyi delen, kubbesi aya tebessüm eden camiler. Dil, ırk, millet, zengin, fakir ayrımı olmayan camiler. Ne yazık ki en yakın cami iki sokak ötedeydi. Koca bir bayırın ardında. Bu sırada ben de eve varmam için inmem gereken bayırın yarısını inmiştim fakat karşıya geçmem gerekiyordu. Karşıya geçmek üzere yola adım attım, korna sesiyle irkilip bir kaç adım geri gittim. Beyaz bir arabanın içinden çatık kaşlarıyla bana bakan amcadan özür dileyip tamamen karşıya geçtim ve sonunda eve girdiğimde sağ salim varabilmenin mutluluğunu yaşayarak odama doğru yol aldım. Anlaşılan Nesrin Yengem evde yoktu. Olsa, ses verirdi illaki. ''Hoş geldin Betül! '' sesini duyunca çıktığım merdivenleri geri indim ve çoktan kollarını açmış Asiye halama en kocamanından sarıldım. Aslında öz halam değildi kendisi. Bu evde çalışıyordu ve hatırladığım kadarıyla elli iki yaşındaydı. Aslında beni büyüten amcam ve yengemden çok oydu. Derdim oldu mu beni dinler, kucağında yatarken masallar anlatır, karar vereceğimde öneriler ve tavsiyeler sunar, saçlarımı tarayıp örerdi. Zaten kendi saçımı asla kendim tarayamazdım. Bir kere denemiştim de, saçlarım karman çorman olmuştu. Neredeyse kesecektik. Asiye halam da saçlarımı düzeltene dek çok uğraşmıştı. '' Hoş buldum Asiye halam. Nasılsın? '' '' İyiyim kuzum, sen nasılsın? '' '' Kafam karışık. Konuşalım mı? '' '' Konuşalım tabi canım benim. Sen bahçeye geç ben yemeğe bakıp geleyim. '' '' Tamam. '' dedim ve yeşiller içinde gülen bahçeye çıktım. Az ötedeki çeşmeye yaklaşıp vanayı çevirdim ve çeşmeyi görünce fark ettiğim susuzluğumu giderdim. Sandalyeye oturup etrafı seyre durdum. Asiye halam yanıma oturup önüme fincan uzatınca gözlerimi dikmiş olduğum havuzun mavi sularından çekip fincanı aldım elime. '' Teşekkür ederim. Zahmet etmeseydin. '' '' Ne zahmeti yavrum. İki dakikalık iş.'' Sıcak çikolatamı dudaklarıma yaklaştırırken, beklediğim ''Anlat bakalım.'' sözünü duydum ve kafamı salladım. İçimi dökme zamanı gelmişti Asiye halama. Zaten bi Asiye Halam vardı rahatça konuşabildiğim, bir de Süheyla'm ve Eylül'üm. Süheyla, en yakın arkadaşım, can dostumdu. Eylül ise hem kuzenim, hem de Rabbim yolunda attığım adımlarda bana destek olan bir numaralı destekçim. O da biraz uzakta oturduğu için sık görüşemiyorduk. Çenemi çekmek de Asiye Halam ve Süheyla'ya kalıyordu tabi olarak. Asiye halama içini döktükten sonra odama çıkıp çocuklara uyguladığım anketleri incelemeye başlamıştım. Yorulduğumu hissedince anketleri bir kenarı koymuş ve rahatlamak adına kitabıma sarılmıştım. Odamın kapısı tıklatılınca kafamı okumuş olduğum kitaptan kaldırıp ''gir'' diye seslendim ve kapı açılınca ardında Murat Amcam göründü. '' Gel amca, '' dedim tebessüm edip ve sırtımı yaslamış olduğum yatak başlığından çekerek ayaklarımı yataktan aşağı sarkıtacak şekilde oturdum. '' Yengen bana verdiğin karardan bahsetti. Aslında ben sana bu konuyu açıp açmama meselesinde kararsızdım. Yengeni bilirsin, beni dinlemeyip bahsetmiş sana. Açıkçası biraz şaşırdım. Emin misin kızım? Seni zorlamıyorum, unutma. '' '' Biliyorum amcacım. Ama sizin için bunu yapmam gerektiğini düşündüm. Zaten önce görüşeceğiz yalnızca. Bu nedenle, sen sakın dert etme. Olursa olur, almazsa olmaz. Hayırlısı.'' '' Peki o zaman. Seni rahatlatacaksa bir kaç şey söyleyeyim. Affan saygılı çocuktur. İyidir de. İçin rahat olsun. Sen de tanıyacaksın zaten. '' Amcamla bir süre konudan konuya atlayarak konuştuk. Bir aralık söz işime geldi. '' Betül, bu işe olur dersen, istersen çalışmayabilirsin. Affan'ın kazandığı para yeterli olacaktır. Hem de fazlasıyla. '' Çalışmamak? Evlenip de çocuklarım olduğu ve çocuklarımla ilgilenmem gerektiği zamana dek çalışacaktım. Ben işimi seviyordum. Öğrencilerimin dertlerini dinlemek, onlarla sohbet etmek benim olmazsa olmazımdı. Onlara güzel hikayeler anlatmak, litaplar önermek... Onlara insanlığa dair bir şeyler öğretmek...Bazen laf arasına sıkıştırıp sahabelerin hayatlarından örnekler vermek... Tüm bunları seviyordum ve benim cihadım da buydu. Böyle sokabilirdim İslam'ı insanların kalbine. ''Hayır amca. Ben mesleğime ne olursa olsun devam etmek istiyorum.'' "Peki kızım. '' dedi amcam ve ''Artık geç oldu. Sen de yat dinlen. '' diyerek iyi geceler diledi. Tam kalkıp yürümeye başlamıştı ki bana döndü. ''He, bu arada; hafta sonu senin için de uygunsa hafta sonu görüşsek daha iyi olur dedi Affan. İletmemi istedi. '' '' Olur amcacım, fark etmez. '' dedim ben de. Nasılsa genelde evde oturuyordum. '' Tamam. Ben ona senin numaranı veririm ne zaman olacağını mesaj atar. Aracılık yapmak bana göre değil.'' deyip göz kırptı. '' Peki amca. '' deyip güldüm. Işığı da kapatarak çıktı odadan. Çok âni şeylerdi bunlar, hâlâ inanmakta güçlük çekiyordum. Rabbim yardım ederdi. Hayırlısı neyse onu verirdi, onu yazardı. Duamı edip yumdum gözlerimi. ... ... Yolun kenarındaki yavru kediyi parmak uçlarımı yavaşça değdirerek sevdim bir süre. Az sonra annesi olduğunu tahmin ettiğim büyük bir kedi bana sinirli sinirli miyavlayınca bir terslik çıkmasın diyerek kediden uzaklaştım ve yürümeye devam ettim. Bir elime yığdığım kitaplar düşmesin diye bin bir zahmet çekiyordum ve bu hiç hoş değildi! Üstelik yağmur yağacak gibi duruyordu. Kitapların ıslanmasını istemiyordum. Sığdırabildiğim kadar kitabı -ki iki tanesini- çantama zorla tıkıştırıp kalan iki taneyi de kollarımı dolayarak korumaya aldım. Kitaplar ince olmadığı için tutması güçtü, yoksa iki kitap yani, ne var taşımakta değil mi? Az sonra yağmur çiselemeye başlayınca kitapları daha da sıkarak bastırdım kendime. Yağmur giderek şiddetlenirken, keşke şemsiye alsaydım diye hayıflanıyordum. Yağmurun kolay kolay dinmeyeceğini düşünerek eve gitmek yerine çok sevdiğim 'sedir kafe' ye yönlendirdim adımlarımı. Boş ahşap bir masaya yaklaşıp sandalyelerden birine oturdum ve elimdeki kitapların daha ince olanını açıp okumaya koyuldum. Bu sırada yanıma yaklaşan garson amcaya bir çay istediğimi söyleyerek kitabıma geri döndüm. Yağmur sesi de bana eşlik ediyordu. Bundan güzel durum var mıydı? Karşımdaki sandalyelerden birinin çekildiğini duymam ve hissetmemle kafamı kitaptan kaldırdım. Yirmi ikinci sayfaya gelmiştim, üçüncü çayım bardaktaydı. Gözlerim karşımda kim oturdu diye bakmak üzere kaldırdım ve bu gözler bir erkeğe ait olduğundan bir kaç saniyelik sürede gözlerimi geri çektim. Erkeklerle hiç bir zaman sıkı fıkı bir dostluğum olmamıştı. Veya adamakıllı bir sohbetim. Yalnızca çiftliğe gittiğimde kuzenlerimle toplanırdık ve gece yarılarına dek sohbet ederdik. Lisede özel okula yollamıştı beni amcam, erkeklerin hepsi ayrı 'zenginim' havalarındaydı. Öyle olmayanların da illaki kendilerini benden uzaklaştıracak sebepleri vardı. İyi ki de hiç biriyle yakın olmamıştım. Yoksa şimdi pişman olacaktım. Üniversitede ise kendi halimde bir kızdım. Kız arkadaşlarla gayet iyi anlaşırdım -bir kaçı hariç - , erkeklerle ise alakam olmazdı kolay kolay. Bu sırada beni izleyen gözlerin sahibinin sesi duyuldu. ''Kitap okumayı çok seviyorsunuz herhalde? '' ''Evet? '' dedim ses tonumla adeta 'hayrola neden buradasınız?' diye sorarken. ''Burada olma sebebimi merak ediyorsunuz tabi. '' dedi kafasını sallayarak. Ben de kafamı sallayıp onayladım ve konuşmasını bekledim. "Açıkçası, kalabalıkların arasında görünmez olmaya çalışır gibi olduğu halde bunca insan arasında dikkatimi aurasının güzelliğiyle dikkatimi çeken hanımefendinin yanından daha iyi bir yer bulamayacağım diye düşündüm.'' Gözlerimi kitaptan kaldırıp kocaman açtım ve karşımdaki 'patavatsız' arkadaşın suratına elimde olmadan kısaca bir bakış attım. Ve güldüm. Evet, güldüm! Psikoloji okumuş biri olarak psikolojisi bozuk biri olabiliyordum. Acayip huylarıma sinirlenince gülmek de dahildi. Fakat daha acayip olan şu ki bazen sinirlenince ağlayabiliyordum da. ''Kusura bakmayın, iltifatınız için sağ olun ama gitseniz daha iyi olur ikimiz için de.'' Beni duymamış gibi yaparak elini uzattı ve ''Serhat'' dedi kendini tanıtarak. Sinirlenmeye başlıyordum; şimdiye kadar sakin kalmam gayet iyiydi çünkü karşımdaki muhtemelen manyağın biriydi. ''Kusura bakmayın erkeklerle tokalaşmıyorum. '' dedim ve kitabımı kapatıp çantama uzandım. Cüzdanımdan para çıkarmak üzere fermuarı açmıştım ki tekrar konuştu. ''Bir görüşsek ne olur? Tanışsak? '' ''Gerek yok, '' dedim ve on lirayı avucuma sıkıştırıp cüzdanımı çantama geri koydum. ''Neden? Evli misin yoksa? '' Değilim. Lakin evliliğe dair bir yolun yakınlarında dolanıyorum. Çantanın fermuarını kapatırken bir kez daha kafamı kaldırdım ve suratına baktım. Cevap bekliyordu ve elini kaldırıp uzun olmayan sakallarına götürüp kaşıdı. Erkeklerin şu hareketine oldum olası hayran olmakla beraber, karşımdaki bir yabancı olduğu için buna aldırmamaya çalıştım. ''Evli değilim lakin evleneceğim. Evleneceğim kişi aşırı kıskançtır bence yanımda olmanız sizin adınıza hiç iyi olmaz. Size bir güzellik yapayım, zaten benim gitmem gerek, ben gideyim. Siz oturun bir çay falan için. İyi günler.'' Peş peşe bu kadar cümleyi ilk defa gördüğüm birine ilk kez söylüyordum. Masanın üzerine bıraktığım kitapları unuttuğumu fark edip hemen arkama döndüm. Bu sırada istemsizce gözlerim ona kaydı. Gülüyordu! Bildiğin sırıtıyordu çocuk. Ve sinirimi bozmuştu. Komik bir şey söylediğimi hatırlamıyordum oysaki (!) ''Görüşürüz! '' diye seslendi gülerken. Sanmıyordum. Ya sabır çekerek parayı kasada duran kıza verdim ve üzerini beklemeden daha fazla bu psikopatla aynı ortamda bulunmamak için uzaklaştım. ''Çok ayıp Betül. Psikoloji okumuş bir kız olarak senin işin psikopatlarla zaten. Niye boş konuşuyorsun. '' diyen iç sesimi de ''Ben rehber öğretmen olmayı tercih ettim bir kere'' diyerek susturdum. Ah aptal kafam, yağmur dindi mi diye bakmadan niye dışarıya çıkarsın ki! Neyse ki hemen yanımda şemsiye satan bir abi vardı. Siyah bir şemsiyeyi satın alıp kitaplarımı korumaya aldım ve durağa doğru yürümeye başladım. ... ⌚? ... Görev yaptığım okul özel okuldu ve rehberlik dersi tüm sınıflara haftada bir saat vardı. Güzel bir şeydi bu. Şimdi de onuncu sınıflarda dersim vardı ve sohbet ediyorduk. '"Hocam benim bir sorum olacak. Madem İslam'da hoşgörü var, neden tüm Müslüman ülkelerde savaş veya terör hakim? Ya da neden Müslüman ülkelerde cinayetler, hırsızlıklar, kadına şiddet gibi kötü şeyler oluyor? Bunlar Allah'ın yasakladığı şeylerse neden hâlâ durum bu? '' Bunu soran inanç eksiği olan bir ögrencimdi. Fakat sorduğu soruda sonuna dek haklıydı. Ona gülümsedim. ''Bence çok güzel bir soru sordun Begüm. Her insan, hatta her Müslüman sormalı bu soruyu. Zekice bir soru. Madem sordun cevap vermeye çalışayım fakat cevabım kısa olacak çünkü beş dakikamız kaldı dersin bitmesine. '' diyerek onu onure ettikten sonra cevap olarak konuşmaya başladım. ''.... Yani aslında tüm bunlar, insanların hatası arkadaşlar. İslam, iyiliği emrediyor. Hırsızlık yapmayın diyor, hoşgörülü olun diyor, zina yapmayın diyor, harama el uzatmayın diyor. İslam, '' Bir insanı öldüren tüm insanları öldürmüş gibidir, bir insanı dirilten de, tüm insanları diriltmiş gibidir'' diyor. Lakin dinin gereğini yerine getirmeyen, sadece kimliğinde Müslüman yazan, Kuran'ı açıp Rabbim ne emretmiş diye bakmayan insanlar, çalıyor! Öldürüyor! Zina ediyor! Hak yiyor, harama el uzatıyor, farklı gördüğünü dışlıyor... İşte üzücü olan da bu zaten. Bizim dinimizi en güzel şekilde temsil etmememiz gerekirken, dinimizden habersiz yaşayıp, dinimizi dışarıya kötü yansıtmak. Oysa bir Müslümanın hayatı başlı başına güzel olmalı ki dışarıdan bakan insanlar İslam'ın güzelliğini görebilsin. Yani sorun dinde değil. Onu temsil etmeyi beceremeyen ve bu gayretten mahrum insanlarda.'' '' Hocam teneffüs oldu. '' sesiyle gözlerimi Berk'e çevirdim. Bu çocuk hem dersime katılır, en çok konuşan odur, hem de saniyesi saniyesine teneffüs olduğuna haber verir. Çözmesi zor bir çocuk. '' Tamam Berk. Ben de bitirdim zaten. Çıkabilirsiniz arkadaşlar. '' dedim ve Begüm'ün yanına yaklaştım. '' Yeterli oldu mu Begümcüm? '' Gülümsedi ve kafasını salladı. '' Oldu hocam. Güzel cevap verdiniz. Haklısınız, şimdi bunu benim soruyu sormadan önceki halim gibi düşünen arkadaşlara da anlatacağım. '' ''Sevindim. '' dedim ben de gülümseyip. Ve ekledim, ''İstediğin zaman, sorun veya derdin ne olursa dinlerim; biliyorsun değil mi? Hatta bırak derdi tasayı, hep sorunlar veya sorular hakkında mı konuşacağız? Kalk gel bir çay içer sohbet ederiz. '' İnsanlara güler yüzlü, samimi davranacaktın ki seni dinlesin, sözünü dikkate alsın. Sevgi. Her şeyin anahtarıydı. Benim en çok istediğim şey de bu öğrencimin gönlündeki kilidi sevgiyle açıp içine nakış nakış güven dokumak ve Allah diyen tarafını genişletip, karşı çıkan tarafını söküp atmaktı. Rabbim bunu bana nasip ederse dünyanın en mutlu insanı olacaktım şüphesiz. Düşünsenize, biri sizin elinizle hidayete kavuşmuş?!! Ne büyük bir nimet.. '' Olur hocam. Numaranız bende var. Gelmeden önce haber veririm. '' '' Tamam o zaman, görüşürüz. '' diyerek vedalaştım ve telefonumu almak üzere cam kenarındaki masama yaklaştım. Bilinmeyen bir numara aramıştı. Kimdi acaba? 'Her neyse, işi olan tekrar arar. ' diyerek telefonumu aldım ve cebime koydum. Öğretmenler odasına girip selam verdim öğretmen arkadaşlara. Neredeyse hepsi benden büyüktü. Sadece Gülsüm ve Şevket adlı iki hoca vardı, Gülsüm iki yıldır burada Matematik öğretmenliği yapıyor, Şevket bey de üç yıldır Tarih derslerine giriyormuş. Gülsüm genelde çok yoğun olduğu için sık sık sohbet edemiyorduk fakat hoş bir kızdı. Sevmiştim onu. Bir kaç gündür yoktu okulda. Hasta falan mıydı acaba? Akşam arasam iyi olacaktı. Ben tam bunu düşünürken telefonum titremeye başladı cebimde. Elime alıp ekrana baktım. Bilinmeyen numara. Az öncekiyle aynı. Açıp kulağıma götürdüm. '' Efendim? '' '' Betül hanım mı? '' Karşıdan gelen erkek sesiydi ve tanımadığıma emindim. '' Evet de kimdiniz? '' '' Affan. '' İsmi duymamla hafif terlemeye başladım. Yoksa içerisi gerçekten sıcak mı olmuştu? Muhtemeldi, haziran ayındaydık ve iki hafta sonra okullar kapanacaktı. Kendimi kandırıyordum. Karşımda büyük olasılıkla evleneceğim adam konuştuğu için böyle olmuştum. '' He, şey, evet tanıdım. Affan. '' diyerek biraz saçmaladım. ''Uygunsanız Cumartesi günü altı buçukta buluşabiliriz. '' ''Olur ama arkadaşım da bizimle olacak.'' dedim. Evet, Süheyla'yı da peşime takacaktım. Sonuçta şuan benim için elin oğluydu ve bu nikaha dek öyle kalacaktı. ''Sorun değil, nereden alayım sizi? '' ''Nerede buluşacağımızı söyleyin, biz geliriz. Almanıza gerek yok, teşekkürler. '' ''Peki o zaman. Mesaj atarım adresi size.'' dedi ve '' Görüşürüz. '' diyerek kapattı. Sanki biraz imalı bir 'görüşürüz' olmuştu o? Neyin imasıydı bu? Hem sanki ilk defa konuşmuyordu, insan daha kibar olurdu. Mat ve hissiz sesinden bir şey anlamamıştım. Son cümleye dek; 'görüşürüz'. Bunu mat ve hissiz değil de alayvari mi söylemişti ne? Telefonumun mesaj kısmına girip yeni mesaj yaz butonuna dokundum. Gönderilen; Süheyla'm Canım, bir tanem benim! Cumartesi altı buçukta benimle geliyorsun. Seninle biraz vakit geçireceğiz. Kesinlikle itiraz yok bak. Mesajlardan geri çıkmıştım ki telefonuma gelen yeni bir mesajla bir titreme elimden omzuma doğru yayıldı. Çıktığım mesaj kutusuna geri dönüp mesajı açtım. Affan'dandı. Sedir kafe'nin adresiydi bu. İyi bari, bildiğim bir yerdi. Mekan bulmakta zorluk çekmeyecektim. Hemen ardından Süheyla'dan mesaj geldi. Gönderen; Süheyla'm Nereye? Gözlerimi devirmemek için tuttum kendimi ve yanıt yazdım. Gönderilen; Süheyla'm Dost dediğin 'kalk gidiyoruz' denince nereye diye sormaz peşinden gelir. Bir kaç saniye sonra tekrar titredi telefonum. Gönderen; Süheyla'm Ben meraktan sordum yoksa biliyorsun her yere sürüklenirim peşinde ; )♡ Biliyordum tabiki. Canım benim ya. Gönderilen; Süheyla'm Biliyorum bir tanem biliyorum :) Tebessüm edip son aramalara girdim ve unutmadan Affan'ın numarasını kaydetmek üzere telefonla uğraştım. Direk hızlıca 'Affan' diye kaydedip geri çıktım. Bir mesaj daha geldi bu arada. Gönderen; Süheyla'm Canım ameliyatım var birazdan. Sonra yine konuşuruz. Kendine iyi bak. Allah'a emanet ol. Ameliyatlara nasıl giriyordu bilmiyorum. Doktorluk hiç bana göre değildi cidden. Gönderilen; Süheyla'm Tamam.. kolay gelsin♡ Sonunda telefonu cebine atıp rahatça sandalyemde arkaya yaslandım. Bugün başka dersim yoktu. Biraz dışarısını seyredip eve gidebilirdim. Tabiki dışarısını seyrederken tek tek düşünceler hücum ediyordu beynime. - Amcamın işlerinin çok kötüye gitmesi ve borçlarını ödeyememesi - Bir arkadaşının oğlu olan Affan ile evlenirsem yengemin değimiyle 'zengin Yılmazkayalar'ın borçları ödemede yardımcı olacak olmaları - Amcama sayamayacağım kadar çok şey borçlu olmam ve kendimi sorumlu hissetmem - Affan'ın ismini bir kaç kez amcamdan duymam dışında onun hakkında hiç bir şey bilmemem - Şimdiye dek kimseye aşık olmayan ve herhangi bir erkekten hoşlanmadığımı düşünen biri olarak evlenecek olmanın hissettirdikleri ve hazır olup olmamam - Bu gidişle zaten kimseye aşık olmazsın evlen de amcan kurtulsun hem borçlu hissetmezsin diyen iç sesime hak vermem - Nikahta keramet vardır, içkisi kumarı yoksa tamamdır işte zamanla ona alışırsın diyen tarafım Ve en önemlisi : - Ben evlenmeyi amcam için kabul ettim diyelim, Affan'ın bundan çıkarı ne olacak da benimle evlenecek? Beni sevip de evlense, tanımıyor ki sevsin. O zaman neden evlilik gibi şakaya gelmez bir olaya dahil oluyor? Belki de amcamı çok seviyordur veya ona bir şey borçludur. O da borcunu ödemek istiyordur tıpkı benim gibi ve ödediğini düşününce de ayrılacaktır benden. Bitirecektir bunu. Onun bunu kabul etme nedenini bilmesem de cumartesi günü görüşecektim. Biraz olsun tanırdım, bir kaç fikir edinirdim onun hakkında. '' Siz gitmediniz mi Betül Hanım? '' Kafamı camdan uzaklaştırıp Şevket Bey'e baktım. '' Gidecektim. Biraz dinleneyim dedim ama dalmışım. '' '' Sizi görmem iyi oldu. Bir şey söyleyecektim. '' Merakla '' Tabi, buyurun. '' dedim ve elindeki siyah çantayı masanın üzerine koyup bir sandalye çekerek oturdu. '' Eşimin kardeşi var, Birol. Geçen gün ben okulla ilgili bir kaç dosya incelerken yanımdaydı. Öğretmenler listesinde sizin isminizi görünce sizi tanıdığını söyledi. Ve selamını iletmemi. Üniversiteden tanışıyormuşsunuz sanırım. Bir ara uğrayıp hal hatır soracağım dedi. '' İsmini duymamla parmaklarım kıvrılıp yumruk şeklini aldı. Tırnaklarım avucuma batıyordu. Birol Yanık, üniversitede peşimi bırakmayan manyak! Bence psikoloji okumak yerine psikolojik tedavi görse onun için daha hayırlı olacaktı. Hayır o değil de, psikoloji bölümünde onca insanın onun psikopat olduğunu anlamaması cidden şaşırtıcıydı. Bana kalırsa eğitimimin hakkını veren sadece bendim çünkü Birol'un manyak olduğunu fark eden sadece bendim! Lakin Şevket Bey'in Birol'la aramızda geçen sorunlardan haberi yok gibiydi. Bilse böyle rahat konuşmazdı. Selam ileten normal bir insan gibiydi şuan. '' Aleykûmselam.. '' dedim önce ve bir şeyden işkillenmemesi için zoraki tebessüm ettim, ''Tabi, buyursun. Gerçi bu sıralar pek boş vaktim olmuyor ama bakacağız artık. '' Onun için ayıracak - ayıracak değil, israf edecek- bir salisem dahi olduğunu sanmıyordum. '' Peki, iletirim. '' dedi ve konuşma bitmiş oldu. Ne olur iletmeyin. '' Ben artık gideyim. Kendinize iyi bakın, iyi akşamlar hocam. '' '' Size de iyi akşamlar.''
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD