Yüzbaşı Rüya, keskin bakışlarıyla etrafını izliyordu. Burası zor bir cepheydi. Acımasız bir savaş, ölen insanlar, anne babasını kaybeden çocuklar, yitip giden bir ülke vardı karşısında.
Vatan toprağı değildi belki ama tampon bölgeydi. "Buradan geçip ülkeme zarar verecek herkes düşmandır," diye düşünüyordu. Rüya Yüzbaşı için bu bir görevdi.
Miraç, yaptığı araştırma ve dinlemeleri bir dosya hâlinde hazırlamış, flash bellek ile Rüya Yüzbaşı'ya teslim etmişti.
Rüya, vakit kaybetmeden Albay Cem Ertuğrul’un yanına gitti.
Albayın postasına,
"Albay ile görüşmek istiyorum, önemli," dedi.
"Bildireyim, komutanım," diyen posta, birkaç dakika sonra geri dönüp,
"Komutanım, sizi bekliyor," diyerek yolu gösterdi.
Albay Cem Ertuğrul, odasına giren Rüya’ya,
"Yüzbaşı Rüya, benimle konuşmak istediğin önemli konu nedir?" diye sordu.
"Komutanım, dinlemeye bazı konuşmalar takıldı. Suriye üzerinden Türkiye’ye kaçak geçiş planlanıyor. Ama kişi sayısı fazla," dedi Rüya.
Albay kaşlarını çatarak,
"Hangi bölgeden geçiş olacak, belli mi?" diye sordu.
"Tel-Abyad üzerinden Şanlıurfa’ya geçiş olacak gibi, komutanım. Şifresini çözmediğimiz bir konuşma kalmadı."
"Şanlıurfa komutanlığı ile irtibata geçeceğim. Siz de hazır olun Yüzbaşı Rüya. Sahaya çıkmalısınız," dedi Albay Cem.
"Emredersiniz komutanım," dedi Rüya, görev bilinciyle hareket ediyordu. Her daim hazırdı.
Komutanına selam durup odadan çıktığında hedefinde ekibi vardı. Gidip hazırlık için start vermesi gerekiyordu.
Ekibini atış talimi yaparken buldu.
"HAZIR OL!" dedi askerlerinin yanına geldiğinde. Kendilerini toparlayan ekip, dik duruşlarıyla yüzbaşının karşısında sıralandı.
Rüya Yüzbaşı, tek tek yüzlerine bakıp sırayla konuştu her biriyle.
"Melis Kaya, istihbarat görevi sende. 'Hayalet' adının hakkını ver. İz bırakmadan tüm izleri takip et."
Melis’in cevabı netti:
"Emredersiniz komutanım!"
Bu kez keskin nişancı Gaye Koç’a döndü:
"Operasyon esnasında tüm fırsatları değerlendir. Yine sıktığın her kurşun hedefini vursun, Kılıç."
Gaye de hiç düşünmeden,
"Emredersiniz komutanım," dedi.
Rüya Yüzbaşı bu kez Yasir Avcı’ya döndü:
"Bölgede olabilecek her türlü tuzağı deşifre etmek için hazırlıklarına başla."
Yasir, her zamanki gülümsemesiyle,
"Onların yaptığı tuzaklar benim için çocuk oyuncağı," dedi.
Rüya'nın bundan şüphesi yoktu. Yasir’in timdeki lakabı "Atom"du. Bomba ve tuzaklar konusunda çok başarılıydı. Gerektiğinde bombayı imha eder, gerektiğinde ise düşmana süsleyip iade ederdi.
Sıradaki asker Sude Ünal'dı. Sağlıkçıydı. Diğerlerine ne kadar önemli görevler düşüyorsa Sude için de aynı şey geçerliydi. Sınırdan geçirilecek insanların sağlık durumlarının kontrol edilmesi gerekecekti.
Rüya, Sude'ye döndü:
"Yeni görevimiz, sınırdan insanları kaçak geçiren bir grup. Bu gece bir geçiş planlıyorlar. Tüm detayları öğrenmek zorundayız. Gelen kişilerin sağlık durumlarını bilmiyoruz. Yaralı ve hastalar olabilir. Buradaki görev sana düşüyor."
Sude gözlerini kırpmadan cevapladı:
"Sivilleri kurtardığımız gibi ilk incelemelerini yaparım komutanım."
Rüya konuşmasına devam ederken askerlerinin önünde sağa sola giderek konuşuyordu:
"Bu geçişin tek seferlik mi yoksa sürekli mi olduğunu araştırmalıyız. Karşımızda basit bir grup değil, bir örgüt de olabilir. Olayı tüm yönleriyle düşünüp ona göre hareket etmek zorundayız. Zayıflığa, ihmale yer yok bu görevde. Şimdi herkes hazırlığına başlasın. Dağılabilirsiniz!"
Askerleri dağılırken Rüya, Miraç’ın yanına gitti.
"Başka bir şeyler bulabildin mi? Dinlemeye takılan bir şey oldu mu?"
Miraç başını eğerek,
"Komutanım, sanırım geçirilecek siviller sadece kadın ve çocuklar," dedi.
Rüya, başını salladı. Ortam sessiz olsa da içinde bir volkan patlıyordu. Savaşın ortasında kimsesiz kalan kadın ve çocuklar, örgütlerin gözünde en kolay hedefti. Ama asıl önemli olan; bu küçük bir grup mu, yoksa bir örgüt müydü? Bu soru Rüya’nın beyninde yankılandı.
Kısa süre sonra Albay Cem Ertuğrul, postasını gönderip Rüya’yı odasına çağırdı. Rüya, komutanının emri üzerine vakit kaybetmeden yola koyuldu.
"Albayım!" diyerek selam verdiğinde sustu ve komutanını dinledi.
"Bu gece için her şey hazır mı Yüzbaşı Rüya?"
"Hazır komutanım. Yanımıza bir tim daha alacağız," dedi.
Albay ciddiyetle,
"Ben sizinle gelecek timi seçtim. Dağlık alan ve çatışma konusunda başarılı bir ekip. Bir saate burada olacaklar."
"Hangi tim, komutanım?"
"Pars Timi. Yüzbaşı Alaz Bozkurt ve ekibi," dedi albay.
Rüya’nın kaşları çatıldı.
"Albayım, iki yüzbaşı nasıl bir operasyonda nasıl olur? Emir komuta zinciri yürümez."
Albay masaya ellerini bastırarak,
"Sen bu operasyonda beyin, Alaz Yüzbaşı ise vücut olacaksınız."
Rüya'nın dudakları iki yana kıvrıldı.
"Yani komuta bende," dedi.
Albay Cem, sesini biraz daha sertleştirip,
"Hayır. Birlikte hareket edeceksiniz," dedi.
Rüya, komutanına karşı gelmek istemiyordu ama Alaz Yüzbaşı ile aynı operasyonda olmak istemiyordu. Dişlerini sıkarak,
"Bu operasyon benim, Albayım. Kararları ben veririm sahada!" dedi.
Albay Cem, sıkıntılı bir nefes verdi. Odadaki hava sertti.
"Alaz Yüzbaşı, başarılı bir askerdir. Tecrübelerini göz ardı etme, Rüya."
Bu kez “Yüzbaşı” dememişti, çünkü Rüya, arkadaşının kızıydı. Başına kötü bir şey gelsin istemiyordu, tıpkı diğer askerleri gibi. Bu üstü kapalı bir tehdit etme şekliydi. "Emre itaatsizlik yapma!!!!!" demekti.
"Emredersiniz, komutanım," deyip odadan çıktı. Sinirleri tepesindeydi. Şimdi, durduk yere neden bir yüzbaşı ile birlikte çalışmak zorundaydı? Hem de Vural’ın eski tim komutanı... Bu düşünce Rüya'nın yüreğini sıkıştırdı.
2 saat önce – Hakkâri kırsalı
Pars Timi, rutin devriye görevini yapıyordu. Alaz Yüzbaşı, telsizden karargâha dönmeleri için emir aldı. Görevi başka bir time devredip üsse döndü.
Alay Komutanı,
"Yeni görev yeriniz Suriye, Tel-Abyad. Hemen yola çıkmalısınız," dedi.
Alaz Yüzbaşı detayları öğrenmek istedi:
"Görev nedir komutanım"
Alay komutanı,
"Sınırdan kaçak geçiş… Fakat sayı fazla. Sıradan bir grup mu, yoksa bir örgüt mü, bilmiyoruz. Birlikte çalışacağınız tim ile araştırma ve operasyon yapacaksınız."
Alaz’ın yüz hatları gerildi.
"Olmaz komutanım. Ben kimseyle ortak olmam. Benim emrimde olacaksa sorun yok. Ama diğer türlü olmaz!"
Komutan sertleşti:
"Bu görev Suriye'de ki albayın Ankara'ya bilgi vermesi ile onaylandı. Değiştiremem. Sen de reddedemezsin."
Alaz yumruklarını sıktı.
"Diğer tim kim, komutanım?"
"Doğan Timi. Yüzbaşı Rüya Demir ve ekibi."
Alaz’ın yüzü birden değişti. Bu isim onun için çok şey ifade ediyordu. Vural’ın şehit olduğu zaman tanıdığı, ama yüzünü hiç unutamadığı bir kadındı.
"Ne zaman yola çıkacağız, komutanım?"
"Bir saat vaktiniz var. Helikopter sizi götürecek."
"Emredersiniz komutanım," diyerek odadan çıktı.
Askerlerinin yanına giderken aklında iki şey vardı:
"Alaz'a komutanları hariç kimse emir veremezdi... ve Rüya neden aklından çıkmıyordu?"
"Askerler! Hazırlıklara başla! Tel-Abyad’a gidiyoruz!" dedi Alaz Yüzbaşı, ekibinin yanına yaklaşırken.
Yüzbaşı Alaz, tim içinde herkes görevini bilsede ,görev paylaşımını yinede yapmak istedi.
"yiğit ateş, sıhhiye sende"
"Emir doğan, Ömer kurt, Serhat Uluç, Alper yiğit, silahlarınızı temizleyin mermileri hazır tutun size çok işim düşecek dedi "
hepsi uzman çavuştu, keskin nişancı ve taktik savaşlarında uzmanlaşmıştı. Alaz' ın içi rahattı, bu görevi hakkı ile yapacaklardı.
Tim hazır ola geçip,
"Emredersiniz komutanım!" diyerek hazırlıklara başladı.
Yüzbaşı Rüya Demir ve Yüzbaşı Alaz Bozkurt…
İki komutan…
Bir operasyon…
İkisi de “Emir almam!” diyordu içinden…
Ama hayat, “Yapmam!” dediğini yaptırırdı…
Birisi Artvin'in sert havasında büyümüş, sert soğuk, otoriter, laz damarı ile tanınan Alaz Bozkurt, diğeri ise aslen Makedonya, göçmeni bir ailenin kızıydı, Arnavut inadı ile tanınırdı.
Kimin inadı baskın çıkacak, kim komutan olacaktı.