Timdeki herkes teçhizatlarını tamamlayıp hazır olduğunda Alaz Yüzbaşı,
“Rüzgar, silahlar tamam mı?” diye sordu.
Rüzgar,
“MG4 ve MP5’ler tamam, İHA tespit cihazı tamam, sinyal kesici ve dinleme cihazları da tamam komutanım.” diyerek bilgi verdi.
Alaz Yüzbaşı, tüm silahların alındığından emin olunca başıyla Rüzgar’a teşekkür etti. Yanlarına aldıkları silahlar gerek olmadıkça kullanılmayacaktı. İhtiyaç duymaları halinde de kayıp vermeden geri dönmelerini sağlayabilecekti.
Rüya Yüzbaşı, Doğan Timi’ne tek tek bakarak,
“Hazır olduğunuza eminim, yanılıyor muyum?” diye sorduğunda hepsi,
“Hazırız komutanım.” dedi.
Rüya ve Alaz arasındaki en büyük farklardan biri de belki buydu. Rüya, ekibindeki askerleri kontrol etme gereği duymazken Alaz Yüzbaşı hiçbir zaman tedbiri elden bırakmayıp kontrol mekanizmasını her zaman canlı tutmayı tercih ederdi.
Alaz ve Rüya göz göze geldiklerinde bir süre sessiz kalmayı seçtiler. Miraç, ortamdaki gergin havayı anladığı için,
“Komutanım, artık çıkmalıyız.” dedi.
Tim hazırlanmış, kendilerini dağlık alana bırakacak helikoptere doğru ilerlerken Rüya ve Alaz’ın gerginliği timdeki herkesi fazlasıyla tedirgin ediyordu.
Rüya Yüzbaşı helikoptere oturduğunda herkesin oturmasını bekleyip gözlerini yine Alaz Yüzbaşı’na dikerek,
“Gideceğimiz noktaya kadar helikopterle gitmemiz tehlikeli olacak. İki kilometre kadar bir yolu yürüyerek gideceğiz.” dedi.
Alaz Yüzbaşı dişlerini sıkarak,
“Bunu bilecek tecrübeye sahibim.” dedi.
Yan yana oturmuş olan Melis ve Gaye fısıltıyla konuşmaya başladılar.
Melis,
“Bizim bu ikisiyle işimiz var. Bu sorunun en kısa sürede çözülmesi lazım.” dedi.
Gaye başını sallayarak,
“Haklısın Melis, bunların arasındaki gerilimi düşürmezsek hepimiz için zor bir operasyon olur.” dedi.
Helikopter havalanmış, varış noktasına doğru harekete geçmişti. Sude, kendine dikkatle bakan Sarp’ı fark etmiş, ara ara bakarak onu inceliyordu. Tıpkı Sarp’ın onu incelediği gibi….. Miraç, Sude ve Sarp arasındaki bakışmaları fark etmiş, dudaklarını birbirine bastırarak gülmemek için kendini zor tutuyordu.
Miraç, etrafındaki her şeyi iyi analiz edebilen, tabiri caizse cin gibi birisiydi. Sude ve Sarp’ın mevzusunu anlaması uzun sürmedi. Miraç’ın korktuğu, eğer Rüya bunu fark ederse Sude’yi timden gönderebilmesiydi. Çünkü Rüya kuralcı birisiydi.
Helikopter varış noktasına geldiğinde içindekiler bir bir helikopterden inip Serhat’ın gösterdiği yöne doğru ilerlemeye başladılar.
Suriye topraklarında hava kararmıştı. Bulundukları dağlar sisle kaplanmış, gecenin soğuğu kendini göstermeye başlamıştı. Geceyi yararak varış noktasına doğru ilerleyen tim üyeleri termal dürbünlerini aktif hale getirmiş, karşılarına çıkabilecek tehlikelere karşı tedbirlerini almıştı.
Alaz ve Rüya artık askerlerinden sorumlu birer yüzbaşıydı. Şahsi kimliklerini helikopterden inerken bırakmışlardı. Operasyonu başarılı bir şekilde tamamlamak tek hedefleriydi.
Alaz Yüzbaşı, Rüya’ya dönerek,
“Siz Doğan Timi ile burada kalın, biz biraz daha ileride mevzi alalım.” dedi.
Rüya Yüzbaşı başını sallayarak,
“Olur Alaz Yüzbaşı.” dedi.
Rüya, şu an Alaz Yüzbaşı’nın yaptığı şeyi karargahta yapıyor olsaydı kesinlikle karşı çıkar ve büyük olay çıkarırdı. Ama burası yeri ve zamanı değildi. Rüya bunu aklının bir köşesine not aldı.
Alaz Yüzbaşı, Pars Timi ile birlikte beşyüz metre uzaklıkta mevzi alıp beklemeye başladı. Öncelikle etrafın güvenli olup olmadığından emin olmak istiyordu. Bu yüzden Üsteğmen Rüzgar’a,
“İHA tespit cihazını çalıştıralım.” dedi.
Üsteğmen Rüzgar, sırt çantasında olan cihazı aktif hale getirip riskli bir durum olup olmadığını anlamaya çalıştı.
“Komutanım, drone sinyalleri var. Mesafe uzak ama muhtemelen bu tarafa doğru gelecek. Kamufle olmak zorundayız.” dedi.
Alaz Yüzbaşı, uydu telsizi üzerinden Rüya ile bağlantı kurup grubun drone ile bölgede keşif yaptığını, kamufle olmaları gerektiğini bildirdi. Rüya, ekibi ile birlikte gelirken fark ettikleri yakındaki bir mağaraya girdiler ve Alaz Yüzbaşı’nın tehlike geçti diye haber vermesini beklemeye başladılar.
Alaz Yüzbaşı, bölgedeki engebeli arazinin avantajını kullanıp timi ile birlikte kamufle olmayı başarmıştı. Tüm elektronik cihazlarını kapatıp beklemeye başladılar.
Aradan geçen yarım saatin ardından Alaz Yüzbaşı duyduğu zayıf ses ile dronun tam üstlerinden geçtiğini anladı. Eliyle yanındaki askerlere sus işareti yapıp daha sonra havayı işaret etti. Pars Timi nefes dahi almadan Alaz Yüzbaşı’ndan gelecek işareti beklemeye başladı.
Alaz Yüzbaşı derin bir nefes alıp eliyle “tamam” işareti yaparak tehlikenin geçtiğini izah etti.
Pars Timi derin bir nefes alırken akıllarında şu an tek bir şey vardı, Doğan Timi’nin de kendini güvence altına alıp alamadığı.
Rüya Yüzbaşı mağaranın kapısından dürbün ile bakarken, dron daha uzak mesafedeyken kendilerine doğru geldiğini fark etmişti. Tüm tedbirleri aldıkları için açığa çıkmadan drone taramasından kurtulmuşlardı.
Alaz ve Rüya Yüzbaşı bu drone sisteminin kullanılmasından rahatsızlık duymuşlardı. Basit bir örgüt bu kadar planlı hareket etmezdi. Karşılarındaki örgütü henüz bilmiyorlardı ama öğrendiklerinde karşılarında düşündükleri gibi küçük bir örgüt değil, birçok ülkenin karanlık dünyalarıyla bağlantısı olan bir örgüt olduğunu anlayacaklardı.
Suriye’nin iç bölgelerinden gelen grup ile Tel Abyad tarafından gelen bir grubun buluşması vardı. Suriye’nin iç bölgelerinden toplanan kimsesiz kadın ve çocuklar, gelen ekibe teslim edilip Türkiye’ye sokulacaktı. Aralarında konuşma geçeceği için Rüya Yüzbaşı, Melis’e dönerek,
“Hayalet olduğunu göster. Onlara bu kadar yakınken tüm konuşmalarını öğrenebiliriz.” dedi.
Melis başını sallayarak dinleme cihazlarını aktif hale getirdi. Sadece özel timlerde kullanılan bu cihaz etrafa sinyal vermediği için düşmanı dinlemekte çok büyük fayda sağlıyordu.
Melis konuşmaların kaydını alırken Miraç, kulağına taktığı kulaklık ile konuşulanları anlamaya çalışıyordu. Miraç, Kürtçe ve Arapça’yı ana dili gibi konuşabiliyordu. Duyduğu bazı cümlelerin doğruluğundan emin olmak istedi, eliyle kulaklığa bastırıp kulağına daha da yaklaştırdı.
“Bu kadınların kimsesi yok, değil mi?”
“Hepsinin sağlık kontrolleri yapıldı mı?”
“Aralarında aynı aileden olan var mı?”
Miraç, duyduğu sözlerden bu işin sadece insan kaçakçılığı olmadığını anladı. Savaştan kaçmak için insanları kaçırıyor olsalar, sağlıklarıyla ya da aileleri var mı yok mu bunlarla ilgilenmezlerdi.
Miraç, dehşetle gözlerini açıp Rüya’ya bakarak,
“Bu işte bir tuhaflık var. Bu basit bir insan kaçakçılığı değil.” dedi.
Rüya Yüzbaşı dudaklarını dişleyerek öfkesini azaltmaya çalışıyordu.
“Farkındayım Miraç. Kendileri gelmeden önce bölgeyi taramayı düşünecek kadar profesyonel bir örgüt. İşimiz hiç kolay olmayacak.” dedi.
Rüya Yüzbaşı, sürünerek karşı karşıya olan grubu seyretmek için yerini değiştirdiğinde sınırdan geçirecekleri kadın ve çocukları gördü. Hepsi savunmasızdı ve hepsi korkuyordu. Bu kadar uzak mesafeden bile dürbün ile fark edilebilen bir korku vardı yüzlerinde.
Rüya Yüzbaşı ellerini yumruk yapıp sıktı.
“Sizi buradan alamamak benim en büyük vicdan azabım olacak. Umarım başınıza kötü bir şey gelmez.” dedi.
Tel Abyad’dan gelen grup kadın ve çocukları alarak sınıra doğru ilerlemeye başladı. Rüya Yüzbaşı arkalarından bakarken gözünden bir damla yaş düştü.
“Her kim olursa olsun bu durumda olmayı hak etmez. Ama en kısa zamanda sizi onların elinden kurtaracağız. Biz sizi bırakmadık, hep arkanızda olacağız.” dedi.
Rüya Yüzbaşı da biliyordu, operasyonun Türkiye ayağında her şey titizlikle yürütülüp bugün sadece seyrettikleri bu kadın ve çocuklar kurtulacaktı. Rüya yüzbaşının tek üzüldüğü bu kadar yakın iken sessiz kalmak zorunda olmasıydı.
Her iki grup da gözden uzaklaştığında Alaz Yüzbaşı timini toparlayıp Doğan Timi’nin yanına geldi.
Alaz Yüzbaşı, Rüya’yı gördüğünde derin bir nefes aldı. Rüya Yüzbaşı böyle güçlü duruyorsa demek ki hiç kimseye bir şey olmamış diye düşündü. Ya da öyle düşünmek istedi.
Alaz Yüzbaşı farkında değildi belki ama kalbi tüm kapılarını Rüya’ya açmış, onu çoktan misafir etmeye başlamıştı.
Rüya Yüzbaşı Pars Timi’ni gördüğünde,
“Herhangi bir sıkıntı çıkmadı, değil mi?” dedi.
“Hiçbir sıkıntı olmadı. Şimdi karargâha dönebiliriz.” dedi Alaz Yüzbaşı.
“Grup sınırdan geçtikten sonra helikopter bizi gelip alacak Alaz Yüzbaşı. O zamana kadar burada beklemek zorundayız.” dedi Rüya Yüzbaşı.
Herkes birbirine bakarken Miraç, Alaz ve Rüya’ya dikkatle bakıp,
“Bu örgüt sıradan bir örgüt değil. Ya da sadece mülteci kaçırmıyorlar. Bunlar insanların sağlığı ile ilgileniyor. Kimsesi var mı, ailesi var mı… Bunları konuştular. Bu operasyonu kısa bir sürede bitirip gidebileceğimizi sanmıyorum.” dedi.
Alaz Yüzbaşı, Miraç’ın söyledikleriyle başını sallayarak,
“Drone’la keşif yaptıklarında bir şeylerin fazla profesyonel olduğunu anladım. Karşımızdaki örgütü iyi analiz etmek zorundayız. Haklarında toplayabildiğimiz kadar bilgi toplamalıyız.” dedi.
Melis tam bu noktada konuşmaya dahil oldu.
“İstihbaratla ilgili kullanabileceğim tüm teknolojilere sahibiz. Bizi zorlasa da sonunda başaracağımıza inanıyorum. Ne kadar profesyonel olursa olsun bizdeki donanıma sahip olmaları imkânsız.” dedi.
Alaz ve Rüya Yüzbaşı kafalarını sallayarak Melis ve Miraç’a hak verdi. Rüya,
“Karargâha gittiğimizde tüm bunları albaya anlatır, nasıl bir yol izleyeceğimizi belirleriz.” dedi.
Alaz Yüzbaşı gözlerini Rüya’nın gözlerine kilitleyip,
“Haklısın yüzbaşım.” dedi.
Telsizden gelen bilgi ile grubun sınırdan geçtiği ve helikopterin onları almak için yola çıktığı öğrenildiğinde tim kendini toparlayıp helikopteri beklemeye başladı.
Helikopterin gelmesiyle karargâha doğru yola çıktıklarında hiç kimse konuşmamıştı. Helikopterden indikleri an Rüya, Alaz’ın önünde durup öfkeli bir ses tonuyla konuşmaya başladı.
“Sakın bir daha bana operasyon esnasında emrivaki yapma! Bir dahakine sessiz kalmam. Bana ne yapacağımı, nerede duracağımı emredemezsin!” deyip arkasına bile bakmadan albay ile konuşmak için karargâhın içine doğru ilerledi.