İlk Karşılaşma

1057 Words
28 Aralık Pazar Zeliş'in Anlatımından Devam Elimde bavulum ile gezine gezine sabahı zor ederken kalacak tek bir yer bile bulamamıştım. Telefonumdan baktığım yerleri bulmak zordu, bir taksi çevirmek de daha zor. Trafik... Sabaha karşı bile arabalar vızır vızırdı. Ama günün ilk saatlerinde nihayet aradığım yere yakın olduğumu fark ettim. Kaldırımda adımlarken başımı kaldırıp etrafa bakındım. Bu kadar kalabalık bir şehre alışık değildim, her şey tuhaf ve bazen de korkunç geliyordu ama sanırım yaşamayı becerebilirdim. Bir de şu pansiyonu bulsam her şey çok daha güzel olacaktı. Yol boyunca uyumamıştım da, şimdi kendimi yatağa atıp deli gibi uyumak istiyordum. Oflayıp bir köşede durdum ve konumu tekrar kontrol ettim. "Buraya yakın bir yer olması gerekiyor. Ama hiç pansiyon yok." diye mırıldandım. Acaba taşındı ya da yıkıldı da bu yüzden mi göremiyorum diye düşünmeye başladığım sırada yanımda bir adam hissetmem bir oldu. "Selam ablacım, hayırdır sen?" dedi, elindeki otuz üçlük tesbihi çekerken geriledim. "Ben bir pansiyon arıyorum ama, bulamadım." dedi, madem konuştuk ondan yardım alabilirim diye düşündüm. "Pansiyon buraya yakın da sen yanlış tarafa gidiyorsun, aşağı ineceksin." deyip yolun aşağısını gösterdikten sonra bavuluma baktı. "Gel sana yardım edeyim, insanlık öldü mü ulan..." deyip bavulumu almak için eğildiğinde bavulumu arkama aldım. "Hayır, hayır. Ben taşıyabilirim. Siz bana yalnızca nereye gideceğimi tarif etseniz yeterli." "Bacım bak şöyle." deyip elini uzattı. "Buradan dümdüz git. Köşede bir şekerci dükkanı var, oradan dön. Karşı yolda göreceksin. Karşıya geçerken dikkat et ama bak. Belli ki buranın yabancısısın." Asla yabancı olduğunu belli etme. "Hayır, ben daha önce de gelmiştim de sanırım pansiyonun yerini karıştırdım." "Olabilir bacım, hadi sana eyvallah." deyip yanımdan ayrıldığında nefesimi bıraktım ve gösterdiği yere doğru adımlamaya başlayıp bir yandan da telefondan kontrol ediyordum. Belki de sadece yeri değişmişti. Telefonda başka bir yer görünmesinin sebebi buydu. Nihayet adamın bahsettiği şekerci dükkanını gördüğümde hızlandım. Tam köşeyi dönmek üzereyken biriyle çarpıştığımda kollarımı sıkıca tuttu. "Pardon, iyi misiniz?" dediğinde başımı sallayıp ellerinden kurtuldum. Omuz attı desek daha yerinde olurdu. "Kusura bakmayın." dedim. "Siz de." deyip aceleyle yanımdan uzaklaştığında üzerimi düzelttim ve yoluma devam ettim. Arabaları kontrol edip karşıya geçtikten sonra pansiyona girdiğimde rahat bir nefes aldım. Burası küçük ve baya kirli bir yerdi ama internetteki fiyatlara göre oldukça uygun bir yerdi. Bir süre burada kalabilirdim. En azından Fatih gelene kadar. "Merhaba." deyip görevli adama yaklaştım. Başını kaldırıp yüzümü dikkatle inceledi ve memnuniyetsiz bir şekilde konuştu. "Yalnızca tek bir odam var, zemin katta. Gecesi beş yüz lira." Beş yüz, Fatih gelene kadar bir kaç gece idare ederim. Sonra da paramızla kendimize bir ev tutardık. "Fark etmez, neresi olursa olsun." dediğimde başını salladı. "Önce para, sonra anahtar." deyip arkadan anahtara uzandığında elimi kabanımın cebine atıp cüzdanımı aradım. "Bir saniye." diye mırıldanıp diğer cebimi de kontrol ettim. Cüzdanım yok. "Nasıl ama ya? Otobüsten indikten sonra kontrol etmiştim." diye mırıldanıp ceplerimi tekrar tekrar aradım. Adam en son bıkıp anahtarı yerine astı. "Yok mu paran?" "Cüzdanım yok, buralarda düşürdüm belki de." "Yanlış semttesin kızım, düşmemiştir. Biri onu cebinden alır da haberin olmaz." dediğinde az önce çarpıştığım adamı hatırladım. "Evet..." dedim sessizce. "Az önceki adam, o bana çarptı. O mu aldı yoksa?" "Nereden bileyim ben kızım? Git polise şikayet et, beni bulaştırma." deyip başını eğdi ve önündeki bilgisayar ile oynamaya devam etti. Polise gidemem, babamlar bulur beni. O zaman işte beni alıp götürürler ve o adamla evlenmek zorunda kalırım. İstemiyorum, Fatih'i arayıp onun erken gelmesi gerektiğini söyleyeceğim. Çünkü bavulumun içinde sadece iki yüz lira var ve onunla da İstanbul'da kalamazdım. ~ ~ ~ ~ ~ ~ Üç Gün Sonra 31 Aralık Çarşamba, 23.50 Bankta oturmuş telefonuma bakarken gözlerim doldu ve bir kez daha mesaj attım. Siz : Fatih, neden telefonlarımı açmıyorsun? Seni merak ediyorum. Lütfen aç. Ben... Ben burada yaşayamıyorum. Param yok, şarjım bitmek üzere, üşüdüm ve kalacak yerim de yok. Bugün yine bir hastaneye gidecektim ama yorulup çökmüştüm bu banka. Evlenmek istemediğim için evimden kaçtım ama şu geldiğim hale bak. Resmen sefil oldum sokaklarda. Günlerdir Fatih'e de ulaşamıyorum. Ben kaçtım diye ona da kötü bir şey mi yaptılar acaba diye düşünmeden de duramıyordum. "Hadi ama Fatih, gel lütfen." diye mırıldanıp tekrar telefonuma baktım ve nefesimi bıraktım. "Oooo! Yılbaşı eğlencemiz de buradaymış bak." Sarhoş bir adamın sözleriyle başımı çevirdim. İki kişinin bu tarafa doğru adımladığını görünce bavulumu tutup ittirerek uzaklaşmaya başladım. "Nereye bakalım güzellik?" diye mırıldanıp biri yanağımdan makas alıp önüme geçtiğinde arkamı dönüp baktım. Biri önümde biri arkamdaydı. "Uzak durun benden, avazım çıktığı kadar bağırır ve polisi toplarım buraya." "Sence bu kalabalıkta seni kim duyar?" dedi önümdeki. "Bağıracaksın ama birazdan yaşayacaklarından sonra." diye mırıldandığında nefesimi tutup geriye doğru bir adım attım. "Yaklaşmayın!" eğilip bavulumu tutup kaldırdım ve arkamdaki adama fırlattım. Sarhoş haliyle yere yığılırken onu düşürdüğüm için onun olduğu tarafa doğru koşup yanlarından hızlıca uzaklaştım. "Off!" yüzümü buruşturup koşmaya devam ederken başımı çevirip onları kontrol ettim. İkisi de peşimdeyken tekrar önüme döndüm. "Kaçma, dur!" Oldu, başka! Korkudan kalbim deli gibi atarken elimi annemin bana aldığı kolyenin üzerine götürdüm. "Anne, annem..." bacaklarım tutmaz oldu. "Beni görüyorsun biliyorum, yalvarırım bana yardım et." diye mırıldanırken kaldırıma takıldım ve uçarcasına dizlerimin üstüne kapaklanıp yola düştüm. Dizlerimin acısıyla yüzümü buruştururken gördüğüm beyaz ışıklarla gözlerimi araladım. Üzerime doğru gelen son model arabanın farlarıyla ellerimi kaldırıp yüzüme siper ettim. Ama araba dibimde durdu, neyse ki durdu. "Ohh..." diye mırıldanıp başımı çevirdim. Biri arabadan inerken adamları kontrol ettim, biraz uzakta durmuş ve beni izliyorlardı. "Ne atlıyorsun kızım yola?" Bana çarpmak üzere olan adamın sesiyle başımı kaldırdım. Takım elbiseli adam önümde eğildiğinde yalnızca arabanın farları yüzünü aydınlatıyordu. Otuzlarının başında, kirli sakallı ama haydut görünümünden uzaktı. Aksine bakışlarında sıcak bir ifade olsa da karanlığına hapsetmek ister gibi simsiyah gözlerini yüzüme dikmiş ve merakla bana bakıyordu. "Şey... Ben çok özür dilerim." deyip bir kez daha arkama baktım. Adamlar hâlâ orada bekliyor ve sanırım bu adam yüzünden yanıma yaklaşamıyorlardı. "Ne oldu sana?" dediğinde tekrar ona döndüm. "Bana yardım edin, lütfen." dedikten sonra ellerimi kaldırdım, kirli olmalarını önemsemeden onun ellerini tuttum. İyi giyinimli birine benziyor, belki de devlet memuru falandı. Bana kesinlikle yardım ederdi. "Lütfen bana yardım et." "Ne olduğunu söyle." "Arkadaki adamlar, benim peşimdeler. Seni görünce korkup durdular ama sarkıntılık ediyorlar. Onlardan kaçarken zaten yola düştüm. Lütfen bana yardım et." Göz ucuyla arkamdaki adamlara baktıktan sonra ellerimi ittirdi. "Kendi başının çaresine bak ufaklık." deyip ayağa kalktı. "Hayır. Hayır lütfen gitme." dediğimde arabasına doğru adımladı. Ayağa kalktığımda dizlerim zonkluyordu. "Gitme, lütfen..." Ama beni dinlemedi. Arabasına binip uzaklaşırken şoklar içerisinde arkamı döndüm ve pis pis sırıtan adamların sırıttığını fark ettim. Bittim, bittim ben. ~ ~ ~ ~ ~
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD