"Karşılaşma..."
✨
"Peki karşılaştınız mı? Nasıl yakışıklı mıydı? Yada dur heybetli miydi? Selvi konuşsana ya! Çatladım burada."
Feride'ye cevap vermeyip elime yeni bir bezi aldım. Önce merdane ile açmaya başladım. "Ay Selvi annem haklı sen gerçekten Nemrutsun ya! Şurada iki laf edeceğiz Ama hiç umurunda değil."
Sabah Seyfi beni eve bıraktıktan sonra biraz uymak istemiştim. Ama böyle bir köyde yaşarken nasıl uyuyayım ki! Daha uyuyalı iki saat olmadan kapımıza gelmişti köy halkı. Sebebi ise Kandemirlerin çocuğunu doğurduğum içindi. Ama ben onların Kandemirler olduğunu bilmiyordum. Yeni öğrenmiştim. Gece annem beni uyandırdığın da Ayça Sönmez demişti. Nerden bileyim bilemeden Kandemirlerin konağına gideceğimi.
Sabahleyin gelen köy halkını zar zor göndermiştim. Sonra onlar gitmiş sıra Feride'ye gelmişti. Geldiğinden beri yok Demirhan beyi gördün mü? Yakışıklı mıydı? Konak büyük müydü? Gibi türlü sorular sormuştu. Sanki ben bebek doğurtmaya değil de gezmeye gitmiştim.
"Feride, canım bak yeter. Sabahtan beri bir susmadın ya! Bende insanım."
"Ya kızım ne yapayım merak ediyorum." Dedi.
"Etme! Merak etme. Ben niye gittiğim oraya bebek doğurtmak için. Keyfimden değil yani." Açtığım yufkayı tepsiye yerleştirdim. Son bezeyi de alıp açmaya başladığım da Feride tepsiye koyduğum yufkaya yağlıyordu.
"Tamam daha sormayacağım. Ama bari adam yakışıklı mıydı? Onu söyle."
Bıkmadan hala aynı soruyu soruyordu. "Bilmiyorum. Orada elli türlü adam vardı hangisi Demirhan bey bilmiyorum. Sanki adamı daha önce gördüm mü ki tanıyayım." Dedim.
"Aa doğru hiç görmedik ki nereden tanıyacağız." Demesiyle derin bir nefes verdim. Artık sormaktan vazgeçerdi. Oklava ile inceltip açtığım yufkayı da tepsiye güzelce yerleştirdim.
Üstümde ki sofra bezini kaldırıp ayağa kalktığım da bacaklarım karıncalanmıştı.
Arkamda ki sedire oturdum bacaklarımı uzattım. "Selvi sen yoruldun ben toparlayayım burayı." Feride benim kalkmamla birlikte masadaki unları temizleyip un kovasını ve merdaneleri alıp mutfağa götürdü. Bende tepsiyi alıp erittiğim yağdan kalanları döküp üstüne sürdüm. Safiye teyze akşam çaya geleceği için böreği akşama yakın pişirirdim.
Feride elindeki bezle yerdeki siniyi sildikten sonra ayaklarını katlayıp onu da mutfağa götürdü. Bende üstümdeki önlüğü çıkarıp silkeledim. Tepsiyi de elime alıp mutfağa götürdüm. "Bugün kasabaya gidelim mi bir şeyler bakarız. Hem iki güne Gül'ün düğünü var. Onun için kumaş alırım. Sende bana elbise dikersin."
Çarşıdaki elbiseye para verip hazır almaktansa kendi elbiselerimi kendim dikiyordum. Tabi Feride'de istediği için arada ona dikiyordum. Yani benim için bir hobiydi. "Olur olur dikerim. O zaman ben bir üstümü değiştireyim. Sonra beraber çıkalım."
"Tamam ben bekliyorum git sen." Feride'yi bahçede bırakıp eve girdim. Hemen dolabımdan kendi diktiğim elbisemi aldım. Dizimin iki parmak daha aşağısında bitiyordu. Beyaz renkli pembe mor çiçek desenliydi. Bel kısmı korse şeklindeydi. Aslında nerdeyse tüm elbiselerimin bel kısmında korse kullanıyordum. Görünüş olarak çok güzel duruyordu.
Elbisemi giydikten sonra boynuma zincir altın kolyemi taktım. Babam doğum günümde almıştı. Topuz olan saçlarımı açtım. Tarakla güzelce taradım.
Bileklerime ve boynuma vanilyalı esansımı sürdüm.
Hazır olduğumda çantamı kapının arkasından aldığımda çıkardığım kıyafetleri de banyoda ki sepete bıraktım. Ayakkabılarımı giyip evden çıktım. Sedirde oturan Feride beni gördüğünde ayağa kalktı. Evin kapısını kilitledim. "Giderken babamın yanına uğrayalım haber veririz."
"Tamam tamam uğrarız. Hadi geç olmadan gidelim." Anahtarı çantama atıp Feride'nin koluna girdim. Beraber evin yokuşunu indik. Sonra da babamın kahvehanesine doğru ilerledik.
Aslında kahveye çok gelmemi istemezdi babam. Ama şu an mecburdum.
Kahvenin önüne geldiğimiz de kapıda oturan amcalara selam verip içeri girdim. Çay ocağında ki babama yaklaştım.
Tabi o sırada içerde oturan gençlerden bazılarının bana baktığının farkındayım. Özellikle de sivrisinek Fatih'in. Yanındaki üç arkadaşıyla ağzının suyunu akıtarak bakıyordu pislik. Utanması da yoktu. Her gördüğü yerde pis pis süzer bakardı. Ama umursamadan babamın yanıma ilerledim.
"Baba."
Sesimi duyan babam beni görmesiyle şaşırdın. "Kızım? Bir şey mi oldu?" Babama sıkıca sarıldım. "Yoo bir şey olmadı. Ben Feride ile kasabaya gideceğim bir saatliğine haber vereyim dedim."
"Tamam kızım git. İhtiyaçlarını al." Elini cebine atacakken engel oldum. "Baba aklından bile geçirme. Benim var." Babam kaşlarını çattığında gülüp ellerimle kaşlarını düzelttim. "Bir ihtiyacın isteğin var mı?"
"Yok kızım da saatli git saatli gel. Geçe kalma." Dedi.
"Emredersiniz. O zaman ben gidiyorum. Evde yemek hazır. Bu da anahtarlar." Babama son kez sarılıp kahveden arkama bakmadan çıktım.
✨
"Selvi şu nasıl?"
Feride'nin gösterdiği kumaşa dokundum. "Yok bu güzel değil. Jarse bu başka bak sen." Feride geri kumaşlara bakarken bende üstüne işleyeceğim küçük taşlar seçiyordum. Hem de kendi elbisem için de dantel de bakacaktım.
"Peki bu? Bence bu gayet güzel. Hem rengi çok güzel." Feride'nin gösterdiği kumaşa baktığımda lacivert rengiydi. Beyaz tenine çok yakışırdı. Kumaşın kalitesi de oldukça iyiydi. "Bu güzel. Hem bu taşlarda çok güzel olur." Feride sonunda rahatlamıştı. Çünkü gösterdiği hiç bir kumaşı beğenmemiştim ve bu sanırım sekizinciydi. "Ay sonunda ya nasıl rahatladım."
Tüm aldıklarımızın parasını ödeyip kumaşçıdan çıktık. Beraber kasabada biraz dolaşırken Feride bir anda durdu. Karşı yola odaklanmış bakarken kolunu dürttüm. "Ne oldu Feride kimi gördün?"
"Selvi bu benim çok yakın bir arkadaşım Ela ben bir gidip selam vereyim. Bayadır görüşmüyoruz." Dedi.
"Peki o zaman sen git bende biraz daha dolanayım bir şeyler bakarım. Sonra da durakta buluşuruz." Feride emin misin der gibi baktığın da başımı salladım. "Git kızım hadi bekleme." Feride yanağımı öpüp dikkatlice karşıya geçti. Bende daha fazla beklemeyip çarşıda dolanmaya devam ettim.
Cadde boyu gezdikten sonra bir Takıcıya girip Gül'ün düğünün de takmaya ve gündelik takmaya bir kaç kolye, bileklik aldım. Evdekiler kararmıştı. Sadece boynumda ki gerçek altındı. Diğerleri çakmaydı. Biraz kendime alış veriş yapmış oldum. Hem uzun zamandır yapmadığım için iyi gelmişti aslında.
Takıcıdan çıktığım nereye gideceğimi düşünürken yanda ki kuyumcu gördüm. Şimdi Gül çocukluk arkadaşımdı ve takı takmakta gerekirdi. Bir çeyrek alsam yeterdi sanırım.
Dükkanın önünde takım elbiseli adamlar vardı. Biraz girip girmemek arasında tereddüt etsem de yine de içeri girmiştim.
İçeri de kuyumcu biriyle ilgilendiği için kenara geçip bekledim. Kuyumcu da bunu fark edip bana gülümsemişti. Bende bu arada da dükkanı inceliyordum. Ama gözüme takılan tek şey kuyumcu ile görüşen müşteriydi. Üstünde ki gri takımı ile arkadan oldukça iyi duruyordu.
Ve sanırım da önemli biriydi. Çünkü dışarda bekleyen adamlardan anlamak gerekirdi.
"Şu model olsun mu?"
"Olur olur. Üstünde Mert Sönmez yazılacak." Bir dakika bir dakika ne demişti o?
Mert Sönmez?
Ayça Sönmez ve Murat Sönmez'in dün gece doğurttuğum çocuğuydu. Yani bu adam Kandemirlerden biriydi. Ya Demirhan Kandemir ya da Dağhan Kandemir'di.
"Bir saate hazır olsun. Almaya geleceğim." Kuyumcu kağıda adamın söylediklerini not aldı.
"Tamamdır beyim bir saate hazır olacak. Siz merak etmeyin."
"Siz ne istemiştiniz?" Bana yönelttiği soru ile tezgaha yaklaştım. "Ben altın alacaktım. Çeyrek."
"Tabi hemen vereyim."
Kuyumcu tezgahın altına eğildiğin de başımı sağa doğru yavaşça çevirdim. Çevirmemle birlikte göz göze geldiğimizde durdum. Bu dün gece ki konaktaki adamdı. Bana bakan konaktan ayrılırken kapıda bekleyen adamdı.
Yani bu adam ya Demirhan Bey ya da Dağhan'dı Beydi. Bakışları farklı bir edayla beni incelerken başımı eğip ellerime odaklandım. Yada odaklanmaya çalıştım.
"Dün gece." Diye söze başlamasıyla başımı geri kaldırdım. "Dün gece telaştan tanışmadık. Ben Ayça'nın en büyük abisiyim Demirhan Kandemir."
Demirhan Kandemir?
Doğru duymuştum değil mi? Yani yanlışlık yoktu.
"Her şey için teşekkür ederiz." Sert mizacı ile konuştuğun da teşekkür etmek yerine sanki azarlar gibi konuşmuştu. Gülümseyip başımı salladım. "Ne demek görevim."
Kuyumcunun yanımıza gelmesiyle başımı çevirdim. "Buyurun altınınız." Uzattığı küçük altın kutusunu alıp çantama koydum. Cüzdanımdan da parası çıkarıp uzattım. "Sağ olun hayırlı günler." Diye konuştuğum da yanımda ki Demirhan Kandemir'e döndüm. "İyi günler." Sadece kafa salladığın da arkamı dönüp kuyumcudan çıktım.
Çarşıda dolanalı nerdeyse bir saat olmuştu. Bu yüzden yavaştan durağa yürüdüm. On dakikalık yürüyüşün ardından durağa gelmiştim. Bekleme koltuklarına oturup çantamı dizlerimin üstüne koydum.
Gözlerimi etrafta gezdirirken karşıdan gelen Feride'yi gördüm. Elinde ki poşeti ile salına salına geliyordu. Gülümseyip ona el salladım.
Beni fark ettiğinde o da bana el sallamış yola atılmıştı. Atılmasıyla birlikte bir araba ani fren yapmıştı. Korkuyla ayağa kalkıp yanına koştum.
"Feride! Feride!"
Şimdiden başına toplanan kalabalığın arasında geçtiğimde yere düşmüş arkadaşımı gördüm. Ellerini bileğine koymuş tutarken yanına çöktüm.
"Feride iyi misin? Bir şey oldu mu?" Elim yüzüne gelen saçları geriye ittim. Yüzünü gördüğüm de şoka girmiş gibiydi. Bu yüzden omuzlarından tutup sarstım. "Feride! Beni duyuyor musun? Feride!" Gözleri yüzüme çıktığında dolduğunu fark ettim.
"Bacım iyi mi? Bir şeyi var mı?" Arkamdan gelen kalın erkek sesiyle hızlıca döndüm.
Seyfi?
O mu çarpıştı Feride'ye.
"Siz? siz mi çarptınız." Başını evet anlamında salladığında arka kapı açıldı. Arabandan inen kişi Demirhan Kandemir'di.
Şaşkınlıkla birbirimize bakarken araya Feride'nin ağlaması girmişti. "Selvi canım acıyor." Gözlerimi ondan çekip yerdeki arkadaşıma eğildim. "Tamam geçecek. Ben bir arabaya çağırayım hem-"
"Gerek yok biz götürürüz. Seyfi yardımcı ol." Kalın sesiyle ona döndüğümde bir şey demenden arabaya bindi. Evet bindi. Beş kelime söyleyip arabaya bindi.
Yapacak bir şey olmadığından mecburen onlarla gidecektik. Bu yüzden Seyfi yerdeki Feride'yi kaldırmak istemişti Ama ne yazık ki olmamıştı. O da çareyi kucağına almakla bulmuştu. "Arka kapıyı açarsanız" Hemen kapıyı açıp kenara çekildim.
Feride'yi dikkatle koltuğa bıraktığında bende diğer taraftan arabaya bindim. "Kırıldı mı acaba ya? Çok acıyor." Feride'nin acı dolu sesiyle bileğine baktım. Biraz şişlik ve kızarıklık vardı.
"Yok kırılmamıştır. Burkulma gibi." Dedim.
Seyfi arabaya biner binmez çalıştırdı arabayı. "Hayır anlamıyorum. Arabaya sürmeyi bilmiyorsam çıkma trafiğe. İnsanların canına kastınız mı var!" Feride sinirle konuştuğunda Seyfi ile göz göze geldi dikiz aynasından.
"Yalnız ben gayet iyi sürüyordum. Siz yola atladınız." Seyfi kendini savunduğunda benim arkadaşım durumumu hemen cevap verdi tabi ki de "Tabi canım ben suçluyum. Siz hiç değilsiniz. Yani ara sokakta hız yapmak gibi bir suçunuz yok!"
"Hız yapmıyordum bir kere atmayın." Seyfi'nin rahat Ama sinirli ses tonu Feride'yi çıldırtmaya yetmişti. "Ben mi atıyorum? Senin yüzünden ayağım kırıldı benim." Dedi.
"Daha ne olduğunu bilmiyoruz. Hemen kırıldı demeyin." Feride tekrar konuşacakken koluna vurdum. "Sussana kızım sus." Arabada Demirhan Kandemir vardı. Ama bizim kız susmak nedir bilmiyordu.
"Ne susacağım ya! Hakkediyor ki konuşuyorum. Zaten bileğim acıyor!" Hala bağırarak konuşurken elimle anlıma vurdum. Susmadıkça sinirleniyordum. Ve kendimi parçalamak istiyordum. Resmen rezil oluyorduk.
"Az kaldı zaten hastaneye geldik. Acınız geçecek." Seyfi tekrar konuştuğunda Feride daha sinirleniyordu. "İnşallah geçer. Geçmezse sorarım size. "Feride'ye kötü kötü bakarken o ise omuz silkip bileğini tuttu. Akıllanmazdı bu akıllanmaz! Araba aynı anda derin bir nefes verildiğinde Seyfi ve Demirhan Beyden gelmişti.
Ah Feride ah ben sana sormaz mıyım? Rezil ettin beni rezil ya!
✨
"Verdiğim kremi günde iki kez güzelce ovalayarak bileğinize sürün. Aynı şekilde üstüne de basmamaya dikkat edin. Geçmiş olsun." Doktor odadan çıktığında yatan Feride'ye döndüm.
"Bir şeyin yok sadece burkulmuş bileğin bir kaç güne geçer." Dediğimde omuz silkti. "Ne demek yok ya! Ben iki gün iş yapamazsam annem beni tavana asar. Hepsi o Seyfi yüzünden. Gıcık herif ne vardı da önüme çıktı."
Hala adamın arkasından konuşurken sabır çektim. Adam zaten görevini fazlasıyla yapmıştı. Bizi hastaneye getirdiklerinde hiç beklemeden Demirhan Bey sayesinde bizimle hemen ilgilenmişlerdi.
Yaklaşık yarım saattir de Feride dinleniyordu. Demirhan bey doktordan rica etmişti ağrısı geçene kadar dinlenmeyi. Ama bizim kız gayet iyiydi. Maşallah bana cevap verdiğine göre.
"İyi o zaman toparlan. Gidelim artık. Geç kalırsak merak ederler."
"İyi tamam biraz ağrım geçti gibi sanki. Gidelim." Feride'yi yataktan kaldırdım. Sarılı değil de diğer ayağına ayakkabısını giydirmek için eğildim. "Selvi çok sıkma bağcığı."
Dediğini yaparken odanın kapısın açıldı. İçeri giren ayak sesleriyle başımı kaldırdım. İçeri giren Demirhan bey ve Seyfi ile ayağa kalktım.
"Nasılsın iyi misiniz?" Demirhan beyin sorusuyla Feride acıklı acıklı bileğine baktı. "İyi diyelim iyi olayım. Tabi şoförünüz çarpmasaydı daha iyi olurdum." Kinayeli konuşmasıyla Seyfi sinirle boynunu kıdlattı. "Bence sizin maşallahınız var. Çeneye bakılırsa." Dediğinde Feride sert soluklar vermeye başlamıştı.
Seyfi'nin konuşmasıyla Feride sinirlenmiş ayağa kalkacakken geri tuttum ve konuşmasına engel oldum. "Biz her şey için teşekkür ederiz. Zahmet ettiniz. Bundan sonrasını biz hallederiz." Demirhan Bey hiç çekinmeyip gözlerimin içine bakarken ben gözlerim kaçırıyordum.
"Olmaz öyle! Sizi evinize bırakalım hem arkadaşınız da ağrısı falan olmadan sağ Salim eve gidersiniz." Sert ve baskın sesiyle konuşmuş tercih yapmama bile izin vermemişti.
"Yok gerçekte-"
"İtiraz kabul etmiyorum. Seyfi hadi yardımcı ol." Cümlemi bile tamamlama izin vermemişti. "Gerçekten biz giderdik." Dediğimde attığı bakışla başımı Feride'ye çevirdim. Ama üstümde ki gözlerini hissediyordum.
"Seyfi yardımcı olvda gidelim artık." Odadan çıktığında rahatlamıştım. Zaten yeterince yüz göz olmuştum. Bir daha da olmazdık inşallah.
Ben çantalarımızı ve poşetlerimizi aldığımda Seyfi ve Feride birbirlerine sinirle bakıyordu. "Feride hadi zaten geç kaldık." Poşetleri bir elime alıp onu yataktan kaldırdım. "Ah! Selvi yavaş mı olsan." Dediğinde belini sıktım. "Sende biraz naz yapmasan mı!" dediğimde omuz silkti.
"Ben halledeyim." Seyfi beni kenara itekleyip Feride'yi bir anda kucağına aldı. "Aa ne yapıyorsun be! Dokunmasana bana kime diyorum ben." Feride rahat durmayıp onu taşıyan Seyfi'nin omuzlarına vuruyordu.
Feride Seyfi'nin kucağında söylenirken hastaneden çıktık. Tam karşıda duran arabaya ilerlediğimizde köşedeki yüz ile duraklıyor gibi oldum. Kulağın da telefonu ve elinde sigarası vardı. Biraz hararetli konuşuyordu.
"İndirsen mi artık zaten elledin her yerimi." Feride'nin söylenmesinden bıkan Seyfi bir anda Feride'ye yere bıraktı. "AH ÖKÜZ! yavaş olsana!" Diye acıyla bağırmıştı.
"Sen demedin mi bırak diye bende bıraktım." Gülerek söyledikleri Feride'nin olan siniri arttırmıştı. "Böyle mi dedim. Tabi burkulan ayağım hafif kaldı bir de kırayım dedin."
Seyfi sabır çekerek yüzünü sıvazladığında çocuğun haline acımıştım. "Feride tamam yeter artık." Dedim.
"Hadi arabaya geçelim. Beyim de gelir." Seyfi bize kapıyı açtığında Feride'yi belinden tutup yardımcı oldum. Arabaya binerken Seyfiye attığı bakışlar seni öldüreceğim der gibi olsa da hızlıca arabaya ittim onu. Arkasından ben bindim. "Teşekkür ederim." Dediğimde gülümseyip kapıyı kapattı.
Seyfi Demirhan beyi dışarda bekliyordu. Hazır Feride ile baş başa kalmışken hesap sormam gerekirdi. "Feride sen ne yapıyorsun ya adamın ömrünü yedin şu bir saate. Sus diyorum susmuyorsun da."
"Ne yapayım hepsini haketti. Zaten ilk başta gıcık oldum ona. Birde bana cevap vermesi yok mu? Hayır ben söylüyorum hemen hazır cevap konuşuyor." Dediğinde kahkaha attım. Demek ki Feride'yi susturan kişiler varmış.
"Demek ki büyük konuşmak yokmuş. Biri seni sustura bilirmiş. Hatta bu tarihe geçmeli." Deyip gülmeye devam ettim.
"Selvi bana onu tutuyorum deme! Vallaha iner köye yürürüm." Dediğinde daha çok güldüm. "Ay tamam taraf falan tutmuyorum. Ama sende artık köye gidene kadar sus Allah için. Adama da yazık yani."
"Bilmiyorum belki susarım. Ama söz vermiyorum." Dediğinde kahkaha atmıştım. Gerçekten bu kızı alana Allah sabır versin. Arabanın kapıları açıldığında Seyfi ve Demirhan bey arabaya bindi.
Seyfi arabayı çalıştırınca yola çıkmıştık. Kimseden çıt çıkmıyordu. Arabada derin bir sessizlik vardı. Ve arabayı saran sigara kokusu. Küçüklüğümden beri bu kokuyu çok seviyordum. Babam kahvehane işlettiği için alışkındım bu kokuya. Ama bu sefer bir farklı gelmişti. Yani parfümle karışık gibi Ama sigara daha ağır basıyordu.
Ve tabi ki bu kokunun sebebi belliydi. Demirhan beyden geliyordu. Pahalı parfümü ile karışmış sigara kokusuydu.
✨
"Biz köye girmeden inelim. Şimdi laf söz olur. Yanlış anlaşılmayalım."
Köye yaklaşmıştık. Şimdi evin önüne bizi bıraksalar yanlış anlaşılır ailemize laf söz olurdu. Bir de tabi ki Kandemirlerin arabasından inersem iyice saçma sapan konuşurlardı.
"Köyün durağında bıraksanız iyi olur." Dediğimde Demirhan bey başını çevirdi. "Bir şey olmaz evinize kadar bırakalım." Demişti.
"Gerek yok. Biz inelim burada laf söz olmasın." Araba yavaşlayıp durduğunda "Hadi Feride." Elime poşetleri alıp kapıyı açtım.
"Dikkat et." Feride arabadan yavaşça indi. Ön koltuğun camı açıldığında başımı oraya uzattım. "Her şey için teşekkür ederiz. Sizi de uğraştırdık. Kusura bakmayın." Dediğimde Başını sallayıp camını kapattı.
Sonra da araba çalışıp uzaklaştı. Bende giden arabanın arkasından şaşkınlıkla bakıyordum. Hiçbir şey demeyip sadece başını sallamış ve gitmişti. "Yuh ya yuh insan bir önemli değil der." Diye söylendiğimi duyan Feride gülmeye başlamıştı.
"Gülme Feride ben boşuna demiyorum. Zengin kibirli şey ne olacak. Şurada iki yardım yaptı onu da yapmamış gibi oldu."
"Ay ne olacak ki zaten yanındaki şoförden belli. İkisi de Nemrut."
Dediğinde gülmeye devam ettim. "Demek ki benden beterleri varmış."
"Varmış bacım varmış. Vallaha kusura bakma annemle söyledik sana da Senden de Nemrut'lar varmış." Dedi.
"Ay hadi oyalanmadan gidelim artık. Babamdan önce gidelim eve saat kaç oldu." Feride'nin koluna girdiğim de ikimizde yavaş yavaş yürümeye başladık.
"Feride bu arada bu olanlar aramızda kalıyor. Şimdi Safiye teyzeye anneme anlatırsak onlar bire bin katıp kolu komşuya anlatırlar. Sonra babalarımız kulağına saçma sapan şeyler gider." Feride söylediklerime başını salladı.
"Merak etme söylemem. Bileğimi de sorarlarsa yolda yürürken burktuk derim. Zaten her yer çukur anlamazlar bile." Dedi.
"Aynen bunlar aramızda kalıyor kimseye anlatmak yok!"
"Ay tamam anlatmayacağım. Yüz kere uyarma. Hem böyle yapınca benim daha çok anlatmak istiyorum." İkimizde boş yolda gülerek, sohbet ederek köye yürümüştük.
Bölüm Sonu...