Karan ve Şirin, ormandan dönerken güneş, ağaçların arasından süzülüp ufka doğru alçalmıştı. Şirinin yanakları güneşten en çok ta ormandaki yakınlaşmadan kızarmıştı. Şirin’in elinde Karan’ın verdiği çiçek hâlâ duruyordu. Peri, bu sırada Necdet’in çalışma odasına girmiş, planlarını devreye sokmaya hazırlanıyordu. Necdet, masasının başında oturmuş, eski bir arkadaşından gelen mektubu okurken Peri içeri girdi. Gülümseyerek, "Ah kocacığım, burada yalnız başına mı oturuyorsun?" dedi. Necdet, mektubu masanın üzerine bırakıp başını kaldırdı. "Bir şey mi istiyorsun sultanım?” Peri, Necdet’in kucağına oturup dudaklarını büzüp, gözlerini kırpıştırdı. "Konuşmamız gereken bir mesele var. Ama bunu söylerken bile üzülüyorum." Necdet kaşlarını çattı, karısının yüzündeki ifadeyi anlamaya çalışıyordu.

