İstanbul’a Dönüş
Kasım 1994
Salih bugün para kazanmak için yine sokaklardan kağıtlarını topluyordu.
Eve döndüğünde kapıda ağlayan bir bebek vardı.
Yeni doğmuştu hemen elindekileri bırakıp bebeği kucakladı.
Yanında da bir zarf vardı.
"Ben ölüyorum bebeğime iyi bak orada bir hesap cüzdanı var eğer onunla giderseniz onun hayatı için gerekli olan para orada lütfen kızıma iyi bakın bu kapıya bıraktım çünkü sen onlar gibi değilsin
Hazan Kalaycı infazımızı verdi. İsmail Kalaycının büyük oğlu ölecek dedi. Salih bizi öldürecekler sen kızımı yaşat"
Salih önce tereddüt etti. Bir bebeğe bakabilir miydi? Bebeğin kara gözleriyle buluştu gözleri öyle güzeldi.
Hazan Kalaycı demek öğrenmişti.
İsmailin en büyük oğlu Muratı haliyle öldürtecekti. Onun evlatlarından başka veliaht olmasına tahammül edemezmiş öyle derdi annesi zaten onu da yıllar önce oradan o yüzden kovmuştu.
Tekrar bebeğe baktı.
"Ne güzel gözlerin pek Kayra"
Daha yeni doğmuş bu bebek ona gülümsedi. Onu kızı gibi büyütecekti. Ha amca ha baba dedi içinden ve günü geldiğinde baba kız onlara bunu layık görenlerden hesap soracaktı.
"Kayra" diye yineledi. Farklı bir ismi olacaktı. Salihin kızının
Salihin Kayrası...
Günümüz
Kayra odasına son kez baktı. Büyüdüğü evden ayrılmak onu üzüyordu elbet zor günlerde büyümüştü Kayra ilkokula başladığında Salih ona kim olduğunu anlatmıştı.
Yine de Baba diye bildiği canından çok sevdiği Salihti. Ama onunda babasının da içini yakan ateş şimdi sönecekti.
Geçen ay karar vermişlerdi İstanbula dönmeye Kayranın okulu bitmişti. Salih özellikle çok istemişti onun okumasını.
Kayra Doktor olmuştu. Babası onunla gurur duyuyordu. İlkokulda ödüller almıştı. Lisede Karatede il birincisi olmuştu.
Üniversiteden onur öğrencisi olarak mezun olmuştu. Bütün bunları babasına borçluydu.
Ya Salih bu kadar iyi bir baba olmasaydı?
Bazen iyi ki diyordu iyi ki o benim babam hiç anne özlemi çekMetinti Kayra gerçekleri öğrendikten sonra da özlem çekMetinti.
Çünkü Salih sadece Kayra için didiniyordu. Onun için bir babadan daha fazlasıydı Salih yılda iki gün belli iki günde ağlardı Salih birisi babaannesinin öldüğü gün diğerini hala bilmezdi Kayra ama az çok tahmin edebiliyordu.
Çok güzel bir kadının fotoğrafına bakar ağlardı Salih.
Bir gün olsun ters düşMetinlerdi. Hep birbirlerini anlarlardı.
Kayra çok güzeldi hep peşinde birileri olurdu. Tabii Salihi gören bir daha yanaşamazdı yanına
Çevreden bir iki kere haber yollayanlar olmuştu. Hatta şehrin genç vekillerinden biri bile haber göndermişti görücü için Salih net bir şekilde reddetmişti hepsini etrafta "turşusunu kuracak" diyorlardı.
Güldü Kayra.
Elindeki çerçeveye baktı.
İkinci yaş gününde babasının aldığı oyuncağı izliyordu.
Salih kızının odasının önüne geldiğinde hazır olduğunu gördü. Elindeki çerçeveyi tuttu.
"Hala çok cadısın"
Kayra babasına döndü.
"Ama baba"
Salih kızını gülerek kolunun altına aldı. Artık gitme vaktiydi.
Salihte Kayrayla bir büyümüştü bu evde hem annelik hem babalık yapmıştı kızına çevresinde herkes başardığını söylüyordu.
Kızını büyütmüş okutmuş kendi ayakları üzerinde duracak hale getirmişti.
Mutluydu. Şimdi ise gidecekler hayatlarının hesabını soracaklardı.
Arabaya indiklerinde Metin onları bekliyordu. Valizlerini almış arabaya koymuştu.
Salih ve Kayra son bir kez evlerine baktılar.
"Geliriz arada"
Salihin bu dediği Kayrayı mutlu etmişti başını sallayıp babasını kocaman öptü.
Arabaya yerleşti.
Çanakkale il sınırlarından çıkmışlardı. Kayra ağlama isteği ile dolmuştu.
Artık sabahları uyandığında muhteşem destanın yazıldığı o denizi görmeyecek babasıyla kafaları estiğinde kendilerini Asos'a atamayacaklardı.
Koca gürültülü bir şehre gidiyorlardı. Nasıldı acaba İstanbul ?
Üzerine türlü türlü masallar destanlar şiirler şarkılar yazılan o şehir gerçekten öylesine büyüleyici miydi?
Hiç sanmıyordu Kayra bir şehrin güzelliği ne kadar çok olursa olsun huzuru yoksa bir önemi yoktu onun için camı açıp son kez bu denizin temiz havasını içine çekmek istedi.
Salih aynadan kızına baktı.
Zor olacaktı onun içinde çok zordu. İlmek ilmek kurdukları bu hayattan uzaklaşıyorlardı. Korkmuyordu.
Salih geçen ay aralarında geçen o konuşmayı hatırladı.
"Beklediğimiz vakit geldi kızım şimdi vakit Dönüş vaktidir. Bize reva görülen acıyı yaşatma vaktidir. Var mısın ?"
"Ben seninle ölüme bile gelirim baba öldürmeye seninle omuz omuza hayatımızı çalanları bitirmeye gelmez miyim hiç?"
"Aslan Kayram!"
Hiç tereddütsüz evet demişti Kayra o da Salihe benziyordu. İçinde büyük bir ateş yanıyordu.
Ailesinin katline onay vereni katledeni bitirecekti.
En az Salih kadar karaydı gözü onunda
Araba durduğunda Salih Metine baktı.
"E abim prensesimiz acıkmıştır"
Kayra kafasını okuduğu kitaptan kaldırdı.
"Acıktım valla Metin amca"
Metin onun amca demesine kızıyordu. Ama Kayra onu sinir etmek için üstüne basa basa amca diyordu.
"Kız o kadar prenses dedim hah al cadı diyecem bundan sonra"
Kayra arabadan inen adama güldü. O da arabadan inip peşinden koştu.
"Aman Metin amca ne var sanki Amca desem hem babamla kan kardeşi değil misiniz?"
Metinin huyuna gidiyordu. Onu ikna edeceğini biliyordu Kayra
Geldikleri yer yol üstünde bir dinlenme tesisiydi.
"Hangi şehir burası?"
"Bursa"
Kayra Bursa hakkında çok şey bilmiyordu. Ama hiç merak etMetinti bu şehri nedense
"Güzel midir?"
"Gezeriz"
"Yok istemem hem Çanakkalemden güzel değildir zaten"
Onum çocuksu bir ifadeyle söylediği bu cümleye güldü Salih ve Metin
Metin biliyordu. Kayra kaç kere babasıyla birlikte ölüme öldürmeye gitmişti. Okuldaki hallerini biliyordu.
Güçlü duruşunu biliyordu. Ama Kayra babasının yanında hala küçük
bir kız çocuğuydu.
Salih ve Kayra o kadar keyifli bir muhabbet ediyordu ki sanki gittikleri yerde kan akmayacaktı.
Salihin babası annesini öldürmüştü. Bu çok can yakıcıydı.
Hele Kayranın öz amcası öldürmüştü babasını da annesini de ve dedesi sesini çıkarmamıştı.
Metin hep enselerindeydi Kalaycıların ve Kuyuun abisini her ne kadar vazgeçirmeye çalışsa da ne Salih ne de Kayra asla vazgeçMetinti.
Salih Baykal Kent ile işe başlamıştı yıllar önce ve Çanakkalede uyuşturucu ondam soruluyordu.
Şimdi ise hem kısa süre önce Baykalın ısrarları ile hem de alacağı intikamlar için dönüyordu İstanbula yanında gücü kuvveti olan kızı ile bilmiyordu bu işin sonunda sağ kalır mıydı?
Zorundasın Salih dedi içinden "Zorundasın" kızın için öldüreceksin ama ölmeyeceksin
"Baba adı neydi?"
Salih anlayamadığı bir soruyla kaşını kaldırdı
"Muratla Ferdayı öldüren Kalaycının adı neydi?"
"Kahraman Kalaycı Hazanın en büyük oğlu"
"Anladım doydunuz mu kalkalım haydi"
Metin hesabı ödedi. Tekrar yola koyuldular
Kayra kitabını okurken düşünmeye başladı. Kahraman neye benziyordu acaba ya da kime benziyordu. Bir ailesi olduğunu biliyordu. Karısı çocukları vardı.
Peki annesi ve babasını öldürürken hiç aklına onlar gelmemiş miydi?
.............
İsmail Kahveden eve döndüğünde Karşı evdeki hareketliliği merak etti.
Eve eşya taşıyan çocuklara sorduğunda bir taşınan olduğunu öğrenmişti.
Nasıl olurdu da İsmail’den habersiz biri taşınırdı Kuyua sinirle girdi bahçe kapısından kucağına gelem topla güldü.
Küçük torunu Acar ablasıyla oyun oynarken topu ona atmıştı.
"Kerataaa!"
Acar koşup dedesine sarıldı. İsmail diğer kolunu da açıp Ayanı bekledi. O da sarıldığında İçeriden Aykın çıktı.
"Bana da yer var mı?"
İsmail bütün torunlarına sarılmıştı. Az evvelki siniri geçmiş kendini şimdi huzurlu hissediyordu.
Bütün huzuru Hazanın sesiyle bozuldu.
"Yemek hazır"
Hazan evlatlarına torunlarına en iyi şekilde bakan kadın herkesin Hazan Anası İsmail dışında herkesin ilacı
İsmail içinse bir katildi. Hazan bir katil
Kalaycılar uzun masalarında yemek yiyorlardı. Acarla Aykının tatlı atışmaları güldürüyordu bütün aileyi
Yeni gelinleri Esra, Evin kızı Sevinç ve Ayanda tatlı tatlı konuşup neşelendiriyordu hepsini Zehra lafa girdi
"Baba sen bilirsin kim taşınıyormuş Karşıya?"
İsmail gelinine döndü.
"Hiç bilmiyorum hele bi taşınsın öğreniriz"
Hazan bu defa lafa girdi.
"Senden habersiz taşınan mı olur Kuyu’ya?"
Kıvanç ortamın gerileceğini farketti. Hemen lafa daldı.
"İsmail bey yaşlandı artık bizim haberimiz vardı"
İsmail Kıvança baktı. Bir açıklama bekliyorum der gibi
"Metinmiş adı bunu biliyoruz bir tek" diye usul bi açıklama yaptı Salim
Tekrar herkes yemeğine döndü.
Kahraman yemeğin bitişinde hemen evden ayrılmıştı. Yine bir otel odasında kendine eğlence düzenlemişti.
............
Kayra köprüye geldiklerinde hayran kalmıştı olduğu yere trafiğin sıkışık olmasını fırsat bilen Salih arabadan inip kızını da indirdi.
İkisi birlikte kırmızı beyaz yanıp sönen ışıklarım altındalardı.
"Baba çok güzel"
Salih gözleri parlayan kızına baktı. Onu mutlu etmeyi çok seviyordu.
"Çok güzel kızım çok güzel ama trafik akar şimdi dönelim söz bi dahakine arabasız geliriz"
Kayra başını sallayıp elinden tuttu babasının yaşı kaç olursa olsun asla bırakmayacaktı babasının elini biliyordu.
Köprü geride kalmıştı.
Dar sıkkın sokaklara girmişti arabaları Kayra bir an boğulacağını hissetti.
Camı açtı sokakların kasveti aksine havası o kadar iyi gelmişti ki Kayraya biraz olsun rahatlamıştı.
Ama çok garip bir yerdi burası şehre ilk girdiklerinde gördüğü uzun binalar değişik yapıların aksine eski neredeyse yıkılacak evler vardı.
Arabaları büyükçe ahşap bir evin önünde durduğunda şaşkın şaşkın arabadan inen babası ve Metin amcasına baktı. Ardından o da indi.
"Baba burası neresi böyle?"
Salih derin bir nefes verdi.
"Burası Kuyu Mahallesi kızım Burası Kuyu"
"Karanlık Kuyu”