Başımıza bela aldık

397 Words
Karan, uçsuz bucaksız araziye bakarken, buranın hiç değişmediğini fark etti. İşçiler, sıcağın altında durmaksızın çalışıyordu. Her şey yıllardır olduğu gibiydi; düzenli, disiplinli, ama bir o kadar da monoton. İlerde kalabalığın olduğu dikkatini çekerken oraya doğru ilerlemeye başladı. Kaşlarını çatarak adımlarını hızlandırdı. “Ne oluyor burada?” diye yüksek bir sesle sorduğunda, çalışanlar korkuyla sağa sola dağıldılar ve işlerinin başına döndüler. Kahya, ceketinin önünü ilikleyerek hızlıca ona yaklaştı. “Beyim, işçilerden biri bayıldı. Ailesini bekliyoruz,” dedi. Karan’ın bakışları, yerde yatan kişinin üzerindeydi. Kestane rengi uzun saçlar, eşarptan dışarı taşmış yüzünü kaplıyordu. Elindeki su şişesini açtı ve yere eğilerek yüzü görünmeyen kıza hafifçe su serpiştirdi. Ama tepki gelmedi. “Bu böyle olmayacak,” dedi Karan sert bir sesle. “Durumu ciddi görünüyor. Kahya, işçilerle ilgilen. Ben bu kızı götüreceğim.” Kahya hemen itiraz etti. “Aman Beyim, biz hallederiz. Siz zahmet etmeyin.” Karan, kesin bir ifadeyle cevap verdi. “Sen işine bak Kahya. Durumu düşündüğünden daha ciddi olabilir.” Kızın hareketsiz vücudunu kucağına alıp arabasına doğru yürümeye başladı. Kızın hafifliği, uzun süre aç kalmış ya da yeterince beslenmemiş olabileceğini düşündürüyordu. İçinden sessizce, “Başımıza bela aldık iyi mi?” diye geçirdi. Hastaneye vardığında, kızı tekrar kucağına aldı. Şirinin uzun saçları yüzüne dağılmış her adımda sallanıyordu. Kızın hâlâ kendine gelmemesi Karan’ın içindeki sinir ve sabırsızlığı artırıyordu. “Madem bir işi yapamıyorsun, ne diye çalışmaya geliyorsun?” diye içinden söverken, kızı sedyeye dikkatlice yerleştirdi. Hemşirelere dönerek, kısa ama net bir şekilde bilgi verdi. “Çalışırken bayıldı. Uzun süredir kendine gelmedi.” Hemşireler hemen ilgilenmeye başladı. Bu sırada Karan, Kahya’yı aradı. “Kızı hastaneye bıraktım. Ailesine haber verin, buraya gelip alsınlar,” dedi ve telefonu kapattı. Tam çıkmak üzereyken, arkasından bir hemşirenin sesi yükseldi: “Beyim!” Karan duraksadı, sinirli bir şekilde başını çevirerek ona baktı. Kaşlarını kaldırdı, “Ne var?” dercesine. Hemşirenin yüzünde ciddi bir ifade vardı. “Kızın sırtında yaralar var. Çoğu iltihap kapmış görünüyor. Ayrıca bugün kendisini de çok hırpalamış. Polise haber verelim mi?” Karan, bu sözleri duyduğunda içindeki öfke daha da yükseldi. Kendi işçisinin bu hâle gelmesi onu daha da sinirlendirmişti, ama dışa vurmamaya çalıştı. “Hayır,” dedi sert bir sesle. “Kızı tanımıyorum. Polisi karıştırmayın. Ailesini arayın, gelip alsınlar. Gerisini onlar halleder.” Bu cümleleri söyledikten sonra, sinirle arabasına yöneldi. Motoru çalıştırıp hızla oradan uzaklaştı.. Kendi dünyasına ait olmayan biriyle ilgilenmek istemese de, içindeki karmaşa ve öfke, yolda bile onu rahat bırakmadı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD