8.BÖLÜM: İmkansız Aşk

984 Words
"Nehir sen ne yaptığını zannediyorsun! Ben gelmeseydim kıza mı vuracaktın? Hem de üçe bir saldıracaktınız öyle mi?" "Hayır Hiray. Yanlış anladın beni. Benim amacım sadece onu korkutmaktı. Sadece ders vermek istedim." "Zorbalık yaparak mı?" "Hayır, öyle demek istemedim ben." "Ben de öyle düşünmüştüm."diyen prens elimi tutup peşinden sürükleyince şaşkınlıktan ellerimize bakakaldım. Neden o elimi tutunca kalp atışlarım hızlanmıştı ki? Biz giderken Nehir ve yandaşlarının yüz ifadesini görebiliyordum. Sanki Nehir'in içinde volkan patlayacakmış gibi duruyordu. Oradan uzaklaşıp sakin bir yere geldiğimizde hızla elini çekti. "Sen ne yaptığını sanıyorsun! O kızların ne yapacağı hakkında bir fikrin var mı? Eğer ben gelmeseydim muhtemelen senin alıştığın mahalle kavgalarını yapmazlardı. Aksine seni bu okuldan atmak için en iyi kozlarını kullanırlardı. Zenginliklerini!" "Ama ben-" "Sözüm daha bitmedi. Ayrıca bir konuda çok haklılar. Ne ben ne de onlar, senin mahalle arkadaşlarından biri değiliz. Bu yüzden benden uzak dur." "Anlamadım? Benim yanında olmamdan utanç mı duyuyorsun?"dedim üzgünce. Sinirlenmeye başlamıştım. "Sence de bu kadar alınman saçma değil mi? Tanışalı bile sadece birkaç gün oldu. Ve eğer benden hoşlanıyorsan tavsiyem, hayallere kapılmaman. Çünkü tipim değilsin, olamazsın da!" İşte bunu yapmayacaktın Hiray. Çünkü çok büyük bir hataya düşmüştü. "Sen ne saçmalıyorsun!"diye üstüne bağırdım. Şaşırdı ve bir adım geri çekildi. "Senin aksine ben seni uzun zamandır tanıyorum tamam mı?" Prens bozuntusu dememek için kendimi çok zor tutmuştum. "Ve senden hoşlanmıyorum tamam mı? Tipin iyi, yakışıklısın, zenginsin diye her kız senden hoşlanmak zorunda mı! Öyle bir zorunluluk mu var! Paşama bak, bir de tipim değilsin diyor! Oğlum tipin olmaya çalışan kim, kendine gel! Benim tek bir görevim var, o da seni korumak. Yoksa ben de senin etrafında dolanmaya çok meraklı değilim. Ama madem yakınında olmamdan bu kadar rahatsızlık duyuyorsun, ben de seni uzaktan korurum, hiç sorun değil. Merak etme, artık beni görmek zorunda kalmayacaksın!" Onu ardımda duygu karmaşası içerisinde bırakıp hızlıca uzaklaştım oradan. *** Meyra oradan uzaklaştıktan sonra dedikleri Hiray'ın kafasını kurcalamıştı. Seni uzun zamandır tanıyorum... Benim tek bir görevim var, o da seni korumak. Ben de senin etrafında dolanmaya çok meraklı değilim. Merak etme, artık beni görmek zorunda kalmayacaksın... Bu cümleler beyninde tekrar ve tekrar canlanıyordu. Meyra'yı kırdığını bildiği gibi dedikleri de kafasında bir çok soru işareti oluşturmuştu. Nasıl olur da bir insan birinden hoşlanmaz ama aynı zamanda peşinden de ayrılmazdı? Hem onu neden ve kimlerden korumaya çalışıyordu? Ve en son söylediği cümle... Merak etme, artık beni görmek zorunda kalmayacaksın... Bu cümle neden canını bu kadar sıkmıştı? Ne oluyordu böyle ona? Bu kızın etkisinde kalmamalıydı. Kesinlikle ona yaklaşmamalı, gerekirse konuşmamalıydı da. En azından öyle umuyordu... *** Kafamı dağıtmak için sahile inmiştim. Nasıl olur da böyle düşünürdü prens? Ben ondan hoşlanmıyordum. Tamam, kabul ediyorum. Kesinlikle çok yakışıklı ve çekiciydi ama bu, onu beğenmekten başka bir şey olmuyordu. Demek ondan hoşlandığımı zannettiği için peşinden koştuğumu düşünmüş? Buna gerçekten inanamıyorum! Tamam, kim onun yerinde olsa muhtemelen böyle bir anlam çıkarırdı ama ben prensin sadece muhafızıydım ve görevim de onu koruyup kollamaktı. Zamanı gelince prens de bunu anlayacaktı zaten. Madem ondan uzak durmamı istiyor, öyleyse bunu yapacaktım. Onu uzaktan koruyacaktım. Pearl'ın bilim adamları bana bir tane çip vermişlerdi. Yani Pearl'daki adı tam olarak ne bilmiyorum ama Dünya'da buna açıkça çip deniyor. Onu prensin saçlarına yapıştırırsam telefonuma yükledikleri ileri teknoloji olan bir sürümle prensi her dakika izleyebilir, nerede olduğunu bilebilirdim. Bunu o gün, partide yanında otururken yapmıştım. Fark etmemesi ise benim için bir şükür sebebiydi. Zira o kadar büyük bir zorlukla takmıştım ki Allah yardım etmese bu işi başaramazdım. Tanışalı bile sadece birkaç gün olmuş da! Ondan hoşlanıyormuşum da! Ah! Allah'ım! Nasıl bu kadar düşüncesiz olabilirdi!? O kadar sinirlenmiştim ki elime gelen bir taşı alıp çıktığım koca kayadan aşağı fırlatmıştım. O sırada birinin "Ah kafam!"diye inlediğini duydum. Sanırım o taş yere değil, birinin kafasına inmişti. Başıma bela almadan eve dönsem iyi olacaktı. Park ettiğim motorsiklete bindim. Evet, artık motorsiklet benim olmuştu. Onu amcamın büyük oğlundan ödünç almıştım ama ihtiyacı olmadığını ve benim kullanabileceğimi söylemişti. İlk başta kabul etmemiştim ama çok zorlayınca işime yarayacağını düşünüp teşekkür ederek almıştım. Motorsikleti harekete geçirecekken telefonuma bir mesaj geldi. "Meyra çabuk eve gel. Seninle konuşmam gereken çok önemli bir konu var. Odamızda bekliyor olacağım." Allah Allah? Ne oldu acaba? Bir sorun mu vardı? Endişeden eve nasıl gittiğimi bile hatırlamıyordum. En son kendimi odada bulmuştum. Ablamı yatağının üstünde bağdaş kurmuş, oturarak beklediğini gördüm. Anladığım kadarıyla endişelenecek herhangi bir şey yoktu. Hatta gözlerini kısmış, dik dik bana bakıyordu. Bu bakışı biliyordum. Mutlaka ortada dönen bir şey vardı. Seda kalkıp etrafımda bir tur attıktan sonra önümde durdu. Ardından da elimden tutup beni aniden yatağa oturtmuştu. "Çabuk her şeyi anlatıyorsun. Kim o çocuk? Senin sınıfından mı? Ablam dünya güzeli bir yüzü olduğunu söyledi. Gerçekten dediği kadar yakışıklı mı bu çocuk? Ondan hoşlanıyor musun? Ya o? O senden hoşlanıyor mu?" En sonunda dayanamayıp sözünü kestim. "Seda yeter gözünü seveyim. Bir durmak bilmedin he. Hem sen ne saçmalıyorsun Allah aşkına? Sorularının hepsine hayır. Yok öyle bir şey tamam mı? Sema ablamın her şeyi ne kadar abartarak anlattığını biliyorsun." Nihayet susmuştu. Yüzü asılmıştı ama en azından üstelememişti. Tamam, erkeklerle çok fazla arkadaş kurduğum olmadı bugüne kadar ama bu muamele de fazla değil miydi? Her erkeğe potansiyel erkek arkadaşı gözüyle bakan iki ablama ne demeli? Allah'ım, Sen iki ablama karşı bana dayanma gücü ver. "Yani şimdi aranızda hiç mi bir şey yok?" "Tabi ki yok. Sadece okuldan basit bir arkadaşım o kadar." İyi ki yoktu. Hem ikimiz de bunu istemiyorduk. Ayrıca ondan nasıl böyle bir şey bekleyebilirdim ki? O bir prensti. Bense sadece basit bir muhafız. Caha üstüne basa basa anlatmıştı Pearl kurallarını. Kraliyet üyeleriyle ancak ve ancak yine kraliyet üyelerine mensup kişiler evlenebilirdi. Bir prens ile muhafızın ilişki yaşaması söz konusu bile olamazdı. Bu yasaktı, idama kadar cezası vardı. O yüzden prens ile benim aramda hiçbir şey olamazdı. Bu imkansızdı. Bunu bildiğim için de onu ne kadar beğensem de duygularıma hakim olmaya, sahip çıkmaya çalışıyor ve her daim kendime şunu hatırlatıyordum. "O bir prens. Sense onun muhafızı. Tek ilişkiniz bu, başka bir şey değil. Bunu bil ve ona göre davran Meyra..." -Bölüm Sonu-
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD