"Hadi o zaman, kalkıp anneme yardım edelim de sofrayı kuralım."demişti akşam vakti gelince. Seda duyduklarına bozulmuştu. Zira o da artık bir ilişkim olsun istiyordu, benim isteksizliğime rağmen!
Bunlar neyin peşindeydi bilmiyorum ama Sema ablamın da alacağı olsun. Hemen de Seda'ya yetiştirmişti. Peki ya annem? Ya ona da söylemişse? İşte o zaman yandığımın resmidir. Annem direkt Hiray ile tanışmak ister ve tanışana kadar da başımın etini yerdi. Şu uyku hassasiyetim yüzünden başıma gelenlere inanamıyordum.
Yemek bittikten sonra sofrayı toplamaya başlamıştık. Önce annem, ardından da Seda elinde tabaklarla mutfağa girdi. Ben de tam gidiyordum ki benim hakkımda konuştuklarını duydum. Daha iyi duymak için kapıya yaklaştım.
"Ee, çocukla aralarında bir şey yok muymuş şimdi?"
"Dediğine göre yok ama bana pek inandırıcı gelmedi anne. Kesin bir şey var. Ablam da öyle düşünüyor."
Al işte! Annemin de haberi varmış!
"Çocuğun ismi neymiş peki?"
"Ablamın dediğine göre adı Hiray imiş. Ablam övmekle bitiremedi anne. Çocuk hem çok yakışıklı imiş hem de çok nazik. Yani tam damat adayı."
Damat adayı mı!? Allah'ım, delirdi mi bunlar! Hem bana koca arayacaklarına önce Seda'yı evlendirsinler. O benden daha büyüktü, haksızlıktı bu. Allah'ım! Düşündüğüm şeye bak? Hemen bu saçmalığa bir son vermeliydim.
Öksürerek içeri daldım ve anneme kısık gözlerle gülümsedim.
"Ne konuşuyorsunuz öyle heyecanlı heyecanlı anneciğim?"
Annem panik olunca önce Seda'ya, sonra da bana baktı ve gülerek olayı çarpıttı.
"Ne konuşacağız kızım? Ablanla öyle havadan sudan sohbet ediyorduk."
"Hımm, öyle mi? Ne konuda sohbet ediyordunuz? Ben de öğrenebilir miyim?"dediğimde ikisi de ne diyeceğini şaşırdı. Bunun üzerine Seda sözü aldı.
"Şeyden konuşuyorduk değil mi anne?"
"Evet evet ondan konuşuyorduk."
"Neyden?"diye ısrar ettim. Bu konulardan hiç hoşlandığımı bildikleri için etekleri tutuşmuştu böyle.
"Senden. Evet, senden konuşuyorduk. Ben anneme dedim ki 'Meyra sonunda istediği üniversiteyi kazandı, ne mutlu bize' değil mi anne?"
"Evet kızım evet. Hadi, bakın sofra bağırıyor beni toplayın diye."diye geçiştirseler de her şeyin gayet iyi farkındaydım. Ben arkama dönüp gideceğim sırada ikisinin de tuttukları nefesi verdiklerini duydum. Gülmemek için kendimi zor tuttum. Zira hiç yalan söyleyemiyorlardı.
Bir süre sonra bütün bu olanları unutup koca kupamdaki çay ile odama gittim ve yatağıma uzanıp kitap okumaya başladım. Sanırım kitap kurtlarının en sevdiği şeydi şu aktiviteyi yapmak.
Çayın bitimine yakın Seda geldi ve yeni bir Kore dizisine başladığını, birlikte izlememiz gerektiğini, ancak o şekilde tadının çıkabileceğini söyledi. Ben de hayır diyememiştim açıkçası. Yatmadan önce bu şekilde vakit geçirebilirdim. Yarın zaten okul vardı. Çok oyalanmazdım.
Seda'nın odasına geçtiğimizde patlamış mısır başta olmak üzere birçok yiyecek ve içeceklerin hazırlanmış olduğunu gördüm. Kore dizilerine bayılıyordu. Onun bu tutkusu yüzünden kaç gece sabahladığımızı hatırlamıyorum. Ne kendisi uyuyordu ne de beni uyutuyordu. Yanında biri olmadan izlemek hiç eğlenceli değilmiş, yorum yapamıyormuş. Umarım bu gece de sabahlamazdık. Yarın okulum vardı çünkü.
"Bak Seda, uykum gelince gideceğim. Israr etmek yok anlaştık mı?"diye uyardım.
"Tamam ya bu sefer ısrar etmeyeceğim, merak etme."
Her seferinde böyle söylüyordu ama "Dur şu da bitsin, öyle uyuyalım" diye diye sabahlıyorduk hep zaten. Umarım bu sefer olmazdı.
İlk bölümlerde gayet güzel bir şekilde izlemiş ve yorum yapmıştık. Dizinin başrol oyuncularından erkek olan karakter bana birini hatırlatmıştı nedense. Biraz yakından bakınca kime benzettiğimi buldum. O mu prense benziyordu yoksa ben halüsinasyon mu görüyordum, çözemedim. Biraz gözlerimi ovuşturunca gerçek olmadığını, sadece kısa bir sanrı olduğunu anladım.
Allah'ım neler oluyordu böyle? Deliriyor muydum yoksa? Evet, prens kadar güzelini görmemiştim şu yeryüzünde fakat şimdi neden halüsinasyonunu görüyordum, anlamadım.
Ah Meyra ah...
***
Ertesi sabah hazırlanıp doğruca okula gittim. Tabi annem kahvaltı yapmadan gitmeme izin vermemişti her zamanki gibi. Bu sefer daha erken gitmiştim. Zira geçen biraz geç kaldığım için hoca az kalsın beni derse almayacaktı. Ben de dersimi almış ve kendimce böyle bir önlem almıştım.
Tahmin ettiğim gibi Seda yüzünden yine sabahlamak zorunda kalmıştık. Nedense bir şey izleyince uyuyakalmıyor ama onun dışında anında bayılıyordum. Şimdi ne kadar esnesem de, ne kadar uykum gelse de dayanmalı, eve dönene kadar sabretmeliydim. Eve gidince bir güzel acısını çıkarır, rahat rahat uyurdum.
Hava bugün çok güzeldi ve ben de erkenden geldiğim için bahçede oturmaya karar vermiştim. Etrafta bir sürü öğrenci vardı. Yanımda da her zamanki gibi Taye vardı. Ailem de arkadaşlarım da ona alışmıştı artık. Taye benden daha çok Pearl'a gidip geliyordu. Benim elçim gibiydi. Tüm haberleri ondan alıyordum. Biraz önce de uçup Pearl'a gitmişti yine. O gittikten sonra ben de derse kadar kitap okumaya karar vermiştim. Etraftaki seslerden etkilenmemek adına da kulaklık takıp sakin bir fon müziği açmıştım. Genellikle ney sesleri beni daha çok sakinleştiriyordu. Bu yüzden favorim her zaman ki gibi yine ney idi.
Daha beş dakika geçmemişti ki sağ kulaklığım çıkarıldı. Yanıma dönüp bakınca Faruk'un olduğunu gördüm. Kulaklıklarımı çıkardım ve "Günaydın."dedim.
"Günaydın."dedi o da gülümseyerek. Faruk'un çok değişik bir kişiliği vardı. Onu ne zaman görsem hep yanında farklı bir kız vardı. Erkek arkadaşlarıyla da takılıyordu pekâlâ ama benim gördüklerim hep kız idi. Sanırım biraz çapkın olmalıydı. Beni de ne zaman görse ya göz kırpıyor ya da gülümsüyordu. Bu çocuğu çözemedim gitti. Çözemeyince de akışına bırakmıştım.
Yine bütün saçlarını tek bir yanda toplamıştı. Sağ gözü neredeyse kapanmıştı. Normalde böyle saç tiplerini pek sevmezdim ama Faruk'a inanılmaz yakışıyordu. Bugün yine sportif ama bir o kadar da şık giyinmişti.
Bir süre bana bakıp sonunda bu can sıkıcı sessizliği bozmuştu.
"Yakından daha da güzelmişsin."dedi hayran bakışları eşliğinde.
"Ne!?"diyebildim sadece bu patavatsızlığına.
"Hele gözlerin... O kara gözlerin beni delip geçiyor. Yüzünde makyaj olmadığı çok belli."dedi doğruca gözlerimin içine bakarak.
"Biraz daha böyle konuşmaya devam edersen kalkıp gideceğim, haberin olsun!"
Hava niye bu kadar ısınmıştı birdenbire?
"Bu kadar kızarmana gerek yoktu. Ben sadece gerçekleri söylüyorum."dedi yine gülümseyerek.
"Ne kızarması? Kim kızarmış? Ben kızarmadım tamam mı? Sadece hava çok sıcak."dedim biraz sallayarak.
"Eminim öyledir."dedi sırıtarak. "Senden bir şey isteyebilir miyim?"
"Neymiş o?" Korkmalı mıydım?
"Saçlarını açabilir misin?"
"Neden?"
Neden böyle bir şeyi durup dururken istemişti ki?
"Açık saçların sana daha çok yakışabileceğini düşünüyorum."
"Ben... Olmaz, açık saçlarla hiç rahat değilim, kusura bakma."
Cümlemi tamamlamama izin vermeden elini kaldırdı ve tokamı çözdü. Sonra ellerini saçlarıma daldırıp karıştırmaya başladı. En sonunda da düzeltip kahkülümle beraber önüme verdi saçlarımı. O kadar şok olmuştum ki tepki vermek bile aklıma gelmedi. Bu ne cüretti böyle!?
Faruk hafifçe uzaktan bakıp eseriyle gurur duyarmış gibi "Vay canına! Açık saçlar bir kıza bu kadar mı yakışır?"dedi yine hayran bakışlarıyla. Çok etkilenmiş görünüyordu.
Bu saçmalıktan sıkılmaya başlamıştım.
"Tokamı geri verir misin lütfen!"dedim elimi uzatarak.
"Tekrar toplamana asla izin vermem."
"Görürüz bakalım. Ver şunu Faruk!"
Ellerini arkasına sakladığı için uzanıp almaya çalışsam da çok fazla yakınlaşma ve temasın olduğunu görünce kendimi geri çekmiştim.
"Faruk çocuk gibi davranmayı bırak. Tokamı ver artık, lütfen!"desem de nafile! Cevap olarak başını her iki yana salladı. Sonra ayağa kalkıp uzun uzun baktı yüzüme.
"Güzelliğini saklamaya çalışma tatlı kız."
Yine yanaklarım ısınmıştı. O da bunu görünce gülümsedi tabi hemen.
"Sanırım bu bir süre bende kalacak."dedi tokamı sallayarak. Sonra da arkasına bakmadan uzaklaştı buradan.
O gidince gözüm karşı masaya kaydı. Prens gözlerini dikmiş, bana nasıl da bakıyordu öyle? Diğer arkadaşları ise konuşup gülüşüyorlardı kendi aralarında. Umarım biraz önceki saçmalıklara şahit olmamıştır. Benim ona baktığımı fark edince gözlerini kaçırdı. Çok sinirli görünüyordu.
Prensi anlayamıyordum. Davranışları çok tuhaftı. Sadece onu değil, kendimi de anlayamıyordum. Zira benim de davranışlarım gittikçe tuhaflaşıyordu...
-Bölüm Sonu-