Fazlalık olmak..

429 Words
Haşim, kahyadan aldığı haberle adeta neye uğradığını şaşırmıştı. Telefonu kapatır kapatmaz eli ayağına dolaşmış, öfkeyle kendi kendine söyleniyordu. “Beyim haberim yoktu!” diye telaşla konuşurken ter içinde kalmıştı. Kendini savunmaya çalışıyordu. “Çok çalışmak istedi diye söyledim, ben nereden bileyim böyle bir şey olacağını!” diye homurdandı. Karşısındaki sert ses ona soğuk bir emir verdi. “Beyin oğlu buradaydı, Haşim. Eğer canından olmak istemiyorsan, bu olayı hemen kapat.” “Tamam Kazım Bey, hemen hallediyorum,” dedi Haşim. Sesi titrek, yüzü bembeyazdı. Ecel terleri dökerek bir an önce yola koyuldu. İçinden, “Bu kız bir gün başımı yakacak, tam bir baş belası!” diye homurdanıyordu. Hastanenin yolunu tuttu. Hastaneye ulaştığında, kızı yatağında halsiz bir şekilde yatarken buldu. Neyse ki, Beyin oğlu gitmişti. Derin bir nefes alarak biraz rahatladı. “Şükür ki daha fazla rezil olmadık,” diye düşündü. Hemşireyi çağırıp, sabırsız bir şekilde “Ne zaman çıkarız?” diye sordu. Hemşire, yüzünde profesyonel bir ifadeyle, “En az bir gün kalması lazım. Yaraları çok derin. Ayrıca polis çağırmamız gerekebilir,” dedi. Haşim’in yüzü bir anda karardı. “Ben babasıyım! Polislik bir iş yok. İşine bak sen hele,” diye sert bir sesle hemşireye çıkıştı. Kaşlarını çatan hemşire, buralarda böyle işlere karışmaması gerektiğini bildiği için hızla uzaklaştı. Şirin, gözlerini yavaşça araladığında, yanında babasını görünce korkudan küçük dilini yutacak gibi oldu. Bakışlarını hemen kaçırdı, ama babasının sert yüz ifadesinden kurtulamadı. Haşim, kızı yatakta görünce daha da öfkelendi. Kolunu sertçe kavrayarak, “Seni kimsede almaz vebali gibi bayıldın tarlada!” diye hiddetlendi. Daha sonra alaycı bir tonla ekledi: “Bir de ormanda geziniyorsun inmi cinmi olduğun belli değil. Kulağıma gelen laflar da cabası. Millet adını büyücüye çıkardı! Rezil ettin beni, senin yüzünden başımı öne eğmekten bıktım.” Şirin, babasının her kelimesiyle daha da küçülüyordu. Yattığı yerden, korku ve acıyla babasının gözlerine baktı. “Kapıya atmama az kaldı zaten!” diye bağıran adamın sesi, Şirin’in kulaklarında yankılanıyordu. Haşim’in öfkesi dinmemişti. “Zaten kıt kanaat geçiniyoruz, iki lokma boğazımıza zor giriyor. Bir de senin dertlerinle uğraşıyoruz!” Korkuyla yerine sinen Şirin, “Ne olur daha fazla kızmasın,” diye içinden dua ederken, sırtındaki yaraların acısı dayanılmaz bir hâl almıştı. Vücudundaki yanma hissiyle, istemsizce bir inleme çıktı dudaklarından. Kara kara düşüncelere dalan Şirin, babasının yanında sessiz kalmaya çalışıyordu. Ancak içine yayılan acı, gözyaşlarının birer birer yanaklarından süzülmesine engel olamadı. Yaşadığı bu hayatın ağırlığı altında eziliyor, her gözyaşı birer sabır dileği olarak dudaklarından sessiz dualara dönüşüyordu. “Daha ne kadar dayanacağım bu acılara?” diye düşündü. Yaralarının acısı, kalbinin kırıklığı ve babasının sert sözleri... Yaşadıklarına gözündeki yaşlarla, sabır dilerken daha ne kadar bu acılara katlanacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD