Karan ve Şirin, ormanın içine doğru ilerlerken havadaki taze toprak kokusu ve kuş cıvıltıların sesleri etrafı sarmış ağaçların arasında süzülen güneş ışığı, patikayı adeta bir tablo gibi aydınlatıyordu. Karan, yürüyüş sırasında ara sıra Şirin’e bakıyor, onun bu doğal güzellikten ne kadar etkilendiğini fark ediyordu. Gözleri, yerde küçük bir çiçek grubuna takıldığında durdu. Hafifçe eğilerek, solgun mor yapraklı yabani bir çiçeği kopardı. “Bak,” dedi, çiçeği Şirin’e uzatarak. “Bu çiçek tıpkı senin gibi. Naif ama aynı zamanda vahşi.” Şirin, bu sözler karşısında yanakları kızarmış. Gözleri, Karan’ın ellerindeki çiçeğe katmıştı. “Bu bir iltifat mı vahşi derken?” diye sordu hafifçe gülerek. Karan, omuz silkti. “Vahşi! Elindeki çiçeği, Şirine yaklaşarak kulağının arkasına sıkıştırdı. Saçla

