0.7

974 Words
A: Gözünü kapat arkandayım Telefonumdaki mesajı görmemle gülerek sesli cevap verdim: "Gülce, senin olduğunu biliyorum." Ses gelmeyince arkama döndüğümde karşılaştığım yüz beni şaşkınlığa uğratmıştı. Akşın'ın yüzüyle karşılaşmayı beklemiyordum. "Gülce'yi mi bekliyordun?" Sorduğu soruyla bir an duraksayıp kafamı salladım. "Açıkçası evet. Yani senin olmanı beklemiyordum." Ben cümlemi devam ettirirken o yanıma oturmuştu. "Uzun zamandır sevdiğim kızın bana karşı boş olmadığına mı sevinmeliyim yoksa arkadaşımın arkasından böyle bir bok yememe ve senin de aynı şekilde olmana mı üzülmeliyim bilmiyorum." Akşın şaşkınlıkla ve korkuyla geri çekildi. "Gökalp ne diyorsun sen ne sevmesi? Kardeşim gibisin sen benim." dediği şeyle kaşlarımı çatıp ona baktım. "Attığın mesajlar niye sevdiğini söylüyordu o zaman?" "Ne mesajı ne saçmalıyorsun sen?" sorduğu sorusuna yine soruyla cevapladım: "Sen anonim değil misin?" Arkadan duyduğum başka bir sesle yerin dibine girmek istemiştim. "Hayır kardeşim değil, pardon kardeşim dedim alışkanlıktan." Yavaşça arkama döndüğümde Yarkın bana hayal kırıklığıyla bakıyordu. Ben ise ne yapacağımı bilememiştim. Akşın, Yarkın'ın yanına geçtiğinde onların arkasından Miray ve Sedat da gelmişti. İkisi de sorar gözlerle bize bakarken kimse bir açıklama yapamamıştı. Sessizliği bozan Yarkın oldu. "Ulan en kötüsü de ne biliyor musun? Buraya bizi Akşın çağırdı, Gökalp tek başına iyi değil gibi yanına gidelim mi diye. O kadar korktum ki pişman olacağın bir şey yapmana, ölene kadar kardeşim diyeceğim bir insan bir anlık kararla hayatını değiştiriyor son anda pişman oldu cesaret edemiyor babasına söylemeye diye. Ama beyfendi sevgilimi seviyormuş. Ulan ben Akşın'ı kendimden sonra hep sana emanet ettim bulunmadığım bir ortamda başkalarından sakınmak için. Meğer senden sakınmak lazımmış." Sedat sessizce: "Biz eşek başıyız zaten burda anlamıyorum ki." dediğinde dolmuş gözlerimle ona baktım. Sonra gözlerimi Yarkın'a çevirerek: "Özür dilerim kardeşimi çok denedim. İnan bana çok denedim."  Yarkın tam ağzını açmıştı ki bölünen başka bir sesle susmak zorunda kaldı. Tüm herkes şu an burada toplanmaya karar vermişti sanırım. "Kötü bir zamanda geldim sanırım." Gülce'ye dönerek ifadesizce bakmıştım. Yarkın ise onu cevaplayarak: "Daha doğru bir zaman olamazdı, kimin ne olduğunu fark ettik." Akşın ona dönerek: "Şu kızı övme sıkmıyım kafana." dediğinde Yarkın onu alnından öperek geri bana döndü.  "Bir daha asla, asla karşıma çıkma. Bir değil iki değil, hep arkamdan iş çeviriyorsun. Ben cidden yoruldum artık." Cümlesini bitirmesiyle Akşınla beraber arkasına dönüp yürümeye başlamıştı. Miray da son bir kez yüzüme bakarak arkasını dönmüştü. Sona kalan Sedat ise gözlerimin içine bakıyordu. "Kanka yalan de, lütfen gerçek değil de. Yemin ederim inanırım ya." Sadece gülümsememle derin bir nefes alıp, "Kendine çok dikkat et dostum. Bir şey olursa yazabilirsin, yani istersen bilmiyorum. Görüşürüz." Sedat da gittiğinde yanıma ne zaman oturduğunu bilmediğim Gülce elini koluma koyduğunda ona dönmüştüm. "Üzgünüm." demesiyle kaşlarımı çatarak: "Sen niye üzgünsün manyak?" "Bilmem sen üzgünsün, ben de üzgünüm bu yüzden." cevabıyla gülerek onu kendime çekip sarıldım. Bu yaptığım Akşın'dan kaçıp Gülce'ye sığınmak mıydı bilmiyorum ama şu an az önce yaşadıklarıma oranla kendimi daha rahat hissediyordum. Fısıldayarak: "Teşekkür ederim." dediğimde kollarımdan ayrılıp: "Ne için?" demişti. "Yanımda olduğun için, gözlerimi açmamı sağladığın için, bilmiyorum işte teşekkür ederim."  "Gökalp seni seviyorum, düşünemeyeceğin kadar çok hem de." "Buna herhangi bir cevap veremem biliyorsun. Ama varlığını seviyorum." dediğim şeyle gülümseyip "Bu bile yeter benim için." dediğinde Gülce'nin aslında tanıdığımdan da fazlası olduğunu anlamıştım. "Yürüyelim mi biraz?" sorduğum soruyla kafasını sallayıp ayağa kalktı. Ben de hemen ardından ayağa kalktığımda yürümeye başladık. "Uçağın kaçta?" Sorduğu soruyla telefonumu cebimden çıkarıp saate baktım. "Daha beş saatim var, seninle biraz durduktan sonra seni eve bırakırım sonra havaalanına geçerim." dediğim şeye hemen itiraz etti. "Hayır ben de gelmek istiyorum."  "Saat geç olacak eve gitmen lazım, nasıl döneceksin eve o saatte havaalanından?" sorduğum soruyla birlikte sırıtarak; "Senin aksine benim arkadaşlarım var." dedi. Söylediği şeyle birlikte ona bakarak: "Dost musun düşman mı?" diye sordum. O ise aynı rahatlıkla: "Gelecekteki sevgilinmişim gibi bir his var içimde ama bilmiyorum." dediğinde kahkaha atmaya başladım. "Kızım beş saat sonra gidiyorum diyorum, sen gelmiş bana sevgili olalım diyorsun." "E var bir bildiğimiz boş konuşmuyoruz." "Neymiş o?" dediğime ise kafasını olumsuzlukla sallayıp: "Zamanı var daha belli değil." dedi. "İyi öyle olsun, biraz kafa açıyorsun ama iyisin iyi." "Sus ben çok yoruldum bir yere oturalım artık." Yanımda bu kadar rahat olmasıyla birlikte iyice gevşekleşmiştim. "Geç şuraya deniz kenarına oturalım." dediğimi onaylayıp betonun üstüne oturmuştu. "Ee, ne yapacaksın arkamdan ağlayacak mısın?" sorduğum soruyla gülme sırası ona geçmişti... Gülce'den... Sorduğu soruyla beraber gülmeye başlamıştım, bilmiyordu ki yurtdışındaki milyon tane üniversiteye başvuru yapmıştım yılın başında. Kanada'da bunların içindeydi. Onay aldığım altı tane üniversite vardı ve bunların iki tanesi Kanada'daydı. Masum suratlı Gökalp... "Evet, ağlamaktan yerle bir olacağım hatta. Sonra seni unutmak için başkasını falan bulurum." dediğimde sessizce bir "yuh" çekerek bana döndü. "E kızım niye yazıp durdun o kadar ay bana o zaman?"  "Şaka yapıyorum salak, gideceksin diye yakandan düşecek değilim." dediğimde omuz silkmişti. "Kendin bilirsin Gülceciğim, Kanada'da bulurum ben birilerini çok da bağlanma sen."  Kurduğu cümleyle biraz kırılmıştım, neyse ben de Kanada'ya gidecektim sonuçta beni bulurdu. Saatlerce devam eden konuşmamız Gökalp'in çalan telefonuyla bölünmüştü. "Efendim baba?"  "..." "Bir arkadaşım da gelecek bizimle haberin olsun." "..." "Hayır baba, ne Kanada'sı? Havaalanına gelecek sadece." "..." "Sahilin o taraflardayız sen alırsın bizi." "..." "Tamam görüşürüz." Kapattığı telefonuyla ona dönüp: "Fotoğraf çekinelim mi? Gidince hatıra kalsın." dedim. O da kafasını sallayıp yanıma yaklaştı. Birkaç kare fotoğraf çektikten sonra gelen babasıyla ayağa kalkmış ve arabaya yürümeye başlamıştık. Havaalanı'nda... "E, ben uçağa doğru ilerleyeyim o zaman artık."  Kurduğu cümleyle kalbim sıkışmıştı ama yakın bir zaman sonra tekrar görüşeceğimizi bilmek iyi hissettiriyordu. "Sarılabilir miyim?" Gülerek: "Ben sarılırken sana sordum mu?" diyerek beni kendine çekip sarıldı. Birkaç saniyelik sarılmamızda dolan gözlerimi silerek ondan uzaklaştım. "Ben soru sormama hakkımı şimdi kullanmak istiyorum." dediğimde anlamayarak bana baktı. Bir anlık gelen deli cesaretiyle parmak uçlarıma kalkıp tek elimi yanağına diğer elimi de boynuna koyup dudaklarına yaklaştım.  Sormayacağım dememe rağmen ondan onay bekleyen bir hamle göstermesini istemiştim. Anladığını pek sanmıyordum ama beni belimden kendine çektiğinde dudaklarımız buluşmuştu. Yıllardır hayalini kurduğum ana şu an ulaşmış ve büyük bir açlıkla tüketiyordum. Ölürken gözümün önünden geçecek yedi saniyemin bir parçasını belki şu an yaşıyor olabilirdim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD